Bir süredir teravih namazı var mı, yok mu tartışmaları başladı. Tartışma elbette yapılmalı ama, bu halkın önünde değil, ulema arasındaki meclislerde olmalıdır.
Teravih; Ramazan gecelerinde kılınan ve sünnet olan yirmi rekatlık namaza deniyor. Teravih, nefsi rahatlandırmak anlamına gelen “tervih” kelimesinin çoğuludur. Her dört rekatın sonunda bir miktar oturup istirahat edildiği ve nefisler rahatlandırıldığı için bu namaza teravih namazı denilmiştir. (Ferit Devellioğlu, Türkçe-Osmanlıca Lugat)
Teravih namazı da artık 14 asırdır kılına gelen güzel bir ibadet olduğuna göre şeair-i İslamiyeden sayılır. Böyle güzel bir ibadetin yok sayılarak ortadan kaldırmaya kalkışılması tahripkarlıktan başka bir şey olamaz. Nefsini gündem yapmak için medyada birtakım yaygaralar koparmak da bilim adamlığına yakışan bir şey değildir.
Bediüzzaman Yirmi Altıncı Mektup’ta şeytanın müthiş bir desisesinden bahseder. Ramazan-ı Şerifte, İstanbul’da, Bayezid Cami-i Şerifinde hafızları dinlerken mânevî bir ses işitir gibi olur ve sesi hayalen dinler.
O ses; "Sen Kur’ân’ı pek âli, çok parlak görüyorsun. Bîtarafâne muhakeme et, öyle bak. Yani, bir beşer kelâmı farz et, bak. Acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?" der.
Bediüzzaman aldanır bir an beşer kelamı farzeder. Kur’an’ın parlak nuru söner ve ruhen karanlıkta kalır. Bunun şeytanın bir oyunu olduğunu anlar, hemen Kur’an’a sarılır, ondan imdat ister, ona dayanır, savunma gücünü artırır.
Küfürle imanın ortası yoktur. Ya inanırsınız ya da inanmazsınız. “İman ve Kur’an noktasında tarafsız muhakeme, tarafsızlık değildir, karşı tarafın görüşüne dahil olmaktır, hatta geçici bir dinsizliktir, batıl görüşü kabullenmek ve tarafgir olmaktır” der.
Meyve, elde edilen sonuç, ürün demektir. Bunun en güzel ve en mükemmel örneklerini de meyve veren ağaçlarda görüyoruz. Elma, vişne, kiraz, şeftali, dut vs. akla ne gelirse. Yer bitkilerinin meyveleri olduğu gibi, temel gıda maddemiz olan buğday da bir meyvedir.
Bir şeyin şerefi neslinde değildir, zatındadır. Bir şeyin aslını gösteren meyvesidir. (Muhakemat, s. 21) Meyve, bütün eczanın en mükemmelidir ve bütün eczanın özelliklerine taşıyan bir meziyete sahiptir. (Mesnevi-i Nuriye, s. 100)
Hülasa, öz demektir. Öz de süzgeçten geçirilerek elde edilir. Bu işlem birden fazla olduğu gibi süzgeçin şekli ve şemali ile de değişebilmektedir. Süzgeç maddi anlamda bildiğimiz süzgeç türünden olabileceği gibi, sütten yağı ayrıştırıp tereyağ elde eden makineyle de olabilmekte, madenleri eriterek ayrıştıran ateşle de canlı varlıkların sindirim ve solunum sistemleriyle hazmetmeleri yoluyla da olabilmektedir. Süzülme kısacası, birçok bileşeni olan bir karışımdan bazı bileşen ya da bileşenlerin süzgeç denilen aletlerle ayrıştırılmasıdır. İnsan vücudunda hayatın devamı için besinlerin sindirim sisteminde, kan dolaşımındaki atılacak unsurların böbreklerde, kandaki karbondioksitin akciğerlerde süzülmesi hep bu tür bir süzülme olayının sonucudur.
Risale Akademi 30 Nisan Cumartesi günü İstanbul Dilruba Restoran’ın ev sahipliğinde “Risale-i Nur ve Medya” konulu 2. Arama Konferansını gerçekleştirdi.
Risale-i Nurların neşri ve ihtiyacı olan herkese ulaştırılması başlıbaşına birer hizmet dalı olarak karşımıza çıkıyor. Neşir ayrı bir sanat, ulaştırma ayrı bir sanat. Neşir konusunda bir hayli mesafe katedildiğini söylemek mümkün ama ulaştırma konusunda bunu söylemek zor. Çünkü bir yerlerde tıkanma ve bazı eksiklerin olduğu kesin görünüyor.