Şu An Buradasınız: Anasayfa PROJELER
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

Risale Akademi

Araştırma projeleri

Said Nursi'nin tiyatrosunu yaptık, çünkü...

e-Posta Yazdır PDF

25 Nisan 2010 / 17:30
Bediüzzaman'ın hayatıyla ilgili ilk profesyonel tiyatro çalışmasını gerçekleştiren, Alternatif Sanat yetkilisi Ömer Terzi ile yapılan röportaj...




Recep Bozdağ'ın röportajı

Alternatif Sanat” fikri nasıl doğdu ve gelişti?

Demokrasi, hak ve özgürleşme, kavramlarının tabiri caizse ekmek peynir gibi satıldığı, havalarda uçuştuğu, herkesin her şeyi sınırsızca ve edepsizce ifade etmekte hiçbir sakınca görmediği bir garip zamandayız. San'at için soyunana saygı gösterilen, alkış tutulan ancak “inandığı gibi yaşamaya çalışanın” neredeyse uzaya fırlatılmasının arzu edildiği, yiğidin hakkının verilmediği bir dönemin içerisindeyiz. Bu anlayışa, bu mevcut düzene, sözde san'at anlayışına alternatif bir anlayış getirme noktasında birçok insanla hemfikir olduk. Biz ülkedeki anlayışa -adı üstünde- alternatif bir anlayış olarak ortaya çıktık. San'at anlayışımız, Ebers’in dediği gibi, “San'at insanları Allah’a götüren bir yoldur.” Veya Necip Fazıl’ın “San'at Allah’ı aramakmış / Hakikat bu, gerisi çelik çomakmış” dizelerinde ifade edildiği gibi, bir alternatif san'at anlayışına yöneldik. Kısacası, şimdiki san'at anlayışına karşı çıkmak alternatif san'atla ortaya çıkmaya yöneltti bizi.

Bu güne kadar değişik projeleri hayata geçirdiniz. Barla’da Diriliş oyununa kadar ne gibi aşamalardan geçtiniz?

Oldukça uzun bir yolculuk bu. İlk olarak alternatif san'at kavramını, alternatif san'at markasının altını doldurabilmek adına çeşitli projelere imza attık. Projelerden en önemlisi ve en büyüğü Barla’da Diriliş oldu. Çanakkale Zaferini anlatan oyunlar gibi, millî manevî değerleri ortaya koyan tiyatro çalışmalarına imza attık. Necip Fazıl’dan Ömer Seyfettin’den birçok oyunu hayata geçirdik. Bunun yanında kendi kadromuzun yazıp oynadığı oyunlar da oldu. Mehmet Âkif’le ilgili olan oyunlar v.b. millî manevî değerleri ve şahsiyetleri nazara veren çalışmalarda ortaya koyduk. Barlada Diriliş eserini; Medine Müdafaası, Çöl Kaplanı, Hürrem Sultan, Sarıkamış Destanı gibi projeler arasından seçtik. Özetle Barla’da Diriliş bizim için en önemli olanıdır.

omer_terzi_haberici.jpg

Neden?

Çünkü Said Nursî Türkiye’yi en çok etkileyen ve günümüzde yaşanan sorunları görebilmiş, çözüm üretebilmiş ender kişilerdendir. Yüzyılımıza damgasını vurmuş ve yeterince anlaşılamamış olan, bir aksiyon ve fikir adamı olan böyle bir zatın hayatından bir kesiti seyirciye aktarmak önemlidir. Bu oyunu, Bediüzzaman’ın vefatının ellinci yılında sahneliyor olmamız da bizim için ayrı bir anlam ifade etmektedir. Türkiye’de milyonlara dünyada milyarlara ışık olmuş, nur olmuş bir şahsiyetin, bir düşünürün, bir ilim adamının sahnelerde olması ve gerçekleri haykırması gerekliydi. Bir dönemin gerçeklerini anlatmak ve sahip olduğumuz değerleri bir kez daha görebilmek adına bir fırsattır bu oyun. Nasıl ki “Mevlânâ ve Yunus” evrensel bir değerimizdir; Üstad’da öyledir. Ve bilinmesi gereklidir.

Oyunun ‘tek’ olması için ne gibi bir altyapı oluşturdunuz? Bu anlamda neler yaptınız?

Said Nursî oyunu fikri aslında üniversite yıllarına uzanan bir geçmişe sahip. Son 5 yıl içindeki altyapı çalışmalarımızla oyunu hazırladık. Uzun soluklu bir çalışma oldu. Öncelikle oyun için bir eser aradık. Barla’da Diriliş adlı kitabı bulduk. Teknik bir düzenlemeyle senaryo haline getirdik. Sonra dramaturgisini yaptık. Birçok ekip ve oyuncuyla görüştük. Seçeceğimiz kişilerin bizim oyunumuzun kriterlerine uyup uymadığına baktık. Oyuncuları bulduk. Daha sonra dekor, kostüm ve teknik altyapı çalışmalarına başladık. Bizi anlayan, oyunun mantığına ve ruhuna hakim olan kişi ve ekiplerle çalıştık. En sonunda senaryo ve teknik olarak oyunu hazır hale getirdik. Bu çalışmalar sırasında projeye birçok insan girip çıktı, çünkü anlaşamadık. Veya oyunun ruhunu yansıtamadığını düşündük. Şu anda birbirimize entegre olmuş bir şekilde oyunumuz devam ediyor ve edecek inşallah.

Bediüzzaman’ı anlatan eserler anlamında başka çalışmalar incelediniz mi?

Bediüzzaman’ın hayatını anlatan birçok eseri inceledik tabiî ki. Ancak tiyatro sahnesine aktarım açısından en uygun ve anlamlı olanı, Barla’da Diriliş olduğu için onu seçtik.

Oyunla ilgili geliştirilecek noktalar var mı?

Oyunumuz içerik ve oyuncular anlamında tamamen oturdu. Ancak belki daha geniş kitlelere ulaştırma çalışmalarımız olacak. Arkadaşlarımız Türkiye turnesindeler. Daha sonra Avrupa’dan başlayarak dünya turnesi olarak düşünüyoruz. Kısacası Risâlelerin ulaştığı her yere oyunumuzu götürmeyi planlıyoruz. Bunu İnşallah gerçekleştireceğiz. Önce İstanbul’daydık. Talepler Anadolu’ya çıkardı bizi. 1-2 sene içinde de Dünya turnesi şekline dönüşecek İnşallah. Tiyatrodan sonra Üstadla ilgili teatral anlamda fikirlerimiz de var. Sinema filmi yapmak gibi...

Bediüzzaman sadece bize has değil. Bediüzzaman bir Mevlânâ, bir Yunus gibi herkese mal olmuş evrensel bir değerdir. Onunla ilgili kaliteli işler yapacak olanların her zaman için yanında oluruz. Oyunu da hazırlarken birileriyle beraber gözükmekten kaçındık. Çünkü Bediüzzaman’ı evrensel bir şahsiyet olarak algılıyoruz. Onunla ilgi iyi işler yapacaklara her zaman destek veririz.

Hangi illerde oynandı?

İstanbul, İzmit, Erzincan, Erzurum, İzmir, Ankara, G. Antep, Rize’de, K. Maraş’ta oynadık. Ağustos ayı içinde Bitlis’te oynamayı planlıyoruz.

İyi ya da kötü tepkiler var mı? “Şurası iyi olmamış, şöyle olsaydı daha iyi olurdu” denildi mi?

Toplum olarak sanatın nasıl anlaşılması gerektiğini ve san'atın kriterlerini iyi bilmiyoruz. Bu nedenle gelen eleştirileri uygun açılardan ele almaya çalışarak inceledik. Teknik ve sahne anlamında eleştiren pek olmadı. İşi bilen kişilerden ufak tefek olumsuz tepkiler aldık. Bunlar da her zaman olacaktır, tabiîdir. San'at anlayışımızla eserimizi ortaya koyduk ve birçok kişi beğendi. Gelen eleştirilerin çoğunun iyi yönde olması bunun ispatı zaten. Çünkü bir döneme ve bir tarihe ışık tutuyoruz. Teknik anlamda zaten eksiğimiz yok. Zira Türkiye’de pek olmayan bir teknik altyapıyla çalıştık. Ancak senaryo ile ilgili eleştiriler aldık tabiîki.

Bazı eleştiriler de şu var ki, Üstadı sahnede yansıtmamız bazılarının hoşuna gitmedi. Bazı kişiler “Üstad bu olmamalıydı, bu değildi” deyip, Onun biraz daha içine ve kabuğuna çekilmiş şekilde anlatılması gerektiğini ifade ettiler. Bizim asıl anlatmak istediğimiz Bediüzzaman’ın mücadeleci kimliğini ortaya koymaktı. Çünkü Bediüzzaman yerinde duran, statik biri değildi. Sürekli hareket ve telif içindeydi. Hayatı sürgünlerle geçmiş, oradan oraya gönderilmiş biriydi ve bu aksiyon yönünü ortaya koymamız gerekiyordu. Biz bir dönemi yansıtmaya çalıştık.

Teknik anlamda en fazla hangi detayla uğraştınız?

Kostüm konusunda oldukça sıkı çalıştık. Neticede bir dönemi anlatıyorduk. Çeşitli araştırmalar, bizzat yerine gidip o dönemin şahitlerinin dilinden giyim kuşamı sormak da dahil ciddî bir şekilde uğraştık. “Hayat alanı” olarak da bizzat kendim Barla ve Isparta’ya gidip yerinde gördüm ve inceledim. Üstadın Barla’da kaldığı mekânları tek tek inceledik. Oradaki insanlarla konuştuk. Kısaca gittik, gördük, duyduk ve araştırdık.

Oyunumuz ışık oyunları üzerine kuruldu. Neden? Çünkü dönem karanlık; zulümlerin olduğu bir devir. O yüzden insanları aydınlık bir şekilde vermekten kaçındık. Işıklandırmamız ise bize ve bu oyuna özel bir sistemdi.

Oyun ile ilgili detaylı bilgi almak isteyen kişiler ne yapmalı?

İnternet sitemizden bizlere ulaşabilirler. Orada sürekli güncellenmekte olan bilgilerimiz ve oyun tarihlerimiz var. Diğer oyunlarımız ile alâkalı bilgilere de yine sitemiz aracılığı ile ulaşılabilir. www.alternatifsanat.net

Yeni Asya
 

 

Said Nursi’nin Hürriyet filmini çekiyorum 1-2

e-Posta Yazdır PDF

22 Nisan 2010 / 23:56
Bediüzzaman Filmi çekecek olan yapımcı ve yönetmen Mehmet Tanrıseven Risale Haber’e konuştu…











Röportaj: Abdurrahman Iraz / Nurettin Huyut-Risale Haber

1953’te Konya Bozkır Bayırlı köyünde doğan, küçük yaşlarda İstanbul’a gelen Tanrısever, çıraklık dönemini İstanbul’da geçirdi. Asker dönüşü kendine ait küçük bir atölyede işe başlayan Tanrısever, 23 yaşında şirketini kurar. Ticaretle iştigal eden Tanrısever, 1990’lı yıllarda Feza Filmi kurdu. Kamuoyunun çok yakından bildiği Minyeli Abdullah, Sürgün, Çizmeli gibi sinema filmlerini çekti.

Son projesi Bediüzzaman Filmini çekecek olan sanayici aynı zamanda yapımcı ve yönetmen Mehmet Tanrıseven Risale Haber’e konuştu

Son Güncelleme ( Cumartesi, 24 Nisan 2010 11:03 )
 

‘Bediüzzaman’ın hayatı’ romanları ve ‘Dem’ üzerine

e-Posta Yazdır PDF

20 Nisan 2010 Salı 06:48
Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını roman tarzında ilk olarak İslâm Yaşar’ın beşlemesi ile tanımış olduk. Risale-i Nur hareketinin tarihi seyrini belgesel nitelikte konu alan roman serisiydi. Beşlemeden sonra, Serencam, Menhus Ruh ve Aynanın Arka Yüzü olarak devam etti.






Gerek Bediüzzaman’ın hayatı gerekse nur hareketi serisi Necmettin Şahiner’in 1970’li yılların başında yazdığı “Bilinmeyen Tarafları ile Bediüzzaman Said Nursi” eseri o zamanın şartlarında çok önemli bir görev yerine getirdi. Devamında “Son Şahitler”de Risale-i Nur Hizmetlerinin uygulamalı eğitim kaynakları gibi bir işlevi oldu. Üstadın hangi olayda ne dediği, neyi tavsiye ettiği konularının en ince detayları öğrenildi. Her son şahit farklı bir konunun vuzuha kavuşması noktasında referans oldu.





Keza İhsan Atasoy’un ve Ömer Özcan’ın Bediüzzaman’ın talebeleri hakkında “Ağabeyler Anlatıyor” gibi yaptıkları araştırmalar ve yazdıkları kitaplar takdire şayan eserlerdir.

 

Bediüzzaman filmi için kollar sıvandı

e-Posta Yazdır PDF

11 Nisan 2010 : 08:24 KÜLTÜR - SANAT 

Bediüzzaman'ın hayatını anlatan 'Hür Adam'ın çekimlerine mayısta başlanacak. Said Nursi'nin sürgünler, savaşlar ve kamplarda geçen 40-70 yaş dönemi perdeye taşınacak.
 
Minyeli Abdullah ve Sürgün gibi filmlerin yönetmeni Mehmet Tanrısever şimdi de 'Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatını anlatan "Hür Adam" için kolları sıvadı. Biyografik bir çalışma olan filmde, Üstad'ın; eski Said, yeni Said ve üçüncü Said olarak bilinen üç dönemi yer alıyor. 'Hür Adam' daha çok Üstad'ın sürgünler, savaşlar ve kamplarda geçen 40-70 yaş dönemi ağarlıkta. Çalışmalara dört ay önce başlayan teknik ekip başta mekanlar olmak üzere, animasyon sahneleri, deneme çekimleri ve oyuncular üzerinde çalışıyor. Story Board denilen anahtar sahnelerin seri halindeki tasarımı hazır. Mayıs sonunda çekimlerine başlanacak filmin sekiz haftada bitirilmesi planlanıyor.

 

Said Nursi’nin TV-sinema yaklaşımı

e-Posta Yazdır PDF

18 Nisan 2010 / 09:50
Sadık Yalsızuçanlar “Hüve Nüktesi” yazısı
Risale Haber-Haber Merkezi

Sadık Yalsızuçanlar'ın yazısı:

Hüve Nüktesi

Otoriter, gelişmeci, demokratik, katılımcı vesair medya kurumlarının anlam çerçevesi dışında gösteren, gösterilen ve anlamlandırma sürecini yeni baştan düzenleyen bir tavra ihtiyaç duyduğumuz kesin. Medyanın kodlarını gözeterek işe koyulduğumuzda aktaracağımız muhtevanın berhava olmasını da göze almamız gerekiyor. Berhava olmasa bile, manipüle edilebilir veya tanınmayacak hale gelebiliriz. Diksiyonu mükemmel, giyim kuşamı düzgün, görünümü pürüzsüz bir sunucu, sunduğu metnin ruhuna girmeden hatta hiç inanmadan ve yüreğindeki bir tel titreşmeden işini yapa¬bilir. Aynı metni onu üretmiş veya üretimine kaynak olan ama pejmürde kılıklı sözgelimi şaşı, cildi bozuk, kötü resim veren bir başkası sunduğunda izleyicinin anlamlandırması nasıl gerçekleşecektir?

Bu yazının sınırlarını zorlayacak biçimde konunun ayrıntılarına dalmadan, başlıktaki göndermeye dönmek istiyorum.

Hüve Nüktesi’yle Emirdağ Çiçeği arasında hep bir yakınlık duyarım. Birinde sinemadan, ötekinde radyodan söz edilmesine karşılık, ikisinde de Tevhid ilkesinin batıni boyutu olan vahdet-i vücud rüzgârının taşıdığı İlahî kokular ve renkler devşiririm. Hüve Nüktesi “Varlık birdir. Birden başka değildir. O da Allah’tır” diyen İbn Arabi’nin tasavvuf anlayışından ziyade, İmam-ı Rabbanî ekolüne yakın duran Bediüzzaman’ın aynı Semavi Gerçeklik örtüsünü radyoya sermesidir.

Emirdağ Çiçeği’nde ise prometheci/trajik dünya görüşüne yol açan Yaratıcı’dan sözümona bağımsız bir kainat tasavvuru¬nun çürük temeli yerle bir edilir. Bu metinde de niyet ve nazar kavramlarının öne çıkması şaşırtıcı değil.

Medyanın birincil kodlarını da, ikincil kodlarını da bu kavramlardan hareket ederek oluşturmadıkça, sütûn, mikrofon ve ekranı bu kavramların süzüldüğü Göksel Gerçeklik’ten beslenerek yeniden tanımlamadıkça verili ortam içinde kalarak atılımcı bir rüzgâr estirebileceğimize inanamıyorum.

Bediüzzaman’ın Süleyman Aleyhisselam’ın Belkıs’ın Tahtı’nı göz açıp kapanıncaya dek yanına getirtmesi mucizesiyle ilgili yorumuna, ‘dinin aklîleştirilmesi’ deyip geçmekle de sorun çözülmüyor. Sorunun çözümsüz bir doğaya sahip olduğunu papağan gibi tekrarlamak da bir anlam ifade etmiyor. İslami sembolleri yeniden üretirken Bediüzzaman’ın tıpkı Moğol istilasıyla kültürel coğrafyası zir ü zeber olan Eski Anadolu Müslümanları’na Ahmed Yesevi’lerin yaptığı gibi dinî ve dindışı sözlüğü birarada kullanması amaçsız değildir.

Geleneksel kodları yeni ku¬şaklara iletirken müteradif sözcüklerin yanyana geldiği bir sözlük üretiyor. Üstad’ın radyo, televizyon ve sinema gibi teknolojik burjuva uygarlığının ürettiği araçlara yaklaşımı, NİYET ve nazar kavramlarında ifadesini bulan bir öte Gerçek kavrayışından besleniyor... İnsan insanın kurdudur’un karanlık dehlizlerinde anlam aramaktansa, Varlık bir mecaz (ikon)dır, her şey kendine bir, Yaratıcı’sına dönük binlerce yüze sahiptir’in zen¬ginliğine dalıyor. Onun namı ve hesabına eşyayı kul¬lanmanın halife-i rûy-i zemin’lik anlamına geldiğini söylüyor.

Gaflet nazarı. Emirdağ Çiçeği’nde de Hüve Nüktesi’nde de Gerçeklik kavrayışında herşeyi özerk akıl ekseninde yeniden kurgulama hülyalarıyla kıvranan, gele gele anlamsızlığa vurguda karar kılan postmodernist sanatçıya kâinatın Samedanî bir Kitap olduğunu hatırlatıyor. Öyle bir kitap ki harfleri, sözcükleri, işaretleri hep onu anlatmak üzere bir araya geliyor, kendi başına bir anlam ifade etmeyen biraraya geldiğin¬de mânâ kazanan harf gibi varlığın ikonik niteliğini gösteriyor. Yeryüzünü bir vahşet ve hüzün evi değil, Rabbanî bir ülke şeklinde tasvir ediyor. Tam burada ‘sinema perdeleri’nden söz ediyor ve firak ve zevalde yuvarlanan varlığın yüreğine sızıyor:

