Risale-i Nurun yüzyılları saran sosyal projeksiyonlarını kısmen sıralamak istiyorum. Tamamı için daha uzun ve yoğun bir çalışma gereğini anlayışla karşılamanızı diliyorum: Özetle;
1-Risale-i Nur, Kur’an’idir ve hiçbir şahıs ve zümreye tahsis edilemez. Onu okuyanlar, inananlar ve yaşayanlar, derecesine göre dost, kardeş, talebe olarak tanımlanmıştır. Bu yüzyılda Kur’an’ın çağdaş izahını, farklılaşan şartları dikkate alarak analiz etmektedir. Tespitlerden sonra çözüm öneren bir tefsirdir.
Referans değeri vardır. Dayanakları onu güçlü ve vazgeçilmez kılmıştır. Son 95 yılın en dikkat çekici ve etkisini gittikçe arttıran, her yaş ve seviyeye hitap eden İslami bir ekolün inşasıdır.
2-Sosyal hayata dair günümüzü dikkate alan bir yaklaşımı vardır. Mukteza-yı hale mutabık olma disiplinini verir. Yeni şartları, ortamları, gereklerini duruma ve muhataba göre değişen sonuçları, değişmez bir feraset ve prensiple ortaya koyar.
3-Tahkik ehli olmak, vazgeçilmez ölçüsüdür. İlme istinat ile yol alır. Yani araştırmadan, mihenge vurmadan ölçüyle tartmadan hiçbir malı almaz. Sathi, hissi ve şahıs merkezli oluşum ve dönüşümlerden uzak durur. Sosyal hayatın dinamizmine, Ben merkezli oluşumların ve siyasi ihtirasların dürbünüyle bakmayacak kadar mesafelidir. Konjonktürel rüzgârların yelkenlerini şişirmez. Kendi asli ruhuyla daha derin bir mana ile kendine sabitlenir.
4-Cemaat/şahs-ı manevi/kurumsallık/ortak hafıza ile hadiseleri okur ve mütalaa eder. Ferdiliğin yanıltıcı, zamanın öğütücü zorlamaları ile sosyal değişkenlere göre rotasını değiştirmez ve etkilenmez. Toplum hukuku gereği, ani reflekslerden kaçınır. Az mütehassis/hassas, ağır ve sağır bir tutarlılık, sükunet ve kalıcılık içinde görünenlerin tufanına kendini kaptırmaz. Hızlı ve fevri etkilerin kucağına ve sathiliğine düşürmez. Aklıselimin kalbi kotlarına ve ölçülü duruşun kalıcı izlerine sahiptir.
5-Din adına siyaset, ticaret ve manevi nüfuz temin etmez. Bunu ne oya, ne koya, ne de soya tahvil edecek bir niyet ve yaklaşımın en ufak bir ihsasında bile bulunmamayı şiar edinmiştir.
Mukaddeslerin tartışma konusu olmasından, münakaşaya dönüşmesinden ve boğuşmaların menfiliğinden uzak durur. Hikmetle ve cesaretle manayı taçlandıracak bir ihlâsın şahsiyetli duruşunu sergiler. İstiğna mesleğinin gönül zenginliğine adanmıştır. Dünyevi beklentilerin ve talepler hiyerarşisinin zaruret bahanelerinden kurulu tuzaklarından uzaklaştırır, korur.
Dünyaya kalben bağlanmamayı, kesben de terk etmeme dengesini verir. Hırslarımızdan ve faydacı ortamların işbirliklerinden azade bir ruh haletinin ulvi zevkini tattırır. Bu yönüyle bağlantısızdır, bağımsızdır, hususidir ve evrenseldir. Bağlandığı nokta Kur’an’ın mana ve kudsiyetidir. Doğu ve batının düşünce hareketlerini aşmıştır. İnsan merkezli bir hususiliğin iman tabanıdır. Beşeriyet anlamında da İslam’ın evrensel mesaj dokusunu taşır.
6-Sonuç odaklı değildir. Süreç odaklıdır. Vazife merkezlidir. Sorumluluk altında mükellefiyet esaslıdır. Yani vazifemizi yapmak, vazife-i ilahiyeye karışmamak yaklaşımını temel ölçü alır.
Kazanan veya kaybeden taraf düşüncesinin politik aklıyla ve beşeri zaafların durumdan vazife kıvraklığıyla hareket etmez. Kazanılması gerekenin rıza dairesi ve Risale-i Nur prensipleriyle buna ulaşmak olduğunu gösterir. Akla ispat ettirir.
Çoğunluk baskısına, duyguların feveranına ve radikal dönüşümlerin aklı kısa süreli tatile çıkaran haklı mazeretlerine ve gerekçelerine, ihtisasın ve itikadın kurban edilmemesi gerektiğine inanır. Bunun adı, mutedil iklim ve sağduyulu tercih ile meşruiyeti sağlayacak zemini korumaktır. Geri adım atmamaktır. Tavizlere sığınmamaktır. Pozitif etkiyi genişletmektir.
İdari ve siyasi gel-gitlere maruz kaldıkça sarsılmayacak bir noktaya kilitlenecek değerlerle donanmış olmaktır. Böyle olunca sükunetin ve diyalogun tebliğ geçişleri hızlanır. Akla avdet başlar. İlkeli kavrayış, bundan sonra hakkın hatırını yüceltir. Sıkıştırılmış ve iliştirilmiş kısa metrajlı sahne oyunlarının etki dalgasından muhafaza eder.
Sosyal ve siyasi projeksiyonlar tuttuğumuz yüzyılımızın ihata alanında, pekte alışık olmadığımız ve zaman zaman doğrularımızı pekiştirme imkanı veren olayların gölgesine girmeden, yaklaşımlarımızı bugün de yazmaya devam edelim. Risale-i Nur’dan anladığımız projeksiyonlara dönersek;
7-Bediüzzaman, hikmet ve şefkat esaslı bir hizmet düşüncesinin sabırla ve nur gösterilerek manevi yaraların tedavisinde etkili ilaç olacağını öngörür. Siyaset topuzu, yüzde seksen insanı şüphe ve korku duvarı içinde daraltır. Hakikatin nefes alamayacağı bir hal alır. Bu durumda kalplere hitap etmek zorlaşır.
İnsanlar, güven ve samimiyet aşılayan bir hizmet zemininde hidayet bahçesine girmek isterler. Siyasi boğuşmalar, harici kuvvetlerin hâkim olduğu dâhili cereyanlar ve buna karşı gibi görünen mukaddesat vurgulu siyasi denemeler, kaosun pençesinde ve bunalımın eşiğinde, hakikatin pak ve saf sunumunu gölgelemektedir.
Meşruiyet alanı daraltılmış, psikolojik açıdan sıkıştırılmış ve yanlış yöntemler iliştirilmiş siyasi hareketlerin niyet ve amel boyutundaki şahsi/zati tutumları ile kurumsal ve siyaset sahnesindeki zafiyetini ayırt edici bir bakışı ortaya koyma zorunluluğu vardır. Yoksa salahat ile mahareti karıştırırız. O zaman da kısa metrajlı, tezgâhlanmış sahne oyunlarının etki dalgasından kurtulamayız. İşte bu yüzden, siyaset topuzu, siyasilerin elinde kalmalı. Din ise mukaddes bir değer olarak korunmalı ve siyaset üstü bir yükseklikte kucaklayıcı olmalı.
İdeali yaşatmak, doğru olanı gerçekleştirmekle mümkün. Zamanı doğru okumak, siyasetin ehvenine razı olmayı iktiza eder. Çünkü mutedil ve teknik düzeyde hizmetkâr bir siyaset, toparlayıcı olur, germez ve gerdirmez.
Risale-i Nur tarzı, tahakküm kadar, tahakkümü vesile eden dolaylı tahakkümlere kapı açacak kutsiyet gerekçeli tavır ve tutumlara da iltifat etmez, sıcak bakmaz. Risale-i Nur, kendi konusunda bir ihtisas ve itikat alanına tahsislidir. İman ilmine dayalı şuur ve ferasetle, bin yıldır teraküm etmiş meselelere çare arar. Alışılmışın parçası veya isteyenin eklentisi değildir. Bunun farkını; talebelerinin, mensuplarının ve dostlarının dünyasında canlı ve komplekssiz yaşatır.
8-Risale-i Nur, bu zamanda ehvenüşşer prensibini dikkate alır. Umumi bir hayrın, genel kabulün ve muhakkak maslahatın/kesin faydanın sağlanacağı umumi kaideleri önemser. Mecelledeki “hayrı kesir için şerri kalil ihtiyar olunur” uygulamasını, sosyal hayatın kritik ve şuurlu tercihi olarak görür.
Kritik eşikte, doğru muhakemenin aklıselime emanet edeceği yüksek mesajlar, geçmişte cihanı saracak imparatorluğu doğurmuştu. Günümüzün daraltılmış, itilmiş, gerilmiş ve birbirine düşman kuvvetler hükmüne geçmiş sevgisiz diyaloglarını, çatışmacı kamplarını ve birbirini reddeden kutuplaşmalarını aşmanın tek yolu, birbirini anlayacak sağduyuyu hâkim kılmaktır.
Dostlarına mürüvvetkarane, düşmanlarına sulhkarane olmak; ortak payda ihtiyacını, uzlaşma zeminini, muhabbet tohumlarını ve büyük fitneyi def etme basiretini tabana yayar. Aksi halde güçlünün zalim eli, tuzakların sinsi siyaseti ve evrensel terörün izdüşümleri ile peydahlanan siyaseti dışlayan gerginlik senaryoları artar.
Umumu elde edemeyen umumu da bırakmamalı prensibi de bir kapı açıyor zihnimize. Yani ya hep ya hiç mantığı sağlıklı bir çözümü değil, radikal bir çıkışı doğurur. Aksülamel yapar. Dar kadro mantığı, bizden olsun siyaseti ve ideoloji yüklenmiş siyasi üsluplar, vatandaşa yapılmak istenen hayrı ve hizmeti de engeller.
Çatışmadan ve gerilimden medet ummayacaksak, değerler üzerinden siyaset yapmayacaksak ve siyaset dışı niyetlerin komplo teorilerine fırsat vermeyeceksek, mutedil bir yapı ile şümullü mesaj ve icraatların öne çıkması gerekir.
Başarısızlık, kifayetsizlik ve huzursuzluk; bir başka mazeretin gölgesinde veya bir mağduriyet psikolojisinin yedeğinde bizi muhakemeli düşünmekten alı koymamalı. Bu çerçeve, daha ilmi bir zeminde izaha muhtaç ve genişletilebilir bir perspektiftir.
Ancak kısmen açtığımız bu mevzu, ehvenüşşerrin bir tercih zaruretini ortaya koymaktadır. Daha iyi, iyiye giden yolları tıkamamalı.
Günümüzü, dürbünün tersten bakan ve yakını uzak gösteren zihni sıkışmasına teslim etmeden, Bediüzzaman’ı anlama ve kendimize anlam katma adına sosyal projeksiyonlarımızı sıralamaya devam edelim;
9-Siyaset biliminin; topluma duyarlı, halkın siyasi tercihlerine dayalı, demokratik sistemin kuralları içinde yönetme ve çare üretme yöntemleri olduğunu biliyoruz.
Yaşadığımız süreçte, siyasi sorumluluğun hakkını verme riskleri, siyasete yapılan müdahalelerin akıl almaz yıpratıcı mizansenleri ve siyasetçinin yetersizlikleri bir araya gelince, yorumu kolay, izahı güç ve çözümü zor bir siyaset karmaşası yaşıyoruz.
Bu noktada siyasetin omurgası ve işleyişi güçlü, felsefesi sağlam olmalı. Siyaset, halka ve hakka hizmet amaçlı olmalı. Menfaat-ı umumiyi esas almalı. Menfiliklerden kaçınmalı. Milli iradenin şemsiyesi olan meclis çatısında kendini değerli kılmalı. Bunun için siyasetin kalitesi ile demokratik keyfiyeti önem arz etmektedir.
Elbette siyaset alanı, sütten çıkmış kaşık değildir. Aşırı titizlenilecek, idealize edilecek ve hayali arzularla fikre anlam giydirilecek kadar tekin bir saha değildir. Bir yönüyle zorluk çekilen hizmet alanı ve meşakkatli bir tercihtir. Diğer yönüyle de ilkelerinden taviz vermeyerek şahsi fedakârlıklarla umumun yolunu açmaya, az zararla kurtulmaya aday olma cefasıdır.
Kudsi fikirler siyasetin içine çekilmemeli. Tersine, fikirler siyasete yön vermeli, desteklemeli. Ona kılavuzluk etmeli. Gerçekçi ve mübalağadan uzak bir starateji ve demokratik gelişme sağlamalıdır.
Bunları yaparken; daha iyinin iyiden döşenmiş yollarına tutunmak, gerçeklerin hayali zemininde arzularımıza bahane aramadan ve memnuniyetsizliğin tatminsizliğinde günah defterlerini karıştırmadan, azami şerden korunmak, kalıcı bir metottur.
