Risale-i Nur, bir deniz/derya, biz ise akıp giden ve akıntıya girmeden derya içinde deryanın kıymetini bilmekten aciz birer kabarcık misali tutunmaya çalışan beşeriz.
Risale-i Nur külli bir tahribi tamir ediyor, kökleri sarsılmış bir ağacı iyileştiriyor, köksüzlüğe çare oluyor, biz ise arızalarımızı/hasarlarımızı/hastalıklarımızı risale ilacı tedavi etmeye çalışıyoruz. O ”Edviye-i Kur’aniye”den alıyoruz. Çünkü Kur’an eczanesinden alınan ilaçlar çağın hastalıkları için düzenlenen reçetelere göre tanzim edilmiş. İlacın dozajı, yapısı ve oranları ile oynamak, hastaya ve hastalığa müdahale olur ki, tedavi yerine tahrip olur. Fayda yerine zarar verir.
Risale bizim değildir. Biz risale olma yolunda çabalayacağız.
Risalenin hukuku bize indirgenemez. Biz ona yapışıp yetişmeye çalışacağız.
Risaleyi hakkıyla anlamamız söz konusu değil, anladığımızı sürekli arttırarak kabımızın kapasitesi kadar denizden tasımızı dolduracağız. O bize ait değil, biz ihlasla istersek ona ait olabiliriz.