07 Ekim 2010 Perşembe 06:55
Üç gün süren 9. Bediüzzaman Sempozyumu, Risale-i Nur’a bakışı uluslararası ölçekte ortaya koyan çıtası yönünden kendi kategorisinde ciddi bir hafızayı temsil ediyor. Risale-i Nur’la tanışan bir çok ilim adamının mütalaaları, uzun soluklu bir yarışta zihni tetikleyen yeni sorularla merakı kamçılayan bir müzakere maratonu gibiydi.
Farklı ülkelerden beslenen değer sistemini, hayat tarzını ve fikri muhayyilesini Risale-i Nur ile bağlantı kurarak değerlendiren tebliğcilerin ve gözlemcilerin buluşma noktaları ve buldukları ortak referans, yer kürenin diğer sakinleri için ciddi birer bulgu değerindedir.
Bu gözle baktığımızda, Türkiye bağlamında ve yerellik düzleminde dünyayı okumaya çalışmak ve sadece Türkçe düşünüp Türkçe konuşarak onların idrak estetiğini ve fikir kotlarını çözmemiz mümkün değildir.
Peki, dünya Nurcularının tek başına, Türkiye kaynağını görmeden pratiğini incelemeden ve yaşanılan süreçlerin analitiğini bilmeden, ağabeylerin iklimini ve insibağını fark etmeden sadece teorik olarak Risale-i Nur’u tasavvur etmeleri yeterli olur mu?
Kanaatimce, dünya misafirleri, ortak hareketle, birbirlerinin kültür ve medeniyet algısını doğru anlayarak ve itina göstererek, her görüşün hassasiyetleri bağlamından hareketle kuşatıcı fikir olarak Risale şemsiyesi altında kendilerine birer mecra/menfez bulabilirler.
Yani, bilmediğimiz, Anadolu coğrafyasından çok farklı, adet ve yaklaşımları çok değişik, inanç sistemi ve dini değerlendirmeleri bize şaşırtıcı bile gelen düşünce akımlarının ve oradan beslenen beyinlerin, kendilerine Risale-i Nur’dan küçük de olsa bir pencere açacak ışık huzmesi bulmaları/yakalamaları, onları daha çok öğrenmeye sevk edecektir.
Mekanlarına daha fazla ışığın/nurun yansıması için “duvarlar”ını kaldıracak bir gayrete gireceklerdir. Hakikat güneşinin, Kur’ani bir perspektif içinde insani değerlerle ve güncel yorumla beşeriyete yansıması, bu asırda bir pratiğinin olması, modern zamanların kolay bulamayacağı bir orijinalliktir. Risale Nur pratiği, yüz yıllık bir emanet olarak bu güne ulaştıysa ve tazeliğini koruyorsa, hatta beşeriyet onu anlama düzeyini yeni yakalıyorsa, bu tablo heyecan vericidir.
Bu yüzden Risaleler ilgi çekiyor. Risaledeki bir satırın bile kendi başına tebliğ konusu olacak kadar merak uyandırdığını, arayış içindeki ruhları peşine taktığını ve birbiriyle aynı mekanı paylaşamamış farklı toplulukları kaynaştırdığını ve yakınlaştırdığını, sempozyumda müşahede etmek mümkündü.
Nur talebelerine düşen, Risale-i Nur müktesebatı itibariyle Türkiye’de Risale-i Nur’a hakim insanların, kendilerine mutlaka hedef bir ülke ve dil seçip yeniden yeni bir dünyaya açılmaları. Tearüfü/bilişimi, teavünü/dayanışmayı temin edecek yeni teşebbüslere girmeleridir.
Bunun hafızasına sahip İstanbul İlim ve Kültür Vakfı, böylesi bir açılım ve genişleme sürecinde insan kaynağına rehberlik edebilir.
Kendi kendimize söylenmenin, Türkiye’deki polemiklerle ve haber bombardımanları ile fazla meşgul olmanın veya kulaktan kulağa yayın yapmanın yerine, bizi de yenileyecek seyahatte sıhhat bulacağımız yeni fetihlere çıkma vakti çoktan geldi.
AB süreci, İslam Birliği yolunda atılan ciddi adımlar, çevremizdeki Orta Asya Türkleri, komşu ülkelerdeki Kürtler, Ortadoğu’da Araplar, Balkanlar’da Arnavut, Boşnak v.s. etrafımızı saran ve Anadolu’da bağları olan, Türkiye’yi çevreleyen ve birinci derecede etkilenen/etkilendiğimiz bölgeler.
Her insan, altyapı, ilgi, duyarlılık ve kültür tabanı açısından ve dil yakınlığı itibariyle bir alana bir bölgeye daha fazla yoğunlaşabilir. Bu güne kadar bu anlamda yürütülen çok ciddi çalışmaları takdir etmekle beraber, ilmi zeminlerin oluşması ve daha çok ilim adamlarının işin içine gireceği yeni bir diyalog ve fikir teatisi açısından harekete geçilebilir.
İslam dünyasını, özellikle Arap alemini, hassaten -İhsan ağabeyin tespitiyle- Fas ve Cezayir hattında Nurun aşıklarını, muhakkiklerini ve “im’an-ı nazar” ile “tefekkür-ü amika” ruhunu ortaya koyan heyecanlar vardı ki, bunlar Risale-i Nur’un evrensel vizyonu ve “Arapların intibahı” noktasında ciddi göstergelerdir.
Şimdi Dünya Risalelerini, dünyaya daha fazla açmanın dönemi. Türkiye normalleştikçe, hakikat aşıkları çoğalmakta, ülkemiz bir cazibe merkezi olarak yeni sorumluluklar almaktadır.
Risale-i Nur mensuplarına düşen birinci görev ise, bu süreci erken okumak, anlamak ve gereği için Nur talebelerinin insan kaynağı potansiyelini, proje esaslı çalışmalarla herkesi kendi kategorisinde bir araya getirmek ve sonuçta, “bir insan bir proje”ye doğru yüzlerce proje ve alt disiplinlerle yeni dönemi inşa etmektir.
Risale-i Nur çevresinin her öbeğinde öncelikli bir alan olduğu, her nur talebesinin gönlünde yatan bir aslan var olduğuna göre, proje ortaklı dayanışmalara, yakınlaşmalara ve insan kaynağı planlamasına ihtiyaç vardır.
Merkeze Risaleyi koyan, hedefe ortak projeleri yerleştiren ve süreçte katılımcı, müzakereci bir metod izleyen tarz ve yaklaşımlar nur camiasını büyütmeye devam edecektir.
Herkesin nasiplendiği bu yolculuğa çıkanlara müjdeler olsun. Bizi bu müjdeye götüren sempozyum heyetini de bu vesileyle kutluyoruz.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






