Şu An Buradasınız: Anasayfa Güncel Yazarlar Prof. Dr. Gürbüz Aksoy Bilim İnsanı Olarak Akademisyenler

Risale Akademi

Bilim İnsanı Olarak Akademisyenler

e-Posta Yazdır PDF


Özet

Bu makalenin amacı, ideal bir akademik hayatın nasıl olması gerektiği ve akademisyenlerde bulunması gereken vasıflar hakkında kimi bilgileri okuyucuya aktarmaktır.


Giriş














Akademisyenlik, bilimi tekeline almayan bilim adamlığı demektir. Akademisyenlik dışında da bilim insanı olmak mümkündür. Aslında bilim yapmak insana mahsustur ve bu özellik onu diğer canlılardan ayırır (1).



Peki, günümüzdeki anlamıyla bilim insanı ya da bilim adamı kime denir?

















Cevap verebilmek için önce bilimin tanımını yapmak gerekir. Bilimin aynı anlama gelen farklı tanımları bulunmakla birlikte hepsindeki ortak nokta, bazı olgu veya olay kategorilerine ait iyi düzenlenmiş bilgiler bütünü olmasıdır. Ancak bilimler, “nihai bilgiler bütünü” olmayıp sadece belli bir zaman diliminde elde edilmiş bir bilgi birikimini ifade ederler. Bu bilgiler uygulamalı bilimlerde deneylerle, sosyal bilimlerde ise ağırlıklı olarak “yaygın tartışma” yöntemiyle elde edilirler (2).
















Her varlık alanıyla ilgili bilgiler o varlık alanının bilimini doğurmuştur. Bu ise insandaki araştırma, öğrenme ve terakki eğiliminin, ayrıca deney ve  tecrübelerle ispatlanan fikirlerin birbirine kuvvet vermeleriyle gerçekleşmekte ve her bilim Allah’ın bir ismine dayanmaktadır. Örneğin, felsefe (fenn-i hikmet) "Hakim" ismine, tıp "Şafi" ismine, mühendislik (fenn-i hendese) "Mukaddir" ismine dayandığı gibi (1). Geçmiş, geleceğin aynası olup gelecekte ortaya çıkacak buluşlar ve icatlar geçmişte kurulan esas ve temeller üzerine bina edileceğinden, bilimi insanlığın ortak malı olarak görmek gerekir. Öyleyse bilim evrenseldir ve hiç bir şahıs, kurum ve ülke tarafından tekel altına alınamaz.















Bu bilgiler ışığında temel bilimler, mühendislik, sağlık, sosyal ve beşeri bilimler alanında bilimsel yönteme uyarak bilim yapan insanlara bilim adamlığı ünvanı verilebilir. Bu unvan; bilimle uğraşan, çevre ve toplum yararına çalışmalar yapan, ömrünü problem çözmeye adayan insanlara tarih ve toplumun verdiği genel bir ünvandır, bir onurlandırmadır (3, 4). Bilim insanları ve bilim kurumlarının toplumdaki saygınlığı da bu gerçekten kaynaklanmaktadır.















Akademi kelimesi ise köken olarak Akademos’a dayanır. Akademos eski Yunan bilim dünyasının kahramanı olup,  etrafı duvarlarla çevrili zeytin bahçesinin sahibidir. Burası Eflatun ve öğrencilerinin  özerk bir şekilde düşünce ürettikleri, günün şartlarındaki bilimsel ya da akademik çalışmaların yapıldığı yerler olarak ün yapmıştır (5).













Tarihi süreçte bilim etkinlikleri bilim adamlarının evleri, kitapçı dükkanları (sahaflar), rasathaneler, hastaneler ve  camilerde sürdürülmüş; gittikçe gelişen bilimin çeşitli dallarını daha iyi bir şekilde öğretecek özel bir yer bulabilmek düşüncesiyle  medreseler doğmuştur (6, 7). Günümüzde ise üniversiteler ve çeşitli araştırma kurumları bu görevi sürdürmektedir.












Tarihte ilk teşkilatlı eğitim hamlesini ise Peygamberimiz (sav) başlatmış ve Mescid-i Nebevi’nin bir kısmını “Medine Okulu” olarak düzenletmiştir. Burada sadece bilim ve eğitim yapılmaktaydı













Bilim; akademisyenlerin tekelinde olmasa da, günümüz gerçeği şudur ki, maddi imkanlar, bilimsel disiplin, bilimsel süreç (yapılanların herkesçe tekrarlanabilir oluşu) ve bilimsel süzgeçler göz önüne alındığında bilimin en iyi yapıldığı yerlerin başında üniversite kurumları gelmektedir. O halde bilimle özdeşleşmiş olan bu kurumlarda çalışan akademisyenlerin kurumlarından aldıkları doktora, doçentlik ve profesörlük payelerinin iyi bir bilim adamı olma hedefinde kendilerine yetmeyeceği, daha başka sorumlulukları olduğu ve kendilerini sorgulamaları gerektiği açıktır. Bu konunun bilim çevrelerinde profesyonel ve profesyonel olmayan bilimciler diye tartışıldığını da hatırlayalım (4).















Her bilim adamı üniversitelerde çalışmayabilir, akademisyen olmayabilir, ama her akademisyenin bilim adamlığı hedefi olmalıdır. Özellikle çağımız insanında gerçekleri araştırma, sorgulama ve bilme eğiliminin arttığı, bir şeyi peşinen kabul ya da reddetme gibi özelliklerin  azaldığı (1) -ki bunlar bilim adamlığı özellikleridir- göz önüne alındığında, konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. Bu hedefe ulaşmada akademik yaşam ve akademik vasıflarla ilgili kimi hususların bilinmesi faydalı olacaktır.














A-    Akademik Yaşam Nasıl Olmalıdır?








Bilim yaparak sürekli gelişmek durumunda olan ve bu yönüyle diğer canlılardan ayrılan insan bu fırsatı en olgun manada akademik hayatta bulmalıdır. Bir toplumun bilim ve entellektüel sermayesinin sürekli artması ve yenilenmesinin yolu da budur.











Özgür ve bilimsel bir iklimin hakim olduğu akademik hayatta, insanın sürekli bir değişim içerisinde olan akıl, kalp, sayısız duygu, arzu ve yetenekleri daha sağlıklı bir gelişim gösterir. İnsanın doğasındaki baskıcı ve aşırı himayeci tutumlara reaksiyon gösterme potansiyelini de düşünürsek, bu özgürlüğün önemi daha iyi anlaşılır.













Akademisyenler genellikle üniversitelerde sürekli ve yaşam boyu çalışırlar. Öğrenciler gibi önemli bir kesim de hayatlarının belirli dönemlerini bu ortamlarda geçirirler. Dünyaya gözünü açan bir bebek, bir çocuk nasılsa, akademik hayata ilk kez gözünü açan veya adımını atan bir insan da öyledir. Elinden tutacak, ona yardımcı olacak, önder olacak bilge birilerine yani deneyimli akademisyenlere ihtiyaç duyar. Akademik yaşam bu ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte olmalıdır. Bu insan, zamanla akademik hayat merdivenlerini çıktıkça, her merdiven basamağında etrafa şöyle durup bir baktığında ufkunun biraz daha genişlediğini görebilmelidir (8).











Akademisyenlerden bir kısmı bilimsel araştırma faaliyetlerini tercih edebilir. Bu durum onların entellektüel meraklarını tatmin eder; bu merak bilimin gelişmesine yol açar (1, 8). Yeni bir buluş, eser hazırlama, yayın ortaya koyma ve ortak faydaya sunmanın zevki, onuru ve verdiği şevk akademik hayatta doyasıya yaşanmalıdır. İnsan, doğası gereği bir şeyler yapmış olduğunu görmek, göstermek ve başkalarıyla paylaşmak ister (1). Bu imkanı akademik hayat en güzel şekilde sunabilmelidir.




Akademisyenlerden bir kısmı için ise öğretim, yani öğretmenlik ön planda gelir. Bu normal karşılanmalıdır. Amerika’da yapılan bir anket çalışmada; öğretim üyelerinin % 25’i araştırma faaliyetlerine, % 75’i de öğretim faaliyetlerine ilgi duyduklarını belirtmişlerdir (8).














Her iki durumda da önemli olan husus güncel olabilmek ve yenilikleri izleyebilmektir. Bu iş ise çok zaman ve masraf gerektirir. Bilgilerin iki misli artması için eskiden yüzlerce yıl geçmesi gerekirken, günümüzde bu süre 1-2 yıla inmiştir. Öyle ki bazı uzmanlık alanlarında günler, sadece yeni bilgi ve buluşları izleyebilmek için geçmektedir. Tüm bu değişiklikler her bilim dalını etkilemekte ve sonuçta, yeniden yapılanma, bilim terminolojisinde değişmeler, çok ilginç teoriler ve orijinal yeni fikirler ortaya çıkmaktadır. Tüm bunlara baktığımızda, akademik hayatta devamlı bir hareketlilik halinin olduğunu görüyoruz. Böylece eski bilgileri savunanlarla yeni bilgilere ulaşanlar arasındaki çatışmalarda bazı tabuların yıkılması normal karşılanmalıdır. Her bilim adamı, akademik hayatı içinde böylesi çatışmalara ve meydan okumalara muhatap olabileceğinin hesabını yapmalıdır. Bu durum dünyaya ve olaylara daha değişik bir perspektiften bakma imkanı sağlar ki, akademik hayatın ayırt edici, zevkli ve çekici bir özellilerinden birisi de budur (8, 9).











Akademik yaşamda, insani ve sosyal ilişkilerle inançlar birbirine karıştırılmamalıdır (daireyi muamelat ile daireyi itikadı karıştırmamak). Aynı zamanda geleneklerin tesis edildiği ve yaşatıldığı bir ortam olmalıdır. Örneğin; sempozyum, kongre, panel, seminer gibi bilim etkinlikleri, diploma törenleri, mezuniyet eğlenceleri, başarı kutlamaları, öğrencilerle forum, teknik geziler, iftar yemekleri ve keza sıra gecesi gelenekleri gibi...











Akademik hayattaki diğer önemli bir özellik de uyumlu ekip çalışması, yardımlaşma ve diğer faktörlerin hayata geçirilmesi gereğidir. Ayrıca herkesin uzmanlık alanıyla kendini ifade ettiği bir hayat olmalıdır. Çünkü herkes sanatında büyüktür (1). Bununla birlikte aynı disiplin içinde çalışanlar arasında kendi bilim alanlarıyla ilgili yaptıkları eleştiriler ise gereklidir ve normal karşılanmalıdır.











Akademik yaşamda ne yapacağınızı size söyleyen ve söylediği işi size yaptıran, kendi uzmanlık alanında sadece o alanın entellektüel baskısı dışında, patron rolünde birisi olmamalıdır. Örneğin, bir dekan idari olarak rektörden emir alabilir. Ve emir yerine getirilmezse dekanlık görevinden alınabilir. Fakat bir akademisyen olarak bu durum söz konusu olmamalıdır. Bu akademik özgürlüktür. Üniversite hem bu özgürlüğü ve hem de akademik güvenliği garanti etmelidir. Başka hiç bir meslekte böylesi bir husus bu denli önem kazanmamıştır. Bu güven, bilim adamına konuştuğu ve yazdığı zaman daima objektif, tarafsız ve doğruyu ortaya çıkarma cesurluğuna yardımcı olur. Bu nedenledir ki tarihi süreç içerisinde; cübbe (kisve-i ilmiye, özgürlük, olgunluk, vicdanına ve Allah’a karşı sorumluluk simgesidir) giymeye hak kazanmış, hakimler ve din adamları yanında üçüncü meslek grubu da akademisyenlerdir (1, 8, 9).













Akademik yaşamda mesai kavramı da farklı olmalıdır. Maaş karşılığı girilen belli bir ders saati olsa da, bunun dışındaki zamanı akademisyen büyük bir serbestlik içinde kendisi tanzim edebilmelidir. Bazen masasının başında, bazen bilgisayar karşısında, bazen kütüphanede, sahada  veya laboratuarlarda sabahlayabilmelidir. Üstelik bu iş isteyerek yapılmalı, zorunlu olarak yapılması gereken veya idarecilerin verdiği görevler ise diğer mesleklere göre hafif olmalıdır. (8, 9).













Akademisyenlik aynı zamanda para ödeyerek bilim öğrenilen bir meslektir. Mesleki çalışmalar için gerekli  kitap, dergi, araştırma masrafları, seyahatler, iş gücü, vs. için harcamaların yapıldığı ve bilgilerin cömertçe başkalarıyla paylaşıldığı bir ortam olma özelliğini kaybetmemelidir.













B.    Akademisyenin kişisel ve görevsel bazı vasıfları:














•    Bilimsel baskı dahil her türlü baskıya karşı dirençli olmak. Bilinmelidir ki, bilimsel baskı siyasi baskıdan kaynaklanır ve taklitçiliği doğurur (1).













•    Yaşam boyu öğrencilik, bilim öğrenme şevki, yapılan işi gönül işi, hizmet aşkı haline getirmek. Bu konularda kabiliyetlere göre alan seçiminin (1,3) belirleyici özelliğe sahip olduğu unutulmamalıdır.












•    Kararlı ve sabırlı olmak, aceleci olmamak. Araştırıcı bir meslek olan akademisyenlikte bir olay karşısında araştırıp dinlemeden hemen bir yargıya varmamalıdır. Özellikle mizaç, zeka ve psikolojileri farklı olan öğrencilerle ilişkilerde ve araştırmalardaki tıkanıklıklarda çözümün en önemli anahtarı sabır kuvvetidir (1). Ayrıca ihtiyatlı olmayı gerektiren bir meslektir. Olay ve olgulara dayanmayan genellemelerden kaçınılmalıdır (3).









•    Bilimlerin ve fenlerin özünü yani zübde ve hülasasını almak (1).











•    Yenilikçi olmak (icad ve teceddüt) (1,3)
        

•    Bilim adamlarının işine cahilleri karıştırmamak. Dış müdahalelere karşı olmak (1).













•    Kıskançlıklarla karşılaşılabileceğini hesaplamak.











•    Delile dayanmak. Esassız bir şey alemin içinde çabuk yayılmayacağı bilinmelidir (1).










•    Görüşlere değer vermek. Bu aynı zamanda demokrat olmanın gereğidir. Bilimsel diyaloğa (temas) açık olmakla da bilim daha sağlıklı çözümler üretir.













•    Özgürlük ve özerkliği önemsemek, fakat Allah’a olan sorumluluğunu unutmamak. Diğer bir deyişle bilim cübbesini, insana karşı hürriyet, Allah’a karşı ubudiyet simgesi olarak görmek (1, 8).













•    Eleştirel düşünme ve aynı zamanda eleştiriye açık olmak, hata yapabileceğini kabullenmek (öz eleştiri, otokritik). Kendimizle ve gerçeklerle yüzleşebilmek; yeni verilerle, yeni öğrenilenlerle eski bilgilerimizin karşılaştırılması açısından özeleştirinin önemi büyüktür (1, 2, 8).  













•    Gerektiğinde vakarlı olmak ve bilim onuruna sahip çıkmak.













•    Kendine has bir öğretim metoduna (usulü tedris) sahip olmak. Özellikle gerçekleri zamanın anlayışına uygun en yeni izah ve beyan tarzlarıyla ispat etmek gerekir. Günümüzdeki ikna ve ispat metodunun önemi unutulmamalıdır.

















•    Toplumdan kopuk olmamak, görüşlerini  ve araştırmalarını yayınlamak ve kamuoyuna yansıtmak  önemli görevlerdir. Bunların araçları Sivil Toplum Kuruluşlarında üyelik, gazete ve dergilere makaleler yazmak, konuşmalarda bulunmak ve eserlerini yayınlamak olabilir.














•    Objektif ve gerçekleri  araştırıcı olmak; doğru ve gerçek olanı (hakikat-i mahz) yansıtmak (1, 2).















•    Aklı ifrat derecesinde kullanarak demagoji ve cerbezeye yol açmamak (1).
















•    Söylenilenle yapılanlar arasında tutarlılık bulunmak. Ayrıca, telkin edilen ilmin seviyeye, şahsa, zamana ve zemine  uygun olması gerektiğini bilmek (1). Bilimi halka indirgemek ve herkesin anlayabildiği dille kitlelere sunum yollarını aramak (3).
















•    Bilimi maddi istismara, zevk ve eğlenceye alet etmemek,  akademisyenliği zengin olma mesleği olarak görmemek (1, 2, 10).















•    İki kanatlı olmak (1). Akıl, fikir ve kalp (Mercedes modeli) ile gerçeklere ulaşmak.
















•    Alçakgönüllü, insaflı ve sevgi sahibi olmak, kibirli olmamak, ilmi enaniyetten uzak durmak (1, 3). Akademisyenlikte araştırma yanında öğretim de bulunduğundan bu özellikler genç öğrencilerle iyi bir iletişim ve birlikte öğrenme iklimi sağlar.












•    Cömert fakat iktisatlı olmak. İlimde bencil olmamak ve diğergam olmak (1, 3).











•    İyi bir planlama, model ve programla içinde yaşanılan zamanın problemlerine çözüm yolları bulmak (1, 3)













•    Çok yönlü ve derin düşünmek. Dikkatsiz ve yüzeysel bir bakışla imkansız  bir şeye mümkün nazarıyla bakmamak (1).












•    Akademisyenliğin evrenselliğine inanmak (1, 3).




•    Ekip çalışması, takım ruhu, iş bölümü (taksimü’l a’mal), iş birliği (teşrik-i mesai) ve mesailerin tanzimi gibi konulara önem vermek (1, 2)













•    Kitap okumayı sevmek ve geliştirmek (1, 3). Literatür takip etmek. Bir konuda o alanın bilimsel kaynakları takip edilmekle ancak ilerleme sağlanır, düşünceler gelişir.














•    Batıl şeyleri tasvir etmeden ve fıtratı değiştirmeye zorlamadan, yönlendirici şekilde eğitim metodu uygulamak (1).












Kaynaklar:












1. Nursi, Bediüzzaman Said. (1994), (2000). Risale-i Nur Külliyatı. Yeni Asya Neşriyat. İstanbul.

2. http://www.universite-toplum.org/text.php3?id=139









3. Ortaş, İ. (2002). Bilim, Bilim İnsanı ve Bilimsel Etik. Üniversite ve Toplum Derg. Haziran cilt:2, s.1-7.











4. http://www3.dogus.edu.tr/lsevgi/LSevgi/Bilim/CBT_12.pdf











5. Ali M İ. (2003). Sınıf, Statü ve Üniversite Öğretim Üyeliği. Üniversite ve Toplum Derg. Eylül, cilt:3, s.1-4.












6. Türk Bilim Politikası 1983-2003. (1983). T.C.Devlet Bakanlığı, Ekim.










7. Yurdaydın,H G. (1998). İlahiyat (Din Bilim). Türkiye Bilimler Akademisi. Ankara. s. 227.










8. Rosovsky, H. Üniversite. Bir Dekan Anlatıyor. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Dizisi:6








9. Aksoy, G.(1998).Akademik Hayat. Şurkav Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Derg. s. 9-10.









10. Batur, B. (2003). Bir Meslek Olarak Bilim. Üniversite ve Toplum Derg. Aralık, cilt:3, s.1. Bilim adamlığı akademik ünvanlardan farklı olup, kişisel olarak kurumlardan alınan bir ünvan değildir. Yaşamını bilime ve toplumun problemlerini çözmeye adayan kimselere tarih ve toplum tarafından verilen genel bir ünvandır. Üniversitelerde görev yapan ve bilim adamı olma yolundaki akademisyenlerin bu hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için bazı kişisel ve görevsel özelliklere sahip olmaları gerekmektedir.

 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 67 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter