05 Ekim 2010 Salı 06:45
İki gündür, başka bir alemdeyiz. Yaşları, renkleri, eğitimleri, dinleri, kültürleri ve hayat felsefeleri farklı ilim insanları ile beraberiz.
9. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu katılımcılarından bahsediyorum. 40 farklı ülkeden, dünyanın farklı kıtalarından, tabir yerindeyse dört ikliminden gelen misafirler, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı evsahipliğinde buluştular.
Uzun bir emeğin sonucunda ortaya çıkan bildiri sayısı 250 civarında.
Tebliğ olarak sunulan 100'e yakın konu müzakeresi var.
Filistin'den Filipinler'e, Malezya'dan Nijerya'ya, Amerika'dan Lübnan'a, Rusya'dan Irak'a, Mısır'dan Singapur'a uzanan geniş ve farklı desenlerde dünya gündemi olan konular masaya yatıırılıyor. Sempozyuma katılan fikir adamlarıının buluşma noktası ise Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur eserleri.
Bu tablo, başlı başına incelenmeye değer bir konu.
Nasıl oluyorda, Barla'ya, yolu olmayan bir köye Eğirdir gölü üzerinden kayıkla gönderilen, daha doğrusu sürgün edilen, tecrit edilen bir insan, sessiz sedasız ve kontrol altında ölüme terkedilmişken, mensupları ve yazdığı eserleri, bu denli kabul görüyor, ortak değerler etrafında birleştirici etki yapıyor?
1925'lerde başlayan o ölüm kokan zulüm ve baskılar, tek parti döneminde 25 yıl, sonrasında ise hafifleyerek türevleri ile devam ede geldi. Bütün bu sıkıntılı şartlar altında, bu günlere gelip, meyve vermiş bir çekirdek gibi sonucu görmek kolay mı?
Hangi beşeri fikir akımları bunu başarabildi?
Topu, tüfeği, iktidarı elinde tutan menhus ceberutlar, neyi başardı? Bediüzzaman neyi kaybetti?
Ve 2010 Türkiye'si.
Dünya bilim adamları, dünyanın dört bir köşesinden, dünya risalelerini İstanbul'da müzakere etmeye gelmişler. Tam bir 360 derece İstanbul'dan dünyaya açılan risaleler, dünyadan İstanbul'a iade-i ziyareti beraberinde getirmiş.
Dünyalığı olmayan bir zatın eserlerini dünyaya anlatıyorlar. Ahiret için dünyayı, dünya için Risale-i Nur'u merkeze koyan bir inşa sisteminin ihya ve tecdit boyutları bütün insanlığı sarmış durumda.
Açış konuşmaları, başlıbaşına bir milat değerinde. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, Milli Eğitim eski bakanı Hüseyin Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez, temsil makamlarının hakkını vererek, derslerine çalışıp gelmişlerdi. Sadece birer protokol konuşması yapmadılar. Risaleye duyulan ihtiyacı, dünyanın geçirdiği sıkıntıları ve bunun çaresi konusunda risalenin etkisini ve yüzyıllık mirasını takdirle ve saygıyla ifade ettiler. Bu, şüphesiz devlet gücünün dönüşümüdür. Risale ve çevresinin yıllar yılı "Kemal-i ümidi zafer" ile çalıştığı bir hakikatin bekenen müjdeleri ile buluşma vaktidir.
Özellikle Mehmet Görmez hoca, vicdanının ve beyninin yüzüne vuran samimiyeti ile diyanet adına bu düzeyde konuşan ilk sesti. Ehl-i ilmin, hassaten ilahiyat camiasının ve Diyanet mensuplarının gündemlerine daha fazla Risale-i Nur'u almalarını sağlayacak bir irade beyanı idi.
İnşaallah, devletin bu mesajlarından hareketle, Üstadın önemli isteklerinden olan Risale-i Nur'un resmen basılması vakti de gelecektir.
Sempozyum'un ana teması "GELECEK için ilim, iman, ahlak" olduğuna göre, bunu tesis edecek çareler müzakere ediliyor. Böylece, geçmişi telafi, geleceği inşa, insanlığı yaşatmak adına yeni bir dünya tasavvurunun idrake yansıyan çerçeveleri çıkıyor.
Risale-i Nur merkezli bir hayat tarzının dünya ve ahiret yurdunda, yeryüzü misafirlerini nasıl bir arada tutmayı başardığını, bunun şuurlu beraberliklerle farklılıkları nasıl tolere ettiğini ve dünya barışının buna ne kadar muhtaç olduğunu anlamak isteyen, mutlaka bu sempozyumun iklimini dikkate almalı.
Beş birlik bir arada. Allah'ın birliği, ülkenin birliği, İslam Birliği, Avrupa Birliği ve dünya birliği. "Beşi bir yerde" evrensel vizyonun vicdanını temsil eden bu birlikler halkasının en güzel örneğini Türkiye gerçeğinde Risale-i Nur başarmıştır. Diğer toplumlar ise, kendi modellerini kuracak çalışmalara başladılar bile.
Çünkü, "İnsanlık onuruna layık bir GELECEK" buna bağlı.
Risale Haber
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






