Amerikan Akademi çevrelerinin en saygın ödüllerinden biri olan 'Malcolm Kerr Sosyal Bilimler Ödülü'nün bu yılki sahibi genç Türk siyaset bilimci Dr. Hamid Akın Ünver oldu. İngiltere Essex Üniversitesi'nde yaptığı 'Kürt Sorununu Tanımlamak' başlıklı teziyle kazanan Ünver ile çalışmalarını konuştuk
Sizin çalışmanızı diğerlerinden ayıran neydi?
Her sene farklı üniversitelerden seçilen ve isimleri açıklanmayan profesörlerden oluşan bir jüri karar veriyor buna. Benim tezimin seçilme nedeni olarak “Dr. Ünver’in tezi girift ve çetrefilli bir mesele olan Kürt sorununa bilimsel bir tarafsızlık ve ciddiyet ile yaklaşmıştır. Komite, Dr. Ünver’in teorik tartışmasındaki sofistikasyon ve metodolojisindeki titizlik sebebiyle kendisini bu ödüle layık görmüştür” açıklaması yapıldı.
Çalışmanızda, Kürt sorununda spesifik olarak eğildiğiniz taraf neydi?
Tezim, Kürt meselesinin en şiddetli ve ekseriyetle ‘Kayıp on yıl’ olarak tanımlanagelen 1990-1999 seneleri arasında TBMM, Amerikan Kongresi ve Avrupa Parlamentosu’nda bu meselenin ne şekilde tartışıldığını ve nasıl tanımlandığını karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koyuyor. Tezimin ana problematiği şu: Kürt meselesinin çözümsüzlük sebeplerinin başında bu meselenin ‘ne olduğu’ konusunda toplumsal bir fikir birliği olmaması geliyor. Amacım, ‘Kürt meselesi’ denen durumun bütün tanım eksenlerini ortaya çıkartmak ve somut olarak ne şekilde tanımlandıklarını bulmaktı.
Tanımlamak önemli bir adım, değil mi?
İyi tanımlanmış bir sorun, çözümü beraberinde getirir. Bu hiç şaşmayan bir kuraldır. Bir meselenin çözümünde büyük sıkıntılar çekiliyorsa, o zaman sorunun aslen ne olduğu bilinmiyor ve iyi tanımlanmıyor demektir. Farklı sebeplerden herkesin eleştirebileceği açılım sürecinin tıkandığı nokta da aynen buydu. Muhalefet ‘Nedir bu açılım? İçinde neler var?’ derken aslında ‘Kürt meselesi nasıl tanımlanacak?’ demeye getiriyordu. Bu anlamda bütün sürecin bana göre zirve noktası ve diğer benzer süreçlerden bir adım ileri gitmesinin sebebi İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın toplumun farklı kesimlerinden sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve bölgeden kanaat önderleriyle görüşme siyasetiydi. Meselenin çözümüne yönelik atılan en doğru adım buydu.
Ama sonra süreç tıkandı.
Tanımın belli kişilerin kararıyla değil, bütün bir toplumun fikir birliğiyle verilmesi gerekliliği ortaya çıkınca süreç tıkandı. Öteki türlü toplumun geniş kesimleri bu gizlilikten rahatsız oluyor. Tezimin temel argümanı da bu: Kürt meselesinin ne olduğu hakkında demokratik ve toplumsal bir konsensus gerekiyor. Süreç durmuş olabilir, ancak tekrar ilerlediği zaman hükümetin bu konuda atabileceği en acil ve elzem adım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ‘Kürt meselesinden’ ne anladığı ve bunu nasıl tanımladıklarına dönük araştırma, tartışma ve demokratik fikir beyan forumlarının yaratılması olacaktır. Bir başka deyişle ‘Kürt meselesi nedir?’ sorusuna verilecek cevap demokratik bir toplumsal konsensus içermelidir.
Daha önce Radikal’e yazdığınız bir makalede; “TBMM’de Kürt söylemi ile ilgili farklılıklar milletvekillerinin hangi partiye üye olduklarından ziyade, olağanüstü hal bölgelerinden gelip gelmedikleriyle ve iktidar partisine üye olup olmadıklarıyla ilişkili” gibi bir ifade var. Çalışmanızın buna benzer ilginç sonuçları var mı?
Çalışma esnasında beni geçin, bu konuyla yıllardır uğraşan insanları bile çok şaşırtacak birçok bulgu çıktı. Örneğin; 1990’ların sonuna kadar milletvekilleri ve devlet organlarının büyük bir bölümü -silahlı kuvvetler dahil- bu meselenin neden aniden bu kadar alevlendiğini anlayamamış. Bu sebeple Ankara ile sınır birlikleri arasına, askeri terim kullanmamız gerekirse, ‘savaş sisi’, yani silahlı mücadelelerin ilk safhalarında meydana gelen kaos ve iletişim problemi, sorunu başgöstermiş. Bu mesele anlaşılamadığı için de genellikle ‘dış mihraklar’ diye başka bir söylemsel ‘balon’ yaratılarak olan biten her şey bu söylem üzerinden açıklanmaya çalışılmış. Örneğin 1995’te İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, kendisine yöneltilen ‘Van ilinde büyükbaş hayvancılığa dair sorunlar’ konulu yemleme ve çayır alanlarıyla ilgili bir meclis sorusuna, bölgedeki büyükbaş hayvanları PKK’nın öldürdüğünü, bunun müsebbibinin de ‘dış mihraklar’ olduğunu iddiasıyla cevap vermiştir. Bunun gibi seracılık, yol yapım, sağlık hizmetleri ve hatta İzmir’deki su sıkıntısıyla ilgili muhalefet eleştirilerine bile sürekli olarak ‘dış mihrak’ cevabı verilmiş.
‘Chapman stick’ çalan ilk Türk Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde alan Ünver, daha sonra ODTÜ, Avrupa Çalışmaları bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Essex Üniversitesi’nde tamamladığı doktorasının ardından Michigan Üniversitesi’nin Ortadoğu Çalışmaları ve Avrupa Birliği Çalışmaları bölümlerinde çalışma yapan Ünver şu an Princeton Üniversitesi, Öğretim üyesi.
Akın Ünver aynı zamanda müzikle de ilgileniyor. Kaliforniyalı müzisyen Emmett Chapman tarafından icad edilen Chapman Stick’i çalabilen ilk Türkiyeli olan Ünver, bu saz ile Bach lut süitlerini icra ettiği bir albüm üzerine de çalışıyor.
Elif Ekinci-Radikal





