Kısa süre önce Taha Çağlaroğlu dikkat çekici bir çalışma yayımladı: “Risale-i Nur Estetiği / Aşkın Güzellik”. Bediüzzaman’ın 50. vefat yıldönümüne armağan edilen Risale-i Nur Estetiği üç bölümden meydana geliyor. Çağlaroğlu kitabında kendi şahsi tespit ve değerlendirmelerine ek olarak bir çok yazarın Risale üzerine görüşlerine yer vererek Bediüzzaman estetiği tezini işlemeye çalışıyor.
Sezai Karakoç’un değişiyle bir İslam kültür ansiklopedisi niteliği taşıyan Bediüzzaman dinde, dilde, düşüncede, medeniyette, kültürde bütün İslam birikimini yenileyen ve onu hayatımıza taşıyan bir münevver olarak karşımıza çıkmıştır. Telif ettiği Risale’lerin en güçlü yanı müellifinin din dilini Kur’an’ın üslubuyla dönüştürerek i’cazlı bir şekilde, okuyanı aciz bırakan bir üslupla insanlara ulaştırmasıdır. Her kültür hareketi taşıyıcıları üzerinden sonraki nesillere aktarılır. Ağaç hakkında hüküm vermenin yegane yolu meyvesi olmasa bile en kestirme yolu olduğu bir gerçektir. Risale-i Nur kaleme dayalı iman, kültür ve aksiyon hareketi olarak meydana çıkarak tezini insan-insan, insan-kainat, insan-Allah ilişkisi üzerine bina etmiştir. İnsan, kainat ve Allah arasındaki ilişki Risale’de Esma-i Hüsna sistematiği ile açıklanır.
Bu güne kadar Risale-i Nur’dan beslenen aydın, düşünür, bilim insanı ve yazarlar tarafından iman hizmeti bağlamında Risale’de bahsedildiği şekilde Esma-i Hüsna’nın “Esma” tarafının hayli işlendiği görülüyor. Bununla beraber “Hüsna” tarafının Risale’deki dil ve duyarlılıklar dikkate alınarak yeterince işlendiğini söylemek zor. Bu alandaki çalışmalar çok sathi kalmış olup, Risale’nin edebiyat ve sanat tarafına yapılan vurguların klasik edebiyat ve sanat kuramlarını ve anlayışlarını, bu alanda yazılan çok az sayıdaki şiir, hikaye ve romanın belli bir dil ve edebiyat düzeyini aşamadığını görüyoruz.
Öte yandan Risale’deki edebiyat ve sanat kavram ve kuramlarından hareketle Risale dili oluşturmaya çalışanlar da yok değil. Ne var ki bu tür çalışmalar Nur Talebeleri arasında çok fazla karşılık görmediğinden, bunların edebiyat dünyasında gün yüzüne çıkması gecikmiştir. Bu durum, Risale’nin edebiyat ve sanat anlamında ehil ellere ulaşmasını geciktirerek, Türk düşünce ve edebiyatı sahasındaki bir çok edebiyatçı, yazar ve düşünürün “Risale’ye karşı mesafeli olmasına neden olmuştur.
Bu gün “elif” ekolu olarak bilinen bir grup şair ve yazar Risale dilinin inşası anlamında ince bir damar olarak varlığını sürdürmekle beraber yine de kendilerini ifade edecek zemin sıkıntısı çektikleri aşikardır. Bu ekolun kurucu öğesi olan Suad Alkan dünya edebiyatının ve sanatının geldiği noktayı dikkate alarak “Risale, edebiyat ve sanat” konuları üzerine ilk defa düşünen, bunları dillendiren, bunun kuramsal altyapısını atan kişi olarak dikkat çekmektedir. Bu ekolden beslenen Nurullah Çetin, Mehmet Kaplan ve Osman Gökmen kuramsal ve akademik metinleri ile, Taha Çağlaroğlu şiir ve denemeleriyle, Nejat Aday, Cahit Külekçi ve Caner Kutlu hikayeleriyle Risale’nin edebi ve sanatsal tarafına vurgu yapmışlar, örnek metinler ortaya koymuşlar. Sadık Yalsızuçanlar’a öyküden romana, denemeden makaleye uzanan edebiyat türlerinde gerçekten de kilometre taşı niteliğinde eserler ve örnek metinler vermiş, Risale dilinin edebiyat çevrelerinde tanınmasına ve orta ve üst düzey okuyucular arasında kabul görmesine en büyük katkıyı sağlamıştır.
Bu gün edebiyat ve sanat dünyasında Risale dili, edebiyatı, sanatı üzerine yeterince eserin yayımlanmamış olması, bunlardan hareketle örnek edebi metinlerin oluşturulamamasının nedeni Risale-i Nur taşıyıcılarının/talebelerinin içerden bir ses olarak bu konuda örnek metinler ile tartışma ve müzakere zemini oluşturamaması olarak açıklanabilir.
Estetik ruh haritası
Kısa süre önce Taha Çağlaroğlu “içeriden bir ses” olarak bu konuda tartışma ve müzakere zemini oluşturabilecek dikkat çekici bir çalışma yayımladı: “Risale-i Nur Estetiği / Aşkın Güzellik” (Etkileşim Yayınları, Mart 2010
Bediüzzaman’ın 50. vefat yıldönümüne armağan edilen Risale-i Nur Estetiği üç bölümden meydana geliyor. Birinci bölüm “Edebiyatımızda Risale-i Nur ve Bediüzzaman”, ikinci bölüm, “Estetik Bir Ruh Haritası olarak Risale-i Nur” başlığını taşıyor. Bu başlık altında “Felsefi Zemin, Hüzün, Güzellik, Sanatın Kaynağı, Edebî Türler ve Diğerleri, Sonsuzluğun Yankısı ve Çatışma, Oratoryo, Roman ve Tiyatro, Risale-i Nur’un Dil ve Anlatım Özellikleri” alt başlıklarını taşıyan metinler var. Üçüncü bölüm aralarında Suad Alkan, Caner Kutlu, Arif Ay, Cahit Külekçi, Sadık Yalsızuçanlar, Cihan Aktaş, Kâmil Yeşil, Nejat Turhan, Prof. Dr. Ahmet Atan, Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Senai Demirci, Prof. Dr. Mahmut Kaplan, Prof. Dr. Himmet Uç, ve Metin Karabaşoğlu gibi yazar ve akademisyenler tarafından cevaplanan “Bediüzzaman Estetiği Üzerine Bir Soruşturma”dan oluşuyor.
Çağlaroğlu’na göre Bediüzzaman (zamanın eşsiz güzelliği) Risale-i Nur’da baştan sona insanın ruhsal estetik (bediiyat) eğitimini esas almıştır. Estetik bir ruh haritası niteliğindeki Risale-i Nur’un bir çok yerinde insanı onaran, güzeli gösteren, güzele yönelten bir söz, bir temsilî hikâye, bir mecaz, bir mesel bulunur. Felsefe ve estetikle uğraşanlar genellikle doğruyu mantıkla, iyiyi ahlâkla, güzelliği de bediiyatla ilişkilendirirken Risale-i Nur’da her şeyde bir güzellik arayışı göze çarpmakta, insanın bu anlamda estetik eğitimi ele alınmaktadır.
Çağlaroğlu kitabında Risale’nin sanat ve düşünce hayatımızdaki yeri üzerine fihriste niteliğinde tespitlerde bulunuyor. Risale’nin ve Bediüzzaman’ın konu edildiği şiirlere, hikayelere, romanlara ve yazarların Risale ve Bediüzzaman üzerine değerlendirmelerine yer veriyor.
Bediüzzaman vefat ettiği zaman “Bir Güneş Battı” isimli yazıyı kaleme alan Sezai Karakoç Risale estetiğini ince bir doku halinde eserlerine işlemiştir. Rasim Özdenören “Sinek Ve Burada Sineğe Yer Yok” ve “Mor Sinekler” öykülerinde Risale’ye atıflarda bulunur. Bediüzzaman’ın bir çok kitabını okuduğunu ifade eden Hilmi Yavuz’a göre Said Nursi’nin bilim ve sanat konusundaki yaklaşımları çok moderndir. Zülfü Livaneli Üstadın sanki Balzac’la, Kierkegard’la, Camus’la polemiğe giriyor gibi yazması ve çok mantıklı cevaplar vermesi karşısında hayranlığını gizleyemez.
Suad Alkan’ın “Risale-i Nur’da Bilim ve Modern Sanat Felsefesi” başlığı altındaki doktora tezi Risale’nin dili, düşüncesi ve medeniyet algısı üzerine manifesto niteliğinde bir çalışmadır. “Bediüzzaman” adlı bir şiir yayımlayan Arif Ay’a göre o iktisattan edebiyata, fen bilimlerinden teknolojiye vukufuyla kendine özgü bir üslup oluşturmuş bir alimdir. Cihan Aktaş Risale estetiğinin dışavurumunun etik olgunlaşmadan bağımsız düşünülemeyeceğini savunur.
Çağlaroğlu kitabında kendi şahsi tespit ve değerlendirmelerine ek olarak bir çok yazarın Risale üzerine görüşlerine yer vererek Bediüzzaman estetiği tezini işlemeye çalışıyor.
Bu minvalde Caner Kutlu’nun soruşturmaya verdiği cevaplar kitabı özetliyor. Kutlu doğrudan, içeriden, kuşatıcı, derin, nüve teşkil eden değerlendirmelerde bulunuyor: Risalelerde akılla yola çıkılıp, tüm ince algıların yoklanmasıyla süren çok renkli, geniş, paylaşımcı, mütevazı, ancak yorucu, araştırıcı, derinleştirici, sezgileyici bir tavır görülmektedir.
Risale-i Nur 30 dünya diline çevrilen, milyonlarca okuyucusu bulunan bir İslam kültür, sanat, düşünce ve aksiyon albümü hüviyetinde. Farklı eğilimdeki kişilikleri potasında barındırabilen geniş bir muktesabata sahip. Kur’an’ın bu çağdaki özgün bir tefsiri olarak herkese açık dili var. Özellikle de edebiyat ve sanat dünyasındakilere. Risale Taha Çağlaroğlu gibi yazarlar üzerinden Medine’deki meselciyi, İstanbul’daki dervişi, Amerika’daki öykücüyü, Paris’teki şairi, Venedik’teki denemeciyi, Petersburg’daki romancıyı, Viyana’daki müzisyeni, İsviçre’deki ressamı kendine çağırıyor. Bu anlamda Çağlaroğlu’nun Risale-i Nur Estetiği isimli kitabı çok büyük bir boşluğu dolduruyor.
Kategori Kitap | Etiketler Caner Kutlu, Taha Çağlaroğlu
Gök Ekin






