05 Mayıs 2010 / 13:30
Sadık Yalsızuçanlar, Ron Fricke’nin Baraka adlı filmini değerlendiren yazısı
Sadık Yalsızuçanlar'ın yazısı:
Sessizliğin Yüreği
Ron Fricke’ın filmi sanki Ayetü'l-Kübra’nın görselleşmiş formu.
Kurgusunda da emeği olan yönetmen Baraka’yla, iki bilinmezlik arasındaki sessizliğin yüreğine sızıyor. İkinci gösteriminde izlediğim film, hakikatin sonsuz çevriminde resim ve müziğin uyumuyla çiçekleniyor. Kamera irfani kültürlerde geziniyor.
Ritüeller, dönüşler, zikirler, bulutlar, yıldızlar, gökdelenler, uçuk siluetler gibi koşuşturan megapol insanları, gökdelenler, Mevleviler, Kabe’nin çevresinde kainattaki o büyük deverana katılarak dönen insanlar...
Zaman genleşiyor ve gibisiz bir benzetmeyle kamera, sükûnun, sabrın, tabiatla uyumun, teknolojinin bozduğu uyumun kaynağını arıyor. İnsanların yüzlerinde, yüz kıvrımlarındaki hatıralarda, Afrikalı kabilelerin ritüellerinde, onların güvenli ve uyumlu seslerinde geziniyor. Kameranın gezdiği yerlerde, seyirci de gürültüsüz ve sessiz bir ezgiye katılıyor, sessizliğin yüreğine doğru bir geziye çıkıyor.
Filmin kurgu ve kamera hareketleriyle oluşturduğu ritme müzik eşlik ediyor. Ayetü'l-Kübra’da yeryüzünde, dağlarda, bulutlarda, ırmaklarda, denizlerde, yanardağlarda, ovalarda, gökyüzünde, yıldızlarda, gezegenlerde, göktaşlarında, galaksilerde, küçük kainatlarda, hücrelerde, atomlarda, atom altı parçacıklarda gezinen ve yedeğinde taşıdığı sorulara cevap arayan seyyah oluyor kamera. Ürkütücü görünen olayların iç yüzüne dalıyor ve Esmaü'l-Hüsna’nın tecellilerini arıyor.
Orada varlığımıza temel oluşturan yapılarla karşılaşıyoruz. Orada Gerçek’le yüz yüze geliyoruz. Gerçeğin yüzeyindeki perde saydamlaşıyor. Her yeni resim bizi Gerçek’e bir adım daha yaklaştırıyor. Yaklaştıkça orada bizi bekleyen sessizliğin kucağına düşüyoruz. Düştüğümüz yer bize sınırsız bir alanın sembollerini açıyor. Her sembol Gerçek’in bir boyutuna işaret etmek üzere varoluyor. Varoldukça çoğalan ve resimleştikçe çoklukta birliği yansıtan bir ses, bir renk çiziyor. Çizilen desenlerin oluşturduğu armoni, varlığın özündeki uyumu tasvir ediyor.
Burada her resim bir ikon olarak bize, kendi varlığının fenasını, işarî olarak bekasını ve Baki-yi Zülcelal’e olan imasını gösterir.
Baraka bir rüya filmi. Bizi gerçeğe uyandıran rüyayı öykülüyor. Öykünün başı ve sonu yok.
Hiçbir dramatik çizgiye takılmıyor. Gezindiği anlam haritasında irfani nitelikleri öne çıkaran bir pusula işlevi yükleniyor. İrfani kültürlerin müşterek bir semboller dünyasına sahip olduğunu öğreniyoruz.
Çatışma, çelişki, gerilim, şiddet, kan, erotizm, silah, para, kirli siyaset, çıkar ilişkileri, çarpık ve çetrefil bir sistem yok burada. Burada Yaratıcı’nın mübaşeretsiz tasarrufu görülüyor.
Bayezıd-ı Bistami’nin hayretiyle seyrediyoruz filmi. İçe yöneliyor ve bununla bir dış uyum yaratıyoruz.
Uyumu doğru yerde arıyoruz. Sanırım Yusuf Kaplan’ın anlattığı Üçüncü Sinema’ya yakın bir gramer var bu filmde. Ayşe Şasa’nın sözünü ettiği kozmik uyum. Sanki onun yazdığı Zamanın Sahipleri’nin sinopsisini ele geçirmiş yönetmen.
Sanki Ayetü'l-Kübra işte böyle filme alınır, diyor bize.






