Bu metinde öncelikle Risale-i Nur hareketinin mahiyeti kısaca anlatılacak sonrasında ise 12 Eylül ihtilali ve referandumu ile ilgili şahsi yorum yapılacaktır.
Risale-i Nur ve Sahabe Mesleği
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da sahabelerin ekseriyet-i mutlaka itibarı ile kemalat-ı insaniyenin en alâ derecesinde olduklarını söyler. (27. Söz) Nebilik dairesinin yardımcıları ve o güneşin yıldızları olan sahabelerin velayet-i kübra makamında olduklarını ifade eden Said Nursi, veraset-i nübüvvet ve sıddıkiyet unsurlarının, saff-ı evvel olan sahabelerin en önemli özellikleri olduğunu dile getirir.
Kur’an ahkamını neşretmeleri ve islam dinini tesis etmeleri noktasında sahabelerin gösterdikleri salabet-i diniyenin erişilmez olduğunu nazara veren Said Nursi, onların bir dakikasına sair evliyanın bir senede yetişemeyeceğini ifade eder.
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da, sahabelerin “veraset-i nübüvvet ve velayet-i kübra” vasıflarını nazara vererek bu vasıfların aynı zamanda Risale-i Nur talebelerinin vasıfları olduğunu söyler.
Siyaset propagandası ile yalanın geçer akçe olduğu, bütün gayretlerin dünya hayatına sarf edildiği ve zihinlerin/kalplerin felsefe ile yaralandığı ahir zamanda, Nur talebeleri bu boğucu çemberi kırarak, ‘veraset-i nübüvvet’ ve ‘velayet-i kübra’ makamındaki sahabelerle aynı çizgide hizmet ederler.
Sahabelerin en çok değer verdikleri şeyler iman, hak ve sıdktır. En çok nefret ettikleri şey ise küfür, şer ve kizbdir. Bediüzzaman’ın dünyasında bu vasıflar çok belirgindir. Eserleri olan Risale-i Nur’da aynı paralelde, sahabelerin değerlerine şiddetle sahip çıkma ve nefret ettiklerinden şiddetle kaçınma vardır. Bediüzzaman, fıtratındaki uhrevi safvet, seciyesindeki kur’ani ahlak, hissiyat ve letâifindeki ulviyet ile fazilet-i cüz’iye noktasında sahabelerin vasıfları ile donanmıştır. Bediüzzaman, bu vasıflarını Risale-i Nur yolu ile Nur talebelerine aksettirmiştir.
Risale-i Nur hizmetinin sahabe mesleği olduğunun önemli bir delili de “neşr-i hakaik-i imaniye”yi yapmasıdır. Said Nursi Risale-i Nur’un bu yönü ile, Hazret-i Hasan’ın (ra) kısacık Hilafet müddetini uzun bir zamana dönüştürerek kıyamete kadar bakileştirdiğini ifade eder. Bediüzzaman’ın bu yöndeki ifadeleri şöyledir:””Hazret-i Hasan’ın altı aylık hilafeti ile beraber Risale-i Nur’un Cevşenül Kebir’den ve Celcelutiye’den aldığı bir kuvvet ve feyizlevazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-ı imaneyi noktasında Hazret-i Hasan Radyallahü Anhın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarı ile bakabiliriz. Çünkü adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes’ud edebilir bir istidatta bulunan, Risale-i Nur’dur ve onun şahs-ı manevisi, Hazret-i Hasan Radyallahü Anhın bir muavini, mütemmimi, bir manevi veledi hükmündedir. (Emirdağ I, 71)
Demek ki Risale-i Nur’un Hazret-i Hasan (ra) kısacık Hilafet müddetini uzun bir zamana çevirmesi özelliği, iman hakikatlerini neşretmesi ciheti iledir. Bu ciheti ile Risale-i Nur bir otorite olduğunu dile getiren Said Nursi şöyle der:
“Bu dürusu Kur’aniyenin (Kur’an dersinin/Risale-i Nur’un) dairesi içinde olanlar, allame ve müçtehitler de olsalar; vazifeleri-ulum-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu sözlerin (Risale-i Nurların) şerhleri ve izahlarıdır ve tanzimleridir. Çünkü, çok emarelerle anlamışız ki, bu ulum-u imaniyedeki fetva vazifesi ile tavzif edilmişiz” (29. Mektup, 6. Kısım, 5. Desise)
İslamın tarihi geleneğine baktığımızda dört büyük akım karşımıza çıkar: Kelam, hikmet ve felsefe akımları, tasavvuf ve tarikat akımları, Harici ve Şia merkezli siyasal akımlar ve cadde-i kübra-i kur’aniye yolu.
Hz. Ali dönemi ile başlayan ve ilerleyen süreçte devam eden tartışmalar bu akımlara kaynaklık etmiştir. Asr-ı saadetin son döneminde başlayan tartışmalar, Hz. Hasan’ın “muvakkat ve suri” olan hilafet mesleğinden feragat etmesiyle başka bir zemine kaymıştı. Hz. Hasan’dan sonraki islam dünyası, bin küsur yıllık bir “ara dönem” e şahitlik yapacaktı. Bu uzun “saltanat fetreti”, engin mazhariyetlerin merkezi olan Risale-i Nur ile nihayet bulacaktı.
Paralel tarihlerde Saltanat’ın nihayeti ve Ankara ile; Risale-i Nurların neşri ve Barla, zaman-mekan ciheti bu sembolik devir teslimlerin şahidi olacaklardı. Risale-i Nur Hz. Hasan gibi neşr-i hakaik-i imaniye yolunu tercih etmişti. İşte Risale-i Nur’la Hz. Hasan’ın buluştuğu nokta burasıdır. Risale-i Nur bu anlamda Hz. Hasan’ın muavini ve mütemmimidir. Yani cadde-i Kübra-i Kur’aniye yoludur.
Risale-i Nur ve Siyaset
Peki Cadde-i Kübra-i Kur’aniye mesleği olan Risale-i Nurda siyasete bakış nasıldır?
Hiç şüphesiz Bediüzzaman Hazretlerinin hayat serencamında baskın olan tavır, manevi cihad yolu ile İslamiyete hizmettir. Tahkiki iman kılıncı ile manevi cihadı tercih eden Bediüzzaman, hayatının sonuna kadar ‘ikaz’ ve ‘irşad’ içerikli “şefkat” mesleğini tercih etmiştir. Bediüzzaman vicdani bir kanatle hak ve hakikatı düstur edinir ve insanları siyasetci, dinsiz, muvafık, muhalif diye sınıflara ayırmadan ‘imana ’ ve ‘şefkate’ muhtaç varlıklar olarak görür. Yani sahabe mesleğini tercih eder.
Risale-i Nur mesleğinde dünyaya ve siyasete bakarken “dünyevileşme”nin tuzağına dikkat edilir ve hadiselerin iman ile bağı koparılmaz. Bediüzzaman dünyevi, siyasi ve içtimai hadiselere bakarken imanı ve vicdanı bir tarafa bırakmaz. Yani Bediüzzaman’ın dünyasında egemen güçlerin elinde düşürmedikleri “siyaset topuzu” yoktur. Onun bütün mesaisi, içimizde ve yanımızda yaşayan ve nisbeti toplumun yüzde seksenini oluşturan şaşkın insanlardır. Bediüzzaman’a göre asıl hüner o mütehayyirlere iman nurunu göstermektir.
Ona göre “Hakikat-ı İslamiye, bütün siyasetlerin fevkindedir. Bütün siyasetler dine ancak tabii ve hizmetkar olabilirler”
Kur’an dersi olan Risale-i Nur, bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerinin fevkindedir. Bu yönü ile, “İslam birliği” siyasetine dahi alet olamayacak kadar farklı bir konumdadır.
İşte Said Nursi bu temel yaklaşımlarla insanlığı irşad ve ikaz etmiştir.
Risale-i Nur talebeleri ise siyasetle ilgili derslerini, tarzlarını ve hizmetlerini Bediüzzaman’ın adres gösterdiği temellerden alırlar.
Onun için Risale-i Nur hareketinde siyaset, partileşme, bir partiye girip kadrolaşma, iktidarı ele geçirme söz konusu değildir.
Bunun yerine bir partiyi destekleme, ona oy verme, mektup ve lahikalarla ona dua etme, dersleri ve talebeleri ile o partiye kuvvet verme tarzı benimsenmiştir. Bu tarz bilinçli bir tercihtir.
Çünkü, bu ikinci tarz, elmas kuvvetindeki Kur’an hakikatlarını dünyaya ve siyasete alet etmek anlamını çağrıştırmaz.
Bediüzzaman’ın hayat pratiğine baktığımızda bu ikinci tarz açıkça görülür.
Öte yandan Said Nursi’nin siyasi tutumunda temel nokta “hürriyet” ve “adalet” mefhumudur.
Adalet ise Kur’anın dört esasından birisidir.
Hürriyet ise Bediüzzaman’ın aşık olduğu bir mefhumdur. O ekmeksiz yaşar ama hürriyetsiz yaşayamaz.
Rahman olan Allah’ın insanlara hediyesi olan hürriyet, Bediüzzaman’a göre, her ruhun “maşukası” ve cevher-i insaniyetin “küffü” dür. Hürriyet insanla tev’em (ikiz) doğmuştur, o özden ve o ikizden ayrılmak mümkün olamaz. Hürriyetin hayat bulduğu bütün coğrafyalarda adalet hep hükümferma olmuştur
Bediüzzaman “Ahrarları” (hürriyetçileri), bunun için sevmiş ve Ahrarlar dediği “Demokratlara” bunun için sahip çıkmıştır.
Bediüzzaman hürriyetin zıddı olan “İstibdat”dan da aynı şiddette nefrer eder.
Onun siyasi hayatını iki kelime özetler: istibdadın karşısında ve hürriyetin yanında olmak.
Dolayısı ile Said Nursi, siyasete hiçbir zaman iktidara gelmek, yönetimi ele geçirmek ve kurumlara yerleşmek gibi basit bir mana yüklememiştir.
Onun yüksek siyasetinde hep yüksek imanının izleri olmuştur.
Bediüzzaman’ın siyaset ile ilgili çok net bir tutumu da din adına ortaya çıkan veya dindarlık kisvesi ile siyaset yapan oluşumlara karşı olmaktır.
Din adına ortaya çıkmanın ötesinde şimdiye kadar nazarlardan uzak tutulan bir başka gerçek şudur: dindar insanların siyaset yapması. Böyle bir anlayış da Said Nursi tarafından onaylanmamıştır.
Bu anlamda toplumumuza yerleşmiş ve arzulanan ‘dindar siyasetçi” profili aslında Said Nursi’nin dünyasına uzaktır.
Çünkü, “maksad-ı asli siyasetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebei hükmüne geçer.” Yani, “Tam ve hakiki dindar olanlar, siyasetçi olmazlar”
Eğer dindarlık kisvesi ile siyaset yapılıyorsa, bu gerçek anlamda dindar olunmadığına alametdir. Bu durum beraberinde dinin uhrevi ve kudsi hakikatlerini normalleştirme tehlikesi doğuracaktır.
Said Nursi, dinin siyasete alet edilmesine karşı çıktığı kadar, siyasetin dinsizliğe alet edilmesine de karşıdır.
Onun arzu ettiği formül; siyasetin dine hizmetkar, alet ve dost yapılmasıdır.
Din adına ortaya çıkan siyasi partileri hiçbir zaman tasvip etmeyen Said Nursi, buna mukabil müsbet anlamdaki kitle partilerini daima muhafazaya çalışmıştır.
Bediüzzaman din adına ortaya çıkmayan ama din lehinde icraatlarda bulunan ve müslümanları rencide etmeyen partileri; lahikaları, dersleri ve talebeleri ile teşvik etmiştir.
Onun partilerden beklediği temel değerler, hürriyet, adalet, hukukun üstünlüğü ve millet iradesidir. Buna mukabil karşı olmaları gereken mefhum olarak da ‘istibdat’ ı adres göstermiştir.
İsimlerin değişmesi ile mana ve hakikatlerin değişmeyeceğini söyleyen Nursi, siyasi tutumunu dönemsel, konjonktürel ve mevzi olaylara endekslememiştir.
1908 tarihinde kurulan Ahrar Fırkası’nın Bediüzzaman’ın dünyasında önemli ve ayrıcalıklı bir yeri vardır. Aynı dönemde din adına oluşumlar vücut bulduğu halde itibar etmemiştir.
Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası adlı eserinde bu vatanda dört partinin olduğundan bahsederek, bu hususta dikkat çekici tahliller yapar.
O dönemde mevcut partiler, Cumhuriyet Halk Partisi, Millet Partisi ve Demokrat Parti’dir. Nursi, “adı” olmayan, muhayyel, ama oluşumu kuvvetle muhtemel bir partiyi de yorumlarına katar: İttihad-ı İslam Partisi.
Bu dört parti aslında Türkiye’deki sosyolojik tabanın siyasi yansımasıdır. Said Nursi, İttihad-ı İslam Partisinin başa geçmemesi gerektiğini söyler. Çünkü geçen zaman sürecinde İslami terbiye zedelenmişti. Eğer böyle bir parti başa geçerse dini siyasetine alet edecektir.
Bediüzzaman’ın vefatından 9-10 yıl sonra Türk siyasi hayatına atılan Milli Nizam Parti’si 2007’li yıllara kadarki bütün versiyonlarında hep aynı şeyi yapmıştı.
Bediüzzaman’a göre CHP, kadroları, beyannameleri ve icraatları itibarı ile adresi belli olan bir partidir.
Irkçılığa meyilli Millet Partisi’ne gelince; Bediüzzaman bu partideki “islami” vurgunun samimiyetine inanmakta ve bu partinin Demokrat Partiye kuvvet vermesi gerektiğini söylemektedir. Bediüzzaman’a göre ırkçılık, insanlığın ve islamın özü ile barışık değildir.
Bugün Millet Partisi’nin devamı mahiyetinde partiler mevcuttur.
Nursi, aynı mektubun son paragrafında keskin bir ileri görüşlülükle, CHP’nin ırkçıları elde edeceğinden bahsedererk, islamiyet namına bu durumdan telaş ettiğini söyler.
Risale-i Nur’un birçok yerinde Bediüzzaman, talebelerini Demokratlara destek verme noktasında teşvik etmiştir.
Bediüzzaman Hazretleri Adnan Menderes’e mektuplar göndererek onu birçok meselede ikaz eder. Menderes’e “islam kahramanı” diyen Nursi, Demokratların da dine taraftar olduğunu vurgular.
Bediüzzaman’ın bu somutlaşan tutumları onu hiçbir zaman fiili siyasete bulaştırmamış ve “irşad/ikaz” sınırlarını zorlamamıştır. Bu anlamda onun talebeleri de hiçbir zaman fiili siyasetçi olmamışlardır.
Bu meyanda nur talebelerinin siyaset anlayışları da hiçbir zaman dönemsel ve mevzi olmamıştır. Nur talebelerinin Nurculuk ve iman hizmeti her zaman bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerinin fevkinde olmuştur. Nur talebelerinin siyasi tercihlerinde günübirlik rüzgarlar, ani parlayışlar, hissi etki-tepkilerin etkisi çok az olmuştur. Parti isimleri ve şahıslar tercih sebebi olmamıştır. Risale-i Nur’da bu anlamda “isme” dayalı “zahiri-literal” bir delil yoktur. Şefkat, hak, hakikat ve hikmet siyasi tutumların temel zembereği olmuştur. Bu anlamda en keskin delil ve duruş yukarıda zikredildi gibi “din adına” ortaya çıkan siyasi oluşumlara karşı olmaktır. Üstadımız hayatta iken bu konu ile alakalı kesin tutumlar içinde olmuş ve bu tutum, Risale-i Nur’da geniş bir açıklama zemin bulmuştur. Bediüzzaman’ın vefatından sora 1969 yılına kadar da bu anlamda tehlikeli bir atmosfer oluşmamıştır. MNP’nin kuruluşu tehlikenin başlangıcı olmuş ve Zübeyir Ağabey başta olmak üzere çok az istisna ile bütün nur talebeleri bu harekete karşı müteyakkız durmuş, fitneye meydan verilmemiştir.
Dönemsel olarak DP, AP, ANAP, DYP ve AKP gibi “rey-i cumhur”un yığıldığı merkezler olmuştur. Farklı dönemlerde nur talebelerinin bu merkezlere ait farklı tercihleri söz konusu olmuştur.
1980 İhtilali ve Siyasi Mühendislikler
Risale-i Nur hareketinde Bediüzzaman’dan sonra en keskin imtihan 12 Eylül 1980 ve sonrasında yaşanmıştır. Çok büyük bir münafıklıkla nur talebeleri birbirinin aleyhine geçirilmiştir. Fakat enteresandır bölünmeler, büyümeyi tetiklemiş, hizmetler katlamalı olarak artmıştır.
Bu ilahi hikmet ve takdir çok bereketli semereler vermekle beraber, acı ve nahoş bazı halleri de beraberinde getirmiştir.
Bu dönemden sonra siyasi parti taraftarlıkları meşreplerin tanımında “dominant” olmuş ve ayrılıkları körükleyici bir hal almıştır. Bu döneme filen şahitlik yapmış birisi olarak söylüyorum: mesela 12 Eylül sonrasında ANAP’a karşı olmanın izahları hiçbir zaman “Risale-i Nurca” olmamış ve başka siyasilerden devşirilen sözler hep delil olarak kullanılmıştır. Beri taraftan sırf DYP ve onun başındaki şahsa olan husumetten dolayı o tarafa karşı bütün kapılar kapatılmıştır. Büyük kitle içindeki karşılıklı husumetlerin temel sebebi de bu taraftarlıklar olmuştur. Yani yorumlar hep indi, mevzi ve tarafgirlik hissi ile yapılmıştır. Bu durum başarılmış bir 12 Eylül mühendisliği ve münafıklığıdır!
Anlaşılan o ki bu haller ve tutumlar döngüsel devirler halinde akmaya devam edecek. Şimdi’lerde Ak Parti meselesinde olduğu gibi. AKP’ye biçilen “kurtarıcı, tek, tartışmasız” veya “din adına ortaya çıkan partinin devamı, derin devletle dirsek temaslı” gibi rol modellerinden hiçbirisi Risale-i Nur’ca bir yorum olmayıp, şahsi ve taraftarlık hissi ile malul söylemlerdir. Hiçbir siyasi parti veya lider tartışmasız, hatasız ve alternatifsiz değildir. Beri taraftan bir lider, “Ben şu partinin devamı değilim” diyorsa değildir. Şeriat zahire göre hükmeder. Bir nur talebesi zorla başkasına rol biçme hevesine kapılmamalıdır. Çünkü “Nurculuk” bir siyasi parti değildir. Nur talebesi bir siyasi parti ağzı ile konuşmamalıdır. Mesela bir nur talebesi:”AKP ve onun lideri 12 Eylül referandumunu gelecek seçim için kendine malzeme yapacak ve Cumurbaşkanı olmak için basamak olarak kullanacak ben buna alet olmayacağım” derse bu, siyasi parti söyleminden öte bir mana ifade etmez. Hürriyet dersini Bediüzzaman’dan alan Nur talebelerinin kriteri birilerine husumet değil “hakkın hatırı, adalet ve insaf” olmalıdır.
Evet gerçekten 12 Eylül ihtilali Türkiye siyasetini kendi mühendisliğinin kurbanı etmişti.
Siyasetin ana damarları tahrip edilmiş, omurgalar zedelenmişti. Siyasal ve askeri mühendislikler, istikrarın aleyhinde ve kaosun lehinde “gen” oynamaları yapmış ve siyasal mekanizmayı dumura uğratmıştı.
Bilinçli bir uygulama ile hedef şaşırtmacası yapılmış ve netice alınmıştı.
İşte Türkiye siyasetinin kodları değişip kimyası bozulunca, kafalar karışmış zihinler şaşkına dönmüştü.
Askeri bürokrasinin sivil uzantıları da aynı akıntıya kuvvet vermişti. Şaşkına dönen halk, ihtilal Anayasına rekor düzeyde “evet” demişti. Elbette bu sağlıklı ve şuurlu bir tercih olmamıştı.
Dindar kitleler, rotasından fırlamış “dalgalı mayın” gibi nereye çarptığının farkında olmamışlardı.
İşte nur talebeleri de tabiatı gereği kaygan olan bu karmaşık atmosferde yukarıda ifade edilen imtihanları yaşamışlardı.
Bugüne gelirsek, önümüzdeki 12 Eylül referandumu 1980 gibi bir imtihanı elbette beraberinde getirmeyecektir. Çünkü nur talebeleri “evet” diyecektir. Ben de “evet” diyeceğim.
Anayasa paketinin içeriği elbette önemlidir. Fakat efkar-ı amme “getiri ve götürü”den ziyade “duruş”a odaklanmıştır. Sembolik de olsa “hürriyete” taraftar olmak. Çünkü bir tarafta Bediüzzaman’ın aşık olduğu “hürriyet” taraftarları var, diğer tarafta ise Bediüzzaman’ın “zındıka komitesi” dediği Ergenekon ve ekibi var. Bu hal tercihin en temel sebebi olmalıdır.
Şahsi temayüllerimiz ve eski alışkanlıklarımız her hadisede tavır belirleyici olursa hata ihtimali çok kuvvetli olur. Tabiatı gereği değişken olan beşeri ve siyasi olayların hepsi alışılagelen “test tüp” ün içine zorla sokulamaz. Böyle yapılırsa ortaya çıkan içtihadın “tekellüf” ve “tevil” den öteye bir değeri olmaz. Değerlendirilmeler ve hükümler delilli, çok yönlü ve kuşatıcı olmak zorundadır.
Şunu demek istiyorum: siyasi ve sosyal olayların “tarih”teki ve “şimdiler” deki anlamları Risale-i Nur’da kur’ani bir izaha kavuşturulmuştur. Siyasal kombinezonların ve tarihsel dönüşümlerin Risale-i Nurca izahı, “kopyala yapıştır” olmamalı. Yoksa, adı Demokrat Parti olduğu için başındaki Hüsameddin Cindoruk’a Adnan Menderes benzetmesi yapılır ve çok yazık olur.
Her Nur talebesi için kadirşinaslık şudur: Eğer Risale-i Nur’un Kur’an’i izahları siyasi olaylar muvahecesinde yetkin ve otoriter bir şekilde her “an”a ve her “dem”e taşınamıyorsa yapılacak şey, “ötekilerin” yorumuna saygı duymaktır. “Risle-i Nur’un alimler” kısmı mes’uliyetlerini yerine getirerek derslerini iyi çalışmalı ve sağlıklı yorumların kapılarını aralamalıdır. Hiçbir Nur talebesi indi ve ferdi tutumlarını yorumlarına alet etmemeli, kimseyi zan altında bırakmamalıdır. Başka nur talebelerinin yorumları hiçbir zaman “butlan” ile mahkum edilmemelidir.
Risale-i Nur “şimdilere” ve “şu anlara” yani “her anlara” ve her ”dem”lere çaredir. Bence nur talebesi, hatırasından başka sermayesi olmayan “garip ve “şaşkın” insan olmamalıdır.
Hakkımızda




Yorumlar
Tebrikler Cevap | Alıntı | Alıntı
yazınızın başında risale eksenli izahlarınızı tatmin edici buldum ve tebrik ederim. Fakat yazının sonunda bence ciddi bir ikilem sözkonusu. Çünkü tercihinizin nedenini açıklarken yukarıda yaptığınız gibi Risale alıntıları değil sadece bazı genel prensiplere vurgu yapmışsınız ve bence bilhassa hürriyet ve adalet prensibine üstadın penceresinden değil içinde bulunduğunuz evet cephesinin zaviyesinden yaklaşmışsınız. Bir tarafta hürriyetçiler, diğer tarafta ergenekoncular dediğinizde yukarıda ifade ettiğniniz bir prensibe de kendiniz ters düşmüşsünüz. Çünkü Üstad insanları muvafık-muhalif diye ayırmaz diyordunuz.Burada sıkıntılı olan nokta her hayır diyene ergenekoncu nazarıyla bakmaktır. Ben hayır diyeceğim ve benim gibi pekçok nur talabesini de biliyorum ve bu noktada ben de Üstadın düsturlarını nazara alıyorum. Dolayısıyla bence refrandumun asıl önemi tercihlerimiz veya sonucun ne olacağı değil. Yazınızda ifade ettiğiniz gibi 80 ihtilalinin yol açtığı nifak benzeri bir Cevap | Alıntı | Alıntı
1.si Üstadın bu övgüsü ve duası yaptıklarının neticesindedir fakat daha bunları yapacağı belli olmadan önce Üstad hazretleri dp yi desteklemiş ve talbelerine destekletmiştir . Hiç iktidara gelmeyen ahrarlara da verdiği destek bu noktada görülmelidir. Dolayısıyla 'dua etmeye hizmetleri mukabilinde karar verecek' olan Üstad ve Nur talebelerinin misyona desteği her zaman ve şartsız olarak vardır. Çünkü onlar ahrar-dp dir.
2.si bu övgü ve dualar onların şahısları itibarıyla bugün bilhassa evetçi Nur talebelerince anlaşılan manada dindar olmalarıyla ilgili değildir. Bunun ispatı başta Menderes olarak Üstadın abilerimizi yanlarına gönderdiği diğer 'dindar' dp milletvekilleri nin hayatıdır. Kainatta en yüksek 2. hakikat olarak gördüğü namazla Menderes'in arası nasdıldır sorusuna 'iyidir. Beş vakiti de kılardı 'diyebilen birisi varmıdır? Veya müskiratla arası Cevap | Alıntı | Alıntı
Birincisi 'efkar-ıamme getiri-götürüden ziyade duruşa odaklanmıştır' diyorsunuz.evet doğrudur. Cevap | Alıntı | Alıntı
Gelelim ikinci konuya. Kopyala yapıştır yapmak ve Cindoruk un Menderes muamelesi görmesi.
Bu konuyu yazarken Risale-i Nurdan bir düstur görmemiş olmak beni düşündürdü. Yazınızın neredeyse tamamı Risale-i Nurdan ölçülerle süslenmiş iken iş siyasi tercihi belirtmeye gelince az yukarıda ifade ettiğiniz hataya düştüğünüzü görüyorum. 'Nur talebesi siyasetçi ağzıyla konuşmamalı'deyip peşinden içerisinde Risale-i Nur olmayan bir evet yorumuyla yazıya devam ediyorsunuz. Sonra da Menderes muamelesi yapılmaması gereken bir Cindoruk'tan bahsediyorsunuz . Bu konudaki sorularıma geçmeden bir hissiyatımı paylaşmak istiyorum. Yeni Asya gazetesi okuyan, bugünkü demokrat partiyi ve genel başkanı olan Cindoruk'u destekleyen, akp ve zihniyetini milli görüşün hadi en hafifiyle millet Cevap | Alıntı | Alıntı
Gelelim Cindoruk meselesine. Evet doğrudur Cindoruk belki liderlik yeteneğiyle, belki hadiseleri algılama kabiliyetiyle bir Menderes değildir. Ama DEMOKRAT PARTİnin genel başkanı olması hasebiyle bir Menderestir, bir Demireldir, Çillerdir vesaire. Daha önemlisi bir Bayardır. Çünkü Üstadın destekleyip desteklettiği dönemde yani hadi gerisini nazara almayalım 1950 seçimlerinde dp nin başında Menderes değil Celal Bayar vardı. Yani Mustafa Kemalin yanında en uzun süre görev alan 2. insan ve bu seçimlerde Üstad dp yi destekledi Cevap | Alıntı | Alıntı
Beni bu mübarek ayda bu kadar üzebilecek, hayrete düşürebilecek, şaşırtabilecek başka bir yazı okumadım…
1980'li yıllarda Tepebaşı'nda Cindoruk'un katılacağı bir toplantıya beni de davet etmişlerdi. Adı anons edilince ayağa fırlayıp dakikalarca onu alkışlayan ve kendilerini Risale-i Nur dairesi içinde tarif eden arkadaşları-gençleri görünce "Bunlar ne yapıyor? Gözleri körelmiş, zekalarından mı şüphe etmek lazım acaba?" diye düşünmüştüm. Dona kalmıştım…
Sizin yorumlarınızı okuyunca da buz kesildim yine! "Dona kaldım." Risale-i Nur içinde hala bu düzeyde zayıf kafalar bulunuyor mu dedim maalesef…
Beni şaşkınlığa gark ettiniz. Yeni Asya talebelerine bakışımı yine mahvettiniz. Ben-bizler hala size güvenemeyecek miyiz? Bu ne biçim Nur talebeliği Allah aşkına???
"… Ama DEMOKRAT PARTİnin genel başkanı olması hasebiyle bir Menderestir, bir Demireldir, Çillerdir vesaire. Daha önemlisi bir Bayardır."
Bu cümleler sizin. Hayret! Hayret! Hayret!!! Cevap | Alıntı | Alıntı
sizce M. Kemal'in en yakın 2. adamı olmuş, her türlü inkılaplar yapılrken M. Kemal'in ya başbakanı veya bakanı olarak görev yapmış ve sonrada Üstadın mükemmel reis tanımlamasını seçimlerde elde ettiği zaferle bihakkın üstüne almış olan Celal Bayar, Hüsamettin Cindoruk tan daha 'iyi'-'dindar'-'ehil'-'demokrat'- ve 'sizce seçilmeye ve Menderes'e benzetilmeye layık' bir kişi midir? Değilse Üstad sizce neden onu ve başında olduğu partiyi desteklemiştir?
Risale-i Nurdan verdiğim ölçülerde varsa hatalarımın düzeltilmesini, yoksa tercihlerinizin ve dp ye olan karşı duruşunuzun nedenlerini ve de suallerimin cevaplarını RİSALE-İ NURdan ölçülerle verirseniz memnun olacağım.
Şayet yayınlarsanız site yönetimine; şayet okur ve cevap verirseniz siz kıymetli yazara teşekkür ederim.
SELAM VE DUA İLE… Cevap | Alıntı | Alıntı
Vaktiyle 12 Eylül anayasasına, Camiayı en derin şekilde bölen münafıkane ve en süfyanî 12 Eylüldeki darbeye ve o darbenin ürünü ANAP'a “eve”t demişe benziyorsunuz. Bu darbeden sonra cemaatin vahim parçalanmasını da hizmetlerin arttığı züğürt tesellisiyle ifade buyurmuşsunuz. Madem hizmetlerin artmasına vesile oluyor, başka "Mohaç kahramanlar(!)n ın işbaşı yapması için dua edelim!..
ANAP'ın eski siyasilere yasak koymak için gerçekleştirdiğ i referanduma da evet demiş olmalısınız. Yanılıyorsam bu sütunlarda açıkça ifade edin.
Nur talebeleri "evet" diyecek gibi iddialı bir başlığı neye dayanarak atıyorsunuz? Ben "evet" demeyi düşünmüyorum. Oyumu "iptal" ettirecek şekilde hem evet hem de hayıra basmayı düşünüyorum. 12 Eylül anayasasına da, ANAP’a da, ANAP’ın eski siyasilere yasak getirmek isteyen referandumuna da "hayır" demiştim. Peki, zaten başta tamamına "hayır" demiş olduğum bir anayasayı cüz'î de olsa düzelten bu değişiklik paketine Cevap | Alıntı | Alıntı
Çünkü samimiyet testinde sınıfta kalındı. Bir defa Anayasada yer alması hiç de gereksiz birtakım maddeler kafa karıştırmak için anayasaya sokulmuş. Basit bir kanun maddesiyle hallolacak şeyleri anayasaya sokmanın alemi ne? Madem onca masraf yapılacak ve halkoyuna gidilecek eğer samimiysen adam gibi değişiklikler yap.12 Eylül ürünü ne kadar antidemokratik madde varsa kaldır. Başta YÖK olmak üzere.
İktidar partisi samimi olsaydı ilk önce derdi ki "Vatandaşlar, vaktiyle "evet" demek gafletinde bulunduğumuz bu anayasa o kadar berbat bir anayasa imiş ki zamanla anladık. Bu anayasanın mümkün olsa tamamını değiştirirdik. Ancak kısmi bir tövbe kabilinden konjoktür gereği bu kadarını yapabiliyoruz.Bu anayasa değişikliğine "evet" deyin…
O zaman tereddütsüz "evet" derdim. Fakat sayın Başbakan önceleri "evet" çıkacağından çok emin olduğu için bir şark kurnazlığıyla bu "evet"leri partisine de "evet" manasına tahvil edebilmek maksadıyla eksen kaydırdı. Cevap | Alıntı | Alıntı
Kardeşim ben oylamaya "evet" diyeceğim ama AKP’ye "evet" demiş olmak istemiyorum. Neden benim vereceğim referandum oylamamdaki “evet”i şark kurnazlığıyla "AKP'ye evet"e tahvil etme sevdasına düştün. Ben de buna alet olmayacağım. AKP'ye "evet" demeyeceğim işte.
Bilmiyorum böyle düşündüğüm için İbrahim bey kardeşime göre nurculuktan düştük mü? Hani nurcular evet diyecek demiş ya?
Rabbim dünya ve ahirette nurculardan ve nurlardan ayırmasın. Cevap | Alıntı | Alıntı
demokrasi adına evet özgürlükler adına evet diyeceğiz Cevap | Alıntı | Alıntı
Mesele uzundur ancak şunu bilelim ki Nur şakirtleri uyandılar zındıkaya alet olmaktan fazlasıyla da uzaktırlar. Hakikat meydandadır ama gafiller görmez…vesselam Cevap | Alıntı | Alıntı
1-nurcuların kanaat önderi üstad hazretleri ve risalei nurdur.bazı şahısların zorla bu daire içerisine, kendisi ve cemaati de defalarca itiraz etmesine rağmen, hem de kanaat önderi-nurcuların lideri gibi sıfatlarla sokuşturulmasın a itirazım var.
2-nur talebeleri her zaman ve zeminde üstadı ve risalei nuru referans alırlar ve gösterirler.bu üstadın emri ve başta kendisi için olmak üzere bütün talebelerine uygulaması ve vasiyetidir.çıkar yol bulamayınca acziyet gösterisi yapıyorum görüntüsüyle üstadı ve nurları referans makamı olmaktan çıkarmaya itirazım var.
3-ben yorumumda neden hayır dediğimi izah etmedim. sadece tercihimin bu olduğunu belirtip geçtim.çünkü yazıdaki maksadım nur talebelerinin bu seçim sebebiyle kamplaşmasının sonuçlarını incelemekti.bu sonuçlardan en önemli olanının ise nurcuların siyasi tercihlerinde etkili olup demokrat misyona düşman vaziyeti almaları gibi bir vahim duruma neden Cevap | Alıntı | Alıntı
4-'şu anda kaleler zındıkların elindedir ve fethetmek için evet gerekir' sözüne yani 'kaleleri fethetmek gerekiyor' sözüne nurlardan delil nedir? 'şu makama-devlet dairesine-askeriyeye-yargıya-vb. adamlarımız gelsin de bu zındıkaya son verelim' anlayışına risalei nurdan deliliniz nedir? benim bildiğim kadarıyla üstad açısından fethedilecek tek kale kalplerdir.ve kalplerin fethedilmesi yoluyla 'cemiyetin imanını ve ahiretini selamette görmek' ve bu fetih için gerekirse ahiretini dahi feda etmeye hazır olmaktır. üstadın fetihlerini bırakıp mehdi taklidi yapan hocaların ve hemen her seçimden önce defalarca fethedeceklerin i söyledikleri halde bir türlü,hem de 95-98 arası 3 yıl,2002-2010 arası 8 yıl olmak üzere iktidarda olmalarına rağmen memleketi birtürlü fethedemeyen siyasilerin fetih anlayışına Cevap | Alıntı | Alıntı
5-'cindoruk falanca mahfilin adamıdır,demire l de onun ustasıdır vb.' gibi mesnetsiz ve delilsiz kahvehane yorumlarına karnımız tok.ama celal bayarın m. kemalin enyakınındaki 2. kişi olduğuna,'atatürkü sevmek milli ibadettir' dediğine,tüm inkılap devrelerinde onun başbakanı veya bakanı olduğuna tarih şahittir. inna atayna tefsirinde bahsedilen süfyanın 4. rüknü olduğuna dair de bir zannı galib mevcut olduğu da aşikardır.üstadın 'şu bayar olmasa' dediği de ortadadır.dp nin ilk ve 1950 seçimlerindeki genel başkanı olduğu ve o seçimlerde chp yi, üstadın gaybaşina nazarıyla 1946 sonunda yazdığı emirdağ lahikasında da yeralan mektupta ifade ettiği gibi mağlup ettiği de ortadadır.üstadın 1950 seçimlerinde celal bayar başkanlığındaki dp yi destekleyip,tal ebelerine teşkilatlarını kurmaları için müsaade ettiği de meydandadır.o seçim lerden az önce fevzi çakmak ölmüş ve onun gibi namazlı olan dindarların yeraldığı Cevap | Alıntı | Alıntı
5-bahsedilen davalardan birisi de benim babam içindi.ve 6 sene boyunca vazifeden el çektirilmişti.(ayrıca sayıları 4000 değil,2000 e yakındır-berai malumat :)) ve sene 85 den sonra bu davaların hemen hepsi yenilenip beraat ve vazifeye iadelerle sonuçlandı.yani nurcular adalet mekanizmasını ele geçirmeye çalışmadılar.bilakis üstadın dediği gibi adil Cevap | Alıntı | Alıntı
hakkında açılan birkaç Cevap | Alıntı | Alıntı
6-herhangi bir nur talebesini, velevki % 100 yanlış da yapsa, zındıkaya alet olmak ve gafillikle itham etmeye itirazım var.
7-bu sene ki ramazanda bir bereketsizlik olduğunu kendimce müşahede ettim. bunu paylaştığım abi ve kardeşlerim,ayr ıca daire dışından ahbap ve dostlarım da teyiy ettiler.'evet bu ramazan geçen seneden faklı.sanki istanbula ramazan gelmemiş gibi.manevi atmosfer düşük' dediler.sebeplerini düşünürken son üç gündür üzerine konuşup yazdığımız konu aklıma geldi.ve dün de yan komşumun iftar davetinden sonra konu yine bu rferandumdu.o kadar hararetle konuşuyormuşuz ki ezanı dahi Cevap | Alıntı | Alıntı
başta kendim olmak üzere;ayetle itikafa emrolunduğumuz, hadisle son onunda 80 seneden hayırlı bir günü bulmamız emredilen,üstad ımız tarafından da son 15 gecesinde talebelerinin uyutulmayıp ibadet,tezekkür ve tefekküre yönlendirildiği miz bu mübarek ayda, asli vazifeyi bırakıp geniş dairelere dalmaya itirazım var.
selam ve dua ile…
not: en son itirazım sebebiyle bu konuda daha fazla yorum yapmak istemiyorum.abi ve kardeşlerim şayet kalplerini kırdım ise affetsinler. Cevap | Alıntı | Alıntı
YÖK'ün başına Kemal Gürüz gibi bir adamı atayan, hiç de demokrat olmayan bir sürü rektörü üniversitelere atayan, başörtülüler Arabistan'da okusun diyen, başörtüsü siyasi bir simgedir diyen, 28 Şubatın baş aktörü Demirel ve avanesi Cindoruk için kimse bana demokrasi kahramanı demesin artık yutmuyoruz. takke düştü kel göründü. Demirel ve Cindoruk'a inat kocaman bir EVET.
selam ve dua ile… Cevap | Alıntı | Alıntı
sevgili kardeşim,
1-Evetci cephe diye bir tabiriniz var bizler Nur şakirtleri evetçi cephe olamayız, herhangi bir cephe de olamayız. Cepheler üstüyüz fakat oy vermek gerekince EVET vermek lazımdır hatta zaruruidir diyoruz. Cevap | Alıntı | Alıntı
gelelim f.gulen hocaefendi ve cemaati hakkindaki cok acib ve ve kusurlu sozlerinize.fgulen hocaefendi hayatini kuran ve risale i nur yoluna feda etmis imana ve kurana buyuk hizmetler yapmis bir iman fedaisidir Cevap | Alıntı | Alıntı
dolayisi ile sadece kitap okuyalim ve seyredelim kalpler duzelsin anlayisi dogru olmayan aksine zindiklerin guclenmesine sebeb olmus olan sakat bir anlayistir.su andaki cemmatlerin bir sorunuda budur zaten. Cevap | Alıntı | Alıntı
son olarak sunu soylemek isterim.bu zamana kadar hocaefendi dusmanligi ile bir yere varamadiniz.gazeteniz kuculdu.nur cemaati trarafindan istiskal edildiniz.artik hic bir yerde kabul gormuyorsunuz cunki insanlar sizleri tanidilar.hizmet yontemlerini bilmediginiz gibi ilme alime hurmet, esaslarada hurmet ve saygilari olmayan soz dinlemez basina buyruk bir nevi turk vehabi tarzi bi yola giren kardeslerimizin oldugu bir gruba donustunuz.
cenabi hak islah etsin ..son sozumuz bu olsun. Cevap | Alıntı | Alıntı
Diğer yorumlara katılmıyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
Cenab-ı Hak ıslah etsin. Son sözümüz bu olsun."Bu sözleri söyleyen kişiye en güzel söz sükuttur ama biz yine de söyleyelim. Kemiyeti keyfiyeti biliriz. Düşmanlıkla eleştiriyi ve Risale-i Nur'un perdelenmesini biliriz. En son NTV'de CNN'de Kutlular, kimleri savunmak zorunda kaldı Sentez Haberde izle sonra konuş. Evet Risale-i Nur meşrebini izah ederken, bizim düşüncemize göre bu meşrebin, bir çizgisi var. Risale-i Nur adına hizmete talip olanlara bizler bu çizgiyi hatırlatırız.Bunu düşmanlık olarak görmek akliye-i muhakemeden noksanlıktır. Cevap | Alıntı | Alıntı
ali yeşilkaya tahminim birileri belki hanımınız, belki çocuğunuz sen ne yapıyorsun dediler harhalde siyesetle uğraşmaktan diğerileri unutttuun diye ama son yorumlarınla ilk yorumların arasında o kadar fark varki ben bile şaşırdım. özellikle hüsamettin cindorukla ilgili yorumuna bayıldım "karanlık güçler falan" ama kendime de sordum böyle bir adam niye sevilir veya can siperane savunulur.Demek siyasetle uğraşınca işler böyle oluyormuş.Siyaset gözleri geçici olarak kör ediyormuş. Makamını gösteriyor fakat yaptıklarını göstermiyormuş. Bu arada ali yeşilkaya favzi allahverdi abiyi, mehmet kurtoğlu abiyi, badıllı abiyi, abdullah yeğin abiyi, hüsnü bayram abiyi,ahmet aytimur abiyi…bunları hüsama destek vermedikleri için nereye koyuyorsun . söylesen de biz bilsek Cevap | Alıntı | Alıntı
kusura bakmayın kendimle dalga deçiyorum zira hala hüsamettin cimdoruk ne kadar karanlık güçlerin… olsada demokrat partinin başında olduğu için saygı göstermeliyiz ve dediğini yapmalıyız yorumuna inanamıyorummmm mmmmmmmmmmmmmmm mmmmmm
saygılarımla Cevap | Alıntı | Alıntı
simdi de cok kisa olarak nurlar hakkindaki iddialarini cevaplandiralim umarim istifadeli olur. Cevap | Alıntı | Alıntı
1-risale i nur amac degil aractir cunki bizler muslumaniz islamin peygamberi resuli ekrem hazretleridir ve kitabimiz ise kurandir. bunu boyle tespit ettikten sonra meselelerimize bakarken mezheb imamlarimizin gorusleri istikametinde degerlendiririz buna ehli sunnet yolu diyoruz Cevap | Alıntı | Alıntı
2-meslek mesrb cizgisi demissiniz. bu bahsettiginiz cizginin ne oldugu belirsiz. boyle bir cizgi olsaydi bizlerde bulur okurduk nurlarda. bu bahsettiginiz cizgi sanki gastecilik damari kuvvetli kisilerin iddialarindan ibaret olmasin? keske nurlardan bazi ifadeler gostersenizde size izah etsek ne oldugunu?..nurun cizgisi genistir Cevap | Alıntı | Alıntı
saygılarımla Cevap | Alıntı | Alıntı
taassub içinde kalıp hala siyasetle uğraşıp ali ferşadoğlu gibi çocuklarımıza ve hanımımıza hakim olmadık gidip şu partiye oy verdiler mi diyeceğiz yoksa kardeşim siyasetle işimiz yok ama oy zamanı ehvenüşer babında oyumu kullanacağız mı diyeceğiz ona bir karar vermek lazım. Yoksa hüsamettin gibi bir adam ne kadar kötü de olsa demokrat partinin başında diye destek veririz ve millet bizi ayıplar sonra millet ayıplasın ne olacak ki üstad desteklemiş ya deriz ve gülünç duruma düşeriz.
saygılarımla Cevap | Alıntı | Alıntı
MHP referandumdaki tavrı itibari ile eleştirilebilir . Ama neticede partinin kurucu lideri olan Alparslan Türkeş, 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren cuntanın en önemli isimlerinden biriydi. Parti içinde hala cunta eğilimliler olması normal.
Fakat 27 Mayıs darbesinin idam sehpasına gönderdiği Adnan Menderes’in kurucusu ve başbakanı olduğu Demokrat Parti’nin, günümüzde ismini (içi boş bir iddia bile olsa felsefesini) sürdürdüğü iddiasındaki bir partinin, cunta heveslililerini n içinde bulunduğu, darbe dönemlerinde tesis edilen mevcut statükonun sürmesinden yana tavır alması, bu partiyi fiilen tarihe intikal ettirmiştir. Cevap | Alıntı | Alıntı
Erkan Mumcu AKP’nin Kültür Bakanı iken ANAP’a lider olmak için bakanlıktan istifa ettiğinde, “ANAP'ın mumu aydınlatır mı?” başlıklı (15 Mart 2005 tarihli) yazı yazmış, siyaset sosyolojisi açısından bunun imkansızlığını ayrıntılı olarak anlatmıştık. (Tıklayınız.) Cevap | Alıntı | Alıntı
Krize dönen 2007’deki cumhurbaşkanlığ ı seçim sürecinde 367 garabetinin mimarı Sayın Sabih Kanadoğlu, pazarlamacısı Sayın Hüsamettin Cindoruk olmuştu. Bu oyun o dönem tuttu da… Tezgahın nasıl işletildiği Silivri iddianamelerind e görülüyor.
