GİRİŞ
Sanayi Devrimiyle başlayan sancılı dönemlerin, insani değerlere meydan okuyan komünizmin çöküşüyle geride kaldığı ve geleceğin –göreceli- 130 yıllık döneminin, inanlık âlemi için yönetimde adalet, hukukta eşitlik, toplumda mutluluk kapılarının açılmasını getireceğini heyecanla bekliyoruz. Geçmiş asırların milletler ve dinler arasındaki çarpışmalarının, diyalog zemininde sevgi ve hoşgörü meclislerine dönüştüğü yüzyıla doğru adım adım yaklaşmaktayız. Küreselleşmenin yalnızca ekonomik boyutta değil, insani değerlerin hemen her boyutunda da etkin olduğu bir dönemin öncesindeyiz. İnsanın anlaşılması, insani değerlerin daha çok öne çıkması, sağlık, kalkınma, çevre bilinci ve demokrasinin toplumlar ve devletler düzeyinde gerçekleşmesi ve dünyanın bir “Mutluluk küresi” haline gelmesiyle, yüzyılımızı beşeriyet tarihinde “ikinci bir saadet asrı”nın başlangıcı olarak niteleyebiliriz.
Söz konusu müjdelerin sahibi olan Bediüzzaman’a göre, birey odaklı sistem yaklaşımının sunduğu değerler; aslı İslam’ın olan, ancak değişik isimlerle global/evrensel değerler haline gelen fıtrat kanunlarından başkası değildir. Ona göre, “Mehasin-i medeniyet denilen emirler, şeriatın başka şekle çevrilmiş birer meselesidir.”(1) Bediüzzaman’a göre, heyecan yerine aklın; slogan yerine düşüncenin; duygusallık yerine akılcılığın ve her konusunu bilime tespit ettiren Kur’an hükümlerinin hâkim olacağı bir “yarın” olacak. Böylece bir çiftten üreyen ve farklı coğrafyalarda farklı isimler alarak türeyen insan nesli, yeniden aslına dönerek, aynı Allah’a inanan, ortak manevi değerleri olan bir dünya birliğine, evrensel birliğe yönelecektir.
YARINDA BİRLİĞİN GEREKÇELERİ
İnsan neslinin özlediği yaşanabilir bir dünya fırsatı, az da olsa, zaman zaman, eline geçmiştir. Beşeriyet tarihini sıktığımızda damlayan kan ve gözyaşları yanında, adil hükümdarların, hak ve hürriyetlere dayalı insani sistemlerin egemen olduğu dönemlerde de mutlu çağlar yaşamıştır insanoğlu. Gelecek yüzyılın tarihin güzel günlerinin bir özeti olacağı yaşanan göstergelerden anlaşılmaktadır. Kalkınmış, kalkınmakta olan ve az gelişmiş ülkelerin birlikte yaşama kültürüne daha yakın olduğu bir dönemde olduğumuz bir gerçektir.
Geçmiş asırların din ve ulus temelli çarpışmaları, yerini, din-dinsizlik, ahlak-ahlaksızlık, insani değerler - değer tanımazlık gibi konsepte/anlayışa terk etmiştir. Bu çerçevede dinler de kendi aralarındaki farklılıklardan kaynaklanan husumetleri terk edip, aynı Allah’a inanan bir çizgide buluşup, birey ve toplumu deforme eden tüm değersizlik atılımlarını ortadan kaldırmada işbirliğine gitmeleri bunun bir delilidir.
Gelişen teknolojiyle birlikte artan işbirliği ve iletişim, dünya toplumunu birlikte yaşama bilincine daha çok sürüklerken, dünya birliğinin sağlanmasının temel nedenleri arasında şunları sayabiliriz:
Milletlerin Empatisi:
Bireylerin empati yapması gibi, milletler ve toplumlar da empati yapmaktadırlar. İletişim kanallarının artışıyla birlikte, Afrika’nın en ücra köşesindeki bir çocuğun acısı, New York’un en popüler semtinde oturan dolar milyarderini artık rahatsız etmektedir. Çünkü: “Yüz aç adamın huzurunda kemal-i iştiha ile yenilememektedir.”(2)
İletişim, etkileşimi sonuç vermektedir. “Bana ne, neme lazım, başkası düşünsün” gibi istibdat yadigârı düşüncesizlikler, insanın kendini keşfiyle birlikte çöpe atıldı. Ülkeler kendi yerellikleri içinde ve uluslararası alanda oluşturdukları sivil toplum örgütleri aracılığıyla empatinin/kendilerini başkalarının yerine koymanın zirvesine çıkmışlardır. Bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması gibi, toplumlar, uluslar da aynı empatiyi kurmaya başlamışlardır.
