Şu An Buradasınız: Anasayfa Gündem Analiz Diğer Dosyalar Temel Hak ve Hürriyetler Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Arada Yaşama Kültürü: Güney Doğu Örneği
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

Risale Akademi

Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Arada Yaşama Kültürü: Güney Doğu Örneği

e-Posta Yazdır PDF

01 Mart 2009 tarihinde Saat:13.00’te ADAG Vakfı Şanlıurfa Şubesi tarafından düzenlenen  'Terörün Dinamikleri ve Çözüm Önerileri' panelinde yapılan konuşma metnidir.

İnsanoğlu varolduğundan bu yana barış ve savaş arasında gidip gelmiştir. Bazı medeniyetler, savaşı, iktidar elde etmeyi ve çatışmayı öncelerken, bazıları barışı kardeşliği ve yardımlaşmayı ön planda tutmuşlardır. Bizim yaşadığımız coğrafyada egemen olan medeniyetler insanlığın huzur içinde yaşabileceği kardeşlik ve yardımlaşmayı esas alan medeniyetlerdir.

Tarih, bu temel gerçeğin örnekleriyle doludur. Haçlı Orduları, Kudüs’ü aldıkları zaman inanç sahiplerine zulmettikleri halde, Selahaddin Eyyübi Kudüs’ü aldığı zaman bütün etnik ve dini unsurlara serbestçe yaşama imkanı verdi. Avrupalılar, İspanya’da Yahudiler’in yaşamasına tahammül edemezken, Osmanlılar zorda kalmış pek çok topluma kucak açtıkları gibi Yahudiler’e de kucak açtılar.

Osmanlılar döneminde, millet sistemi dinler esas alınarak yapılmıştı. Ülkede Müslümanlar ve gayrimüslimler vardı. Gayrimüslimlerin de kültürlerini geliştirmelerine, dinlerini yaşamalarına itina gösterilirdi. Hatta, çeşitli dini müesseselerin ve din görevlilerinin giderleri devlet tarafından karşılanırdı. Müslümanlar ise, dinlerine göre tanımlanırdı. Hangi etnik mensubiyeti olduğu sadece memleketlerini belirtmek için kullanılırdı. Bu genel özelliklerden dolayı, Osmanlılar döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde 19. yüzyılın ortalarına kadar hiçbir sorun çıkmamıştı. Ancak, 19. yüzyılın ortalarından itibaren, “frenk illeti” denilen ırkçılık bütün dünyada etkili olmaya başlayınca Osmanlı devletinde yaşayanlar da bu akımdan etkilendi.


I. Huzur İçinde Yaşanılan Dönemler:


A. Güneydoğu’nun Osmanlı Egemenliğine Girmesi


Bilindiği gibi Osmanlı öncesi Güneydoğu, halkın aşiretler halinde yaşadığı ve zaman zaman merkezi krallıkların egemenliğine girmiş bir bölgeydi. 16. yüzyılın başlarında bölge iki önemli hükümdarın nüfuz alanı haline gelmişti. Bunlardan birisi Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, diğeri ise Safevi hükümdarı Şah İsmail’di.
Bölgede yaşayan aşiretler, Çaldıran savaşı dönüşü Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim’i destekliyorlardı. Sultan Selim’in “ittihad-ı İslam” politikaları (1) bölge halkı tarafından da takdir ediliyordu. Halk bu hislerini bildirmesi için içlerinden birisi olan İdris-i Bitlisi’yi görevlendirdi. İdris-i Bitlisi’nin teklifi, Yavuz Sultan Selim’in istediği bir şeydi. (2)


Kürt aşiret reislerinin kendi istekleriyle böyle bir teklifte bulunmaları Yavuz Sultan Selim’i çok sevindirdi ve aşiretlerin kuvvet isteklerini yerine getirerek Diyarbakır’ın korunması için Osmanlı askerî birliklerini gönderdi. (3)


Bu birlik iki tarafı da memnun etmişti. Yavuz Selim, bu memnuniyetini yerel beylere hediyeler ve beratlar göndererek gösterdiği gibi, İdris-i Bitlisi de memnuniyetini şöyle anlatmıştı: “Bilâd-ı Ekrâdın Osmanlı devletine iltihakı, İstanbul'un fethi zaferini tamamlayacak derecede ehemmiyetlidir. Zira bu bölgenin ilhakıyla, bir taraftan Irak, yani Bağdat ve Basra'nın yolları, diğer taraftan Azerbaycan yolları ve bir diğer taraftan da Haleb ve Şam yolları açılmış olacaktır. Allah’ın yardımı pek yakındır.”
Böylece, Kürt aşiretleri Osmanlı egemenliğine kendi istekleriyle ve barış içinde İslam kardeşliğini esas alarak girdiler. Bundan sonra da uzun asırlar Osmanlı egemenliğinde yaşadılar.


