"Said Nursi Kemalizm'e karşı antitez koydu" yazısı için buraya tıklayınız.
Bir kere itibar iadesi gibi bir bakış yanlış, Bediüzzaman’ın değil, karşısındakilerin itibarı düşmüştür, çünkü Bediüzzaman mazlumken de itibarlı idi. Burada tartışılması lazım gelen ona yapılan zulmü organize edenlerin itibarıdır. Onların itibarı kesinlikle düştüğü çukurdan ve çamurdan çıkamayacaktır. Bediüzzaman kimsenin himmetine muhtaç olmadan gayreti ve dehasal sabrı ile bulunduğu noktaya gelmiş, onun karşısındakiler ise bütün imkanları ile zulmün çukuruna düşmüşlerdir.
Bediüzzaman’ın Mustafa Kemal’e gönderdiği ve Mecliste okunan mektubun içeriğine bakılırsa zaten Bediüzzaman o gün yeni Cumhuriyetin ne olması lazım geldiği konusunda devlet felsefesini bir antitez olarak Mustafa Kemal’e izah etmiştir. O mektubu yazan şahıs Mustafa Kemal’in fikir dünyasını çok iyi gözlemlemiş olduğu görülür, böylece hiçbir zaman mahiyetini ve karakterini kaybetmeyen bir ideal metin ortaya koymuştur. Aradan geçen seksen yılı aşkın süre o mektuptaki iddiaların hiçbirini nakzedemez. Bu Bediüzzaman’ın zamanlar üstü metin inşa edişinin büyüklüğünü gösterir. O metin Monteskiyo’nun ve İbn-i Haldun’un sistem inşa edici düşünceleri boyutunu aşan bir büyük metindir.
Bediüzzaman Kürt olduğu halde neden Kürt sorununa bigane kaldı sözü üzerinde düşünmek gerekir. Evvela Kürtlerin Bediüzzaman’ın düşünce dünyasında ve öğretisinde sorunlarının ne olduğu konusunun tavazzuh etmesi gerekir. Bediüzzaman Kürtlerle Türklerin birlikte mücadele ettiği bir davanın hakemliğini yapıyor ve yapmakta. Bediüzzaman Kürtlerin kültürel sorunları konusunda onların hakkını görmezlikten gelmemiştir, ama sorun iki milletten oluşan bir oluşumun dengeli yoğrulması oluşunca Bediüzzaman bu oluşumu bozmamak için en kötü günlerde bile büyük irade göstermiştir. Eğer o gün, o oluşumu bozacak bir tavrı olsaydı, o da yok olurdu davası da, birlikteliği bozan bir yorum bugün de o gün de Bediüzzaman’ın gündeminde olamaz. Çünkü bu güne kadar elde edilen terkib bu birliktelikten doğmuştur, bozulduğu an evrensel dava iki yönlü ırkçılık bataklığına düşen bir garebet olurdu. Bediüzzaman’ın büyük bir gayretle korumaya çalıştığı sentezi bir eksiklik gibi görmek yanlış.
İsyana karşı tutumunu doğru bulup, daha sonra Kürtlerin bağımsızlık ideali noktasında yanlış düşündüğünü söylemek iki fikri paradoksa sokar, çünkü ikinci şıkkı yersiz gören birinci şıkkı da yersiz görür, o zaman Bediüzzaman bir isyancı gibi idam sehpasına giderdi, Bediüzzaman da olmazdı. Tarih boyunca Bediüzzaman ve benzeri şahıslar ırksal perspektiflerden olaylara bakamazlar, baktıkları an Hitler, Emevi ve Musolini gibi bir insan olurlardı. Bu nebevi misyonun olması gereken durumudur. Bediüzzaman’ın tesiri iki ırka da eşit uzaklıkla durmasıdır, filmde de hayatında da bu distans vardır.
Bediüzzaman mektubunda kendi bakış açısını, yeni Cumhuriyetin nerede elinden tutması gerektiğini gerekçeli olarak anlatıyor. O temel espriyi bir kenara koyup, karşı tarafa el uzatamazdı. Onun perspektifini bir kenara koyması, temel argümanlarını terk etmek olacaktı, o zaman eşit durmayacaklar, Bediüzzaman bir başkasının potasında veya çorbasında bir cüz olacaktı. Bu tamamlayıcı olmayan şey Bediüzzaman’ın mizac ve öğretisine zıttır. Bediüzzaman etkileyemeyeceğini biliyordu, çünkü metindeki olumsuz bakış açısı, oluşmuş bir mahiyet arzediyor, ama Bediüzzaman bugün ortaya çıkan durumu seksen yıl önceden belirlemek suretiyle zamanın kendini haklı çıkaracağını bu mektubu ile teyid ediyordu. Bu mektup bugün kamuoyunu yanıltan bir mantığı yanına almış oluyor, yazar da bunu söylüyor.
Bediüzzaman skolastik bir düşünür değildir, o klasik medrese öğretisinin adamı değildir. Bu yönü ile yazarın tesbitleri yanlış. O kendinden önce hiç kimsede olmayan fenni-dini-felsefi-ilmi bir sentezin adamıdır. Onu klasik düzeyde görmek yanlış. Bediüzzaman felsefeyi bizim tarihimizde Gazali de dahil en iyi eleştiren bir şahıstır. Marks’ın on dokozuncu yüzyıl ortalarında yaptığı doktora tezi Epikür ve Demokritos’un fikirlerinde atomun hareketidir. Onlar yanlış yorumlarla kiliseyi ve muvahhid dinleri ateizme hazırlamışlardır. Bu konuda en iyi eleştiriyi Bediüzzaman yapmıştır. John Belamy Forster Marssizm’in Ekolojisi isimli kitabında bunu anlatır. Bediüzzaman çok büyük İslam filozofudur, bunu onun en önemli talebesi Zübeyr Gündüzalp konferansında söyler. Onun felsefeyi ikiye ayırdığını, Asa-yı Musa isimli eserinin girişinde görüyoruz. O sanat, ahlak ve bilime hizmet eden felsefenin yanında olduğunu söyler. Ama ateist ve nihilist felsefenin yanında değildir. Onun felsefi tavrı uzun bir araştırmadır, ama onu bilmezlikle itham etmek yanlış. Felsefe tarihinin bütün çıkmaz noktalarına cevaplar vermiştir. Bu başlı başına bir etüddür. Eskişehir hapishanesinde otuz yıldır felsefe ile uğraştığını ve filozoflara vurduğunu söylüyor. Ama o vururken isim vermez, dediğim gibi bu büyük bir bahistir.
Hıristiyan teologlardan, kilise papazlarının nasıl ateizm ve nihilizm karşısında sustuğunu John Belamy Forster anlatır. Bediüzzaman ile onları karşılaştırmak konuya yüzeysel bakmaktır. Ateizmin karşında batı felsefesi bir durak ve ferah noktası bulsaydı bugün Avrupa’nın büyük bir yüzdesi ateist olmazdı. Ateizmin en büyük kurucusu Marks, onu yıkan da Bediüzzaman’dır. Ben bu ikisini karşılaştırıyorum. Ayraç yayınlarından Marks’ın doktora tezi yayınlanmış, onu okuyun ve sonra 20. Söz’deki atom bahislerini okuyun. Marks’ın nasıl felç olduğunu görürüz. Üstelik Marks’ın iddiaları kendinden önceki filozoflardan istiari alınmıştır. Bu bahis de buraya sığmaz. Kutsal metinlerin felsefe karşısında tutunması mümkün değil, Bediüzzaman batının natüralist ve materyalist felsefeleri karşısında felsefesini kendi oluşturmuştur. 32. Söz’ün Birinci Mevkıfındaki şahıs natüralist ve materyalist felsefenin fiktif şahsıdır. O bahis Bediüzzaman’ın ne kadar felsefe ve felsefe-fen ilişkilerinde ne kadar büyük olduğunu gösterir. Sayın yazar örneklerle konuşması gerekirken metnin dışından bakıyor olaya.
Yazarın diğer fikirlerine bir muteriz değiliz, o konuda teşekkür ederiz.






Yorumlar
Arkadaşlar Kürt sorunu o kadar çözülmesi zor bir olay değildir. Üstad hazretleri Asarı Bediiyede bütün meseleyi bir tek kelime ile çözümlüyor."Reddi imtiyaz" bunu esas yap ve buna uymayan her şeyi törpile sadece Kürt meselesi değil bütün sınıfi meseleler çözülür veselam. Cevap | Alıntı | Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.