“Savaşa hayır, barışa evet” diyen, masum insanların ölümünden acı çeken toplumların empatinin zirvesine yürüdüklerini göz ardı edemeyiz. Görüldüğü gibi, milletlerin empatisi, dünya birliğinin en kuvvetli nedenlerinden birisidir.
Anlayışların Doğrulması:
Buna bilimin doğru yorumlanması da diyebiliriz. Bilindiği gibi, bilimsel bakış sosyal bakışı etkilemektedir. Pozitivist bilim anlayışı, tabiattaki varlıkların yaşamlarını, mücadele, çarpışma, boğuşma, diğerinin varlığını ortadan kaldırma gibi duygu ajitasyonunu/karmaşasını sonuç veren yoruma bağlamıştı. Bu bakış açısının, tabiattaki bir diğer canlı olan insanın, toplumsal ve sosyal yaşamına hangi yorumu getirdi dersiniz? Pozitivist yaklaşım, savaşan, diğer ırkı yok eden, mücadele eden, güce dayanan, acımayan, bağışlamayan, kısacası siyah-beyaz kutuplaşmaların olduğu bir toplumsal kurguya neden olmuştur. Medeniyetleri yok eden, değer tanımayan bir insan tipolojisi oluşturan pozitivizm, insani değerleri ortadan kaldıran komünizmi, ekonomik değerde sosyalizmi ve kapitalizmi, bunlarla birlikte, iki dünya savaşı ile irili ufaklı diğer savaşlarda 100 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştur.
Dünyayı kamplara bölen bu anlayış tarih mezarlığındaki yerini çoktan almaya başladı bile. “İslâmın ve Asya'nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor”(3) diyen Bediüzzaman Said Nursi, herkesin ümitsizlik içinde olduğu o dönemlerde, “Asya'nın hâkim-i evvel ve âhiri olan İslâmiyetin galebesi için dört-beş mukavemet-sûz kuvvetler ittifak ve ittihad etmektedirler” der ve sözlerine özetle şu delilleri getirir:
1) Maarif: İnsan merkezli eğitimin keşfi ve yaygınlaşması. “Vakta ki, hâl sahrasında istikbal dağlarına daima yağmur veren hakaik-i hikmetin maden-i tebahhuratı efkâr ve akıl ve hak ve hikmet olduklarından ve yeni tevellüde başlayan meyl-i taharrî-i hakikat ve aşk-ı hak ve menfaat-i umumiyeyi menfaat-i şahsiyeye tercih ve meyl-i insaniyetkârâneyi intaç eyleyen berahin-i katıadan başka isbat-ı müddea birşeyle olmaz. Biz ehl-i haliz, namzed-i istikbaliz. Tasvir ve tezyin-i müddeâ, zihnimizi işbâ' etmiyor. Burhan isteriz.”(4)
2) İhtiyaca dayalı medeniyet: İnsan neslinin ihtiyaçları dünyanın her tarafına dağıtılmıştır. İlahi amaçlardan birisi, ihtiyaçların olduğu bölgelerde yaşayan insanlarla işbirliğine geçilmesidir; sömürgecilik değil. Böylece işbirliğinden birlik doğacaktır. Birlik ise, medeniyetler arası diyalogu başlatacaktır.
3) Az gelişmiş toplumların uyanması: İletişimle artan görenek, gıpta ve müsbet rekabetle donanan uyanıştır. Bu uyanış, kişisel ve toplumsal hakların takipçisi olma anlamında daha bilinçli işbirliklerini sonuç verecektir.
4) Psikolojinin yön değiştirmesi: İnancın insan ruhuna kazandırdığı pozitif etkilerle birlikte, “itidal ve tâdil-i mizaç” ve “zamanın ziyası olan tenevvür-ü ezhan” insan neslinin birlikte yaşama kültürüne katkılar sağlayacaktır. Frued psikolojisinden Jung psikolojisine geçişte, insan kavramı öne çıkmakta ve yaratılışla örtüşen bir zihin nurlanması gerçekleşmektedir.
5) Ekonomik birliktelikler: “Medeniyetin kanunu olan telâhuk-u efkâr”, “bedeviyetin lâzımı olan selâmet-i fıtrat”, “zaruretin semeresi olan hafiflik ve cüret-i teşebbüsle mücehhez olan istidad-ı fıtrî” toplumlarda sanatların ve ürünlerin çoğalmasına ve çeşitlenmesine fırsat tanımıştır. “Bu zamanda maddeten terakkiye mütevakkıf olan i'lâ-yı kelimetullah, İslâmiyetin emriyle ve zamanın ilcââtıyla ve fakr-ı şedidin icbarıyla ve her arzuyu öldüren ye'sin ölmesiyle hayat bulan ümitle mücehhez olan arzu-yı medeniyet ve meyl-i teceddüt” de İslam toplumlarının dinaomusunu teşkil etmektedir. Böylece ortaya çıkan ekonomik birliktelikler de dünya birliğine katkıda bulunmaktadır.
6) Eşitlik ve ahlak arayışı: Dinsizliğin bir doğal sonucu olan ahlaksızlık ve sosyal Adaletsizliği temsil eden eşitsizlik de ortadan kalkmakta ve dünya birliğine engel olmaktan çıkmaktadır. “Diyanetsizlik Avrupa medeniyetinin içyüzünü öyle karıştırmış ki, o kadar fırak-ı fesadiyeyi ve ihtilâliyeyi tevlid etmiş. Faraza hablü'l-metin-i İslâmiye ve sedd-i Zülkarneyn gibi şeriat-ı garrânın hakikatine iltica ve tahassun edilmezse, bu fırak-ı fesadiye, onların âlem-i medeniyetlerini zîr ü zeber edeceklerdir. Nasıl ki şimdiden tehdit ediyorlar.”
BİRLİĞİN ENGELLERİ
Irkçılık:
İlahi dinlere göre aynı anne ve babadan çoğalan insan türü aynı ailenin fertleri gibidir. Kabile, kavim ya da coğrafi nedenlerden dolayı farklı ırksal isimlerle anılan insan kümelerinin bu farklılıklarının nedeni, aralarında kavga ve husumet etmek değil, yardımlaşma, tanışma ve bilişmedir. Menfi anlamdaki ırkçılık, başka ırkları yiyerek beslenme üzerine bir siyaset gütmektedir. Dünya birliğinin ve birliğin ortaya çıkaracağı her türlü dayanışmanın önündeki en büyük engel, geçmişten günümüze ırkçılıktır.
Yobazlık:
Dini inançların yobazlık düzeyinde su-i istimali de birliğin en büyük engellerindendir. Her din mensubunun kendi inancının muhabbetiyle yaşaması ve diğer din mensuplarını ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüsleri dünya birliğinin önündeki ciddi engellerden biridir. “İnananların kardeş” olduğu gerçeğinden hareketle, tüm İlahi din mensuplarının “Bir olan Allah’a iman” konusunda asgari müşterekte kardeş olmalarına bir engel yoktur. Keza, güncelliğini koruyan İslam-Terör ilişkilendirmesine neden olan anlayışların da İslam âleminde yer bulmaması gerekir.
Siyasallaşma:
Din ve milliyet adına ortaya çıkan siyasal hareketler de birliğin engellerindendir. Katı kutuplaşmalara yol açan bu tür hareketler, diğer ülkeler tarafından kaygıyla izlenmeye ve yapılabilecek tekliflerin altında başka niyetlerin aranmasına neden olmaktadır. Nitekim Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan kesimlerin büyük çoğunluğunu din ve milliyet unsurlarını kullanan siyasal akımlardan geldiğini dikkate almak gerekir.
Cehalet:
Birliğin en önemli çıkış noktası bilinçtir. Bilgi olmadan düşünce, düşünce olmadan da bilinç olmaz. Birlik cehaletle hiç olmaz. Çünkü cehalet kendi hak ve hukukunu bilmemeyi, başkalarının haklarına da saygı göstermemeye neden olur. Üstelik nerede cehalet varsa, orada çirkinlik ve istibdat vardır: “Cehlistan ülkesinde menzil-nişin müzahrefat ve istibdad...”
İstibdat:
Dünya birliğinin önündeki en büyük engellerinden birisi de bir kısım ülkelerin yönetsel anlamda diktatörler tarafından yönetilmesidir. İstibdat cahil toplumların yönetilme biçimidir. Meşru yaşama hakkını savunmayana insanların, devlet otoriter bir yapıya dönüşmüş siyasal iktidarların şiarıdır. Hiçbir diktatör icraatlarının eleştirilmesini istemez. Açıklık ve şeffaflıktan daima korkar. İkinci gözlerin bakışına kapalıdır. Böyle bir anlayış “Tek adam” anlayışının bir ürünü olduğundan “Çok adamları” gerektiren birliğe ters düşer.
Önyargılar:
Günümüzde yaşanan pek çok olumsuz olayların iletişim kanallarıyla dünyanın her tarafına yayılmasıyla, insanlara “Bu dünyanın artık yaşanılmaz!” olduğu yönünde karamsar bir ruh halet vermektedir. Özellikle menfi olayların vukua geldiği ülkeler ve milletler, hem ırksal anlamda ve hem de dinsel anlamda töhmet altında bırakılmakta; dünya milletlerinde de peşin hükümler oluşmaktadır. Dünya birliğini engelleyen en önemli etkenlerden biri ve güncel olanı olan önyargıların insanlardaki hakikatı araştırma meyli ve insaniyet muhabbeti vesilesiyle yıkılacağını düşünüyoruz.
Yanlış yorum:
Önyargıların sunduğu bir sonuç ta özellikle medeniyet ve din yorumlamalarında insanların yanlışa düşmelerine ve birbirlerini anlamda güçlük çekmelerine neden olmaktadır. Özellikle, dünyevi iddiaları olan İslamiyet hakkında yürütülen bu tür kampanyalar Müslümanlara karşı önyargıya neden olmaktadır. Oysa Bediüzzaman’ın asrın başındaki feryadına katılmamak mümkün mü? “Bizle ecnebiler, bazı zevahir-i İslâmiyet ve bazı mesail-i fünun ortasında hayal-i bâtıl ile tevehhüm eylediğimiz müsademet ve münakazattır. Aferin maarifin himmet-i feyyâzânesine ve fünunun himmet-i merdânesine ki, meyl-i taharrî-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakaiki teçhiz ederek o mânilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor. Evet, en büyük sebep ki, bizi dünya rahatından ve ecnebileri âhiret saâdetinden mahrum eden, şems-i İslâmiyeti münkesif ettiren, su-i tefehhüm ile tevehhüm-ü müsademet ve muhalefettir. Feyâ lil'acep! Köle efendisine, hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve muarız olabilir? Hâlbuki İslâmiyet fünunun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakikiyenin reis ve pederidir.”(5)
SONUÇ: GELECEK HAK VE HAKİKATİN –İSLAM’IN – OLACAK!
Önümüzdeki yüzyılın dünya birliğini sağlayacağından kuşkumuz yoktur. İki birey arasındaki barışla başlayıp, dünya barışıyla bütünleşen dönemde, sevgi, kardeşlik, dirlik ve düzenin tüm dünyada egemen olmasını kuvvetle muhtemel görüyoruz. Dünya barışını engelleyen her türlü olumsuz dinamiklere karşı, tüm dünya milletlerinin el ele vermesini arzuluyoruz. Bediüzzaman’a Hazretlerinin dediği gibi, “İstikbal İslam’ın olacaktır!”
Kaynaklar:
1-Nursi Bediüzzaman Said, Muhakemat, s: 39, Y.A.N. İstanbul
2-Nursi Bediüzzaman Said, Lem’alar, s: 146, Y.A.N. İstanbul
3-Nursi Bediüzzaman Said, Muhakemat, s: 37, Y.A.N. İstanbul
4-A.g.e., s: 31
5- A.g.e., s: 8






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.