Hüve Nüktesi’nde ise ses ve görüntüyü ileten hava, ‘iradenin bir arşı’ olarak tanımlanıyor, “...rüzgârın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan hüve lafzındaki havada; küçücük mikyasta bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralleri ahize ve nâkileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin veyahut hüvedeki havanın herbir parçasının herbir zerresi bütün telefoncular ve ayrı ayrı telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyet ve kabiliyetleri bulunsun ve onların dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin... İşte ben hareket-i fikriye ile seyaha¬timde hava âlemini temaşa ve o unsurun sahifesini mütalaa ederken bu mücmel hakikati aynelyakin mü¬şahede ettim ve hüvenin lafzında parlak bir lema-yi Vahidiyyet bulunduğu gibi mânâsında ve işaretinde gayet nurani bir cilve-yi Ehadiyyet ve bir hüccet-i tevhid hem ehl-i zikir makam-ı tevhidde bu kudsi kelimeyi çok tekrar ederler diye ilmelyakin bildim...”

 

 
Sayfa 6 > 32

Duyurular

Tebrik





 





-
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Geçen Leyle-i Kadrinizi ve gelen bayramınızı bütün mevcudiyetimle tebrik ve sizleri Cenâb-ı Erhamürrâhimînin birliğine ve rahmetine emanet ediyorum.

2015 Dünya Bediüzzaman Yılı

Sadık Yalsızuçanlar’dan bir Bediüzzaman Romanı : DEM

kitap

Yazarın Ağustos başında Timaş Yayınları’ndan çıkacak olan yeni romanı, Bediüzzaman hazretlerini konu alıyor. Dem adını taşıyan romanda Yalsızuçanlar, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını, o dönem Malatya ve Hatay-Dörtyol’unu, Risale-i Nur eserlerini tanıyışını, ilk okumalarında yaşadıklarını, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini, hayatını ve tefekkür-irfan dünyasını çarpıcı bir üslupla yansıtıyor.

Risale-i Nur Projeleri Buluşuyor

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin...


Teşrik-i mesai (birlikte çalışmak, işbirliği etmek bir işi beraber yapmak)
ve taksim-i a'mal (iş bölümü, işlerin paylaşılması) ile 3 iğneden 300 iğneye ulaşma sırrı...

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin,

işte bu projelerinizi buluşturacak platform:

21 HAZİRAN EN UZUN GÜNDE, EN UZUN BERABERLİK

Risale-i Nur Durum Tespit Projesi

Risale-i Nur'un sistematik bütünlüğü hakkında durum tespiti yapma projesi, Risale-i Nur Durum Tespit Projesi... Detaylar için tıklayın!

Çok Okunanlar

Son Eklenenler

Son Yorumlar

  • Bediüzzaman referandumu haber ...
    devletin gizli sahipleri hayır kapmanyası yürüteceklerine ali yeşilkayayı televizyon televizyon çıka...
    08.09.10 06:47
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    gazetenin üst kademesindeki abilire kral çıplak demenin zamanı geldi bilal abi ama sen yine de başka...
    08.09.10 06:37
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    meseleyi bilal öznur çok güzel özetlemiş ali yeşilkaya kimse bir yazı yazar herhalde bu arada sadat ...
    08.09.10 06:20
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur cemaati referanduma neden ...
    Malatyalılar dikkat edin cematte sıkıntılar var. meseleye siyaseten bakarsanız mehmet rauf gibi yanı...
    08.09.10 06:01
    Yazan: hasmet parlı
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    sonraki yorumlarını da okudum ali yeşilkaya tahminim birileri belki hanımınız, belki çocuğunuz sen n...
    08.09.10 05:56
    Yazan: hasmetp

free hit counter