Hülasa, öz demektir. Öz de süzgeçten geçirilerek elde edilir. Bu işlem birden fazla olduğu gibi süzgeçin şekli ve şemali ile de değişebilmektedir. Süzgeç maddi anlamda bildiğimiz süzgeç türünden olabileceği gibi, sütten yağı ayrıştırıp tereyağ elde eden makineyle de olabilmekte, madenleri eriterek ayrıştıran ateşle de canlı varlıkların sindirim ve solunum sistemleriyle hazmetmeleri yoluyla da olabilmektedir. Süzülme kısacası, birçok bileşeni olan bir karışımdan bazı bileşen ya da bileşenlerin süzgeç denilen aletlerle ayrıştırılmasıdır. İnsan vücudunda hayatın devamı için besinlerin sindirim sisteminde, kan dolaşımındaki atılacak unsurların böbreklerde, kandaki karbondioksitin akciğerlerde süzülmesi hep bu tür bir süzülme olayının sonucudur.
“Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan hindistan cevizi ve incir gibi meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir, kendi bir çamur yer. Nar ağacı sâfi bir şarabı hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir, kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.” (Lem’alar, s. 128)
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü üzere kökler vasıtasıyla çamur yiyen ve bulanık suya kanaat eden ağaçların meyvelerine süzülmüş en safi sütü ve şarabı içirmeleri hülasaların nasıl süzülmekte olduğunu bizlere çok açık ve güzel bir biçimde göstermektedirler.
Kainatta her an meydana gelen bu hadiselerde kıymetli, etkin ve kullanılabilir özün ayrılması, vücut fabrikalarının devamını sağlar. En küçükten en büyüğe kadar bu olaylar sistematik olarak meydana gelir. Bu dengeye göre canlılar, adeta kainatın süzülerek hayat bulmuş halidir.
Bir çekirdek kendine ait meyve veya ağacın gayet süzülmüş bir hülasası olmakla beraber ağaca ait tüm plan ve programı de içerir ve o ağaca ait tüm özellikleri bulundurur. Çekirdek toprağa düşüp canlanmaya başladığı andan itibaren içinde taşıdığı program çerçevesinde topraktan ve bulanık sudan süzdüğü hülasalarla şekillenir ve dokunur.
Bunu Bediüzzaman; “Eğer bütün küre-i arza giydirilen ve nevimiz gibi bütün hayvanât ve nebâtâtın yüz bin envaından rengârenk atkı ve iplerden kemâl-i hikmetle dokunan ve dikilen gömleği ve yeryüzüne serilen ve yüz binler zîhayat envaından nesc olunan (dokunan) ve gayet nakışlı bir sûrette icad edilen haliçeyi …” (Sözler, s. 545) şeklinde ifade eder.
Hayat Sahibi Allah, kainatın en değerli meyvesi insan üzerine hayat cevherinin tüm özelliklerini yerleştirip koca kainatın kemalatının doruğuna çıkma yeteneği vermiştir. İnsan gayet hassas ölçülerle yaratılmış kainatın süzülmüş bir hülasasıdır.
Hayat sahibi, ruh sahibi, şuur sahibi ve kainatın süzülmüş bir özü/hülasası olan insana bütün kainatın, bir ağacın meyvesine hizmet ettiği gibi hizmet etmekte olduğu görülmektedir. İnsanın yediği gıdaların kendisine, bitkiler vasıtasıyla topraktan, hayvanlar vasıtasıyla bitkilerden süzülerek ulaştığını, ayrıca vücudundaki sistemler vasıtasıyla da hücrelerine kadar gittiğini; içtiği suların yeraltında dünyanın bir çok yerini dolaşarak ve süzülerek geldiğini, aldığı havanın dünyanın bir kısım dağ ve ormanlarından temizlenerek ciğerlerine girdiğini düşünecek olursak kainattaki her şeyin insana hizmet etmesinin anlamı ortaya çıkacaktır.
Süzme maddi anlamda olduğu gibi manevi anlamda da olmaktadır. Kur’an’da Fatiha suresi, insanlık içinde de Peygamber Efendimiz süzülmüş birer hülasadırlar.
İnsanın zihnen, duygusal ve kalben de süzülmeye, safileşmeye ve dağınıklıktan kurtularak birliğe, hakikatin özüne ulaşmasına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç karşılanamadığı ve başarıya ulaşamadığı takdirde kendisine mutsuzluk, korku ve ümitsizlik veren bütün zararlı duyguların hücumuna uğrayacağı muhakkaktır.
İnsanın bunu başarması için Cenab-ı Hak Kur’an’da gerekli tavsiye ve uyarılar yaptığı gibi, rehberler de göndermiştir:
“…hissiyâtça kesrete (çokluğa, dağınıklığa) ve dünyaya mübtelâ olduğundan, bir rehber vâsıtasıyla yüzlerini kesretten Vahdete (birliğe), fânîden bâkîye çevirmek istemesine mukabil, en âzamî bir derecede, en eblâğ (edebi)bir sûrette, Kur’ân vâsıtasıyla en ahsen (güzel) bir tarzda rehberlik eden ve risâletin vazifesini en ekmel (mükemmel) bir tarzda ifâ eden, yine bilbedâhe o zâttır (a.s.m.).” (Sözler, s. 530)
Sonuç olarak Bediüzzaman yine maddi ve manevi anlamdaki süzülmeyi (Sözler, s. 103) veciz bir şekilde şöyle anlatır:
- Hayat, nasıl bu kâinattan süzülmüş bir hulâsa ise, şuur ve his de hayattan süzülmüş bir hülâsadır.
- Akıl, şuurdan ve histen süzülmüş bir hulâsadır.
- Ruh, hayatın hâlis ve sâfî bir cevheri, sabit ve müstakil zâtıdır.
- Muhammed (a.s.m.)’in hayatı, maddî ve mânevî hayatın ve kâinatın ruhundan süzülmüş hulâsanın hülâsası, kâinatın hayatıdır.
- Muhammed (a.s.m.)’in risaleti, kâinatın his, şuur ve aklından süzülmüş en sâfî bir hulâsadır, belki kâinatın şuurunun şuurudur ve nurudur.
- Kur’ân’ın vahyi de, hayattar hakikatların şehâdetiyle, kâinatın hayatının ruhudur ve kâinatın şuurunun aklıdır.






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.