O dönemde parti yönetiminde olmayan Hüsamettin Cindoruk için, henüz Sayın Gül seçilmemişken, (17 Ağustos 2007’de) bu köşede yazdığımız “Vah Menderes, demek Cindoruk avukatındı…” başlıklı yazı kaleme almış, Menderes’in kemiklerini sızlattığını anlatmıştık. Meğer kendisi Menderes’in avukatı falan da değilmiş. Bu ifade 50 yıldır kullanılmasına rağmen sesini çıkarmamış. Siyasi referans olarak ise faydasını görmüş. Cevap | Alıntı | Alıntı
Nisan ayında Anayasa değişiklik paketi Meclis’te görüşülürken, “AK Parti oylarını ne düşürüyor ne artırıyor” başlıklı yazı kaleme almıştık. Sadece devletler değil, partiler, şirketler, kurumlar vb. durduk yerde tarihe intikal etmezler. Zincirleme hatalar zinciri belli bir yöne sürükler onları. Cevap | Alıntı | Alıntı
Süleyman Soylu'yu anmamak eksik olur. Onu da, Demokrat Parti çökerken son anda enkaz altında kalmaktan kurtulan ve gerçeği haykıran şanslı bir nefer sayabilirsiniz.
Bu vesile ile, Demokrat Parti’nin demokrasi için bedel ödeyen mimarlarına birer Fatiha okuyarak yazımızı bitirebiliriz. Ruhları şad olsun.
Diğerleri mi? Tarihin onları nasıl okuduğunu zaman gösterecek.
12 Eylül tarih olarak hakikaten ilginç bir tevafuk oldu. Kaderin örgüsü bu kadar olur… Allah insanların finallerini de temel hayat felsefelerine göre yazıyor.
Prof. Dr. Osman ÖZSOY Cevap | Alıntı | Alıntı
allah aşkına demokrat bırak bari siyasetle uğraşmak gerektiğini izah eden risaleden bir mehaz ver ya.
ama hüsamettin cindoruk'un haline bozulmuşsun gibi geldi bana
saygılarımla Cevap | Alıntı | Alıntı
sizlerden istirhamım yorumlarımla ilgili yazarken benim söylediklerim ve sorduklarıma risale-i nurdan delillerle cevap vermeniz. bunu yapabilen bir yiğide rastlamamış olmamın nedeni üstaddan bir delil getirmekteki acizlik mi, yoksa 'üstadı böyle basit şeylere alet etmeme alicenaplığı mı?' lütfen güldürmeyin beni. siz de iyi biliyorsunuz ki verebilecek birtek cümlelik dahi deliliniz olsa idi etrafa sataşmakla uğraşmazdınız.
içinizde kalanları söylemek ise tabii ki hakkınız ama benim yorumlarımı buna alet etmezseniz sevinirim.
ben hala sorduklarıma ve itirazlarıma delil ve bürhanlarla cevap verecek bir nurcu arıyorum.
bir cümle de dp bitti diyenlere söyleyip bitirelim.
60 ihtilalinden bu yana her darbe sürecinin peşinden merkez sağı demokrat partinin elinden almak için kurulan ve tarihteki yerini alan partileri görmek isterseniz vikipediye girin.türkiyede siyasi partiler yazın.onlarca parti ve genel başkan ismi görürsünüz. tarih tekerrürden ibarettir. Cevap | Alıntı | Alıntı
her on yılda bir desteklediğiniz parti değişir,ama içinizdeki demokrat parti husumeti bakidir.
ne yapalım bize de 'siyasetçilik' düşer. Cevap | Alıntı | Alıntı
2-ak parti ve diger partiler demokrat partiyi zayiflatmak icin kurulmus partilerdir buna darbeciler onayak olmustur menderesin partisi zamaninda kurulan partiler buna sahittir diyorsunuz
3-ak parti milli gorus versiyonuymus bunu soyluyorsunuz
4-cok komik bir fetva vermissiniz ve demissinizki ——nurcuları n partilere oy oranlarına göre destek vermediğini——iddia etmissiniz. Cevap | Alıntı | Alıntı
6-asil demokrat parti hangisi ola diye bir acip sozunuz var.
7-birde suizanniniz var guya bizler demokrat partiye husumetliymisiz o yuzden tutmuyormusuz..gulelim bari..
son olarak ta kendinize hakiki nur talebesi biziz dercesine bize haksiz yere siyasetciler diyorlar manasina bize de siyasetcilik duser yazmissiniz…
simdi cevaplara gecelim Cevap | Alıntı | Alıntı
ve yine ozal gibi bir insana hucum ediyorsun yukarida ki mesajlarimda bu konuda yazdim o yazilarimi bi daha oku istersen…ihtilal anayasasi vesair durumlar sartlara zamana zemine gore degerlendirilmi stir.yuzde yuz isabet edilmistir diyemeyiz ama demirel cindoruk gibi gladionun icimizdeki truva atlarina gore ehvenuser sayilabilir…Allahu alem…sen buyuk bir ozlemle ak partinin de yikilmasini bekliyorsun ama unutma chp ile ayna safa dusuyorsun bunu soylemekle…yani siyaset gozunu nasil karatmis gor… Cevap | Alıntı | Alıntı
Mesele siyasi olarak çözümlenmeye kalkışıldığında çözümsüzlüğe gidiyor,sarpa sarıyor. Partileri saf dışı ederek sadece anayasa maddelerinin tartışılması bana işi biraz daha netleştirecek gibi geliyor. "Nereden gelirse gelsin hakka taraftar olmak" düsturmuz yok muydu bizim? Siyasi aktörler elbette oyun oynuyorlar. Biz ne kazandık, ne kaybettik ona baksak olmaz mı? Selam ve hürmetlerimle… Cevap | Alıntı | Alıntı
nurlardan delil istiyorsun ya
meyve risalesinin 4 meselesi ile şimdki veya gelecekteki partilere bakışı nasıl yorumluyorsun.
br şeye karar vermemiz lazım siyesetle uğraşma ölçümüz ne olacak ali yeşilkaya siyesetsiz olmaz diyor ama bilal öznur ise ehvenürüşer noktasında ilgilenmeliyiz diyor bende bilal öznura katılıyorum .
Ali yeşilkaya ise biraz eleştirilere açık olsun canım
hem hüsamettin cindoruk gibi bir adama tabi olacan neredeyse mehdi gibi bir makam verecen sonrada sen ne diyorsun mübarek denildiği zaman ben ne dedimi diyeceksin.Tamda halk partisi taraftarları gibi.Ama referandumdan önce biraz irtibatları oldu belki oradan kalmıştır.birde hepimiz madem kardeşiz ifadelerimize dikkat etmemiz gerektiği kanaatindeyim. Cevap | Alıntı | Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.