Şu An Buradasınız: Anasayfa GÜNCEL Yazarlar Yrd. Doç. Dr. ATİLLA YARGICI

Risale Akademi

Yrd. Doç. Dr. Atilla Yargıcı

Kur’ân’ın dört esası: Hayat yolculuğunda yol haritamız

e-Posta Yazdır PDF

1. ESAS

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri İşaratü’l-İ’caz tefsirinde Kur’ân’ın dört ana unsuru olduğunu bildirmektedir. Bu unsurlar da, tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadettir. Bunlar, asıl vazifesi iman ve ibadet olan insanın hayat yolculuğunda bir yol haritasıdır.

Bu dünyaya cahil olarak gönderilen insan, doğumundan ölümüne kadar öğrenmeye muhtaçtır. Buna ilim denmektedir. İlimlerin özü ise marifetullahtır. Marifetullah’ın temeli ise Allah’a imandır. İnsanın fıtratında var olan inanma ihtiyacı, Allah’ın zatında ve sıfatlarında hiçbir ortağı olmadığına, tek olduğuna inanmakla tatmin olur. Bunun için Kur’ân insanı tevhid inancına çağır. Kur’ân’ın ilk nazil olduğu döneme baktığımızda insanların büyük ekseriyeti müşrik idi. Bunlar Kur’ân’ın bildirdiğine göre Allah’a var olduğuna inanıyorlardı. (Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah yarattı” diyeceklerdir.) Zuhruf, 43/9.

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Şubat 2011 10:05 )
 

Dindar Cumhuriyet Arayışları-29 Ekim 2008

e-Posta Yazdır PDF

Padişahlıkla idare edilen Osmanlı Devletinin, Hitler Almanya’sında veya Mussolini İtalya’sında olduğu gibi ırkçı bir diktatörlükle idare edildiğini söylemek tarihi realiteleri saptırmak anlamına gelir. Çünkü Osmanlı yönetim şeklinde padişahlar tamamen sınırsız bir yetkiye sahip değillerdi. Aynı zamanda İslamın “kardeşlik” potasında eridikleri için de ırkçılığı ön plana çıkarmamışlardı.

Osmanlı döneminde idarecilerin yapması muhtemel yanlışlıklar, İslamdan kuvvetini alan çeşitli kontrol mekanizmaları tarafından engelleniyordu. Örneğin; Kanuni Sultan Süleyman tarafından çıkarılan Kanunnamelerin, böyle bir kontrol mekanizmasını oluşturma hedefine yönelik olduğu söylenebilir. Diğer taraftan Yavuz Sultan Selim ile birlikte padişahların “halife” de olmaları, dini bir yükümlülük de getirmiş ve “otokontrol” sistemi teşekkül etmiştir.

Ancak mutlakıyet benzeri bir yönetim şeklinin, İslamın ilk başlarında ortaya çıkıp, dört halife ile devam eden bugünkü seçimi de çağrıştıran “biat” sistemine uygunluk arz ettiği söylenemez. Babadan oğula geçen padişahlık ve halifelik Emevi döneminden beri devam eden İslamın ruhuna aykırı bir geleneğin uzantısından ibarettir. Bunun için halkın veya idari sistemin, bazen keyfî, bazen de mecburi” bir şekilde istibdada kaydığı vaki olmuştur.

Son Güncelleme ( Cuma, 08 Mayıs 2009 10:13 )
 

Sevgi Odaklı İnsan Modeli

e-Posta Yazdır PDF

Giriş

Günümüz dünyası bir taraftan baş döndürücü teknolojik ve bilimsel gelişmeler sergilerken, diğer taraftan insanî değerlerde ve ahlakta korkunç bir geriye gidiş ve kaos yaşamaktadır. Akıl, gazap ve şehvet kuvvelerine yaratılıştan bir sınır koyulmayan insanoğlu bu duygularını düzenleyici ilahi prensiplerden mahrum olmasından dolayı ifrat ve tefrit arasında bocalamakta duyguları arasında denge anlamındaki adaleti kaybederek kendisine, çevreye ve topluma ve tüm insanlığa zarar verecek eylemler yapabilmektedir. (Said Nursi işaratu’l-İ’caz tefsirinde insana verilen akıl, şehvet ve gazab kuvvelerinin orta mertebeleri olan hikmet, iffet ve şecaatın adaleti ifade ettiğini ve sırat-ı müstakim olduğunu bildirmektedir. Buradaki adalet, muvazene yani denge anlamındadır. Bu muvazeneyi kaybetmek, ifrat ve tefrite sapmak demektir ve insanın kendisine ve başkalarına karşı zulmü de bu dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Bu kuvvelerin ayrıntılı izahları için bkz: Nursi, Said, İşârâtu’l-İ’caz fî Mezânni’îcaz, Mihrab Werags Gmbh, Germany, s. 22-24.)

Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Mart 2009 10:30 )
 

Din ve Bilim: Baba ile Oğul

e-Posta Yazdır PDF

Din ve bilim son birkaç asırdır insanlığın gündeminden düşmeyen iki kavram. Bu iki kavram arasında çatışma olup olmadığı Batıda olduğu gibi İslam dünyasında da hâlâ tartışılmaktadır. Bu konu ele alınırken dikkatlerden kaçan en önemli husus, tahrif edilmiş Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi dinlerle, tahrif edilmemiş İslam arasında hiçbir ayırım yapılmamasıdır. Çünkü İslam dini diğer dinler gibi sadece bir kavme ya da kabileye değil, bütün insanlara hitap ederek nazil olmuştur. Yani İslam evrensel bir nitelik taşımaktadır. Üstelik bu son dinin mukaddes kitabı Kur'an da günümüze kadar bir harfi dahi değişmeden gelmiştir. Çünkü hem elde orijinal metni durmakta, hem de o günden bugüne bu orijinal metin yüz binlerce insan tarafından ezberlenmektedir.

Ortaçağda kilisenin menfaatlerini elden kaçırmamak için ilmin gelişmesine engel olması, ilim adamlarını aforoz etmesi, yakması, hapsetmesi, kilise ile bilim arasında bir çatışma olduğu fikrini doğurmuştur. Bu katı tutum reform hareketlerine sebep olmuştur.

 

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 68 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter