Bediüzzaman’ın hüznü üzerine bir deneme
Kim hüzünlenmez ki...
Hüzün, söylenişi de anlamı da güzel bir kelime. Öteden beri kullanılagelen kültürümüzün köşe taşı bir sözcüğü… İlk aşamada insanın iç dünyasına işleyen bir yanı da var; hüzün, biraz acıma, biraz hasret ve biraz da iç güzelliktir. Hüzünlü insan, boynu büküktür belki, ama asla kendini ve bir başkasını unutmuş değildir; nankör hiç değil, uysal koyun da değil. Kelime anlamı olarak hüzün; iç kapanıklığıdır, sıkıntıdır, gönül üzgünlüğüdür, hazinliktir, kederdir. Hüznün eşanlamlıları o kadar çok ki! Eş anlamda kullanılanların içinden; acı, kahır, esef, ıstırap, teessüf, hayıflanma, gam, dert, hicran, içlenme, garipseme, can sıkıntısı, karamsarlık, yeis, dağdağa, yas, matem ve üzüntü en önemlileri. Hüznün karşıtı ise neşe ve sevinçtir.(1)
HÜSEYİN KARA




