Aşure tatlısı; kuru bakliyat ve yemişlerden pişirilerek yapılan bir tatlı türüdür. (TDK, Türkçe Sözlük: 1981) Mecâzî olarak da karışık olan şeyleri ifade etmek için kullanılır. Hicrî yılın Muharrem ayının onuncu günü pişirildiği için bu adı almıştır. (Doğan, Büyük Türkçe Sözlük: 1981) Bilindiği gibi Arapça aşr on rakkamının adıdır.
Geçmişi çok derinlere inen, hatta insanlık tarihinden de öncelere dayanan aşure günü hakkında, tarihî ve dînî kaynaklarda, birçok rivayete rastlanmaktadır. Bu rivayetlerin çoğu sahih kaynaklarca doğrulanmamıştır.
Aşure gününe izafe edilen rivayetleri şöyle sıralayabiliriz:
1-Cenâb-ı Allah’ın arşı, melekleri, gökleri, yeri ve Hazret-i Âdem’i (a.s.) bu günde yarattığı,
2-Hazret-i Âdem’in (a.s.) tövbesinin bu gün kabul edildiği,
3-Hazret-i İdris’in (a.s.) Cenab-ı Hak tarafından aşure günü göğe kaldırıldığı,
4-Hazret-i Nuh’un (a.s.) Tufan’ın sona ermesinden sonra gemisinin karaya, yani Cudi dağının tepesine oturmasının on Muharrem gününe rastladığı ve altı ay boyunca hiç kimseye zarar gelmeden kurtulmanın sevinciyle bir şükran borcu olarak oruç tuttukları ve gemideki arta kalan yiyecek ve içecekleri bir araya getirerek “aşure” dediğimiz yemeği yapıp yedikleri,
5-Hazret-i Yunus’un (a.s.) balığın karnından bu günde çıkarıldığı,
6-Hazret-i İbrahim, Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i İsâ aleyhimüsselamın bu günde doğdukları,
7-Hazret-i İbrahim’in (a.s.) Nemrut’un ateşinden bu günde kurtulduğu,
8-Hazret-i Yakub’un (a.s.) oğlu Hazret-i Yusuf’a (a.s.) bu günde kavuştuğu,
9-Hazret-i Eyyüb’ın (a.s.) hastalıktan bu günde şifa bulduğu,
10-Hazret-i Mûsâ’nın (a.s.) Firavun’un zulmünden bu günde kurtulduğu, aynı zamanda Firavun’un bu günde boğulduğu ve bu kurtuluşa şükür olmak üzere Yahudilerin aşure günü oruç tutmakla mükellef tutuldukları,
11-Hazret-i Davud’un (a.s.) tövbesinin bu günde kabul edildiği,
12-Hazret-i Süleyman’a (a.s.) bu günde mülk verildiği,
13-Hazret-i İsa’nın (a.s.) bu günde göğe yükseldiği,
14-Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) torunu Hazret-i Hüseyin ’in (r.a.) 10 Muharrem 61 (1 Ekim 680)’de Kerbelâ’da şehîd edildiği, (Buhârî, 1982:309; Ateş, 2002: 24,25,26; Biricik, 2003).
Bedîüzzaman Hazretlerinin Hazret-i Hüseyin ’in (r.a.)katliyle ilgili; “gayet feci ciğersûz hadise” (Bkz. Nursî, Lemalar 1976: 87), yani çok fena ciğer yakan olay olarak ifade ettiği bu gün, Şiiler tarafından matem günü olarak ilan edilmiştir. Her sene törenler tertiplemektedirler. Zincirlerle dövünmek suretiyle anmakta ve matem orucu tutmaktadırlar. (Sertoğlu, 1986)
Fâtımîler zamanında Mısır’da devlet himayesinde aşure günü törenler düzenlenmiştir. Ramazan ve Kurban bayramları dışında Mısır halkının büyük bir ilgiyle kutladığı günlerden birisi de aşure günüdür. (Prof. Dr. Hasan,1986: 6/364, 3/389) Mısır’da aşure günü dükkân ve çarşılar kapatılır, Hazret-i Hüseyin için mersiye okuyacaklar Ezher Camiine gider ve hüzün verici kasideler okurlardı. (Prof. Dr. Hasan,1986:6/354) İran’da da gelenek halinde yüzyıllardır devam eden bu anma törenleri günümüzde halen icra edilmektedir.
Cahiliye devri Araplarının da Hazret-i İbrahim ’den (a.s.) beri aşure gününe önem verip oruç tuttukları, hatta Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) de aynı şekilde, Peygamberlik vazifesi verilmeden önce, bu orucu tuttuğu Hazret-i Aişe’nin bu konudaki bir rivayetinden anlaşılmaktadır. (Buhârî,1982:307). Peygamber olduktan sonra 30 günlük Ramazan orucu farz kılınınca, bu orucu tutup tutmamakta ümmetini serbest bırakmıştır. (Buhârî,1982:106,308) Ancak Yahudilere benzememek için Muharremin onuncu gününden bir gün evvel başlanıp bir gün sonra tamamlanmak üzere üç gün oruç tutulmasını tavsiye ettiği hadis-i şeriflerle sabittir. Bu oruç, fazilet bakımından da Ramazan orucundan sonra ikinci sırayı almaktadır. Peygamberimiz, bir hadis-i şerifinde; aşure günü tutulan orucun geçmiş bir senenin günahlarına keffâret olacağını belirtmektedir. (Mutlu, Döğen ve Hatip, Câmi‘ü’s-sağir, 2002:355) Yine Peygamberimiz aşure gününde; bir şey yiyen de,yemeyen de, günü oruçla tamamlasın şeklinde emir vermişlerdir. (Canan, Kütüb-i Sitte, 2002: 17/167)
Aşure gününün Allah katında da ayrı bir yeri vardır. Fecr Suresi 2. ayette “On geceye yemin olsun” şeklindeki ifadenin, bazı tefsirlerde; Allah’ın üzerine yemin ettiği bu on gecenin, Muharrem ayının birinci gününden aşure günü olan onuncu gününe kadar olan zamanı içerdiği kayıtlıdır. (Mutlu, Döğen ve Hatip, Câmi‘ü’s-sağir, 2002: 355)
Muharrem ayı ve aşure günü Ehl-i Kitapolan Hrıstiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılmaktaydı. Peygamberimiz (a.s.m.) Medine’ye hicret ettikten sonra, orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrenmesi üzerine; Müslümanların Hazret-iMûsâ’nın sünnetini ihyaya Yahudilerden daha çok yakın ve hak sahibi olduğunu söyleyerek o gün oruç tuttu. Aşure gününde oruç tutulmasını ümmetine de emretti. Ramazan orucu farz kılınınca da, bu orucu tutup tutmama konusunda ümmetini serbest bıraktı. (Mutlu, Döğen ve Hatip, Câmi‘ü’s-sağir, 2002: 355)
Müslüman olduktan sonra Türklerin de geleneklerinde önemli bir yer tutan aşure, zengin ailelerin evlerinde, tekkelerde ve özellikle de Osmanlı saraylarında pişirilerek dağıtılması vazgeçilmez bir âdet hâline gelmiştir. Osmanlı saraylarında, halka dağıtılacak aşureler, her biri yüzlerce kiloyu bulan elli altmış kazankadar pişirilir ve usulünce dağıtılırdı. Saray halkının dışındaki tanıdıklara ve diğer saraylar halkına gönderilen aşureler, aşure testileri ile dağıtılırdı. (Bkz. Pakalın, TDT Lugati, Aşure Testisi md.)
Hicrî: 937 / Milâdî: 1530 tarihli ve 438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri’nin Ankara Vilayeti ile ilgili bölümün Masraf kısmında, aşure gününü bayram olarak nitelendirmekteve otuz kişinin Ulu Bayramda, Küçük Bayramda, Aşure Bayramında ve Mevlüd ayında birer hatim okuyup yılda yedi altun almaları hususu karara bağlanmıştır.
Bedîüzzaman Hazretleri, aşureyi bir mektubunda; aşure çorbası şeklinde ifade etmiştir. (Bkz.Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 1993: 177; Nursî, Kastamonu Lahikası, 2001: 169) Bir diğer mektubunda ise mecâzî anlamda; birbirinden uzak meseleleri toplayıp yazdığı için, her bir mektubun önemli, tatlı, hoş, güzel manalar içermesi bakımından birer aşure olduğunu ifade etmektedir. (Bkz. Nursî, Barla Lahikası 2001: 167)
Aşure günü, başta sıralamış olduğumuz rivayetlerin çoğunun sağlam kaynaklara dayanmasalar bile, yaratılış hadisesinden Hazret-i Hüseyin Efendimizin katline kadar gelen süreç içerisinde, dönüm noktası diyebileceğimiz birçok kutsî ve nûrânî hadiselerin karmasından oluşan manevî bir aşure lezzetini de içinde taşıması bakımından çok büyük öneme sahiptir. Bu hadiseleri hatırlamak ve yaşatmak amacıyla Mü’minlerce, Peygamber Efendimizin buyrukları doğrultusunda üç gün oruç tutulmakta, Kur’an ve dualar okunarak aşureler pişirilmekte ve eşe-dosta, fakir-fukaraya dağıtılmak suretiyle insanların gönülleri alınmakta ve Allah’ın rızası kazanılmaya çalışılmaktadır.
Bibliyografya:
ATEŞ, Bünyamin (2002), Peygamberler Tarihi, İstanbul, Yeni Asya Neşriyat.
BİRİCİK, Mehmet, Aşure Günü ve Önemi 12.03.2003, Yeni Asya Gazetesi.
CANAN, İbrahim, Prof Dr., Hadis Ansiklopedisi, Kütüb-i Sitte, Akçağ-Zaman Yayınları, İstanbul.
DOĞAN, D. Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, 1981, Ankara.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 6. Cilt: 106,308,309.
HASAN, İbrahim Hasan, Prof Dr., İslâm Tarihi, Kayıhan Yayınları, 3. Cilt: 389, 1985, İstanbul.
HASAN, İbrahim Hasan, Prof Dr., İslâm Tarihi, Kayıhan Yayınları, 6. Cilt: 354,364, 1986, İstanbul.
MUTLU, İsmail; DÖĞEN, Şaban; Hatip, Abdülaziz, (2002),Câmi‘ü’s-Sagir, Sahih Kaynaklardan Seçme Hadisler, İstanbul.
NURSî, Bedîüzzaman Said, Barla Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
NURSî, Bedîüzzaman Said, Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbu.
NURSî, Bedîüzzaman Said,(1993), Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
NURSî, Bedîüzzaman Said, Lem‘alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
PAKALIN, M. Zeki, (1983) Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sölüğü,, MEB Yayınları, İstanbul.
Sertoğlu, Midhat (1986), Osmanlı Tarih Lugati, Enderun Kitabevi, İstanbul.
TDK, Türkçe Sözlük,1981, Ankara.
438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri, (1993) Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayını, Ankara.







Yorumlar
AŞURA
Kelime olarak onuncu demektir. Muharrem ayının 10. gününe denilmektedir. Bu gün İmam Hüseyin ve 72 yaverinin Kerbela denilen sahrada (Şu anda Irak'ta bulunan bir şehir) şehit edildiği gündür. On dört asırdır bu günün anısına İslam coğrafyasında törenler düzenleniyor.
Aşura'nın Aşure ile alakası ne?
Aşura'nın haddi zatında Aşure adlı yemekle hiç bir alakası yoktur. Hatta eğer bu yemek sevinç ve kutlama olarak Aşura gününde pişirilirse büyük bir yanlış ve Peygamber efendimiz ile Ehlibeyt'inin hüzün gününde sevinmek anlamına geleceği için bir vebaldir.
İmam Hüseyin'i anmak (bu konudaki Şii ve Sünni kaynaklarında gelen hadisleri dikkate alarak) bütün Müslü. görevidir. Şii/Alevi yazar ve edebiyatçılar kadar Sünni yazar, edebiyatçı ve tarihçiler de ele almışlardır, Kerbela olayını daha çok Ehlibeyt mezhebine mensup toplumlar anmaktalar. Tabi birçok ülkede (Hindistan ve Lübnan ve Türkiye’mizde gör. gibi) Ehli Sün. kardeşler de bu anma merasim. katılmaktalar. Cevap | Alıntı | Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.