Uzun bir emek mahsulü olduğu anlaşılan YOLCU belgeseli çıktı. Yapımcılığını Kalan/karşı filmin üstlendiği, ağız tadında bir seyirlik.
83 yıllık ömrün kronolojik kesitlerini vermiş. Özü korumuş. Yönetmen Yusuf Kenan Beysulu, Metin yazarı Cemalettin Canlı, aynı zamanda araştırmayı yapan ikili.
Kalan Müziğin şahsında Hasan Saltuk’un buna yapımcı olarak imza atması da önemli bir sorumluluk.
Öncelikle, Yolcu adı, girişte ve sonda çok anlamlı bir vurguyla kaderi bir çizgide beşeri aşan bir gidişatın ipuçlarını veriyor. Bu konsept ve isim tutarlılığı için özellikle yönetmen ve metin yazarını kutlamak gerek.
Sol kökenli bir grubun, başlangıcında Can Dündar’ın yürüttüğü çalışmayı yapmış olmaları, objektif kalmayı başarmaları, sistematiğe uymaları belgeseli izlettiriyor.
Doğrusu, hep eleştirel olmasa da “Acaba Risale-i Nur çizgisindeki Said Nursi ruhunu koruyabilirler mi?” endişesi ile izledim.
Kabul etmek gerekir ki, genel mülahazam; ruhu korumuşlar ve risale metinleri ile desteklemişler.
Yaklaşımım objektivite ve içerik açısından oldu. Beğendim. Herkesin birer tane alıp seyretmesini, çevresine aldırmasını öneririm. 102 yıllık hürriyet serencamının 2010’a yansıması gereken modelini, 1908’de Bediüzzaman’ın ortaya koyduğunu görüyoruz.
Bediüzzaman’ın darülfünun/üniversite talebini, istibdata karşı oluşunu, hürriyet hareketlerini desteklediğini, Osmanlı birliği altında Kürtleri toplamaya çalıştığını, milis komutanlığını, Ermenilerin çoluk çocuğuna şefkatini, savaş mağdurlarını koruduğunu, cumhuriyet döneminin “Kiyamet”halini, Atatürk’e mesafeli oluşunu, Süfyan meselesini, demokratları desteklemesini, kalkınma önerileri v.b. birçok konudaki duruşunu çok net ortaya koyuyor.
Anlaşılır bir ifadeyle genel ve kritik ana konulara değinilmiş. 83 yıllık bir ömrü ve üç devri, 2 saat 42 dakikaya sığdırmak kolay değil. Temennimiz, her konunun kendi içinde ayrı bir belgesel olması ve derinlemesine konu analizlerinin yapılacağı yeni belgesellerin yapılması.
Belgeselin içinde yanlış bulduğum üç noktayı/satırı ise ilgililerle paylaştım.
Sanırım dikkatten kaçmış, daha doğrusu yorum isabetli olmamış. Konseptin genel seyrine ters olmuş. Mesela Tan matbaasını basan gençlerin komünist aleyhtarlığından hareketle, Bediüzzaman’ın komünist aleyhtarlığındaki memnuniyetini, sanki Tan matbaasının basılmasında da bir memnuniyet olarak zikredilmiş.
Ayrıca Komünizme karşı Devlete yakınlaşmaya çalıştığı, bir de DP’yi desteklerken kendine bir pozisyon ya da rahatlamaya çalıştığı iması var.
Yapımcıyı, yönetmeni ve metin yazarını ayrı ayrı arayıp tebrik ettim. Nurcuların, devletin ve “piyasa”nın dışında Said Nursi’yi kendi bakış açılarıyla ve üçünün dışında ortaya koymaya çalışmışlar. Özgün, belgeye dayalı ve omurgası nur talebelerinin ve diyalog kurdukları referansların süzgecinden geçmiş.
Belli ifadeler, yaklaşım ve yorumlama farkı ilse eleştirilecek noktalar ise, esastan bakmayı gölgelemiyor. Yılmaz Büyükerşen mahreçli o günlere ait bir haberdeki eleştiriye kapı açan belgeler olsa da genel sonucu olumsuzlaştırmıyor.
Belgesel kadrosu için Bediüzzaman’ın belgeye dayalı hayat kesiti öne çıkmış. Bizce netameli noktalar olsa da, neticeleri itibariyle entelektüel bir tartışmayı tetikleyecek gibi.
Manevi yönü, hikmetli bakışı ve duruşu yerine rasyonel dünyanın penceresi ile bakmışlar ve belgesel yapmışlar. Türkiye şartlarında güven veren bir süreç. Farklı taraflar nezdinde Said Nursi’nin müzakereye açılması ve dikkate değer fikirlerinin anlaşılması için sağlıklı bir başlangıç.
Bir kadirşinaslığı da ortaya koymak gerekir. Risale-i Nur mensubu bütün kurum/kişi ve cemaatler yardımcı olmuşlar, meseleyi objektif ortaya koymaları için kaynak ve doküman paylaşımını fazlasıyla yapmışlar. Risale-i Nur terminolojisine büyük oranda uyulmuş.
Şimdi Hür adam’ın sinemasını beklerken, yeni film çalışmalarının kulağımıza fısıldandığını söylemek isterim.
Said Nursi’yi merak eden, bilgisini gözden geçirmek isteyen ve bu tür çalışmaları desteklemek isteyenler YOLCU’yu mutlaka seyretmeli.
Yönetmen ve metin yazarının, belgesel dışında “Zaman içinde Bediüzzaman” kitabı da iletişim yayınları arasında çıktı.
Önsözde geçen ilk cümle şöyle:
“Bu çalışma her şeyden çok merakın kovalanmasıdır.”
Aydınlarımız, merakını kovalayacağı zemine doğru akmaya başladılar. Zaman hükmünü icra ettikçe, araştırmalar hakikatin aydınlık yüzü ile karşılaşacaktır.
Buluşma ise, Türkiye’nin gizli tarihi diyebileceğimiz Risale-i Nur ve müellifinin bilinmesiyle orantılı gelişecektir.






