Ömür sermayesi, kum saati gibi akıyor. Bunun tersi/dönüşümü, ölümle başlayan berzah ve sonrası ikinci dirilişle/haşirle mümkün olacak. Zamanın tik tak tik tak döngüsünde, uyarıcı ve akıcı anın/an-ı seyyal halleri, bir gidişin, bir akışın, bir yolculuğun habercileri.
Ömür denizinden nehir suları gibi hızlı akıp toprağa inen/giden kaynağımız. Ya filizlenmeye vesile olacak şekilde bir çekirdeğe ulaşacak ve meyve olmaya kadar giden yeni bir yolculuğuna dönüşecek ya da toprağın berrak ve temiz olmayan sularından tükenip gidecek. Bir şartla ki, ikisi de sonuçlarının ödülünü veya cezasını alacak.
Biz bir çekirdek gibiyiz. Ya çürüyüp gideceğiz. Ya da toprağa düşüp potansiyelimizi feda edip, varlığımızdan vazgeçip bir ağacın başlangıcı olacağız. Tercih bizde. Cüz-i irade bunun için verilmiş.
Risale diliyle, tahavvül-tebeddül-teceddüt-temeddün serisi/silsilesi, kâinattaki akışı ve dönüşü fonksiyonel bir şekilde göz önüne sermektedir.
İnsanın en temel vasıflarından biri Muhavvile’l-kulup oluşudur. Kalbinin etkilenme hızı, titreşim katsayısının yüksekliği ve halden hale geçiş sürecindeki canlılık/heyecan/uyarıcılık/bölünmüşlük/istikrar halleri.
Her anının evet/devam, hayır/dur dedirtecek ikilemi içinde iradeli karar vermek, pusulaya uymak, hedefinde yürümek, maksadına uygun ilerlemek, en kritik haller galerisi.
Tahavvülün/halden hale geçişin mucizevi kimyasını takdir eden Rabbimize karşı sorumluluğumuz, cüz-i irademiz ile tercihimizi yapmak, her an iç kontrol sisteminde vicdani aygıtı ve akli feneri kullanıp ruhun insicamında halden hale dönüşümün 360 derece bütünlüğünde kendi yörüngemize oturmak ve bağımsız bir bağlılıkla ilerlemektir.
Tahavvülün bir sonraki sonucu tebeddülü/değişimi başarmış olmaktır. Kâinatta, öncelikle şuurlu olmayan varlıklarda bu fıtri hal çok güzel ve anlamlı işliyor. İnsan sisteminde ise tahavvülün içinde kendine ait olanı seçen ve sonraki her anı bir öncesi ile ilişkilendiren, doğru bağı kuran ve zihnen kalbiyle beraber orada duran, bir sonraki ana/sürece, yani tebeddül/değişim dönemine geçer.
Tebeddülün kalbi tahavvülünü ve tercihin dinamik anını, derin bir tefekkür ve tahkik ile yapılamadığı takdirde, musallat olan nefsin hileleri ehl-i hakkı bile negatif tahavvülün cenderesine alır. Tebeddül artık deşifrasyon, inkıta ve inkıbaz şeklinde kısır döngünün ve kıyas-ı fasit kalbiliğin şatahatına gider. Gidiş o gidiş. Çünkü geriye doğru sınıf tekrarı, eski derslerden geçememe ve sınıf geçmenin imkânsızlaştığı bir hal.
Tahavvülden tebeddüle geçememe taassubu. Taassuba giydirilen cehalet gömleği ipekten olunca, şaşırtıcılığı ehl-i ilim için sadece bir tebessüme ve ciddiye almama halidir. Bu durumda,safça ve sathi nazarla afakileşen zahirperestliğin ne kıymet ifade ettiğini siz düşünün.
Tebeddül/değişim, tahavvülün müspet muvaffakiyetidir. Artık duygularımıza, düşüncelerimize, davranışlarımıza yansıyacak bir değişimin/gelişimin başındayız. Buda her an tahavvülün her tebeddüle dönüşen hızında ve an-ı seyyal limitlerinde mikrolaşan bir cehd ve ilimle mümkündür ve öyle ilerler.
Taallüm ve tekemmül, Bismillah dediği bu noktadan sonra anlam kazanır. İlim sayesinde öğrenme ile zihni inşa, iradeyi kuvvetlendirme ve gayemizi tahakkuk etme hareketliliği başlar.
Tebeddül/değişim, dış sinyallerin doğru algılanmasıdır. Tahavvül ne kadar kalbi ve batıni ise, atomik ve iç diyalogun tezahürü ile enfüsi ise, tebeddül de o kadar dıştan, zahire vuran, afaki, topluma ait ve çevre faktörleri ile zamanın yeteneğine bağlıdır.
Bu noktada, temel bakışımızı etkileyen dört esas olan;
a) ilcaat-ı zaman
b)zaman ve zeminin merhametsizliği
c) mukteza-yı hale mutabık
d)gaye-i hayal yolculuğunu birlikte inşa edecek bir tebeddül/değişim dinamiğini sentezlemek gerekir. Daha doğru ifadeyle mezcetmek sorumluluğu ile karşı karşıyayız.
Toplumu, şartları, talepleri, kendini, gidişatı ve elindeki pusulanın yol gösterici haritalamasını doğru okuyamayan, tebeddül basamağına geçememiştir. Diğer ifadeyle tahavvül basamağında kalarak bir sonraki basamağa, tebeddüle ulaşamamıştır.
Tünelin karanlık ucundan giriş yapmış, aydınlığın öbür ucuna yürüyememiştir. Kendi müşahedesiyle de bütün âlemin karanlıkta olduğunu iddia etme garipliğine girmiş, inanmış ve başkasını da inandırma saldırganlığına/diktasına girmiştir. Tünelden çıkışı olmayanın zorluğu nefsiyle boğuşup, âleme nizamat adı altında tahakküm etmektir.
Zamanın tünelinde kalmak, bu olsa gerek. Tahavvül tünelini geçmek için, tünelin açık ucuna göre düşünmek, yaşadığına ve bildiğine göre değil de geleceğine, istikbale, sonrasına göre bir ufkunun/hayalinin/iddiasının olması gerekir.
Bulunduğu şartın esir aldığı ruhlar, tünelin açık yüzünü göremezler. Negatif tahavvül anlamında bir ışık görme şansları var. Oda geri dönüp, geçmişinde tutunduğu ancak bu gün için zaman aşımına uğramış, zamanın hükmüne ve yeni kabiliyetlere hitap etmeyen sermayesine sığınıp,geri geri gitmek,kendini muhafazaya çalışırken,muhafızlığa soyunup girdiği tünelin başına geri gelmektir. Zahiren bir tünelin açık ucu görülmüştür. Ancak mazi derelerinde kalarak.
Bugüne ve yarına hitap etmeyen, zamanın neshettiği davranış tutukluluğu içinde tahavvül tünelinde geçemeyen/başaramayan, negatif sarmalın kalbi tanımsızlığına ve müyulat-ı kalbin mazide kalan belirsizliklerine/çatışmalarına sığınır. Temayülat-ı akliyenin istikbale hükmeden kaynağıyla birleşmediği/mezc olmadığı için mazide kalır.
Geçmişi başarılı kılan, bu güne eklediği yeni tuğlalardır. Bu günü inkişaf ettiren, tüneli geçen aydınlık ruhun inşirah halleridir.
İşte tebeddül/değişim, tahavvül tünelini geçip, yeni bir kavşakta, ilimle/yetenekle/fıtratla ve ruh-u aslinin dokuları ile barışık bir zeminde günün dinamik değişimini anlamak, yorumlamak ve bize lazım olanı alıp ilerlemekle mümkün. Çünkü: “Hayat bir faaliyettir. Şevk ise matiyyesidir.”
Buna göre; faaliyeti nitelikli, bireyi keyfiyetli kılan faaliyetin içindeki değişim/gelişim sonrası üçüncü basamak olan teceddüt/yeniliktir. Ruha ve cesede lezzet veren budur. İnsanın doğrularını doğru ancak zenginleştirerek, cazip kılarak ve kalpleri yumuşatacak bir ilgi ve alaka ile sunmasının değişim yolculuğu ile mümkündür.
Tebeddülün akli-kalbi-vicdani-ruhi değişim fonksiyonları ister istemez yeni bir ana sürecin başlangıcını yapar: Teceddüt.
Teceddüt, değişimin doğrulanan bir yenilik, uygulanabilir bir tecdit ve inovasyon değeri olan bir proje/plan halinde hayata hazırlanması ile insanı ve gelişimini cesaretlendirir. Bu eşiği yakalamak, bu noktaya tırmanmak, bunun için inkılab-ı kalbi ve akli sınırlarını geçip üçüncü basamağa çıkmak ciddi bir cehd ve asil bir fedakârlık ve mahviyet ister.
Kendini önemseyen ve elindekini kaybetmek istemeyen bu aşamaya geçemez ve asla istemez. Statükonun direnç kaleleri ve bu aşamaya götüren kâinattaki fıtrat kanunlarına bile engel olurcasına “Ben, Ben” basitliğinde bir bekçi korumacılığında kulübesine sığınır ya da dükkânın da, belki de öncesinde olduğu gibi at sırtında sınırlı malları satan bir çerçi veya bakkal kadar faaliyet göstermeyi yeterli bulur. Asla marketten hoşlanmaz. Ve zinhar bakkaldan markete geçilmemelidir.
Teceddüt hakikati manasını bulursa, tecdidi netice verirse, insandaki tekâmülün bu yeni basamağı ruhunu icra ederse, artık yeni bir kapı daha açılır. Yeni bir basamak bize Hoş geldin der. Bu basamak, dördüncü mertebe olan temeddün gerçeğidir. Sureten medeni, hakikaten toplumcu ve dini, cemiyet dini olan bir insan için temeddün/medenileşme bir mükâfat ve yaşama kalitesidir.
O zaman müspet medeniyetin, Kuran medeniyetinin beş esaslı hükmü olan;
a) hak,
b) fazilet,
c) rabıta-i dini, vatani, sınıfi
d) teavün/yardımlaşma,
e) hüda üzerine bina edilen temeddün/medenileşme/çağdaşlaşma/asrını yaşama/maddi-manevi kalite çizgisi gündem olmaya başlar.
Dünyayı dinimiz için severek, ahiretin tarlası görerek, ruhun ve cismimizin lezzet kanallarını açarak, şükür ve hamd için terakki kapılarını zorlayarak, müspet rekabetle temeddün basamağında yeni bir medeniyeti inşa edebiliriz.
Bu dünyaNeden herkese terakki dünyası olsun da, bizim için tedenni dünyası olsun? itirazı ve sitemini çözecek olan temeddün basamağında yürüyenlerdir.
Şekle, zahire, gaflete, maddi hırsa, makam sevgisine, nefsin taleplerine ve yaşanan dünyevi hallerin menfi medeniyetten beslenen uygulamalarına alternatif bir medeniyet inşa edeceksek, temeddün şart.
Saadet saray-ı medeniyetinde,yani medeniyetin mutluluk sarayında yaşamak istiyorsak, -ki üstadımız Hakkari’de aşiretlere yüzyıl önce önermiş- dörtlü basamağı tırmanmalıyız.
Temeddün basamağında, başka dörtgenleri her aşamada bir plato gibi muhkem zemin için idrak ederek ilerleyebiliriz.
Bu dörtlülerden biri;
a) acz,
b) fakr,
c) tefekkür,
d) şefkat zeminidir.
Bir başka dörtlü;
a) sadakat,
b) muhabbet,
c) uhuvvet,
d) şefkat iklimidir.
Bir başka dörtlük ise;
a) nazar,
b) niyet,
c) mana-yı harfi,
d) mana-yı ismi keşfidir.
Bunlar gibi, ebede giden yolda, dörtgenlerin çerçevelediği, birer çıta gibi ölçülerimizi belirlediği bir güzergâhta hayat merdiveninde yeni basamaklarda inkişaf etmeye ve inşirah bulmaya ne dersiniz?
Risale Haber
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






