Şu An Buradasınız: Anasayfa GÜNCEL Alıntılar Risale-i Nur İslamiyet ve Kürtler üzerine 7 soru 7 cevap

Risale Akademi

İslamiyet ve Kürtler üzerine 7 soru 7 cevap

e-Posta Yazdır PDF
Soru–1: Önce, İslamiyet çokluğa, farklılığa, nasıl bakıyor, kısaca anlatır mısınız?
 
Cevap–1: Kur’an-ı Hâkim,"Allah ki, ondan başka ilah yoktur en güzel isimler onundur.” (Taha, 8) demektedir. Yani, Allah birdir ve bu kâinatı birliği ile ahenkli bir şekilde idare ediyor. Fakat isimleri çok olduğundan, bu isimlerin çeşitliliği ile eşya ya da çeşitlilik vermiştir. Yerin - göğün, denizin – karanın, karanlığın – aydınlığın, erkeklik ve dişilikten tutun ta, renklerin ve dillerin farklılığına kadar, bu çeşitlilik devam eder.Nitekim ayette "Yerin ve göğün yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı, O’na(Allaha) ayetlerdir, delillerdir. İşte bunlar bilginler için ayettir, delildir." (Rum,22) buyrulmaktadır. Evet, Kâinatın çeşitliliğini, sonuç veren Allah'ın İsimlerinin çeşitliliği, insanların dahi bir derece farklılığına sebep olmuştur. Hatta Peygamberlerin ayrı ayrı şeraitleri, velilerin başka başka tarikatleri, âlimlerin çeşit çeşit meşrepleri de şu sırdan ortaya çıkmıştır. (erisale.com 24.Söz 1.Dal)
 
"İnsanlardan, canlılardan ve hayvanlardan da böyle farklı renkte olanları vardır. Allaha karşı haşiyet ve saygı duyanlar, bütün bunları tefekkür eden ancak bilginkullardır.” (Fatır, 28) Burada ve Rum, 22’de nazara verilen husus; Allah’ın değişik yaratma biçimleri vardır ve bu farklılıkları tefekkür edip, Allahın marifetine yetişen, bilginler ve bilgin kullar vurgusu yapılıp, övülüyor. Tasavvufta, buna kesret içinde vahdeti bulmak derler.
 
Soru–2: O halde İnsan milletlerin bu çeşitliliğinden biri olan Kürtlerin, sosyal operasyonlarla asimilasyona uğrayıp, kimlikleri unutturulursa, İslam buna ne der?
 
Cevap–2: İslam, Hücurat, 13’te milletlerin ve kavimlerin olduğu gibi birbirlerini tanımalarını ve birbirlerini inkâr etmemelerini ifade eder. Ve böylece takvaya erişileceğini hatırlatır. Yoksa dünyanın geçici gururu için, güçlü millet, zayıf milletin asimile ederek, zorlama operasyonlar yaparak kimliğinin eritilmesini elbette ki tasvip etmez. Müslüman’ın tavrı ise, mana-yı harfi ile yani Allah hesabına, bu yanlışa bir dur demek ve fıtratı müdafaa etmek olur. Bu durum,  Cevap–1’deki ayetlerde geçen bilginler ve bilgin kulların gereğini yerine getirmek olur. Yoksa İslami değerlerinden kopmuş, batıcı bir zihniyetle, Türkçülük adıyla, milyonlarla nüfusu bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve dilini unutmayan ve Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini onlara unutturmak, bir tür vahşi ve ilkel yöntem olarak, değerlendirilmektedir.
(erisale.com 29. Mektup, 6.Risale olan 6. Kısmın Zeyli)

 
Soru–3: İslamiyet’te ırkçılık ve menfi milliyetçilik olmaz, bu durum Müslüman’ın, Kürt sorunuyla ilgilenmesi ile bağdaşabilir mi?
 
Cevap–3: Bu din kâinattan ve hayattan kopuk mu dur? Yani bu din evreni, eşyayı, insanı ve insan ilişkilerini nasıl tanımlıyor? Bunları bilmiyor muyuz? Mesela, İslam, adam öldürme ve hırsızlık yapmayı da yasaklamıştır. Biz durup dururken adam öldürmüyoruz. Peki, biri haksız olarak birini öldürmeye çalışsa, sözle ve nasihatle de olsa engellemeye çalışmayalım mı? Veya hırsızlık biz yapmayacağız ama, yapana nasihatle de olsa mani olmaya gayret etmeyelim mi?
 
Aynen bunun gibi, Müslümanlar ırkçılık yapamaz doğru, peki, İslam’ın bir kavminin yöneticileri ladini (Laik) olup,  menfi milliyetçilik yapıp, diğer bir kavmi veya milleti inkâr etse, baskı altında tutarsa, Müslüman’ın tavrı nasıl olacaktır? Ezilen kavmi müdafaa etmek, karşı ırkçılık veya milliyetçilik olarak algılanacak diye, vurdumduymaz davranabilir mi? Veya baskı altından kurtulana kadar haklarını müdafaa etmek ırkçılık olarak tarif edilebilir mi? Bakınız,  Mart 1925 Takrir-i Sükûn Kanunu uygulamaları, 24 Eylül 1925 Şark Islahat Planı, Lice, Bingöl çevresi katliamı, 1930 Fevzi Çakmak'ın Erzincan Raporu, Ağrı Katliamı, 1934 Mecburi İskân Kanunu, Ağustos 1935 İsmet İnönü Şark İlleri Raporu, 1935 Dersim (Tunceli) Kanunu, 1937 Dersim katliamı, 1936 Umumi Müfettiş Abidin Özmen Raporu ve uygulamaları, 1961 Cunta Raporu, 12 Eylül yasaklayıcı Anayasa ve Kanunları, 1990’lardaki binlerce hukuksuz faili meçhuller ve hala dilleriyle birlikte millet oluşları, resmen tanınmayan mevcut durum.
 
Soru–4: Ama, Kürt meselesinde bazı tasvip edilmeyen düşünce ve yöntemlerle temsil edilmesine ne diyeceksin?
 
Cevap–4: "Başkalarının yanlışlığı sizin doğrularınıza zarar vermez."(Maide.105) "Birisinin hatasıyla başkası mesul olmaz." (Maide.164)  Kur’an’ın prensipleri çerçevesinde düşünür ve hareket ederiz. Örnek olarak: Mesela, su helaldir. Su iki şekilde içilebilir. Biri inanmadığı halde veya gafletle veya israf ederek suyun sahibini ve nimet olduğunu düşünmeden içebilir. Sen de bir Müslüman olarak, Bismillah deyip, mana-yı harfi ile yani, Allah hesabına suyu nimet bilerek içtiğin vakit, bu fiilin, bu eylemin ibadet olur. Yani âdeti ibadete çevirirsin. Veya diyelim ki birisi, Allah’ın emri zekâtı düşünmeden bir fakire, sosyalistlik anlayışıyla 1000 TL yardımda bulunuyor. Ona şekil olarak benzediği için 40.000 TL sermayemizden, 1000 TL zekâtımızı vermeyelim mi?
 
Aynen bunun gibi, başka bir kavmin yetkilileri, Kürtlerin fıtri (yaradılıştan) haklarının kullanımını engellese, Müslüman buna söz ve bilgi ile de olsa mani olmaya çalışsa, İslam fıkhı karşı mı çıkacaktır? Bir Müslüman’ın Kürt meselesine duyarsız kalması, yani, kokuşmuş ve iltihaplanmış yaranın üstünü kapatması, uygun olur mu? Herkesin kabiliyeti nispetinde Kur'an Eczanesinden ilaçları alıp bu emraz-ı içtimaiyeye yani, sosyal yaraya merhem sürmesi İslami bir tavır olmaz mı? Hasta veya hasta bakıcı buna uymayabilir. Hastane yöneticisi de sizi yetkilendirmemiş olmakla beraber hatırlatma makamında, söz seviyesinde hizmet yapılamaz mı? Aksi halde, “Mümininmümine bağlılığı, parçaları birbirini tutan bina gibidir.”Kutsalgerçeğine zıt hareket edilmiş olmaz mı?

Soru–5: Kürt meselesine sahip çıkmak, İslam kardeşliği ile çelişmez mi?
 
Cevap–5: İslam kardeşliği demek, Cevap–2’de değindiğimiz gibi, İslam milletlerinin birbirini (1) tanıyarak (2) yardımcı olarak ve birbirini (3) inkâr etmeyerek ve dahi (4) düşmanlık yapmayarak münasebetler kurmasıdır. Yoksa bir şekilde güçlü millet, zayıf milletin kimliğini unutturarak, İslam kardeşliğini öne sürerse başta İslam’ın bu konudaki önemli prensibini çiğnemiş olur.
 
Hem mesela Endonezyalı kardeşlerimiz, kimlikleri ve dilleri ile Müslüman kardeşimiz oluyor. Araplar veya İranlı Farslar, kimlikleri ve kullandıkları dilleri ile beraber Müslüman kardeş kabul ediyoruz. Boşnaklar, Pakistanlılar, Afganlar, Malaylar vs. uzatabiliriz. Neden, Kürtleri de diğerleri gibi milliyetleri ve dilleri ile birlikte Müslüman kardeş saymıyorsunuz? Hâlbuki en fazla Kürtler size yakın ve yakınlık gösterdiler. Bu yakınlığın bedeli bu mu olmalıydı? Kimlikleri ve dilleri ile birlikte Müslüman kardeş olmak istiyorlar, kabul etmeyecek misiniz? Kürtler haricindeki herhangi bir millete böyle bir şey dayatabilir misiniz?
 
Ahmedî Hani ve Said Nursi başta olmak üzere, onların büyükleri tarafından teşhis edilen (1) cahillik, (2) fakirlik ve (3) ihtilaf’ından istifade ederek, pişmiş tavuğun başına gelmeyeni neden getirdiniz? Hâlbuki bu durum doktor şefkatiyle muameleyi gerektiriyordu. Siz ise nasıl olsa yoğun bakımdadır diye mankurtlaştırmaya (!) çalıştınız.
 
Soru–6: Bu vatan şehit kanlarıyla sulanmış, Kürt meselesi de nerden çıktı, yabancıların oyunudur, deniliyor. Kürtlerin ve coğrafyalarının Türkiye’ye dâhil oluşu süreci nasıl olmuştur?
 
Cevap–6:Kürt coğrafyası dâhil, Anadolu topraklarının, Akdeniz’in Adana ucundan, Karadeniz’in Rize ucuna kadar, Hz. Ömer döneminde İslam topraklarına dahil edilmiştir. 1071 de Selçukluların Batı Anadolu’ya geçişinde en büyük yardımı dönemin Kürt devleti olan Malabadê (Mervaniler) yapmıştır.
 
Osmanlı döneminde Yavuz Sultan Selim’in, Şii propagandasını engellemek için 1514’te Safevi Devleti Hükümdarı Şah İsmail ile giriştiği Çaldıran seferinden sonra, dönemin 25 Kürt Beyi, hür iradeleri ile İdris’i Bitlisi vasıtasıyla Osmanlıya Amasya’da imzalanan bir anlaşma ile özerklikleri kabul edilerek bağlanmıştır.
 
1920’lerde Türkiye’nin kuruluşunda, kurtuluş mücadelesi, güvenli Kürt coğrafyasından dolayı Erzurum ve Sivas kongreleriyle başladı. Urfa, Maraş ve Antep illeri ise, halkın kendi öz savunmasıyla, merkezi ordu kurulmadan, düşman olan Fransızları çıkararak, şanlı, kahraman ve gazi ünvanlarını kazanmışlardır.
 
Yani, bu mevcut Kürt bölgesinin Türkiye topraklarında olmasında, hiçbir askerin kanı akmamıştır. Sadece kuruluş aşamasında temeli doğru atılamayan yönetim politikalarından dolayı, korumak için kan dökülmektedir.
 
Soru–7: Said Nursi Kürtçülük yapmamış, siz ne diye Kürt meselesi üzerinde duruyorsunuz?
 