B. Güneydoğu’nun Huzur İçindeki Yılları


Doğu ve Güneydoğu Osmanlı egemenliğine girdikten sonra, yaklaşık 350 yıl huzur içinde yaşadı. Osmanlı Devleti bu bölgede yerel beylerin varlığını da dikkate alarak bir yönetim tarzı geliştirdi.
En başta Diyarbakır merkez olmak üzere Musul, Bitlis, Mardin ve Harput’tan oluşan bir eyalet kuruldu. Kanunî döneminde bu eyalete Van da eklendi. (4) Sancaklar, idari olarak üç farklı özellikteydi. Bunlardan birisi, diğer bölgelerdeki gibi sancaklardı. İkincisi, yurtluk ve ocaklık tarzında bazı beylere veriliyordu. Üçüncü tip sancaklar ise tamamen yerli beylere verilen sancaklardı. (5) Kısacası yönetimde yerel özellikler dikkate alınarak uygulama yapılmıştı. Bu uygulama, 1840’lara yani Tanzimat dönemine kadar varlığını sürdürdü.


Bu dönemde Doğu ve Güneydoğu İstanbul’la bir bütünlük içinde yaşadı. Osmanlı hükümetleri de bölgeyi Müslümanların yaşadığı bir mahal olarak görerek herhangi bir Anadolu kenti gibi algıladılar. Bu huzur ortamı 19. yüzyılın ortalarına kadar devam etti. Bu dönemde Karaman gibi hem Türk, hem de Müslüman olan pek çok yerde isyanlar çıktığı halde Doğu huzur içinde yaşadı.


II. Modern Dönemlerde Yaşanan Sıkıntılar


A. Aç Karına Hazım İlacı: Hamidiye Alayları


19. yüzyılın ortalarına gelindiği zaman, Osmanlı ülkesinin her köşesinde görülen tedirginlikler, Kürt aşiretlerinin yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’da da görülmeye başladı. Doğu Anadolu’da İdris-i Bitlisi’den bu yana devam eden sükunet, bozulmaya başladı. Karışıklık 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra, daha da arttı. Bu savaşın ortaya çıkardığı otorite boşluğu, her yerde olduğu gibi bölgede de sorunların büyümesine neden oldu.


Bu dönemde hükümdar olan II. Abdülhamid, bölgedeki karışıklıkları önlemek ve Kürt aşiretlerini kendine daha çok bağlamak amacıyla Hamidiye Alayları’nı teşkil etti. Bu alayları kurarak; merkezi otoriteyi tesis etmeyi, aşiretlerden askeri güç olarak yararlanmayı, Ermeniler’e karşı Müslüman halkın gücünü artırmayı, Rus ve İngiliz çalışmalarından Doğu Anadolu’yu korumayı ve Panislamizm politikasını yürütmeyi hedefliyordu. (6)


Bu orduyu oluşturmak için bölgede erkeklerin nüfus sayımı yapıldı. 17-40 yaşları arasında bulunan bütün erkekler orduya alındı. Ayrıca her alay için bölgeden bir çocuk seçilerek Süvari Mektebi’nde okumak için İstanbul’a gönderildi. Bu çocuklar İstanbul’da yetiştikten sonra alaylarına dönerek hizmet ettiler. (7)


Padişah, Hamidiye Alayları’nı kurarak bölgeyi merkeze bağlamayı başardı. Ancak, bunun yanında pek çok sorunların ortaya çıkmasına da neden oldu. Çünkü, izin alan aşiretler bölgede fiilen ve hukuken üstün bir duruma geldiler. Hükümetin bunlara silah vermesi ve ayrı bir hukuki statüye tabi tutması, alaylara sahip aşiretlerin, diğer sosyal ve politik güçler karşısında daha bağımsız hareket etmelerine sebep oldu. Bu durum, zamanla aşiretler arasında kıskançlıklar ve kavgalara neden oldu. Hamidiye Alayı kuran aşiretlerin erkeklerinin askere alınmamasına karşın, diğer aşiret erkeklerinin askere alınması ikilik çıkardı. Doğudaki durum eskisinden de daha kötü olarak aşiret mensupları kullanılarak bölge aleyhine olan bir takım icraatların da zemini hazırlanmış oldu. (9)


II. Abdülhamid dönemindeki Hamidiye Alayları uygulaması zamanımızda da kendisini Korculuk Müessesesi olarak gösterdi. Dün Hamidiye Alayları’nın ürettiği sorunları bugün de Koruculuk Müessesi üretti. Bugün, Koruculuk Müessesesi, ayrımcılığı körükleyen, elinde silah olan insanların diğerlerine kötü davranmasına zemin hazırlayan, bazı aşiretleri güçlü ve iktidar sahibi yapan bir fonksiyon icra etti. Bugün Koruculuk Müessesesini yeniden düşünmek gerekmektedir. Hamidiye Alaylarının bölgede yaptığı tahribat tekrar edilmek istenmiyorsa, tedricen bu uygulamadan vazgeçilmelidir


B. Aşiretler Asabiyeti Yerine Demokrasi


Bilindiği gibi, İdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıktığı zaman bölge aşiretlerini şöyle tanımlamıştı: “Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah böyle cârî olmuştur.”


Hiç kuşkusuz o günden bugüne bölgenin aşiret yapısı devam etti. Daha önce belirttiğim gibi II. Abdülhamid döneminde bu aşiret yapısından yararlanan bir sistem kurulmuştu.
Halbuki o yıllarda Meşrutiyet ilan edilmişti. İnsan hakları, hürriyet, demokrasi gibi kavramlar gündemdeydi. Fakat, bu değerlerin hiçbiri bölgeye getirilmedi. Aşiret asabiyetini terbiye edecek yollara hiç eğilinmedi. O yıllarda bu konuda padişaha tekliflerde bulunarak kabul edilmemesi üzerine yollara düşerek bölgedeki illeri, kasabaları köyleri birer birer dolaşarak hürriyet ve demokrasiyi anlatan sadece bir kişi vardı.


Bunun niçin söylüyorum. Sahip çıkmamız gereken değerlerin kıymetini bilmemiz gerektiği için söylüyorum. O kişi Bediüzzaman Said Nursi idi. Bu temel gerçeği fark eden Cemil Meriç onun hakkında şöyle diyordu: “İktidar, Nurslu Münzevi’nin ihtarları üzerinde düşünmek zahmetine katlansaydı, ülkenin akibeti bu kadar hazin olmazdı, belki”.


C. Cumhuriyet Dönemi: “Türk Boyu Kürtler”


Cumhuriyet döneminde homojen bir ulus devlet inşa etme sürecinde, Türkiye etnik kimlikle tanımlanır hale geldi. Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğuna dair tezler Türk olmayanlar arasında rahatsızlık meydana getirdi. Resmi görüşe göre, Türkiye’de yaşayan Kürtler, bir Türk boyu olarak tanımlandı. Bu yaklaşım, yöre halkı tarafından samimiyetsiz bulunarak kabullenilmedi. Öte yandan anadiliyle konuşan insanlar, suçlu gibi algılanmaya başlandı. İnsanların doğuştan getirdikleri özelliklerine saygı duyulması gerektiği gerçeği göz ardı edilerek insanlar üzerinde baskı yapılmaya devam edildi.


Bugün TRT Şeş ile başlayan süreç, temel insan hak ve hürriyetleri çerçevesinde devam etmelidir. Ama bu sadece Türkiye’nin bir bölgesi için değil, her yer için geçerli olmalıdır, insanlara hak ve hürriyetlerini yaşatmaktan korkulmamalıdır. TRT Şeş uygulamasının da gösterdiği gibi, şiddetin panzehirinin hürriyetler olduğu bilinmelidir.


Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki bu tür uygulamalar, II. Abdülhamid dönemindeki gibi baskı usulleriyle gerçekleştirilmeye çalışıldı. Yer yer çıkan isyanlar da aynı yöntemlerle bastırıldı. Toplumu rahatsız eden bu gibi durumlar, iyi niyetten uzak terör örgütleri tarafından kullanılarak dağa çıkmak için adam toplamalarına yardımcı oldu.


Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki etnik ayrımcılık hatası, sonraki yıllarda terör önleme yöntemlerindeki hatalarla desteklendi. İnsanî terör önleme yöntemleri terk edilerek, hukukdışı uygulamalara gidildi. Bugün Ergenekon yargılamaları ile daha iyi anladığımız gibi, bazı resmi görevliler, görev sınırlarını aşarak masum halkı rahatsız edici tavırlar içerisine girdiler. Bazen bir terörist için bir köy, bir cani için bir gemi yakıldı. Halbuki adalet, kim suç işledi ise onun cezalandırılmasını gerektirirdi.


Devlet toplum ilişkisinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için devlet, şefkat elini uzatmaktan geri durmamalıdır. Devlet, içinde öbeklenmiş olan Jitem ve Ergenekon benzeri örgütlerin masum halkı rahatsız etmesine izin verilmemelidir. Bunu yaparken de devlet vatandaşa samimiyetini hissettirmelidir.


Sonuç


Bugün öncelikle şu anlaşılmalıdır: Türk ve Kürt insanı asırlardan bu yana bir ve beraber yaşadığı gibi hâlâ bu yöndeki azim ve iradesini korumaktadır. Bu birlik ve kardeşlik bilincinin korunabilmesi için fert fert herkese görev düşmektedir. Bu arada idari kadrolarda bulunanlara daha fazla görev düşmektedir.


Bu kardeşliğimizi korumak ve pekiştirmek için İdris-i Bitlisi’nin yaktığı kardeşlik ateşini, herkes bir kez daha algılamalıdır. Bölgedeki kanaat önderlerinin tavsiyelerinden ve sembolik varlıklarından yararlanmak gerekmektedir. Osmanlının uzun asırlarında yaşanan huzur ve sükunu yeniden tesis etmek için, temel dinamik olan din kardeşliği unsuru ihmal edilmemelidir.


Bölgedeki en büyük tehlike hiç kuşkusuz milliyetçiliktir. Dağa çıkmaya zorlanan masum gençleri tahrik etmenin en önemli yolu olan milliyetçiliğin panzehirinin hürriyet, demokrasi ve din kardeşliği olduğu unutulmamalıdır. Milliyetçilikten doğan bir probleme karşı yine milliyetçilikle mukabele edilmez.


Koruculuk, II. Abdülhamid’in Hamidiye Alayları gibi bölge insanını birbirine düşüren, karışıklığı artıran bir fonksiyon görmüştür, hemen kaldırılmalıdır. Bu yapılırken de bölgenin hassasiyetleri dikkate alınmalıdır.


Terörle mücadele yöntemlerinde insan hakları ayağı şiddetle korunmalı, sivil halka şefkat ve kardeşlik içinde yaklaşılmalıdır. Bu tavırlarda idarecilerin samimi olduğu mutlaka hissettirilmelidir. Samimiyetten uzak ne yapılırsa yapılsın etkili olması mümkün değildir.


Bütün bunların yanında tarihin bize verdiği birlikte yaşama azim ve heyecanı da ihmal edilmemelidir. Çanakkale’de, Kafkasya’da, Basra’da ve Yunan savaşında hürriyet için, inançlarımız için omuz omuza savaştığımızı unutmayalım. Tarihten aldığımız bu heyecan ve birlik ruhu ile demokratik değerlerin bir araya gelmesi, Türkiye’de yaşayan insanların huzur içinde yaşamaları için yeterli bir zemin oluşturacaktır.


Dipnotlar:
1-Yavuz Sultan Selim bir şiirinde ittihad-ı İslam fikrini şöyle anlatıyordu:
"İhtilâf u tefrika endişesi,
Kûşe-i kabrimde dahi bîkarar eyler beni;
İttihadken savlet-i a'dâyı defa çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni..."
2-Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C. 11, s.273; Bayram Kodaman, Sultan II. Abdülhamid Devri Doğu  
Anadolu Politikası, Ankara, 1987, s.10.
3-Bu mektup üzerine Konya Beylerbeyi Hüsrev Paşa Diyarbakır’a gelerek yerel beylerin de yardımıyla Safevi kuvvetlerini bozguna uğrattı. Diyarbakır’ın Safevi muhasarasından kurtulmasından sonra, İdris-i Bitlisi bölgenin Osmanlı egemenliğine girmesi için çalışmalara başladı. Yerel beyler Osmanlı’nın bölgedeki beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya itaat etmeye başladılar. Başlangıçta kabileler arasında çıkan bazı anlaşmazlıklar sonradan İdris-i Bitlisi’nin etkisiyle yok edildi.
4-Bu çalışmalardan sonra bölgede pek çok bey Osmanlı egemenliğini kabul etti. Bunlar arasında Bitlis Hakimi Emir Şerefüddin, Hizan Meliki Emir Davud, Hisn-i Keyfa Emiri Melik Halik, İmadiye Hakimi Sultan Hüseyin, Cezire Hakimi Şah Ali Bey, Cemişkezek Hakimi Melik Halil, Pertek Hakimi Kasım Bey ile birlikte 25'den fazla aşiret reisi vardı. Ayrıca Suran, Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Carzar Palu, Sürt, Meyyafarakin, Sasrin, Sincar, Çermik, Malal ya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya Osmanlı devletine iltihâk ettiler. Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, No:2362, Vrk. 112/a-113/a’den naklen: Ahmet Akgündüz, “Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında Doğu ve Güneydoğu Hadiselerinin Gerçek Reçetesi”, Köprü Dergisi, Bahar 94, S: 46, s.5; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 11/274.
5-Kodaman, a.g.e., s.12.
6-Diyarbekir eyaletinde Hazzo, Cizre, Eğil, Tercil, Palu ve Genç sancakları; Van Eyaletinde ise, Bitlis, Hizan, Hakkari ve Mahmudi sancakları bu mahiyette Osmanlı Sancaklarıdırlar
7-Kodoman, a.g.e., s.30.
8-Kodoman, a.g.e., s.40.
9-Kodoman, a.g.e., s.43-44.

 

Son Güncelleme ( Salı, 24 Mart 2009 20:30 )  

Yorumlar  

 
# suphi DENİZ 2009-03-13 09:43 Adem ÖLMEZ bey'e güzel tebliğinden dolayı tebik ve teşekkür ediyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Duyurular

Tebrik





 





-
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Geçen Leyle-i Kadrinizi ve gelen bayramınızı bütün mevcudiyetimle tebrik ve sizleri Cenâb-ı Erhamürrâhimînin birliğine ve rahmetine emanet ediyorum.

2015 Dünya Bediüzzaman Yılı

Sadık Yalsızuçanlar’dan bir Bediüzzaman Romanı : DEM

kitap

Yazarın Ağustos başında Timaş Yayınları’ndan çıkacak olan yeni romanı, Bediüzzaman hazretlerini konu alıyor. Dem adını taşıyan romanda Yalsızuçanlar, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını, o dönem Malatya ve Hatay-Dörtyol’unu, Risale-i Nur eserlerini tanıyışını, ilk okumalarında yaşadıklarını, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini, hayatını ve tefekkür-irfan dünyasını çarpıcı bir üslupla yansıtıyor.

Risale-i Nur Projeleri Buluşuyor

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin...


Teşrik-i mesai (birlikte çalışmak, işbirliği etmek bir işi beraber yapmak)
ve taksim-i a'mal (iş bölümü, işlerin paylaşılması) ile 3 iğneden 300 iğneye ulaşma sırrı...

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin,

işte bu projelerinizi buluşturacak platform:

21 HAZİRAN EN UZUN GÜNDE, EN UZUN BERABERLİK

Risale-i Nur Durum Tespit Projesi

Risale-i Nur'un sistematik bütünlüğü hakkında durum tespiti yapma projesi, Risale-i Nur Durum Tespit Projesi... Detaylar için tıklayın!

ANA MENÜ

Çok Okunanlar

Son Eklenenler

Son Yorumlar

  • Bediüzzaman referandumu haber ...
    devletin gizli sahipleri hayır kapmanyası yürüteceklerine ali yeşilkayayı televizyon televizyon çıka...
    08.09.10 06:47
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    gazetenin üst kademesindeki abilire kral çıplak demenin zamanı geldi bilal abi ama sen yine de başka...
    08.09.10 06:37
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    meseleyi bilal öznur çok güzel özetlemiş ali yeşilkaya kimse bir yazı yazar herhalde bu arada sadat ...
    08.09.10 06:20
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur cemaati referanduma neden ...
    Malatyalılar dikkat edin cematte sıkıntılar var. meseleye siyaseten bakarsanız mehmet rauf gibi yanı...
    08.09.10 06:01
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    sonraki yorumlarını da okudum ali yeşilkaya tahminim birileri belki hanımınız, belki çocuğunuz sen n...
    08.09.10 05:56
    Yazan: hasmetp

free hit counter