Risale-i Nur'un sadeleştirilmesi tartışmalarının hal-i hazırdaki seyri gösteriyor ki hem sadeleştirilmeye sadece Risale-i Nur'a referansla karşı çıkmak hem de sadeleştirmeyi yalın bir şekilde savunmak ciddi bir "dil sorunun" göstergesidir.
Bu “dil” problemi ise kelimeler, sözcükler ve gramatik yapıların ötesinde, dünyayı anlamaya rehberlik edebilecek kaynakları canlı ve dinamik bir şekilde okuyup anlamlandırmadaki metod; ve bu anlamlandırmaları mesajın hedef kitlelerinin algılama kodlarına dikkat ederek aktarılmasındaki tarz ile ilgilidir.
1. İNSAN KONUŞUR
Derdini en etkin şekilde anlatanların ve muhataplarını ikna edebilenlerin kazandığı bir zaman diliminde yaşadığımızı söylemek bilineni tekrar etmektir.
Esas mesele herşeyin hızla değiştiği bir dünyada, -“iman” gibi- bir hakikati anlama ve anlatma derdi olanların yeni ihtiyaçları beraberinde getiren değişimlere cevap verecebilecek özgün ve canlı bir dil inşa edememek gibi ciddi bir “dil” problemlerinin varlığı ile ilgilidir.
Zira çoğumuzu kendi algılarımızla sınırlarını çizdiğimiz dünyamızda, kendi anlam örgülerimizle kendimize konuşuyoruz. Cümlelerimiz ve ifadelerimiz yanlızca zaten bizim gibi düşünenlere hitab ediyor. Bu ise kendi içinde kalmışlığın ve içe dönmüşlüğün ifadesidir. Oysa insan medenidir, yani varlık ve hissiyat yönleriyle eşya ve toplum içinde var edilir; fiziki ve zihni ilişkiler ağı içerisinde yaratılır. Hal böyleyken insan fiziksel varlığı itibarı ile eşyadan müstağni ve bağımsız olamadığı gibi zihinsel ameliyesi yönüyle de hemcinsinin biriktirip aktardığı hayat algılarından müstağni değildir.
Fakat insanın eşya ile arasındaki fiziksel ilişki genellikle tek yönlüdür çünki bu ilişkinin yönünü insan seçer. Bu ilişkide eşyanın iradesi yoktur, insanın ise cüz-i iradesi vardır. Bu durumda insanın eşya ile ilişkisindeki dümeni idare etmesi nisbeten daha kolaydır. Çünki hayat şartları zor olsa da maddi zarar ve menfaati tesbit etmek ve eşyadan istifade etmeğe çalışmak zor değildir. Fakat insanın diğer insanlarla arasındaki ilişki, çift yönlü hatta çok yönlüdür; çünkğ alan da veren de irade sahibidir; alan da verende toplumsal ve/veya şahsi olarak inşa edilmiş farklı dünya algıları ile bu ilişkilerin parçasıdırlar. Bu yüzden insanın zihinsel ameliyesinin dümenini muhafaza etmesi ve yönlendirebilmesi ise pek güçtür. Çünki bu halde neredeyse herbir yeni ilişki ayrı ayrı iradi olarak yeniden yorumlanmak ve anlamlandırılmak durumundadır.
City University of New York Sosyoloji Profesörü Dr. Mücahit Bilici’nin sadeleştirme yorumu…
Risale Haber-Haber Merkezi
City University of New York Sosyoloji Profesörü Dr. Mücahit Bilici, Risale-i Nur’un sadeleştirilmesinin geleceğin hukukunu zayi etmek olduğunu söyledi. Yakın bir zamanda Türkiye’nin dilinin Risalece olacağına dikkat çeken Bilici, “Risale-i Nur Yeni Türkiye’nin, İttihad-ı İslam'a hizmet edecek Anadolu insanının gelecekteki dilidir” dedi.
Nasıl ki zaman ihtiyarlandıkça, Kur’an gençleşiyor, öyle deüstümüzdeki gaflet ve istibdat perdeleri yırtıldıkça Risale-i Nur’a daha çok yaklaşıyoruz. Evet, Risale-i Nur ile olan ilişkimiz bir yaklaşma ve varma ilişkisidir.
Bugün karmaşık yahut fazla görünen yarın sade ve tam kıvamda görünecektir. Nasıl ki kaderin hükmü uzun vadede ortaya çıkar ve kısa vadeli bakan insana kaderin pek çok güzellikleri şer veya çirkinlik olarak görünür. Hadi bilemediniz, en iyimser haliyle kesafet ve karışıklık olarak görünür. Öyle de bir esere yaklaşırken insanin fehmi kendine çok itimad ederse istifadede nakıs kalır. Okuduğu eserde, fehminin mevcut havsalasına sığmayan unsurlar fazlalık ve karmaşıklık olarak görünür. Ünsiyeti kesb için gayret edeceğine yani fehim ve havsalasını mütevaziyane inbisat ettireceğine, kalkıp kendi fehminin bıçağı ile o eserde mütehakkimane ameliyat yapan, kesafeti izale için, yabanilikleri ayıklayan bir insanın, yaptığı şey o eseri daraltıp, düşürüp, sadece kendine muhatap hale getirmektir.
Şu halde, sadeleştirme bir libasta terzilik değil, cilt ve hatta azalarda tasarruf yani bedende kasaplık demektir. Ortaya çıkan (yani geriye kalan) eser için, tasarruf sahibi işte benim fehmim (yani bana yansıdığı haliyle Parıltılar) diyebilir, buna hakkı var. Ama o kendi payına düşen Parıltılar’a Lem’alar diyemez. Derse haksızlık eder, hırsızlık eder.
Mustafa Oral, yazar Caner Kutlu ile Bediüzzaman anlayışı ve Risale-i Nur’un dili üzerine konuştu
Röportaj: Mustafa Oral–Risale Haber
Yazar Caner Kutlu Bediüzzaman'ın anlayışını ve Risale-i Nur’un dilini anlattı.
Bediüzzaman anlayışı ne demektir?
Said Nursi’nin yaşamında, başından itibaren belirli bir yaşama ve anlama tarzı hep olagelmiştir. Hızlı bir öğrenme süreci - buna lügat ezberlemek de dâhildir (ki bu dönemde ‘zamanın eşsiz güzelliği’ anlamında Bediüzzaman olarak anılmıştır) yine hızlı bir yaşam süreci ardından, kendisinin üç Said olarak nitelediği üç birbirini tamamlayan yenilenme dönemi ve sonucunda, son derece akıcı, verimli ve insan anlayışının uzun izah ve düşünme durumunda kalacağı yoğunlukta bir eserler toplamı ortaya çıkmıştır. Risale-i Nur Külliyatı, farklı dönemlerin, farklı mekân ve şartların, farklı muhatap ve insanların farklı anlayış ve yapılarında, farklı önceliklerin ele alındığı metinler olmasına rağmen, Bediüzzaman’ın söz konusu tavrından dolayı aynı yaşama ve anlama tarzını gösterebilmiştir. Bu tarz; fikir, yaşam, kültür, siyaset gibi birçok konuyu kapsayan, hayatın tümünü ele alan bir tavır olarak yaşanmıştır. Risale-i Nur talebeleri kendi kişilik, birikim, sosyal ve kültürel yapılarına göre bu yaşama ve anlamalardan istifade edegelmişlerdir. Biraderzâdesi olan Abdurrahman, Albay Hulusi Bey, Zübeyir Gündüzalp, Ceylan Çalışkan, Mustafa Sungur gibi zeki muhataplar, aksiyon adamları ve zamanın mühim âlimleri sayılabilecek derinlikte kişiler yetişmiştir.
Tarhan, Said Nursi'nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, insanların üzerinde çok olumlu tesirleri olduğunu ifade ediyor
Şamil Kucur'un haberi:
Psikiyatr ve psikoloji üzerine çalışmalarıyla tanınan ve "Çağın Vicdanı Bediüzzaman" isimli kitabı kaleme alan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bediüzzaman Said Nursi'nin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, özellikle 90 kuşağı öncesi insanların üzerinde çok olumlu tesirleri olduğunu ifade ediyor. Tarhan'a göre, geçtiğimiz Nevruz çatışmalarında ve yaşanan süreçte, çok büyük olayların çıkmamasının sebeplerinden biri de bölgede Bediüzzaman'ın etkisinin büyük olması. Çünkü, hala Doğu ve Güneydoğu'da Bediüzzaman Said Nursi'nin talebeleri vasıtasıyla, Onun yolunu takip eden çok sayıda insan var. Ve bu insanlar, bu topraklar üzerinde belirli bir ideoloji üzerinden bir ırk adına ya da ırkçılık adına, kan, şiddet ve gözyaşı yaşamak ve yaşatmak istemiyor.'
Saraybosna’da 7. Risâle-i Nur Kongresi düzenleniyor
Umut Yavuz'un haberi:
Bediüzzaman’In vefatının 52. Yıldönümüne denk gelen bu günlerde, düşünce tarihi boyunca çok farklı algılamalara ve tanımlamalara konu olan medeniyet kavramı, Saraybosna’da düzenlenen 7. Risâle-i Nur Kongresi’nde tartışılacak. Risâle-i Nur Enstitüsü ve Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin birlikte düzenledikleri kongre başladı. Türkiye’den ve çevre ülkelerden akademisyenlerin iştirak ettiği Kongre’nin konusu olarak belirlenen “Said Nursî’nin Medeniyet Anlayışı” başlığı altında beş oturum düzenleniyor.
Risâle-i Nur Enstitüsü tarafından belirlenen masalarda, “Hak, Adalet ve Medeniyet“, “Fazilet, Muhabbet ve Medeniyet“, “Sosyal Bağlar, Barış, Kardeşlik ve Medeniyet”, “Yardımlaşma, Dayanışma ve Medeniyet “ ve, “Hüda, İnsaniyet ve Medeniyet” konuları alanında uzman akademisyenler tarafından müzakere ediliyor.
Bu çalışmalar neticesinde açığa çıkacak Kongre’nin sonuçları ve deklarasyonları ise bugün Saraybosna Üniversitesi Konferans salonunda düzenlenecek olan, “İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi: Kur’ân Medeniyeti” başlıklı panelle kamuoyuna duyurulacak. Yöneticiliğini hukukçu Kadir Akbaş’ın yapacağı yarınki panelin konuşmacıları Bosna Millî Şairi Prof. Dr. Cemalettin Latiç, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Recep Şentürk, Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Battal ve Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz olacak. Bosna Hersek Cumhurbaşkanı ile birlikte bazı üst düzey yöneticilerin de katılımının beklendiği panele Türkiye’den de kalabalık bir grubun iştirak etmesi bekleniyor.