Cevap–7: Sistem Laik olup, Türkçülük yapınca, en büyük kitle olan Kürtlere ve Said Nursi’ye kendi yaptığını unuttururcasına, Kürtçülükle suçlamıştır. O da haklı olarak bir Müslüman ve âlim olarak, ırkçı ve menfi milliyetçi olamayacağını söylemiştir. Yoksa memleketini ve Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenmiş, hastalıklarını belirlemiş ve tedavi çareleri için Üniversite girişimi başta olmak üzere çabalamıştır. Kişinin başkasının zararına olmadan kendi memleketinin huzur ve sükûnunu istemesi menfi milliyetçilikle alakası yoktur. Bunlar, bir duyarlı Müslüman’ın ve insanın yapması gereken şeylerdir. Said Nursi, Türkleri bir Müslüman olarak diğer milletlerden daha fazla sevmekle ve onlar vasıtasıyla iman hizmetinde maya tutturmakla beraber, batıcı, seküler Türkçülerin uygulamalarına ise sert tepki göstermiştir:
“Diyorlar ki: Siz Türksünüz... Said bir Kürttür…”Elcevap: Ey bedbaht mülhid (dinsiz)! Ben felillâhilhamd Müslümanım… Böyle ebedî bir uhuvveti (kardeşliği) tesis eden ve dualarıyla bana yardım eden ve içinde Kürtlerin ekseriyet-i mutlakası (çoğunluğu) bulunan üç yüz elli milyon kardeşi… O Türkçülük perdesi altına giren ve hakikaten Türk düşmanı olan hamiyetfuruş mülhidlere (gayretkeş dinsizlere) derim ki: …Sen ise, ey hamiyetfuruş sahtekâr! ... Evet, sen böyle Türkçü isen ve böyle milliyetperver isen, ben o Türkçülükten kaçıyorum; sen de benden kaçabilirsinElhasıl: ... Benim gibi unsuriyet (ırkçılık) fikrini frengî illeti (hastalığı) gibi bir maraz (hastalık) telâkki eden… Ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama, “O Kürt’tür, arkasına düşmeyiniz” diyebilirdiniz… Evet, ben unsurca (milletçe) Türk sayılmıyorum… Türk milletinin… menfaatlerine çalışıyoruz... Senin gibi mülhidlere karşı hiçbir cihetle dostluğumuz yok… Zira fiilleri, harekâtları, onların dâvâlarını tekzip ediyor... Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûp olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz… Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye (Kur’an gerçeklerine) feda olan bu baş size eğilmeyecektir! (erisale.com29. Mektup 6.Risale altıncı kısım DÖRDÜNCÜ DESİSE-İ ŞEYTANİYE)
İşte biz de aynen, Üstadın hışımla karşı çıktığı, ırkçılık ve menfi milliyetçililik yapan güruhun yaptıklarının temizlenmesini, ıslahını ve düzeltilmesini istiyoruz. Ne yazık ki bir kısım Müslümanlar bu olumsuzlukları gidermeye çalışmadığı gibi, sistemin bu yanlış, haksız ve başkasını yutan ırkçı ve menfi milliyetçi politikalarını içselleştirmeye çalışmaktadırlar.
 
Said Nursi Kürtleri de Arap ve Türk gibi büyük İslam milletlerinin yanında kardeş bir millet sayar. [bakınız, Ekrad (Kürtlerin) Reçetesi Münazarat ve Hutbe-i Şamiye] O Yeni Said döneminde de vilayet-i şarkiye kavramı ile birlikte Kürt ve Kürdistan kavramlarını da kullanmıştır. (erisale.com da bir arama yapın), bazıları nedense, mümkün olduğu kadar Kürt meselesini gündeme getirmemekle unutulacağını ve İslam kardeşliğinin pekişeceğini zannederler. Hâlbuki bilişim, iletişim ve etkileşim çağında bu tarz, sağlıklı bir yöntem değildir. Cemaatlerde veya tarikatlarde bulunan Kürtler, diğer dünyadaki milletler gibi, kimlikleri ile beraber kabul edilseler, birliktelik daha da kuvvetlenecektir. Yoksa zımni, içinden kin bağlar. Ve böylece, yapılmak istenenin aksine, bir kısım Kürt gençleri neredeyse, İslam’dan da uzaklaşacaktır.

Sayın Rafet KALYONCU'ya cevap

Rafet KALYONCU'nun cevabı
 
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Ekim 2011 13:48 )  

Yorumlar  

 
# Rafet KALYONCU 2011-10-02 14:20 Fikirler masumane görünse de; bu minval üzere devam eden bir bakış açısı ile "Kürtlerin ayrı bir devleti olsun" sonucuna ulaşılır ki; bu da en çok bu işi silah zoruyla gerçekleştirmey e çalışanlara yarar. Ayrılık fikri taşıyanlar, bu fikirlerine Kur'anı ve Risale-i Nur'u alet etmeden; düşüncelerini açıkça ve mertçe ifade etseler daha inandırıcı olurlar. Üstad Hz.lerinin içtihad meselesinde; içtihad kapısı açıktır ancak fırtınalı havalarda kapı bacalar sıkıca kapatılmalı, mealinde ifade buyurduğu gibi; ırkçılık ve bölücülük uğruna olukla kan akıtılan bu zamanda, ayrılık kapısına yol açacak sivri akıllılıktan uzak durmak gerekir. Acaba Türkler bu topraklara gelmemiş olsalardı, bugün bu topraklar üzerinde bir Kürt devleti mi olurdu, yoksa Rum ve Ermeni devletleri mi? Bu sorunun cevabı üzerinde iyi düşünmek gerekir. Sultan Alparslan, Bizans İmaratoru ile Malazgirt'te savaştı, İstanbul önlerinde değil. Anadolu boydan boya Bizansa aitti. Kürtler dağlık kesimlerde yaşıyordu. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yazardan 2011-10-04 15:09 Irkçı ve menfi milliyetçi paradigmanın 80 yıllık uygulamalarına göre Kürtler inkar edilmiştir ve düşmanca muameleye maruz kalmıştır. Dolayısıyla bu arkadaşa göre Kürt var dediğin zaman ayrılıkçı oluyorsun. Allah farklı yarattığı halde bu arkadaş Allahın yarattığını asimile(benzetm eye) etmeye çalışıyor. Ve bize İslam kardeşliğinden ve ayrılıktan dem vuruyor. Kardeş ise, kardeşin hukuku vardır.

Bu arkadaşın ithamı, aynı Resmi sistemin, Üstad Said Nursinin masumane iman hizmetini bir siyasi cemiyet suçlaması ile aynıdır.

Acaba bu arkadaş gibileri düşünen olduğu için ve hakim paradigmayı temsil ettikleri için mi mevcut silahlı hareket kuvvetlendi? Yoksa bizim gibi İslami çözüm üretenler, tanıyarak ve de inkar etmeyerek düşüncesi sonucu mu kuvvetlenecekti r?

Bu arkadaş kendini merkezde tutuyor herkesi dışarı atıyor ve ihlasın ölçü aleti olarak kendisini gösteriyor.

Tarihi de bilmiyor veya saptırıyor..
İslami ve Nuri bir çözüm üretmiyelim diye engellemeye çalışıyor.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2011-10-16 13:08 Sayın Yazara,
Eleştirimin sebebi; bin yıldan beri bir arada yaşayan iki kardeş toplumun göz göre göre, geri dönülmez bir şekilde ayrışmaya gidişini görmenin endişesinden kaynaklanmıştır . Yazının içeriğine girmeden “o bakış açısının silahlı başkaldırı halinde olanların işine yaracağını” ifade etmek istemiştim. Eleştiride bu amaç açıkça görüldüğü halde, “bu arkadaş” tarzında hedef gösterilmem ve Kürtlere haksızlık yapanlarla aynı cephede olmakla itham edilmem nedeniyle, bu ithamlara ve yazının içeriğinde yer alan birkaç noktaya değinmek zarureti doğmuştur.
1-“80 yıllık paradigma” diyerek, gelip geçen idarecilerin tümünü Kürt kökenli yurttaşlara karşı aynı kefeye koymak yanlıştır. Çünkü 1925’de Şeyh Said’i idam edenlerle 30 yıl sonra torununu milletvekili yapanlar bir tutulamaz. Yaşanan sorunlar bir Türk-Kürt sorunu değil demokrasi ve insan hakları sorunudur. Öyle olmasaydı; Kürdistan’dakin den daha çok Kürt yurttaşımız; ülkenin diğer bölgelerinde ikamet edemezdi. (devamına bknz)
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2011-10-16 13:10 2-Arap’ın Acem’e üstünlüğü olmadığına itikat eden biri olarak; “Kürt diyene ayrılıkçısın demek” v.s. batıl görüşlerin muhatabı olmam söz konusu değildir.
3-Kürtlerin dillerini ve milliyetlerini inkar eden, Türkçülük adı altında ırkçılık yapanlara karşı çıkarken bile; “Din-i İslâmiyet milliyetiyle ebedî ve hakikî bir uhuvvet ile Türk denilen bu vatan ehl-i imanıyla şiddetli ve pek hakikî alâkadarım. Ve bin seneye yakın, Kur'ân'ın bayrağını cihanın cihât-ı sittesinin etrafında galibâne gezdiren bu vatan evlâtlarına, İslâmiyet hesabına müftehirâne ve taraftarâne muhabbettarım.” şeklinde kayıt düşen, O Zat’ın bu hassasiyetini görmezlikten gelerek, topyekün bir Türk düşmanlığı oluşturacak tarzda fikir beyan etmek İslami çözüm olamaz.
4-Ayrılık fikri kuvvetleneceği kadar kuvvetlenmiştir . Demokrasi ve insan hakları çerçevesi dışında her teşebbüs, ister istemez ayrılıkçılara katkı sağlar. "Def'i Mefasid, Celbi Menafiden evladır” kaidesince; öncelik, cinayet işleyenlere dur demektedir.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2011-10-16 13:17 5-“Tarihi bilmemek saptırmak” melesine ve söz konusu yazının içeriğine gelince; Cevap.2’de Hücurat-13 yorumunda, “ Ve böylece takvaya erişileceğini hatırlatır.” ifadesi yanlıştır, doğrusu; “Allah katında üstünlük takva iledir (ırk ve soyca değil)” mealindedir.
6- Cevap.6’da “Kürt coğrafyası dâhil… Hz. Ömer döneminde İslam topraklarına dahil edilmiştir.” bilgisi eksiktir. 642’de İslam ordusu Doğu Anadolu’yu Erzurum ve çevresini almış; ancak, bölge birkaç kez el değiştirerek, 949’da tekrar Bizans hakimiyetine geçmiştir. (Risale Akademi’ye gönderdiğim cevabın 4.maddesine bknz) Selçuklular, 1054'de Erzurum ve 1059'da Sivas'a kadar uzanmışılardı. Ancak, kalıcı fetih 1071'de gerçekleşmiştir .
“1920’lerde… kurtuluş mücadelesi, güvenli Kürt coğrafyasından dolayı Erzurum ve Sivas kongreleriyle başladı.” hükmü tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadı r. Bölge güvenli Kürt bölgesi olduğundan değil, Kazım Karabekir emrindeki birlikleri terhis etmediğinden ve yabancı işgali olmadığındandır .
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2011-10-16 13:24 7- Ayrıca, Kürdistan coğrafyasını Erzurum’dan Maraş’a genişletmek yanlıştır. Erzurum ve Sıvas Selçuklulardan önce; yönetimi Bizans’a ait, halkı Ermeni olan şehirler idi. Antep, Maraş yöresi ise, Bizans’a ve 1375 yılına kadar varlığını sürdüren, Çukurova bölgesinde hükümran olan Kilikya Ermeni Krallığına ait olup, kadim Kürdistan bölgesinin dışında idi. Bugün oralardaki Kürt nüfus, daha sonra oralara göç edip yerleşenlerden ve bir kısmı da sonradan Kürtleşenlerden oluşmaktadır.
Bu sebepledir ki; “Türkler bu topraklara gelmemiş olsalardı, bugün bu topraklar üzerinde bir Kürt devleti mi olurdu, yoksa Rum ve Ermeni devletleri mi?” Sorusunu yöneltmiştim. Bu soru üzerinde ve ayrıca "Eğer Türkler, Kürdistan denilen bu bölge topraklardan çekilirse, ondan sonra bu bölgede iç ve dış siyaset açısından ne gibi gelişmelerin meydana gelmesi muhtemeldir?" sorusu üzerinde, akl-ı selim sahiplerinin iyi düşünmesi gerekir. Selam ve saygıyla.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 57 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter