Şu An Buradasınız: Anasayfa GÜNCEL Alıntılar Risale-i Nur Risale-i Nur'u sadeleştirmedeki amaç nedir?

Risale Akademi

Risale-i Nur'u sadeleştirmedeki amaç nedir?

e-Posta Yazdır PDF

İlahiyatçı-Yazar Dr. Reşit Haylamaz, sadeleştirmeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlattı
Risale Haber-Haber Merkezi

Risale-i Nur külliyatından Lem'alar adlı eserin sadeleştirilmesiyle başlayan tartışmaları değerlendiren İlahiyatçı-Yazar Dr. Reşit Haylamaz, sadeleştirmeye neden ihtiyaç duyulduğunu anlattı.

Zaman'daki yazısında, sadeleştirme çalışmasının hedef kitlesinin belli olduğunu ifade eden Haylamaz, bunun Risalelerin yerine kaim olacağını kimsenin iddia edemeyeceğini vurgulayarak, "Hüsn-ü niyet hedefli bu gayretin altında su-i niyet aramak su-i zan olur" dedi.

İşte Dr. Reşit Haylamaz'ın açıklaması:

Her defasında yeni insanlara ulaşarak hakikati onlara da ulaştırmak, inanan her insanın öncelikli meselesi. Aynı zamanda bu, peygamberlerin yolu, evliyaullahın da en temel düsturu. Şüphesiz Bediüzzaman Hazretleri'nin ille-i gayesi, hayatının mihveri de bundan başkası değil. Şüphesiz birçok selefi gibi o da, gelecek nesiller cennet-âsâ baharı görsünler diye zindanlara, memleket hapishanelerine ve sürgünlere katlanmış. Fani dünyamızdan ayrılmış olmasına rağmen hizmetlerine devam ediyor oluşunun sırrı da burada. Eserleri sınırları çoktan aştı; üniversitelerde kürsüler, doktoraya konu olan tezler, uluslararası sempozyumlar artık sıradan birer vak'a. Risaleleri onlarca dile çevrilmiş durumda ve her zaman çok satanların ilk sırasında. En âmisinden en bilgesine kadar hemen her kesim, ondan müstağni kalmama yarışında. Dünküler kıymet bilmese de bugünün insanı vefasını ortaya koyuyor ve ihtiyarlayan zaman, Kur'an'ın aydınlık yüzünü bir de onun penceresinden okuyor, okutuyor!

Yaşanan bu heyecana uzaktan bakanlar da yok değil. Özellikle memleketimizde bilmediğinin düşmanı olan bir hayli insan var; okumuyor, okuyamıyorlar! Mazeret olarak ileri sürdükleri gerekçelerin başında anlamama var. Zira başka dünyaların insanı olarak yetişmişler; literatür farklılığı en temel unsur. Gündelik hayatında kullandığı kelime sayısı üç-beş yüzü geçmeyen büyük kitleler, onun derinliklerine nüfuz edemediği için sığlıklarını engin denizler olarak algılayabiliyor. Samimiyetle yönelip bu akabeyi geçenler olduğu gibi eline alıp onu bırakanların da hadd-ü hesabı yok. Üstad'ın penceresinden bakınca bunlara bigâne kalmanın imkânsızlığı ortada. Bedenen de aramızda olsaydı, bu duruma duyarsız kalamayacağını yaşadığı hayat ortaya koyuyor.

Bu duyarlılıkla olsa gerek Ufuk Yayınları, Lem'alar'ı sadeleştirerek bastı. Heyecanla baktım; gerçekten seviyeli bir metin ortaya çıkmış. Etrafımdaki birçok insanın nabzını tuttum; onu okutamadıkları kesimlere verebilecekleri bir alternatifin üretilmesinden duydukları memnuniyeti paylaşıyorlar; "Emeği geçenlerden Allah razı olsun!", hepsinin ortak temennisi. Kitabın Takdim'inde de belirtildiği gibi bu vesileyle Nurlar'ın, bugüne kadar Risalelerle tanışmamış olan yeni dünyalara da nüfuz edeceğinde şüphe yok.

Ancak her yeni leziz olduğu gibi her yeniye reaksiyon da insan olmanın bir neticesi. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Hakikatle ilk tanıştığında alışkanlıklarını bir kenara bırakıp doğrunun yanında yerini alan insan sayısı sınırlı. Öyle uzaklara gitmeye de gerek yok; zaman, Nurlar'ın etrafında, hatta aynı ekolün içinde bile her yeniliğe tepkiyle yaklaşanlara defalarca şahit olmuş. Açılım dönemleri hep aynı sancıların ürünü. Bazılarının ufku ötelere açık ve okuduğu geleceğe erken yön verme durumundayken başkaları ise sonuçlara muttali olduktan sonra yola koyulabiliyor. Yolda olmak elbette önemli; ama bundan daha önemlisi o yola erken râh olmak!

Mesleğin esasını "şefkat" olarak tespit ve tescil ediyor Bediüzzaman Hazretleri de. Ve bu şefkate muhtaç milyonlar var ki Risale'den de, Risalet'ten de habersiz! Onları da haberdar etmek için birilerinin adım atması gerekiyordu ve bunu Ufuk yaptı. Aslında böyle bir teşebbüsü ilk başlatan da yine Üstad'ın kendisi; 1900'lü yılların başında yazdığı eserini 1950'lerde yeniden gözden geçirirken belli başlı kelimeleri değiştirme lüzumu hissetmiş; mesela "ceride" kelimesini "gazete", "i'zam edilen" kelimesini "büyütülen" ve "elvan-ı seb'a" kelimesini de "yedi renk" olarak değiştirmiş. Aynı zamanda o, talebelerine yazdığı bir mektupta konuyla ilgili şu ifadelere yer veriyor: "Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshilat olması için bazı tabiratı değiştirirseniz iyi olur." O günün şartlarında bunu ifade ettiğine göre bugünkü durumun nereye vardığı da aşikâr!

Öteden beri bilinen ve uygulanagelen Hadis bi'l-mana rivayetin caiz olduğu gerçeğini 19. Mektup'ta bir kez daha tescil eden de yine Üstad'ın kendisi. Risalelerde, kendi yaptığı tasarruflardan bahisler var; yetişemediği yerde benzeri tasarrufları talebelerine de bıraktığını defaatle ifade ediyor.

İlk yıllarda kaleme alınan Risalelerle son yıllarında yazdıkları arasındaki dil farkı da ortada. Hatta Arapça olarak yazılan bazı Risalelerin tercümeleri Üstad'ın döneminde yapılmış ve muhtevanın yansıtılmasında eksiklikler söz konusu olsa bile o, yapılan bu hayırlı işe karşı çıkmamış, hatta teşvik etmiş. Hatta, mesela o günlerde tercüme edilen İşaratü'l-İ'caz, yakın zamanlarda ve farklı isimler tarafından yeniden tercüme edildi ve buna karşı çıkan da olmadı.

Aynı zamanda Risalelerin farklı dillere çevrilmesi konusunda bugün farklı yayınevleri birbirleriyle yarış halinde; şükür ki Afrika'nın ücra noktalarındaki kabile dillerine bile onların tercümesi var! Sadece bizim yayın grubunun tercümeleri büyük yekûn tutuyor. Bugünkü gayretlerin, yarın onu nerelere taşıyacağı konusunda ifade ettiği mana da ortada. Bu, sevindirici bir durum ve bunu alkışlamayan da yok. Hâlbuki bu dillere çevrilirken muhtevanın örselendiği, mananın olduğu gibi yansıtılamadığı bir hayli yer var. Belli ki "maslahat" öne çıkıyor, "hasen"in bazen "ahsen"den daha hasen olduğunun farkına varılıyor ve insanlar, "hakk"ın "ehak"tan daha hak olduğunun idrakinde. Düşüncenizi dünyalara taşımak istiyorsanız bundan daha doğal bir sonuç olamaz.

Kaldı ki Allah kelamı olan Kur'an-ı Kerim'in bugün hemen her dilde tercümesi var.

Değişen zamana göre ahkâmın değişmesi, fıkıh usulünde yerini alan bir prensip. Başlangıçta olumsuz gibi duran meselelerin netice itibarıyla hayır getirebileceği de Kur'anî bir hatırlatma. Gelişen hadiseler karşısında tepkisel tavır içine girmemenin peygamber metodu olduğu da açık. Öyle olunca paslı kilitler açılıyor ve herkese uzanan şefkat elinin girmediği gönül kalmıyor. Resulullah'ın yirmi üç yıllık hayatı bunun en açık örneği. Hazreti Ömer pişmanlığı yaşamamak için Hudeybiye'de temkin gerekiyor. Halid ibn-i Velid'i, Ebu Süfyan'ı, Süheyl ibn-i Amr'ı, İkrime'yi, Safvan ibn-i Ümeyye'yi de hedeflemişseniz, tepkisel tavırdan uzak ve diplomasi öncelikli seyir kaçınılmaz.

Şefkatin çözemeyeceği problem yok; onunla insanların gönlüne giren Efendiler Efendisi, dünyasına nüfuz edilemeyecek insanın olmadığını fiilen gösteriyor, merhametle, mülâyemetle, sabırla ve metanetle...

İlk defa yayımlanan Lem'alar'ın Takdim'inde de ifade edildiği gibi hedef kitlesi belli olan bu metnin, Risalelerin yerine kaim olacağını kimse iddia edemez. Hatta denebilir ki böyle bir gayret, geniş alanda Risalelere yeni 'okur' bulma hamlesidir.

Hüsn-ü niyet hedefli bu gayretin altında su-i niyet aramak su-i zan olur. Yapılan işe karşı çıkışların, Üstad ve Risalelere muhabbetten kaynaklandığı da belli; bunları anlayışla karşılamak, tabii olarak tercihlerine de saygı duymak gerekiyor.

Malum, Medine'deki vuslatta adeta dünyası başına yıkılan Hazreti Ömer'in feveranları da muhabbetten kaynaklanıyordu; ancak meseleye itidalle yaklaşan Hazreti Ebu Bekir hassasiyetiydi meseleyi çözen. Yarınki sonuçları gördükten sonra "Allah razı olsun!" diyecek ehl-i insafın, en azından bugün ihtiyat ve teenniyi tercihinde fayda var.

Deruhte etmeye çalıştığım yayın grubu içinde sadece Üstad ve Risalelere tahsis edilmiş Şahdamar nam bir yayınevimiz var; üzülerek ifade edeyim ki, bu boşluğu biz de göremedik!

Bu satırları ben, "Bundan böyle bu metni okuyalım!" anlamında asla söylemiyorum; benim ve benim gibiler için asıl metin her zaman baş tacıdır ve bundan böyle de onu okumaya devam edeceğim. İfade etmeye çalıştığım gibi mesele, onu toplumun bütün katmanlarına ulaştırabilmektir. Yani mesele, niyet ve nazar meselesi.

Ne diyelim? Üstad'ın gaye-i hayalini tahakkuk adına Ufuk, hepimizi aşkın bir ufka sahip olduğunu gösterdi; bize tebrik ve takdir düşüyor!

 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 61 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter