Risale Akademi 30 Nisan Cumartesi günü İstanbul Dilruba Restoran’ın ev sahipliğinde “Risale-i Nur ve Medya” konulu 2. Arama Konferansını gerçekleştirdi.
Risale-i Nurların neşri ve ihtiyacı olan herkese ulaştırılması başlıbaşına birer hizmet dalı olarak karşımıza çıkıyor. Neşir ayrı bir sanat, ulaştırma ayrı bir sanat. Neşir konusunda bir hayli mesafe katedildiğini söylemek mümkün ama ulaştırma konusunda bunu söylemek zor. Çünkü bir yerlerde tıkanma ve bazı eksiklerin olduğu kesin görünüyor.
Risale-i Nur okuyucularının, birbirinden ayrılamayan “iman, hayat ve şeriat” dairelerinden çoğunlukla sadece iman dairesinde kaldıkları, bunu hayata geçiremedikleri anlaşılıyor. Risale-i Nurların ana kaynağı Kur’an ve Sünnettir. Kur’an ve Sünnet hayatın her alanında olduğuna göre Risale-i Nurlar niçin hayatın her alanına nüfuz edememektedir? Sorusu öne çıkmaktadır.
Bir defa Risale-i Nur okuyucularının öncelikle Risale-i Nurları bütün insanlığa mal etmeleri gerekir. Sahiplenme bir bakıma sınırlandırma demektir. Kişilerin hatalı davranışları da esere karşı ilgiyi kırabilir. Buna çok dikkat etmek, emanete iyi sahip çıkan ve yerine ulaştırmaya çalışan bir emanetçi gibi davranmak lazım.
Daha sonra, “Risale-i Nurları muhtaçlara nasıl ulaştıracağız, onların dikkatlerini nasıl çekebiliriz ve istifade etmelerini nasıl temin edebiliriz?” sorularına fazlaca kafa yorulması gerekir.
Güncel siyasetin güdümüne girme, işleri kategorize ederek ehline teslim etmeme, dışlayıcılık, neticeyi Allah’a bırakmama, ahlaki ve örfi değerlere karşı gevşeklik, propaganda dili kullanma, temsil edememe, şahsiyetçilik, özgür bir ortamın sağlanamaması, ümitsizlik, çaresizlik, kabiliyetleri körelten vesayet oluşumları, sanat ve ilim üretiminden yoksunluk gibi sebepler yüzünden bir türlü kafa yorma fırsatı bulunamayan bu sorulara cevap aramak zorunluluğun da ötesine geçmiştir.
Risale Akademi, 15 soru geliştirdi ve birçok yazar, araştırmacı, bilim adamı ve medya mensuplarına sorarak cevabını bulmaya çalıştı. Dilruba Restoranda da yine ilgili birçok katılımcının katkılarıyla da enine boyuna müzakere ederek geliştirdi.
Burada yeni bir medeniyet dili olan Risale-i Nurun evlerden başlayarak medyaya kadar her yere yansıtılması için birçok tavsiyelerde bulunuldu.
Risale-i Nur’un televizyon, radyo, yazılı basın, internet ve sosyal medya aracılığı ile duyurulması, anlatılması, konuşulması ve tartışılması için uygun kişi ve uygun dil, yakışır üslûp konusundaki en dikkat çekici tavsiyeler şunlar idi:
“Yaşadığını anlatan bir dil, samimi, alçakgönüllü, tarih, örf-adet, kültür değerlerini sahiplenen, ifrat ve tefritten uzak, evrensel, kuşatıcı, medya okur-yazarlığında olduğu gibi hayat okur-yazarlığı yapabilen, her an değişkenleri olan insan ve hayat izdüşümü gibi, iletişim dünyasındaki yenikleri takip eden, gelecek projeksiyonları olan, ciddi kamuoyu anket ve analizleri ile içerik, üslup, şekil, hedef kitle belirlemesi yapan, sade, anlaşılır, akıcı, yumuşak söz ve üslup, nezih, nazik, ortak değerleri ifade eden, dışlayıcı olmayan, yerinde ve zamanında ne söyleneceği ve ne kadar söylenmesi gerektiğini ve haddini bilen, dini literatüre vakıf, ümit dolu, karamsarlıktan uzak, estetik, tasarım, günceli takip ve yorumlayan, ilmin verilerini kullanan, teknolojiyi takip eden, ufuk açıcı, akıl-kalp dengesini gözeten, ortak akla önem veren, ben merkezcilikten uzak, hoşgörülü, duruşu, kimliği ve rengi olan, izlenme ve dinlenme kaygısı taşıyan, diyaloga açık, özünde sevgi ve saygı olan, magazin mantığı ve reyting kaygısından uzak, kullanılacak malzemenin etkili ve kaliteli olması.”
Bugün çok etkili oldukları tartışmasız kabul edilen televizyon, radyo, internet ve sosyal medya araçlarının aktif olarak kullanılması, Risale-i Nurların tanıtımı için mevcut potansiyelimizin yetersiz olduğu, ama diğer medya kurumlarından teknik destek alınması ve okullarda yetenekli kişilerin yetiştirilmesi gerektiği, “Risale-i Nur Yayıncıları Birliği”nin oluşturulması, medya girişimciliğinin teşvik edilmesi gibi tavsiyeleri de dikkat çekenler arasındaydı.
Risale-i Nur metinleri bir anda birilerinin kafasına hemen sokulacak metinler değildir. Önce anlatıcının kendisini donanımlı hale getirmesi, yaşaması yani hayatının bir parçası haline getirmesi ondan sonra da kavli leyyin üzere tebliğe başlaması gerekir. Tebliğ de yukarıda sayılan hususlara dikkat edilerek yapılmalıdır.
Bizim toplumumuz okumayı sevmeyen, daha çok görmeye ve seyretmeye dayalı dizi filmlerini takip eden bir toplumdur. Bu nedenle Risale-i Nurun hakikatleri, bu seyirlik unsurların içerisine işlenmelidir. Toplumumuz küfür dolu, abuksubuk ve müstehcen diziler ve filmler seyredeceğine daha ahlaki ve güzel olanlarını seyretmeyi tercih edecektir.
Sanatçı yetiştirmek çok önemli. Hikayeci, romancı, senarist, tiyatro ve film oyuncusu, ressam ve müzisyen gibi İslamı, Risale-i Nurları, kendi kültür ve tarihini bilen birçok sanatçının dillendireceği bir kelime, bir hakikat “kelebek etkisi” ile klasik tarzdaki birçok tebliğciden daha çok hizmet yapabilecektir, zaman zaman bunun örneklerini de görüyoruz.
Risale Akademinin bu çabalarının güzel neticeler vermesini diliyorum. Destek ilgililerden tevfik Allah’tan.





