Şu An Buradasınız: Anasayfa GÜNCEL Yazarlar KADİR AYTAR

Risale Akademi

Kadir Aytar

Yüce Davetin Sahibi

e-Posta Yazdır PDF

Ey bize Yaratıcımızı tanıtan, şu kainat kitabının kelimelere dökülmüş hali olan Kur’an’ın  ve kainatın süzülmüş tatlı ve nurlu bir meyvesi olan yüce davetin sahibi Peygamber Efendimiz!

Ey Allah’ın habibi, kainatın yaratılış sebebi, kendisini övenlerin sözlerini güzelleştiren, kalplerini nuruyla aydınlatan elçi! Sen yüryüzünü bir mescide çevirdin, Mekke’yi bir mihrap yaparak insanlığın beşte birine namaz kıldırdın, Medine’yi minber edip, oradan âleme ezeli bir hutbe okudun.

Ey bütün kudsi kitapların geleceğini müjdelediği son peygamber ve bütün insanlığın imamı! Sen ahlak ve yüz güzelliğinde emsalsizsin.  Elindeki mücize bir kitapla ezeli hakikatleri, bütün insanlığa, belki cinlere ve meleklere, belki de bütün varlıklara tebliğ ettin. Alemin yaratılış sırrını keşfederek, bütün akılları meşgul eden “Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularına ikna edici cevaplar verdin. Neşrettiğin nur ile yabancı ve düşman gibi görünen bütün varlıkları birer dost ve emre amade birer hizmetkar yaptın. O nur ile kainattaki her bir hareket ve değişikliği manasızlıktan, lüzumsuzluktan ve tesadüf oyuncaklığından çıkardın. O nur ile insanı, nazenin bir sultan ve zeminin yüzüne nazdar bir halife yaptın.

Ey insanların en çok muhtaç oldukları ebedi saadeti müjdeleyen Peygamber! Sen ki, âdetlerinde mutaassıp ve çok inatçı olan birçok kavimden kötü ve vahşi ahlaklarını birden bire kaldırdın ve yerine güzel ahlakı yerleştirerek bütün âleme ve medeni ümmetlere üstad eyledin. Hiç zorlamadan akılları, nefisleri, kalpleri ve ruhları feth ettin; kalplerin sevgilisi, akılların muallimi, nefislerin terbiyecisi ve ruhların sultanı oldun.

Son Güncelleme ( Salı, 17 Nisan 2012 08:36 )
 

Genleri ile Oynanmış Bir Risale-i Nur Okumak İstemiyorum

e-Posta Yazdır PDF

Neredeyse birkaç hafta oldu. Sadeleşme tartışmaları sürüp gidiyor. Herkes eteğindeki taşları döküyor. O kadar bereketli bir menba imiş ki, taşları dök dök bitmiyor.





Eski eserlere hayranlıkla bakarız, resimlerini çekeriz, tarihçelerini merak eder, öğreniriz. Ondan aldığımız lezzet ve zevki başka hiç bir şeyde bulamayız.





Yediğimiz yemeklere dikkat ederiz, tereyağın, zeytinyağının, peynirin en iyisini ve katıksızını isteriz, domatesi tarladan, eti dağda bayırda yayılmış hayvandan olmazsa almayız.





Elbiseyi hakiki yünden pamuktan olamazsa giymeyiz, naylon karışımı sentetik kıyafetlerin yanına bile yaklaşmayız.





Kısacası herşeyin hakikisini, halisini, orijinalini arar, karışımlı olanlardan, genleri ile oynanmışlardan şeytandan kaçar gibi kaçarız.





Peki sahte sevgilerden, iki yüzlülüğe bulanmış ya da kendisini gizlemiş duygulardan, sönük fikirlerden kaçmıyor; beynimizi, zihnimizi, bilgi dağarcığımızı besleyen orijinal fikirlerden, ilahi kaynaklardan beslenen değerli eserlere müştak ve meftun olmuyor muyuz?

Son Güncelleme ( Salı, 14 Şubat 2012 23:15 )
 

Bediüzzaman sadeleştirme görevi vermemiş

e-Posta Yazdır PDF
Risale-i Nurun dili ve üslubu kendine hastır. Kelimeler ve cümleler arasında öylesine güzel ilişki ve ahenk vardır ki, birini yerinden etseniz, manasını zayıflattığınız gibi ahenk ve üslubunu da bozmuş olursunuz.
 
Kur’an’ın ulvi ve derin manalarını kelimelerle ifade eden, âlî hakikatleri hem âminin, hem de âlimin anlayacağı derecede ortak noktada buluşturan harika bir eserdir Risale-i Nur. 
 
Risale-i Nur çok özel bir eserdir. Onu okuyan bunu hemen anlar. Bediüzzaman, Risale-i Nurdaki hakikatleri anlama derecesini, meyve bahçesine giren bir adamın ancak elinin yetiştiği yerlerden meyve koparmasına benzetir. Her kim ona talip olursa, zihni hazırlığına ve mertebesine göre istifade eder. Manalar kelimelerle sınırlandırılamazlar. İnsan tefekkür ettikçe ve mana âlemine daldıkça, kelimelerin dar kalıplarından sıyrılarak çok daha fazlasını anlar, hisseder.
 
İnsan bulunduğu noktadan sürekli ileriye gitmek ve gelişmek zorundadır. Daha çok çalışıp, çabalayacak ve hakikatlere ulaşacaktır. Bütün bunları tembellik saikasıyla terk edip, hakikatlerin kendisine inmesini beklemek hayalperestliktir.
 
Bedizzaman’ın, Barla Lahikası 283. Mektupta Nur cemaatinin manevi şahsiyetine tevdi ettiği on bir görev vardır: “Risale-i Nur'un tekmil-i izahı (izahının tamamlanması) ve haşiyelerle (dipnotlarla) beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. … Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşallah vazifeniz (1) şerh ve (2) izahla ve (3) tekmil ve (4) tahşiye ile ve (5) neşir ve (6) tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları (7) telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u (8) tanzim ve (9) tertip ve (10) tefsir ve (11) tashihle devam edecek." diyor.
 
Bu vazifeler içerisinde sadeleştirme diye bir şey yok. Sadeleştirme teşebbüsünde bulunanlara da “Benim adımı değil, kendi adını koyarsın” dediğini bazı kaynaklardan ve saff-ı evvel ağabeylerden bizzat işittim.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 08 Şubat 2012 17:56 )
 

Teravih Namazı ve Ulemâussû’

e-Posta Yazdır PDF

Bir süredir teravih namazı var mı, yok mu tartışmaları başladı. Tartışma elbette yapılmalı ama, bu halkın önünde değil, ulema arasındaki meclislerde olmalıdır.

Teravih; Ramazan gecelerinde kılınan ve sünnet olan yirmi rekatlık namaza deniyor. Teravih, nefsi rahatlandırmak anlamına gelen “tervih” kelimesinin çoğuludur. Her dört rekatın sonunda bir miktar oturup istirahat edildiği ve nefisler rahatlandırıldığı için bu namaza teravih namazı denilmiştir. (Ferit Devellioğlu, Türkçe-Osmanlıca Lugat)

Teravih namazı da artık 14 asırdır kılına gelen güzel bir ibadet olduğuna göre şeair-i İslamiyeden sayılır. Böyle güzel bir ibadetin yok sayılarak ortadan kaldırmaya kalkışılması tahripkarlıktan başka bir şey olamaz. Nefsini gündem yapmak için medyada birtakım yaygaralar koparmak da bilim adamlığına yakışan bir şey değildir.

 

Ramazan, Bitarafane Muhakeme ve Laiklik

e-Posta Yazdır PDF

Bediüzzaman Yirmi Altıncı Mektup’ta şeytanın  müthiş bir desisesinden bahseder. Ramazan-ı Şerifte, İstanbul’da, Bayezid Cami-i Şerifinde hafızları dinlerken mânevî bir ses işitir gibi olur ve sesi hayalen dinler.





O ses; "Sen Kur’ân’ı pek âli, çok parlak görüyorsun. Bîtarafâne muhakeme et, öyle bak. Yani, bir beşer kelâmı farz et, bak. Acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?" der.





Bediüzzaman aldanır bir an beşer kelamı farzeder. Kur’an’ın parlak nuru söner ve ruhen karanlıkta kalır. Bunun şeytanın bir oyunu olduğunu anlar, hemen Kur’an’a sarılır, ondan imdat ister, ona dayanır, savunma gücünü artırır.




Küfürle imanın ortası yoktur. Ya inanırsınız ya da inanmazsınız. “İman ve Kur’an noktasında tarafsız muhakeme, tarafsızlık değildir, karşı tarafın görüşüne dahil olmaktır, hatta geçici bir dinsizliktir, batıl görüşü kabullenmek ve tarafgir olmaktır” der.

Son Güncelleme ( Pazar, 31 Temmuz 2011 22:52 )
 
Sayfa 1 > 11

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 66 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter