Şu An Buradasınız: Anasayfa KADİR AYTAR Risale-i Nur’un Kur’an Kevseri’nden Süzülen Tatlı Havuzu

Risale Akademi

Risale-i Nur’un Kur’an Kevseri’nden Süzülen Tatlı Havuzu

e-Posta Yazdır PDF

Üstad Bediüzzaman, Nurları gazete gibi okumayın diyor. (Mektubat, s: 46) Ama her nedense zamanımız yok, hep gazete gibi okuyoruz. Oysa Risale-i Nurlar öyle hemen okunup geçilecek bir gazete mecmuası değil. İçinde çok derin hakikatler var. Okundukça, derinliğine ve genişliğine mütalaa edildikçe açılacak yeni yeni ufuklar var, kalbin, ruhun, aklın ve sair duygularımızın alacağı hisseler var. Bu bakımdan Risale-i Nurların müzakereli olarak okunmasının önemi, yeni ufuklar açıldıkça daha iyi anlaşılıyor. Bu da okuma alışkanlıklarımızı veya yöntemlerimizi değiştirmemiz gerektiğini gösteriyor. Mesela okuduğumuz her bir cümleyi, cümlenin her kelimesini veya kavramını müdakkik bir nazarla mütalaa edebiliriz. Konu ile ilgili diğer bahisleri de dikkate almak suretiyle farklı bağlantılar kurarak anlam zenginliği sağlayabiliriz.






Üstad Bediüzzaman’ın bütün müminleri ilgilendiren Uhuvvet Risalesi’nden (20. Lem’a) sonra ele aldığı İhlâs Risalesi’nde (21. Lem’a) Nur dairesinde bulunan talebelerine hususi olarak önemli uyarılarda ve tenbihatta bulunur. “Bu risale laakal (en az) her on beş günde okunmalıdır” der. Bu aslında her gün okunsa yeridir anlamı da taşır bir bakıma.






İhlâs Risalesi’ni müzakereli bir şekilde okuduk bu günlerde.  Bu defa okumaya baştan değil de önemli bir haşiyesinden yani dipnot olarak verilmiş mühim bir düsturdan başladık.






Üstad Bediüzzaman bu haşiyede; “Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânî’den süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.” ( s: 169) demektedir.







Risale-i Nur okuyucularının bu “tatlı, büyük bir havuz”dan ne anladıkları üzerinde biraz durmak gerekir. Aslında bu çok önemlidir. Havuz meselesi yerli yerine oturtulmadan Nurcuların bir konum belirlemesi veya zihninde bina edeceği anlamlar silsilesinin temelini oluşturması elbette mümkün olmayacaktır. Kevser-i Kur’anî’den süzülen tatlı şeylerin bu zamanda Risale-i Nur olduğunu Üstad muhtelif yerlerde ifade etmektedir. Ama çoğunluk tarafından gerek ülfetten, gerek gazete mecmuası gibi okumaktan, gerek on beş günde bir ciddi okumamaktan ve gerekse havuzda eritilememiş enaniyetlerin tahakkümü altında olmaktan “cemaat” veya “cemaatin şahs-ı manevisi” şeklinde anlaşıldığını ifade etmek mümkündür. 






Emirdağ Lahikasında; "Doğrudan doğruya Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur esaslarına dayandığı” (s: 362), Tarihçe-i Hayat’ta; “Nur Risaleleri, Kur’an-ı Kerîm’in nur deryasından alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billur huzmelerdir.” (s:18), Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de; “Şu zamanda her bir mü’min için, belki herkes için küre-i arz kadar bir bâkî tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak veya o mülkü kaybetmek dâvâsı açılmış.” dedikten sonra; “İşte o dâvâ vekilinin bu asırda birisi, belki birincisi Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’caz-ı mânevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur olduğunu, binler onun ile o dâvâyı kazananlar şahittir.” (s:168) sözleri ile Üstad, kevser-i Kur’ânî’den süzülen tatlı, büyük bir havuzun doğrudan doğruya Risale-i Nur olduğunu vurgulamaktadır.






Cemaati fertler oluşturmaktadır. Fertler ve cemaat Risale-i Nurlardan istifade edenlerin ya da etmek isteyenlerin toplamından oluşmaktadır. Bediüzzaman; “buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini, kevser-i Kur’ânî’den süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, o havuz içine atıp eritendir” diyor, “cemaatin şahs-ı manevisine atıp eritendir” demiyor.







Risale-i Nur Kur’an’dan süzülen bir havuzdur ve bu umumun malıdır, sadece Nurcuların değil. Şahsiyet ve enaniyetini Risale-i Nur havuzu içine atıp eritmek, enfüsi yani küçük dairede en büyük bir vazifedir. Bu risalede, havuza kendini atanlar için, hususi dairede, havuzdan en iyi bir şekilde istifade edebilmenin davranış kalıpları, esasları ve kanunları ortaya konmuştur. Bunlar ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin esaslarıdır. 






Havuz içindeki fertlerde arkadaşlık çok önemli ve hususi bir dairedir. Dostlukta, yoldaşlıkta, arkadaşlıkta ve kardeşlikte bir eşitlik vardır. Her bir fert ortaya konulan bu esaslara uyarak birbirine arkadaş olsa, birbirlerini eşit saysalar, birbirlerinden daha çok istifade edecekleri aşikârdır. Kardeşlikte bazen istifade kısıtlanıyor. İşin içine ağabeylik kardeşlik ayrımı giriyor, eşitlik yerine bir nevi hiyerarşi ortaya çıkıyor. Ortada mevhum bir makam olmaması gerekir, zaten ortada öyle bir makam da yok. Üstad; “Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz.” (Lem’alar, s:165) diyor. Neticede bu hizmette en büyük makam; herkesin hizmetçi oluşudur.






Üstad; “Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.” (s: 163) dedikten sonra ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin düsturlarını sıralıyor: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir. (s: 164) Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz. (s: 165) Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.” (s: 166) Bunlar çok önemli ve yerinde olan esaslardır.







Risale-i Nur havuzuna kendilerini atanların sadece niyetlerinin iyi olması yetmez, fiil ve davranışlarının da iyi olması gerekir, aksi halde erimeden şahsiyet ve enaniyetlerini muhafaza etmiş, kendileri istifade edemedikleri gibi, başkalarının istifadesine de mani olmuş olurlar. Amelsiz niyet fazla bir işe yaramaz. İlla ki amel de gerekir. Niyette olduğu kadar amelde de sadece Allah’ın rızasını gözetmek şarttır.

Tenkitte sık düşülen bir yanlış var. O da davranış yerine kişiliklerin tenkit edilmesidir. Kişiliklerin tenkidi, havuz içinde herkesin veya grupların kendilerine birer akvaryum yaparak kabuğuna çekilmelerine sebep olmaktadır. Havuzla irtibatın kesilmesi ve havuzu sadece akvaryumdan ibaret sayma birçok sancıları da beraberinde getirmektedir. Havuzla alışveriş ise Risale-i Nur dairesine sancı değil, bir zenginlik katacaktır.

Haset nasıl önce hasudu yakarsa, tenkit de herhalde tenkitçiyi yakacaktır. Tenkit edenin sadece kırıcı olmadan davranışları tenkit etmesi gerekir, aksi halde şahs-ı maneviden, kâmil insaniyet faziletinden ve hasenat ittifakından mahrumiyet söz konusu olacaktır.

Hizmeti zedeleyen ve ihlâsı kıran üç maniyi de şöyle sıralar Bediüzzaman: Maddi menfaatten gelen rekabet (s: 168), teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermek (s: 169), korku ve tamadır. (s: 170) Bunlardan en tehlikelisi ve fark edilmesi çok zor olanı ikincisidir. Yani –Allah korusun- “gizli şirk” tabir edilen riyakârlığa ve hodfuruşluğa kapı açan, enaniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir. Bu tehlikenin büyüklüğünü ve sinsiliğini pekiştirmek için bir Arap âliminin Peygamber Efendimizden naklettiği hadis-i şerifi aktaralım: “Riyakârlık, kapkaranlık bir gecede sert bir kayanın üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesleri gibidir.”

Risale-i Nur hizmetleri sağlam esaslarına uyulduğu takdirde hem ihlâsı kazandırır ve muhafaza eder, hem ihlâsı kıran manileri bertaraf eder, hem de istidatların inkişafına vesile olur. İstidatları inkişaf eden, gelişen kimse önce kendisine, sonra da başkalarına faydalı olabilir.  Halen ve kalen hizmet edebilir. Hal dili, kal dilinden (konuşmaktan) daha çok hizmete vesile olabilir.

Üstad Yirmi Dördüncü Sözün Dördüncü Dalı Üçüncü Kısım’da; “Çünkü, bilkuvve bir kabiliyet ve bir istidad, fiil ve amel sûretine girse, inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir; ve bütün faaliyetlerdeki lezzet bu sırdandır.” (s: 317) demektedir. Risale-i Nur havuzunda kabiliyet ve istidatlar fiile çevirerek lezzet aldırılmazsa ve teneffüs ettirilmezse bir nevi manevi bir obozite olma durumu ortaya çıkacaktır. Bu da ilimden amele geçememe ve nakilciliğe devam etme anlamına gelmektedir.

Kaliteli hizmet, fıtrat kanunlarına uygun olarak istidat ve kabiliyetlerin gelişmesi ile olur. Her şey değişirken insanın yerinde sayması veya baskı ile yerinde saydırılması fıtrata ters olduğu gibi, âdetullah kanunlarına muhalefet etmektir, tatlı havuzu bilmemektir, hizmete bilerek ya da bilmeyerek mani olmaktır. Her hizmet ehlinin lezzet ve teneffüse şiddetle ihtiyacı var, bu hakkını almaya da hiç kimsenin mani olmaması gerekir.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 05 Ocak 2011 13:59 )  

Yorumlar  

 
# o nur 2011-01-04 11:09 Anlamlı ve düşündürücü olduğu kadar ülfet perdelerini aralayan manidar tesbitler için teşekkür ve tebrikler… Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-01-06 01:07 'Minik bir Dipnottan başlayan Yolculuk.. Tatlı Büyük Havuz. Kim bahtiyar? İbretle bakan, ders alan. Kuvve halinde kimbilir ne istidatlar gün yüzü görmeden gidiyor. Hayat ve faaliyet lezzet. Yeknesaklık adem ve ölüm. Musibet bile güzel. Neden? İşte sırrı: "bilkuvve bir kabiliyet ve bir istidad, fiil ve amel sûretine girse, inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir; ve bütün faaliyetlerdeki lezzet bu sırdandır" Derin bir ders ve bahis. Biraz daha, bir kaç defa okuyup yeniden tedkik etmeye değer. Tekrar usandırmaz. Hayatın sırrı. Ülfet nasıl parçalanır? tşk ve slm Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# mustafa Akca 2011-01-06 03:17 Yazar'a, gündeliğin içinden bizi sıyıran ve başka yerlere götüren yazısı sebebiyle teşekkür ediyorum.

Kadir Bey, yine yazıya "sıkılarak", sanki söylediği hemen bitsin der gibi girmiş, dar bir boğazdan zorla geçip sonra geniş bir ovaya varan insanın sıkıntısını ve ferahlığını yansıtıyor. Yazının devamında iyice açılmış, yazdığını bilen ve inanan adamı hissettiriyor.

Baki Selam ve muhabbetle…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 82 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter