Şu An Buradasınız: Anasayfa GÜNCEL Yazarlar İBRAHİM KAYGUSUZ

Risale Akademi

İbrahim Kaygusuz

Mes’uliyet

e-Posta Yazdır PDF
ibrahim_kaygusuz.jpgKim aklını gözüne indirerek hüküm verirse sonuçlarına katlanmak zorundadır.




Müsbet yolların tamamını tarumar ederek Bediüzzaman’ın ve milyonlarca nur talebesinin hukukuna müdahale edenler gelecek şiddetli itirazlara da katlanmalıdırlar.

 
İtirazlarla ilgili nur talebelerini nezakete davet edenler ve onlara aklın/ilmin diliyle konuşmasını tavsiye edenler nerede durduklarını ve nasıl bir felakete davetiye çıkardıklarını görmelidirler.
 
Su-i zan ve günaha giden kanalları açanlar buradaki bütün yol kazalarından “essebebü kel fâil” sırrınca mes’uldürler.
 
Nur talebelerinin sadeleştirmeyle ilgili tepkilerinin azalacağını zannetmiyorum. Çünkü çok güçlü ve haklı bir dâhili reaksiyon var. Bu reaksiyon meyvesini vermeye başlarsa kendimizi şiddetli tartışmaların içinde bulabiliriz.
 
Eğer ilgili yayınevi köklü bir tutum değişikliğine gitmezse yani sadeleştirme çalışmalarını durdurmazsa reddiyelerin boyutları artar ve karşılıklı suçlamaların önü kesilemez.
 
Bu durum, risaleleri anlamaya ve neşretmeye dönük bütün enerjileri dâhili niza ve husumetlere tebdil eder.




Bu hal, şahs-ı manevinin ruhuna büyük bir darbe indirir.
Son Güncelleme ( Perşembe, 16 Şubat 2012 21:43 )
 

Nur Talebelerinin 12 Eylül ile İmtihanı

e-Posta Yazdır PDF

Bu metinde öncelikle Risale-i Nur hareketinin mahiyeti kısaca anlatılacak sonrasında ise 12 Eylül ihtilali ve referandumu ile ilgili şahsi yorum yapılacaktır.


Risale-i Nur ve Sahabe Mesleği

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da sahabelerin ekseriyet-i mutlaka itibarı ile  kemalat-ı insaniyenin en alâ derecesinde olduklarını söyler. (27. Söz)  Nebilik dairesinin yardımcıları  ve  o güneşin yıldızları olan sahabelerin velayet-i kübra makamında olduklarını ifade eden Said Nursi,  veraset-i nübüvvet ve sıddıkiyet unsurlarının, saff-ı evvel olan sahabelerin en önemli özellikleri olduğunu dile getirir.





Kur’an ahkamını neşretmeleri ve islam dinini tesis etmeleri noktasında sahabelerin gösterdikleri salabet-i diniyenin erişilmez olduğunu nazara veren Said Nursi, onların bir dakikasına sair evliyanın bir senede yetişemeyeceğini ifade eder.






Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da, sahabelerin “veraset-i nübüvvet ve velayet-i kübra” vasıflarını nazara vererek bu vasıfların aynı zamanda Risale-i Nur talebelerinin vasıfları olduğunu söyler.





Siyaset propagandası ile yalanın geçer akçe olduğu, bütün gayretlerin dünya hayatına sarf edildiği ve zihinlerin/kalplerin felsefe ile yaralandığı ahir zamanda, Nur talebeleri bu boğucu çemberi kırarak, ‘veraset-i nübüvvet’ ve ‘velayet-i kübra’ makamındaki sahabelerle aynı çizgide hizmet ederler.





Sahabelerin en çok değer verdikleri şeyler iman, hak ve sıdktır. En çok nefret ettikleri şey ise küfür, şer ve kizbdir. Bediüzzaman’ın dünyasında bu vasıflar çok belirgindir. Eserleri olan Risale-i Nur’da aynı paralelde, sahabelerin değerlerine şiddetle sahip çıkma ve nefret ettiklerinden şiddetle kaçınma vardır. Bediüzzaman, fıtratındaki uhrevi safvet, seciyesindeki  kur’ani ahlak, hissiyat ve letâifindeki ulviyet ile fazilet-i cüz’iye noktasında sahabelerin vasıfları ile donanmıştır. Bediüzzaman, bu vasıflarını Risale-i Nur yolu ile Nur talebelerine aksettirmiştir.

Son Güncelleme ( Cuma, 24 Eylül 2010 09:20 )
 

Zihniyet ve Aidiyet

e-Posta Yazdır PDF

Kültürel havza ve sosyal çevre ferdin zihin dünyasını şekillendiren ana parametrelerdir. Fert, zihin gözünü açtığı ve terbiyesi ile donandığı ilk çevreye karşı “şuur” düzeyinde bir aidiyet hisseder.











Kültürel havza ve sosyal çevre derken resmi ideolojinin kontrolündeki terbiye alanını kastetmiyorum. Kastettiğim, bildiğimiz cemaat (sivil toplum) realitesinin kontrol çemberinde şekillenen talim, terbiye ve şuur alanıdır. Hususiyle, Risale-i Nur’un zihinleri şekillendiren ve hayat veren “idrak konsepti”ni ifade etmeye çalışıyorum.












Bediüzzaman, bir şahsın yaşayış devrelerinde talim ve terbiye keyfiyetinin tebeddül ettiğini söyler.(İşaratü’l-İ’caz,2007,85) Bu durum, tahavvülün (değişim) fıtri bir kanun olması ile alakalı bir hikmet olup maslahatın gereğidir. (Muhakemat,2007,45)











İdrak seviyesi sıfır düzeyde seyreden bir şahıs, içinde yetiştiği ve zihin dünyasının ana parametrelerinin oluştuğu kültür havzası ile olan ilişkisi açısından yetişme süreci içinde edilgen; yorumlama sürecinde ise etken (Davutoğlu,1999,2) bir konumdadır.












Bediüzzaman’ın “yaşayış devreleri” diye ifade ettiği ileri safhaların birinde bulunan yorumlayıcı ve etken bir şahıs, “okumaları” sonucu farklı entelektüel düzeylere temas eder. Bu temasın olması hiç şüphesiz belli şartlara bağlıdır. Öncelikle zihnin “bilgi ve algı” düzeyinin yeterli olması, çeşitliliğe ve değişime hazır olması dolayısıyla statik ve münkabız olmaması gerekir.












Bu temasın Risale-i Nur talebesi düzeyindeki yansımalarına bakarsak;
Öncelikle farklı entelektüel düzeylere temas eden o zihin üç ayrı tezahür şekli gösterebilir:

Son Güncelleme ( Pazar, 29 Ağustos 2010 19:32 )
 

Üç Said

e-Posta Yazdır PDF

Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said tâbirleri, Said Nursî’nin farklı dönemlerde kullandığı ünvanlardır. Said Nursî bu dönemlerin her birisinde farklı kalbî ve ruhî haller yaşar.

Bu üç döneme ait telifler ise, çekirdek-ağaç veya fidanlık-bahçe gibi birbirini mündemiç teliflerdir.

Bu üç döneme ait eserler arasında derece veya kıymet farkı aramak yerine, muhtevaların icmal ve tafsilinden bahsetmek daha doğru bir yaklaşım olur.

Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said arasında bir süreklilik olup usûl ve üslûp noktasında kemâle doğru bir ilerleme sözkonusu.

Üslûp noktasında zaman ve zeminle ilgili kısmî farklılıklar olmakla birlikte; Üç Said arasında asıllar noktasında bir mutabakat vardır. Üçüncü Said döneminde, Eski ve Yeni Said’e ait eserlerin tamamının, (kısmî şerh ve izahlarla) aynen neşredilmesi bu mutabakatın en bariz göstergesidir. Said Nursî’nin kırklı yaşlara kadar telif ettiği Eski Said dönemine ait eserler, muhteva bağlamında anahatları ile ikiye ayrılabilir:

Birincisi; siyasî ve sosyal muhtevanın çok belirgin bir şekilde ön planda olduğu eserlerdir.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 08 Ocak 2011 18:58 )
 

Rubûbiyet

e-Posta Yazdır PDF

terbiyeKusursuz güzellikler gösteren bu muhteşem kâinat sarayı, işleyişindeki hikmet ve kemâl özellikleri ile gizli bir yaratıcının varlığına işaret etmektedir.


İçinde yaşadığımız evren,  sistemli bir dönüşüm, sanatlı bir güzellik ve fayda odaklı bir değişim içindedir.


Said Nursi’ye göre mükemmel bir saray, bir fiile işaret eder. Fiil ise failsiz olamaz. Öyle ise bu kâinat sarayı da işleyişindeki mükemmellik ve sanatlarındaki incelik itibarı ile gizli bir sanatkârın varlığını göstermektedir.


Varlık alemini  kudreti ile ayakta tutan ve tasarrufu ile işleten  o gizli sanatkârın birbirinden farklı çok isimleri  ve ünvanları mevcuttur. O zat, bu isimler ve sıfatlar ile varlıkları ayakta tutar ve hayat verir.


Peki o gizli zat kimdir?


Hiç şüphesiz o gizli zat, bütün semavi fermanların ortak ifadesi ile ‘Allah’tır.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 18 Ekim 2010 16:20 )
 
Sayfa 1 > 2

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 68 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter