Ramazan "Büyük reformcu" dediği Said Nursi'yi kendine referans yaptığını söyledi
İhvan-ı Müslimin hareketinin kurucusu Hasan el-Benna'nın torunu ve Oxford Üniversitesi Modern İslam Çalışmaları Profesörü Tarık Ramazan, "Said Nursi'nin, Avrupa'nın İslama gebe oluşu sözü doğrudur" dedi.
Ramazan, yıllardır göçmenlerin yerel kültüre uyum sağlayamadığından yakınan Avrupalıların, Müslümanlar "yerlileştikçe" daha da sağa kayarak radikalleştiklerine ve problem ürettiklerine işaret ediyor. Bu noktada, Bediüzzaman Said Nursi'nin şu tespitini de doğruluyor: Avrupa İslam'a gebe...
"Büyük reformcu" dediği Said Nursi'yi kendine referans yaptığını belirten Ramazan, "En önemli tehlike İslam'ın üzerine kurulduğu kaideleri unutma tehlikesi. Müslümanlar için en önemli görev İslam'ın doğru temellerine dönmek ve kültürel yanlış anlamalardan kurtulmak. Biliyorum bu bir zorluk... Ve evet; Said Nursi'nin, Avrupa'nın İslama gebe oluşu sözü doğrudur. Kendi kitabımda da, "tekrar İslam'ın ilkelerine dönelim, bilgiden korkmayalım ve hakkı savunan kimliğimizi öne çıkaralım" sözlerine referans yaptığım Said Nursi'nin büyük reformculardan birisi olduğunu belirttim. Şu an Avrupa'da olan da budur" şeklinde konuştu.
Rektörlük binası konferans salonunda “İdeal Üniversite ve Bediüzzaman” konulu konferans yapıldı
Ruba Vakfı ve Ulegder’in birlikte çalışması ve Kırklareli Üniversitesi talebelerinin gayretleriyle Kırklareli Üniversitesi Rektörlük binası konferans salonunda “İdeal Üniversite ve Bediüzzaman” konulu konferans yapıldı.
Konferans Kur’an-ı Kerim ile başladı. Akabinde Bediüzzaman ve Risale-i Nur'ların yer aldığı 15 dakikalık bir sunum yapıldı. Abdülhamid Oruç hocanın konuşmasının ardından Bediüzzaman’ın talebelerinden Hamdi Sağlamer ağabeyin konuşmasıyla son buldu.
Konferans sonunda ücretsiz olarak küçük boy Risale-i Nur kitapları, Nur The Light dergisi, Peygamber Efendimizle ilgili hazırlanan küçük hadis el kitapçığı ücretsiz olarak dağıtıldı ve Ulegder’in bir çalışması olan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” kitabı satıldı.
Bediüzzaman alabildiğine etkileyen ve etkilenen bir insan, bir sanatçı, hayatının bir merdiveni yok, o kadar değişik ruh hallerinde dolaşan, ve hayatının bir geometrisi çizilemeyen kaotik bir krater gölüne benzeyen bir insan. Onun hayatının bütün safhaları farklı ruh hallerinden oluşmuş, yazarlık faaliyetinin, eserlerinin hepsi farklı duygusal durumlardan meydana gelmiş. Bir his fezeyanı bir duygu okyanusu gibi, onun bu farklı ruh haletleri bir kitap olacak kadar büyük.
Doğudaki medreselerde bir küçük talibi ilim iken, uygulama ile karakteri arasındaki uyumsuzluklardan, insanlarla ilişkilerinden sürekli ideali isteyen bir mizaca sahip, onun ideal olanı araması bütün hayatı boyunca devam etmiştir. Peygamberimiz nasıl kırk yıllık bekleme sürecinde ideali aramak yüzünden devamlı düşünen ve gözlemleyen bir insandı. Bediüzzaman da daha küçük yaşlarında böyle olmaz, farklı olmalı diye düşünen biriydi. İnsanların putlara taptığını uzaktan bir sinema gibi seyreden Resulullah acaba kendi ile monologlar tarzında neler düşünüyordu, onlara katılmaması bir tavırdı, ama kendine ne söylüyordu. Suriye seyahatleri sırasında tacirlerle ilişkilerinde birisi Lat ile Uzza için yemin etmesini isteyince, “Ben onların ismini bile anmam, ne yemini?” der. Öyle ise, “Sen peygambersin.” der. Bu değerlendirme ile ilk defa karşılaşır. Peygamberimiz için yazılan kitaplara bakıyorum, matematik gibi yazılmışlar, bir merdiven gibi yazılmışlar, batılılar bütün büyükleri için merdiven gibi değil, ruh hallerini yansıtan kitaplar yazmışlar. Halide Edip, “Peygamberimizin hayatını Medine’de yazmak isterdim.” der. Yüz yılı aşkın sürede peygamberini anlatamamış bir edebiyat görürüz, Necip Fazıl bu ananeyi bozar ve; “O ki o yüzden varız.” diye bir kitap yazar. Helal olsun üdebanın yüz akı, dev ve dahi.
Kilis 7 Aralık Üniversitesi'nde "Kur'an Medeniyeti" konulu konferans düzenlendi
Muallim Rıfat Eğitim Fakültesi Konferans Salonu'nda düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Türkiye'nin ve dünyanın tanınmış bilim adamlarından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Yıldırım katıldı. Yıldırım, İslam ile diğer dinlerin ve ideolojilerin hayata ve insana bakışını özetledikten sonra, Kur'an'ın insana verdiği değeri ayetler ışığında izah etti. İnsanlığın karanlık bir dönemden ve vahşi bir hayattan sosyalleşmeye doğru gittiği düşüncesini eleştiren Prof. Dr. Yıldırım, dini kaynakların bizlere insanın yeryüzüne bir amaç dahilinde görevlendirilerek Allah tarafından gönderildiğini ve yeryüzünü imar etmek ve adaleti sağlamakla vazifeli olduğunu ifade etti. Yıldırım, Bu anlamda insanların konuştuğu dillerin de Allah tarafından insana öğretildiğini ve medeniyetin temellerinin vahiy olduğunu söyledi.
Hristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlıkta bir takım bilgilerin ortak olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Yıldırım, Kur'an'daki bilgilerin akla ve gerçeğe daha yatkın olduğunu söyleyerek diğer dinlerin tahrif olduğunu ifade etti. Yıldırım, bu anlamda Hristiyanlıkta benimsenen her insanın günahkar olarak dünyaya geldiği düşüncesini eleştirdi. "Kur'an'ın öngördüğü ve ortaya koyduğu medeniyetin insanın fıtratına en uygun olanıdır" diyen Yıldırım, Müslümanların sadece öğrenmek değil bildiklerini hayata geçirmekle sorumlu olduklarını söyledi.
Mevlana’nın babası “Sultanü’l-ulema Bahattin Veled’di. Anası ise türbesi Karaman’da bulunan Mader Sultan’dı. Baba kuvvetli bir şahsiyete sahip bir alim ve şeyhdir. Mevlana ilk otuz yılda 1200-1231 arasında onun gölgesindedir. Belh, Afganistan’ın tanınmış şehirlerindendi. Türkçe ve Farsca birlikte konuşulurdu.
Bediüzzaman ise çocukluğunda Türkçe –Kürtce – Arapca belki Farsça konuşulan bir muhitte büyüdü. Bediüzzaman bir köylü ailesinden geliyordu, babası Sofu Mirza anası ise Nuriye hanımdı. Sofu Mirza tarladan dönerken hayvanlarının ağzını bağlar, çocuklarına başkalarının tarlalarından yenilen otlardan dolayı haram süt vermek istemez. Anası Nuriye Hanım’ın kucağında camdan dışarıyı seyrederken ileri yaşlardaki kainat seyirlerini yapar ve gözü onlardan mana balları çıkarırdı. Bediüzzaman daha buluğ çağından önce kimsenin şemsiyesi altına girmemiş, hayatının daha o yaşlarda hesabını kendi kendine yapan, medreselerdeki eğitim sistemini eleştiren, hocalarına başkaldıran, ama bir şeyler yapmak isteyen, kısa sürede bütün sıralı eğitimi aşıp beklenmedik bir noktaya gelen bir şahsiyettir.
Her iki ailenin hayatında rüyalar önemlidir. Bahaeddin Veled ihtişamlı bir otağda Peygamberimizin bütün yakınları ile birlikte oturmuş sohbettedir. O sıra Bahaeddin Veled saygı ile huzura gelip Efendimizin iltifatlarına mazhar olmuş, kendisine sağ başta yer gösterilmiştir. Hz. Muhammed bu alime iltifat ve etrafındakilere hitap ile “Bahaeddin’in katımızda itibarı büyüktür, onu bundan böyle Sultanü’l-ulema diye anınız” demiştir. Ertesi gün aynı rüyayı gören üçyüz bilgin saygı ile Sultanü’l-ulema’nın medresesine gelirler, gördükleri rüyayı hepsi aynı şekilde anlatır, aynı anda bu kadar insan aynı rüyayı görmüştür, o da aynı rüyayı gördüğünü anlatır.