Tercihinde daha makul ve az hasarlı yol güzergâhında, hedefe giderken kaza yapmadan yol almak, riskin maliyetini düşürdüğü gibi, tahrik edici unsurların yıkıcı sonuçlarından da muhafaza eder. Demokrasimin izlediği seyir böylesi meşakkatli ve sabırlı bir metanetle ve kamuoyunu bilinçlendirecek müspet üslupla gelmiştir.
Devleti millete yakınlaştıracak ve tehdit algılarının paranoyalarını çözecek olan, katılımın taban ve tavan dengesinde ehliyet ve uzlaşmaya dönük olmasıdır. Bunu beğenmeyip, daha iyisini/faydalısını arzulama niyeti, daha zararlı sonuçlara ve tepkilere götürecekse, makulü arama zemini de kayabilir.
10-Risale-i Nurun temel yaklaşımlarından biri de müspet hareket modelidir. Mesleğimizin muhabbetiyle yaşamaktır. Yani pozitif düşünmektir. Doğrularımızı sosyal pratiklerle anlatacaksak, önce prensiplerden gitmek, sonra kendimizi doğru ifade etmek ve başkasını butlan ile itham etmeden pozitif bir sosyal ve siyasi görüşü ortaya koymak esastır.
Zamanın çözeceklerini aklın daralmışlığına bırakmadan ve zorlamadan, medeni ikna ya da sözü akla havale etme nezaketi içinde bırakmak, müzakerenin kabul aralığını arttırır. Doğru iddialar, doğru metotlar uzmanlarca ortaya konulduğunda, efkarı ammeye/kamuoyuna hocalık eden efkar-ı ilmiye gerçeği ortaya çıkar.
Bilimin rasyonel verileri, sosyal bilimin makul izahları ve Risale-i Nur prensiplerinin temel projeksiyonları; kavram ve yaklaşım uygunluğu ile ortaya konulduğunda, farklılığın kalitesi ve etki alanı daha genişleyecektir.
Pozitif değerlendirmeler, kendi pozitif görüşlerimizi doğru mecrada ifade hakkını verir. Ümit, çare, kararlılık ve sevecenlik aşılar. İtham ve ortamı sertleştirici öteki mantığına bulaşmadan, güçlü delillerini ve bakış farkını ortaya koymaktır.
İnsaf, hakperestlik, tarafgirlikten uzak bir sükûnet içinde, sosyal ve siyasi projeksiyonlarımızı rahatlıkla sunabilecek üslup ve muhatap düzeyine sahip olmamıza bir mani yok. Müspeti, müspetle anlatacağımız sosyal tespitler, bizi fikir bahçemizde yeni fidanlıklarla büyütür. Değişen siyasi ahvalin günlük etkilerine girmeden moral yüklü pozitif mesajlarımızla demokrasiyi kuvvetlendirebiliriz.
11- Bu çağın sosyal boyutlu etkileşim araçları ve insan psikolojisinin kattığı sosyal psikoloji ve bunu etkileyen endüstriyel psikoloji üzerinden gidersek, iletişim yoğunluklu algının her an yeni bir bilgiyle tanıştığını biliyoruz. Bilgi yerine gözlem, görsellik, hissetme ve düşünce parametrelerine gönderilen mesajlar; beraberinde davranışı etkileyen kaynak ve hedef kalitesini de gündeme getirmektedir.
Bilgi çağı ötesi bir aydınlanma/idraklenme ve bilgi yönetimi marifetiyle üst kavramlarla buluşma ve bunu bir prensibe göre kabullenme, reddetme veya tanışma süreci, teferruatın malumatfuruşluğa geçişini engellemektedir.
Tam bu safhada sosyal mesafe farkının azaldığı, sosyal zekânın kavrama gücü ve sosyal algının bulanıklaştığı zamanlarda, insanın şaşmaz üst disiplinlere ve doğru rehber görüşlere ihtiyacı vardır. Çözüm, o anlarda problemin içinde, sıcak etkinin yönlendirdiği tahrikkar ve inandırıcı olma çabasına sürükleyen propaganda veya kendini savunma psikolojisinde saklı etkilere mesafeli durmaktır.
Böyle zamanlarda, yakın olayın dışına çıkmak, üçüncü gözün sorgulamasına açık olmak, muhakemenin terazisinde kendimizi başkasıyla tartmak, görünmeyeni fark etme insafına ve hakperestliğine yönelmek, sosyal realitemizi kuvvetlendirir.
Sosyal realite, bizim dışımızdaki birey ve toplum tutumlarını, beklentilerini doğru anlama ve ona çözüm sunma yaklaşımımızı bir referansa ve kuvvetli ölçülere dayandırma gayretini gerektirir.
Sosyal vakalar, dondurulamaz. Gelişim sürekliliği içinde insanlar, toplumlar, kitleler, milletler ve ülkeler kendi iç sistemlerinin dayanıklılığına göre dış etkilere açık ve kapalı oldukları belirleyici kapasitelerine göre büyüme ya da daralma yaşarlar. Tıpkı bir organizma gibi, organizasyon alt yapıları, dayanışma becerileri, kavram ortaklıkları ve hedefe duyarlılık dereceleri ile buna hazırlanırken zihin ve duygu odaklanmaları, sosyal dinamizmin en önemli domino etkisini oluşturur.
Düz mantığın üst ifadesi ne kadar doğru ise, onu uygularken sosyal zekânın kavrama ve idrak etme basiretini kullanmakta o kadar gereklidir. Şahsileştirilmeyen ve merkeze kendimizi koymadığımız bir sosyal ihtiyaç, bizi sosyal hayatın parçası yaptığı gibi fedakârlık ve tevazu içinde samimi münasebetlere götürür.
12- Sosyal siyaset ve siyasetin sosyal realitesi, prensiplerin izdüşümüne imkân verir. Günlük yorumları, emanet kararları ve geçici çözümlerle tepki psikolojisini ıskalar. Hal böyle olunca, üslup ve dozaj bile esas değildir. Bunlar hakikatin merceğine inen ışığın yakıcı doğrularını değiştirmez. Bu gerçek, kimsenin siyasi tahtlarına ve siyasi oluşumlarına İslami bir kılıf, dini bir kimlik ve dayatmacı manevi bir taciz yükleyerek, ehl-i imanı dünkü duygularıyla teslim aldıkları gibi, tekrar istismar etmesine müsaade etmez.
Siyaseti, hayatın, demokrasinin ve seçme seçilme hakkının bir temel parçası olarak gören her vatandaş, siyaset yapabilir, rekabet edebilir, kendince yol ve usuller geliştirebilir. Buna değerler üzerinden bir motif, velev ki dolaylı hatta isteği dışında da olsa yüklemek vebaldir, sonuçta istismardır ve başkasının kutsiyetlere saldırmasına kapı açmaktır.
Bugüne kadar ki, siyasi laboratuarımız, son yüzyılın siyasileşen dini akımları ve kudret peşinde güç merkezli bir zemin kazanmak isteyen İslam dünyasındaki bütün hareketler bu zor, çetrefilli ve gittikçe mevkileşen bir dini otorite etrafında siyasallaşmadan kurtulamadı. Çünkü metotları bunu gerektiriyordu.
Farklı ve günümüze hitap eden, müşfik ve aklıselim metot sahibi Bediüzzaman, bu konuda bize ışık tutmaktadır, bizi rahatlatmaktadır. Zamanın öğüttüğü ve rendelediği doğruların anlaşılması zaman alsa da...
Az gelişmiş, vatandaşına değer vermeyen, demokrasiyi/istişareyi hazmedememiş, devlet odaklı bir İslam’ı yorumlayan ve ona kilitlenen her düşünce, politik bir savrulmanın, didişmenin ve ihlası kırıcı, ahlak ve ubudiyeti zorlayıcı bir sürecin doğal parçası olmaktadır.
Esastaki bu itirazımız başkalarınca mazur görülen çevreleri, bizim de tasvip etmemiz anlamına gelmiyor. Sürekli bir başkasının hatalarından beslenerek tabanda oluşturulan siyasi blokların sertleşmesi, siyaseti yanlış mecralara su taşıyan bir zemine sürüklemektedir. Günümüzün taze vakıası bu. Toplumu yanlış ve mağdur rolünde yönlendirmek, ajitasyonlarla tahrik ederek, kendince kitleleri diri tutmak, sağlıklı bir bünyenin tarzı değildir.
Bediüzzaman’ın sosyal projeksiyonları ise, günlük meselelere göre tahvil olmadığı için etkisini devam ettiren bir çizgidir.
13-Bediüzzaman’a göre, Asya’nın bahtının miftahı, meşveret ve şuradır. En çok bu manaya ihtiyaç var. Zaten Risale-i Nur’un en belirgin farkı da budur. İslam toplumları, maddi ve manevi inkişaflarını, kalkınmalarını ve İslama layık yaşamalarını baht/talih kabul edersek, bu kapıyı açacak anahtar meşverettir. Bahtımızın açık olacağı, bilgimizin ve aklımızın anahtarı olabilecek yol istişareden geçiyor. İşlerimizi istişare ile görmek, dinimizin emridir. Aynı şekilde işi ehline vermekte.
Herkesin birbirinin ihtisas alanına saygı duyduğu, Zübeyir ağabeyin tabiriyle iyi işli olduğu, uzmanlığın değer kazandığı, tecrübenin yeni ilimle donanımlı olduğu insan kaynağı, daha verimli iş ve fikir müzakereleri yapar. Kaliteyi arttırıcı, nitelikli ve keyfiyete dayalı plan, program ve mutabakatlar sağlayabilir. Uzlaşma ve müşavere yolunu açık tutan, öncelikle insanların bilgi düzeyi, kavrama kapasiteleri, uzmanlıklarının derinliği ile birlikte, özelliklerine ve yeteneklerine yükledikleri hedef ve amaçlarıdır.
Günümüzün başdöndürücü bilgi hızına tek başına veya sınırlı bir kadro ile yetişmek, olayları kavramak, yeni yaklaşım ve stratejiler üretmek pek kolay değildir. Bunun yolu dayanışma içinde danışma kurullarından, ihtisas komisyonlarından ve ihtimam iletişiminden geçmektedir.
Bediüzzaman, günümüzü tanımlarken, her şeyin ilim ve fenlere göre hükmedeceğini, belagatin önem kazanacağını belirtir. Buna göre cehaletin izalesi, hikmetle ve akılla mümkündür. Araştırıcı ve sorgulayıcı bir dönemde, yeni kuşakların anlama ve algılama farklılığı başlı başına dikkate alınması gereken bir realitedir.
Müşaverenin, salt şekil ve şarttan ibaret olmadığını, muhteva, konu ve ilgililerle yapılması gereği, bağlayıcılık değerini arttırmaktadır.
Tarihle, toplumla, çevreyle, zamanın kabiliyetiyle, insanların yeteneğiyle, duymadıklarımıza açık olacak bir tepki alma cesareti ve olgunluğu ile değişik ortam, kişi ve kurumlarla fiilen, zihnen veya müşahede ile müşavere edebiliriz.
Her tepki bir müşavere geribildirimidir. Her destek bir takdir müşaveresidir. Her yorum, yeni bir sonuç ve muhakeme ihtiyacıdır. Tekâmülün basamakları, istişare geleneğini köklü tutma ve hayatımızı doğru yönlendirecek rehber kişilere duyduğumuz ihtiyaçla orantılı yükselir.
Ruhumuzun itiraz hakkı, aklımızın hislerimizi yenme iradesi ve kontrolsüz tepkilerimize ya da tanımlanamayan hırslarımıza yenik düşmeyecek fikir merkezli ilkelilik ve bunun tescili, yine bizim dışımızdaki yansımaların değerlendirmesi ile bizi yönlendiren örtülü ve sistemik olmayan istişare yollarıdır.
Meşveretin hâkim olduğu aile, okul, cami, kışla, devlet ve uluslararası kurumlar, kendi içlerinde olanca rahatlığıyla konuşabildikleri, konunun içinde kaldıkları ve derinleşen çözüm merkezli büyüme ve paylaşımı arttırdıkları nispette katılımcı ve kalıcı bir demokrasiye geçiş imkânı bulurlar.
Bu hayat tarzı, bireyin öğrenme kültürüne, beraberce sevgi ve ortaklık değerlerini hazmedip farklılığa tahammül edecek bir olgunluk ve kabullenme seviyesine taşır.
Siyasetin lider merkezli ve siyasi iradenin dar kadro anlayışı ile hükmettiği demokrasi denememizde, arzu edilen olgunluğun yakalanamadığı bir gerçek. Üstelik her açık ve kapalı darbe sonrası hormonlaşan siyaset ve türbülansa bırakılan irade, şaşırtıcı ve diktatörleşen yeni portrelerle bizi karşı karşıya bırakmaktadır.
Bunun yolu; halkın meşveretine itimat, rey, ihsas hakkına riayet ve onun beklentilerine saygılı bir demokrasi inşasının şeffaf ve dürüst yansımalarını göstermekten geçer.
Risale Haber
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






