Şu An Buradasınız: Anasayfa Dr. İSMAİL BERK Demokratikleşme Yolunda AB bize lazım mı?

Risale Akademi

Demokratikleşme Yolunda AB bize lazım mı?

e-Posta Yazdır PDF

28 Ağustos 2009 Cuma 02:06
Demokratik açılımlarla ilgili müzakerelerin/ tartışmaların/ münakaşaların/ kavgaların tamamen gündemi tuttuğu bir sürecin içindeyiz.

Bu süreçte dünkü hatalarımızı, bugünkü durumumuzu ve yarın için gerekli olan demokratikleşme, insan hakları adımlarını beraberce ortaya koyup bütün farklılıklarımızı, çatışma alanı değil müzakere zemini olarak görmeliyiz. Bu bağlamda AB süreci ve bugüne kadarki ev ödevlerimiz ve bundan sonraki yapmamız gerekenler yeterince ışık tutmaktadır.

AB müktesebatında ilerleyişimizin ve imparatorluk kültürüne uygun yaklaşımlarımızın göstergeleri olan, son dönemlerin farklı, hatta uç denebilecek konu, gündem ve tartışmaları, 1908 İkinci Meşrutiyetten bu yana çözülememiş alanlardır. Demokratik açılım, cumhuriyetle paranteze alınıp, 100 yıl sonra açılan konuların hatırlanmasından başka bir şey değildir.  Artık gerçek demokratikleşme gündemlerimizle yüz yüzeyiz.

AB Sürecinde Tercih Seçenekleri

Demokratikleşme çıtamızı yükseltmede AB süreci en belirleyici vasıtadır. Bu vesileyle oldukça yoğun, gözlem ağırlıklı, fark etmeye dair ve kendimizi bu yeni coğrafyamıza/kıtamıza, doğru bir diyalogla girme yönünde AB ülkelerinde edindiğim yeni bilgilerle konuya girmek istiyorum. Bu itibarla oluşan bazı kanaatleri paylaşacağım.

İçerdeki açılıma AB perspektifinden bakarsak;  Tarihin bu çatışmalı, derin, farklı ve uzun yolculuğunda, özelde Türkiye, genelde Müslümanlar için AB sürecinde tercih konusu olabilecek dört seçenek var.

1-AB sürecinde her şeyi kabullenerek girmek, dönülemeyen yolu onlara göre tamamlamak.

2-Tamamen red ve kendimize dönüp “Biz bize yeteriz” diyerek yeni bir yol haritası belirlemek.

3-AB standartlarında günlük hayatımızı kolaylaştıracak teknik, sosyal, hukuki ve ilmi alt yapıları alıp, kendi milli yeteneğimize ve dini vecibelerimize uygun halde makul bir ortaklığa gitmek.

4-Olaylara göre tavır geliştirip bazen Avrupa, bazen Asya, bazen de Afrika türü reflekslerle iç politikaya, yerel alışkanlıklara ve evrensel söylemlere açık bir karmaşa ile devam etmek.

Belki beşinci bir tercihi düşünenler olabilir.

Şüphesiz dört tercihin de kendi içinde gerekçeleri ve ötekini reddeden görüşleri olabilir.

Bu seçeneklerin pozitiflerini bir araya getirip, negatiflerini arkaya atarsak, sanırım AB tezlerinde yakınlaşma ve ortak alan buluşmaları artacaktır.

Mevcut durumda Müslümanlar Avrupa Birliği üyesi AB sürecinde, birliğin Avrupa ile sınırlı olmayan bir yönü var ki, en kalkınmış ülkelerin en sefil sömürgelerinden topladıkları insanlarını/yurttaşlarını/halklarını da göz ardı edemeyecekleri bir noktaya gelmiş bulunuyorlar. Artık Avrupa kıtasında Zaire’den Tunus’tan, Fas’tan, Nijerya’dan ve diğer Afrika ülkelerinden en alt kümeden gelenlerin üçüncü kuşak çocukları var. Ayrıca, bağımsız Arap ülkelerinden, Türkiye’den ve Osmanlının ayak izleri ile büyüyenlerin yaşadığı bir Avrupa var.

1990 sonrası Rusya’nın çökmesi ile Demirperde ülkelerini kendi içine alan Avrupa’nın bir de bu ülkelerin sosyo-ekonomik düzey farklarını telafi için yoğun bir çabası var. Avrupa Hıristiyanlığı ekseninde istenen bu yapıya, son 10 ülkenin dâhil olmasıyla, aynı zamanda bu ülkelerdeki Müslüman vatandaşları da girmiş oldular.

Orta Asya’daki ülkelerin Rusya ve Avrupa arasında gelişen yeni trafikleri de ayrı bir gündem olarak Kafkasya varlığını hissettirmektedir.

Bütün bunların yanı sıra Filistin, Irak, Afganistan, Pakistan, Sudan, Kıbrıs gündemleri de uluslar arası arenada etkisini arttırırken, ezilmiş, itilmiş, ülkesi işgal edilmiş halkların direnç ve sessiz çığlığını dünyaya duyurmaktadır.

Küresel rekabet, AB ülkelerindeki gizli çatışmaları gün ışığına çıkardıkça, Avrupalılar ve her ülke kendi formatında İslam dünyasına “gülümseyen yüz” olma telaşında iken AB’nin profili hiçte tek tipçi ve şövalyeci değildir. AB, yeni sonuçlarıyla az gelişmiş, zorlanan, horlanan, alt küme devletlerle üst ligde oynayan kıta Avrupa’sı ülkelerin ortaklık zemininde genişledikleri, yayıldıkları bir platform hüviyetinde.

Şimdi biz ne yapacağız?

Sorumluluklarımız neler?

Köprü olabilecek miyiz?

Ev ödevimize çalışıyor muyuz?

Bunun için neler yaptık, neler yapacağız?

STK’lara ne tür görevler düşüyor?

Risale-i Nur perspektifi ile farklılığımız ne olacak?

Daha da önemlisi AB’nin neresindeyiz?

Ne kadar farkındayız?

Yenilenmenin ve ortak aklın sistemli yürüyüşüne ne kadar zihnen, ilmen ve hissen hazırız?

Bütün bunların cevabını bulmada ülke olarak dersimize çalışmak zorunda kaldığımızı ve iki ileri bir geri olsa da gidişatın memnuniyet verici olduğunu söyleyebiliriz.

Her ne kadar 1982 doğumlu ihtilal anayasasını değiştirip sivil bir anayasa temelinde demokratik zeminini tahkim edecek bir noktada değilse de, demokratik standartların gün geçtikçe arttığını müşahede etmekteyiz.

Avrupa’daki İslam potansiyeli ile İslam’ın kabul ettiği Avrupa değerleri müspet bir mecrada buluştukça, bizdeki ve Avrupa’daki menfi/provokatif/ulusçu genlerle milliyetçilik bağnazlığında ve din fanatizmi reddiyeciliğindeki sınırlı engeller fazla etkili olamayacaktır.

Brüksel’de bir kilisede müşahede ettiğim tablo anlamlıydı. Yaşlı ve az sayıdaki kilise mensubu dışında gezmeye gelen iki vatandaşımızı gördüm. Bunun yanı sıra Belçikalı olup İslamiyet’i seçmiş bir bayanın, bir soru üzerine fark ettiğim ve boynunda dikkat çeken Allah lafzı ile kiliseye oldukça yaşlı ve zor yürüyen Katolik büyük baba ve annesini getirip köşede onları beklemesi de çok manidardı.

Kendisine yabancı dilde Risale-i Nur’un olduğu Bediuzzaman.net sitesinin ismini verdim. Umarım Risale-i Nurla ilgili yabancı dillerde yayın yapan site tavsiyelerimizi dikkate almıştır.

Avrupa yerlisinin göç aldığı İslam coğrafyasının ikinci ve üçüncü kuşağından etkilendiği ve dini değerlerle buluştuğu yönünde yaygın bir kanaat ve gözlem var.

Bu tablo, Türkiye’deki demokratikleşme adımlarına ivme katan ve bizi bizim statükoculardan kurtaracak bir süreçtir. Hem de sistemli ve kurumsal.

Risale Haber

 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam
Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 57 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Diller, ırk ve renkler Allah'ın birer ay...
    14.05.12 02:03
    Yazan: f halit
  • DİL YARASI
    Yorumcu arkadaş ("Kürt Açılımı" ırkçı bi...
    13.05.12 14:36
    Yazan: mehmet

Çok Okunanlar

free hit counter