Cumhuriyet; kapsayıcıdır, sağlam esaslara dayanır, emniyettir, asayiştir, haktır, eşitliktir, adalettir güzel ahlaktır vesselam. Cumhuriyete lazım olan esaslar Kur’an’da mevcuttur. Kur’an insanı güzel ahlak sahibi eder. Başkalarını düşünen merhametli, fedakâr ve âdil insanlar yetiştirir. Bu insanlar da hizmet ehlidirler, kuşatıcıdırlar, kurucudurlar, inşacıdırlar, adalet, meşveret ve kuvvetin kanunda olması esaslarına azami ölçülerde itina gösterirler. (1)
Batılı düşünür Rodwell; “Kur’ân, devamlı memleketler değilse de, muzaffer cumhuriyetler vücuda getirmeye hâdim olacak esasları muhtevî olduğunu ispat etmiştir. Kur’ân’ın esaslarıyladır ki, fakr ve sefâletleri ancak cehâletleriyle kàbil-i kıyas olan, susuz ve çıplak bir yarımadanın sekenesi, yeni bir dînin, harâretli ve samîmi sâlikleri olmuşlar, devletler kurmuşlar, şehirler inşâ etmişlerdir. Filhakîka, Müslümanların heybetidir ki, Fesdad, Bağdad, Kurtuba, Delhi bütün Hıristiyan Avrupa’yı titreten bir azamet ve haşmet ihrâz etmişlerdir.” sözleriyle (2) Kur’an’ın ve saliklerinin özelliklerini çok güzel ifade etmiştir.
Asrımız hürriyet asrıdır. İnsanlık köle ve esir olmayı, ücretli çalışarak bile maddi ve manevi hürriyetlerinden mahrum kalmayı, hele vicdan hürriyetine hain bir elin uzanmasını asla istememektedir. Bu durum da gösteriyor ki, insanlık beşinci dönemi yani, serbestiyet ve malikiyet dönemini idrak etmek ve doya doya yaşamak istiyor.
Serbest ve malik olma duygusunu kontrol altına alacak, insanları zalimlikten, şeddatlıktan, haram helal demeden her şeye sahip olmak istemekten kurtaracak ve herkesi cumhurun eşit fertleri haline getirecek esasların kaynağı Kur’an’dır. Hayatta pratiği olan bir örnekleme yapacak olursak; Kur’an’ın terbiyesinden geçmiş bin adamın idaresinin, on anarşist adamın idaresinden daha kolay olduğu görülecektir.
Peygamberimizle başlayan aydınlanma döneminde cehalet yenilmiş, anarşi ortamından çıkılarak hakiki adalet ve güven ortamı oluşturulmuştur. Dört halife birer reisicumhur idiler. Hem manasız isim ve resimden ibaret bir cumhuriyetin değil, belki hakiki adaleti ve şer’i hürriyeti içinde barındıran dindar anlamdaki bir cumhuriyetin reisleri idiler. (3)
İnsanların fıtratlarını değiştirmek mümkün değildir. Fikir ve vicdan hürriyetini en geniş manada tatbik eden Cumhuriyet, (4) fıtrat kanunlarına uygun hareket etmeyi, hukuk eşitliğine azami ölçüde dikkati, tam adaletin sağlanmasını, zulüm, tagallüb, tahakküm ve istibdadın karşısında olmayı gerektirir. (5)
Cumhuriyet idaresinde bencil davranılamaz, ayrımcılık yapılamaz, kimse imtiyazlı olamaz, hele başkalarının hukuku asla çiğnenemez. Çiğneniyorsa, cumhuriyet perdesi altında imtiyazlı zümre istibdadı hüküm sürüyor demektir. Buna fırsat vermemek ve muvaffak olmak için İslâmiyete sımsıkı sarılmak gerekir. Çünkü diyanet, salâhat ve bilhassa iman hakikatleri bu milletin fıtrî bir ihtiyacı hükmündedir. “Eksér-i hükemanın Garbda ve Avrupa’da zuhuru ve ağleb-i enbiyanın Şarkta ve Asya’da tulûları kader-i Ezelînin bir işaret ve remzidir ki; Asya’da hâkim, galip, din cereyanıdır. Elbette, Asya’nın ileri kumandanı olan bu hükûmet-i cumhuriye, Asya’nın bu fıtrî hasiyetinden ve madeninden istifade edecek ve bîtarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.” (6) Bunun güzel ve sağlam bir delilidir.
Bu nedenle bir cumhuriyet hükümetinden dinsizliğe asla taraftar olmaması, entrikaları çeviren gizli menfì komitelere karşı uyanık olması ve onları menetmesi beklenir. Ama bir zamanlar vicdan hürriyeti düsturuna sığınılarak dinsizlere ve sefahetçilere ilişilmemiş, hatta onlar teşvik edilmiş, dindarlara ve takvâcılara da türlü türlü zulümler reva görülmüştür. (7) Cumhuriyetin kuvvetli esasları böyle dinsizlerin aleyhinde olduğu halde; dinsizlik, hükûmetin bazı prensiplerine mal edilmiştir.
Bu prensiplerin hükmü hâlâ devam etmekte ve insanlar cumhuriyet adına sıkıntılar çekmektedir. Bunlar serbestiyet ve malikiyet dönemine asla yakışmayan şeylerdir. Cumhuriyetin içi insan fıtratına uymayan bu prensiplerin arındırılarak insana yakışan prensiplerle doldurulmalıdır. Bu, hem yetmiş milyonun, hem de bir buçuk milyara yakın İslam milletinin önünü açacak çok hayırlı bir iş olacaktır.
Dünyanın yarısına tam bir adalet ve tam bir hürriyetin hâkim olduğunu düşünmek, insanların meşru dairede bir cennet hayatı yaşadığını tekrar görmek hiç de uzak ve hayal değildir.
Bu, tamamen bizim İslama ve Kur’an’a olan sadakatimize bağlı olarak gerçekleşecektir.
Ergenekon gibi gizli komitelerin yargılanıyor olması ve bütün dünyada Ku’an’a ve Risale-i Nurlara teveccühün artması da gösteriyor ki, insanlık artık hilesiz, isim ve resimden ibaret olmayan hakiki bir cumhuriyet istiyor.
Kaynaklar:
1-Nursi, Bediüzzaman Said, Tenvirler, Sayfa 44, Y.A.N. İstanbul
2-Nursi, Bediüzzaman Said, İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 269, Y.A.N. İstanbul
3-Nursi, Bediüzzaman Said, Şualar, Sayfa 317, Y.A.N. İstanbul
4-Nursi, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası, Sayfa 365, Y.A.N. İstanbul
5-Nursi, Bediüzzaman Said, Lem'alar, Sayfa 174, Y.A.N. İstanbul
6-Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, Sayfa 212, Y.A.N. İstanbul
7-Nursi, Bediüzzaman Said, Şualar, Sayfa 312,Y.A.N. İstanbul






