23 Kasım 2009 Pazartesi 07:50
Bütün bir varlık ağacının meyvesi hayattır. Nasıl ışık varlıkların görünme sebebi ise, hayat da, çoklukta birlik sebebi ve tecellisidir. Meselâ, İlim, İrade, Kudret, Rahmet, Hikmet, İnayet gibi İlâhî sıfatların ortak tecelli noktası olan hayat, hem bu sıfatlarla Allah'ı tanıtır, hem de havada, suda, toprakta dağınık ve bilinmez halde bulunan zerreleri, unsurları bir araya toplayarak onlara birlik kazandırır.
Hayat çıktığı zaman, cesedin toprakta dağılıp gitmesi gibi bu unsurlar da dağılır. Hayat, sahibini her şeyle münasebettar, âdeta her şeye sahip kılar. Hayatsız cisim, dağ da olsa yetimdir; ama hayattar her bir arı, "Yeryüzü bahçem, dükkânım, güneş lambam, bütün çiçekler bana çalışan hizmetçilerimdir." diyebilir ve her şeyle münasebet kurar. Hayatın mertebeleri vardır: nebatî (bitkisel) hayat, hayvanî hayat, meleklerin, ruhanîlerin, cinlerin hayatı ve yaratılmışlar içinde en yüksek seviyede şuur ve irade ile donatıldığı için en yüksek mertebedeki insanî hayat. Ayrıca dünya hayatı, kabir hayatı, şehidlerin kabir hayatı, Hz. Hızır ve İlyas gibi zatların hayatı, Hz. İsa ve İdris peygamber gibi dünya hayatları farklı sonlanan peygamberlerin hayatı gibi.
İşte hayat Allah katında o kadar önemlidir ki, İslâm, bir insanın hayatını almayı bütün insanların hayatını almak, bir insana hayat kazandırmayı bütün insanlara hayat kazandırma gibi değerlendirmiş, bir hayat ile bütün hayatı, bir insanın hayatı ile bütün insanların hayatını aynı değerde tutmuştur. Buna rağmen Allah verdiği hayatı geri alıyorsa bu, onu çok daha büyük bir mertebeye ulaştırmak içindir. O bakımdan ölüm, insan için fânî ve elemlerle dolu hayattan ebedî hayata, özellikle şehidler için sâfî, elemsiz ve mesut bir sonsuz hayata intikalin kapısıdır. Hayat sahibi varlıklar içinde hayvan, kısmî şuur ve iradesi ile yüksek mertebede bir hayata mazhardır. Koyun, keçi, sığır ve deve gibi, insan için mücessem nimet olduklarından Kur'an'da "nimet" olarak anılan hayvanlar, insana gıda olmakla insan vücudunda insanî hayat mertebesine yükselirler; o insan mü'minse, Âhiret'te ebedî insanî saadete mazhar olurlar. İlâhî bir nefha olan ruh, hayatın, dolayısıyla bütün duyuların, duyguların, melekelerin kaynağıdır. Maddî beden, onun kabiliyetlerini sınırlar. Madde inceldiği ölçüde ruh güç kazanır; madde kalınlaştığı ölçüde ruh zayıflar. Ölümle beden kafesinden kurtulan ruhlar, çok daha üst bir görme, duyma, bilme, hissetme, yaşama seviyesine ulaşırlar. İşte, nasıl ölen insanların ruhları bâki ise ve çok daha üst bir mertebeye yükseliyor, ondan da çok daha üstün bir hayat mertebesine namzet hale geliyorlarsa, hayvanların ruhları da bâkidir ve hayvan öldükten sonra yaşamaya devam eder. Hayvan, sorumluluğu sınırlı olduğu için, onların ruhları çok daha mesut olarak varlıklarını sürdürür; dünyevî hayatın elemlerinden kurtulur; kurban olan hayvanların ruhları âdeta şehid hayvan muamelesi görür. Âhiret'te insanlar gibi hayvanlar da Âhiret'e ait hale getirilmiş bedenleriyle buluşturulacak, kendi aralarında ve insanla hesap görüp haklaşacaklar, sonra her bir havyan türünü temsilen uhrevî bir fert Cennet'te yaşamaya devam edecek, diğer fertler toprak olacak, ama Âhiret'in taşı-toprağı da canlı olacağı için, varlıklarını canlı olarak sürdüreceklerdir.
Kurban, bu gerçeğin dışında, ekonomik-içtimaî yanları da bulunan bir ibadet olarak çok büyük manâ ve yararlara sahiptir. Buna rağmen, bugün bazı nevzuhur, ilimsiz "ulema", halâ zihinlerde onun değerini azaltıcı yayınlarda bulunabilmektedir. Bu yayınlar, iyi niyetten kaynaklanıyorsa düpedüz gaflettir; ispat-ı nefs, farklı şey söyleme, orijinalite yapma gibi nefsanî hastalıklardan kaynaklanıyorsa İslâm'a, Ümmet-i Muhammed'e ve bu ülkeye düpedüz ihanettir, düşmanlıktır.
Bugün İslâm'ın ve Müslümanların her zamankinden büyük temel dertleri vardır. Bunlar çözüm beklerken, hakkında hüküm çoktan verilmiş bir meselede zihinde şüpheler uyarmak ve İslâm'ın surlarında yeni gedikler açmak, İslâm'a ihanettir, düşmanlıktır.
Kurban, Cuma gibi, cami gibi, ezan gibi, bayramlar gibi içtimaî şiarlardandır; İslâm adına umumî bir muallimdir, mürşiddir. Müslümanlığı koruma adına surlardan bir surdur. Bu tür şiarlar, ferdî farzlardan daha önemlidir ve hassasiyetle korunmalıdır. Dolayısıyla, bu şiarları önemsizleştirecek her söz ve davranış, İslâm'a ihanettir, düşmanlıktır.
Diğer ibadetler konusunda olduğu gibi, kurban konusunda asırlarca önce İslâm'a sahip, müçtehid ulemâ bütün rivayetleri değerlendirerek hükmünü vermiş ve bunların üzerine mezhepler teessüs etmiştir. Milyarlarca Müslüman, 12-13 asırdır bu mezheplere bağlı olarak hayatını sürdürmektedir ve bu 12-13 asrın 10 asrı ihtişam asırlarıdır. Buna rağmen bugün, mukallid bile olunamazken kırıntı malûmatla ve ferdî rivayetlere dayanarak âdeta içtihad hevesine girmek, İslâm'a, müçtehid ulemâya, bütün bir tarihe ve geçmiş nesillere ihanettir, suç yüklemedir, düşmanlıktır.
Tarım ve bilhassa problemlerle sarsılan, ihanet politikalarıyla boşaltılmaya çalışılan Doğu ve Gündeydoğu merkezli hayvancılığımız, bu ülkenin hayatî can damarlarıdır. Hayvancılığın en önemli kaynaklarından biri kurbandır. Kurban konusunda onun önemini azaltıcı yayınlarda bulunmak, bu ülkeye, bugününe ve geleceğine ihanettir, düşmanlıktır.
Malûmatınızı, kuş gibi kay halinde vermeyin; onu süt, yani ilim haline getirmeye çalışın ve ellerinizi de, dillerinizi de İslâm'ın üzerinden çekin.
Zaman






