Bediüzzaman, Risale-i Nurlar için; “Benim değil, Kur'an'ın malıdır; Kur'an'ın feyzinden gelmiştir”1 demektedir. Dolayısı ile; “Bana gayet sıkı ve sıkıcı ve sıkıntılı bir halette bu Onuncu Mesele yazdırıldı.”, “Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı.”, “Meyve Risalesi onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup onları susturacak diye bize yazdırıldı.”, “İhtiyaca ve hal-i âleme göre yazdırıldı.”, “İhtiyarım haricinde olarak uzun yazdırıldı.”, “Daha var; fakat şimdi bu kadar yazdırıldı.” gibi cümlelerinden de anlaşılacağı üzere, Risale-i Nurların vehbî bir ilim neticesinde yazdırıldığı anlaşılmaktadır.
Bazı risalelerin yazıldıktan veya belki aradan birkaç yıl geçtikten sonra, farklı kimseler tarafından yazılıp istinsah edilmesine rağmen, nüshalar arasındaki ihtiyarsız olarak tevafukların meydana gelmesi, yani her satırın elifle başlaması, Allah’ın ve Peygamberimizin isimlerinin bütün sayfalarda alt alta denk gelmesi gibi durumlarda, asıl nüshanın ya da nüshaların, zamanın şartlarına göre yapılacak yeni tanzimler esnasında orijinalliklerinin korunması gerekir.
|
Her şeyden önce fıtrat bunu gerektirmektedir. Yüce Allah kâinatta en büyük şeyden en büyük şeye kadar hiçbir şeyi ihmal etmeden ilim, hikmet ve kudretiyle ihtiyaca binaen sürekli ve yeniden yeniye tanzim etmektedir.
İkinci olarak da Üstad Bediüzzaman talebelerine bu vazifeyi vermiştir: “… bundan sonra Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. Bir emaresi de şudur ki: Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri kaydetmek için teşebbüs ettimse de çalıştırılamadım.… Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.” 1
Tanzim; Arapça nazm kelimesinden türeme bir kelimedir. Dilimizde muntazam şekli daha çok kullanılmaktadır. Düzeltme, düzenleme, nizam/düzen verme, yoluna koyma anlamındadır. Nazm kelimesi de edebiyatta şiir demektir.1 Tanzim fiili Allah’ın Hakîm isminin bir cilvesidir. 2
Allah’ın ilim ve hikmeti, tanzim fiilini gerektiriyor. Kâinatta tanzimsiz hiçbir iş yoktur. Eşyanın başlangıçları, kökleri ve asılları, mükemmel bir intizam ile eşyanın vücutlarını gayet sanatkârâne olarak netice vermesi, ilm-i İlâhînin düsturlarının bir defteriyle tanzim edildiğini göstermektedir. Meselâ bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri içermektedir.
Risale-i Nur’un şerh ve izahları kapsamında; her şeyden önce, bizim Risale-i Nuru nasıl algıladığımız önem kazanmaktadır.
“Kuran-ı Hakimin bir mucize-i maneviyesi olarak” gördüğümüz Risale-i Nur, madem ki kaynağını ondan almaktadır; o halde Kur’an’ın özelliklerini de bitamamiha yansıtmaktadır. Öyleyse İşarat’ul-İ’caz kitabının başında yer alan tefsir realitesindeki ölçülerin Risale-i Nur için de aynen geçerli olduğu kanaatindeyim. O da şudur:
Risale-i Nur Kuran-ı Hakim’in bir mucize-i maneviyesi olarak, âhir zamanın “en âhir” yıllarının arkasında muhtelif nev-i beşer tabakalarına hitap edip ders veriyor. Hem bu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin kelamının bir manevi tefsiri olarak, Rubûbiyetin en yüksek mertebesinden çıkıp, bu binler muhtelif tabaka muhataplarla konuşuyor, umumunun bütün suallerine ve ihtiyaçlarına “sual sormadan” cevap veriyor.
Cemil Meriç'e âid, “Kàmûs Nâmûstur.” vecîzesi, tam dört dörtlük. İzmir-Halkapınar’daki “9 Eylûl Şehidler Âbidesi”nin üzerindeki, “Vatan ve Nâmûs” sözü de öyle.. “Kàmus” tâbirinin şumûlüne; lugat, imlâ, dil ile ilgili her şey girebilir. “Nâmus” ise; çok ma’nâlarından ilk akla gelenler: Irz, iffet, hayâ, edep, .. Kànun, nizâm, .. Ya’nî, Dil de Vatan gibi mukaddeslerimizden. Ve ona sâhip çıkmak, onun usûl ve kàidesine uymak bir nâmus borcumuz..
1966’lardı gàlibâ.. Merhûm A. Nihâd Asya’nın bir sohbeti.. Hâtırâlar yâdedildi.. Şiirler okundu.. Bu arada bir üzüntüsünü de paylaşmak ihtiyâcı hissetmiş olacak ki, zikretmeden geçemedi.
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 6 > 9 |