Büyük şair necip Fazıl şiirinde zamanı; “Nedir zaman, nedir?/Bir su mu, bir kuş mu?/Nedir zaman, nedir?/İniş mi, yokuş mu?” diye sorgulayarak belki bir hırsıza, bir gölgeye, belki de varlıkları yürüten ve öğüten çarklara benzediğini belirtmiştir.
Zaman kimi düşünürlere göre; sessiz bir testere, kimilerine göre bir algı, bir anı, bir başka anla kıyaslama yöntemi, kimilerine göre; iki hareket arasındaki süre, maddenin değişen durumunun nesnel bir ifadesi, fiziksel dünyada var olan gerçek bir süreci dile getiriş biçimi, tüm biçimleriyle maddenin hareket ve durum değişikliğini sıralama veya ifade etme tarzıdır. Zaman kimi düşünürlere göre de; geçmiş ve geleceğe uzanan sonsuz bir sarmal, uzay gibi eğrilebilir, genişleyebilir, daralabilir, üst üste bindirilip katlanabilir bir yapıdadır.
Bediüzzaman, atomların titreşimi ve hareketine zaman denmesi konusunda, gerekse güneş sisteminin saniyede 5 saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir süratle bir tahmine göre Herkül Burcu tarafına veya Şemsüşşümus(1) tarafına sevk edildiği için zamanın sarmal bir yapıda olması konusunda(2) ve gerekse zamanın akıcı olduğu konusunda birçok bilim adamıyla aynı fikirdedir.
Bediüzzaman, Mektubat isimli eserinde; zamanı, zerrelerin/atomların titreşim ve hareketleri olarak tanımlamakta, Allah’ın kudret ve iradesinin tecellilerinin sergilendiği Levh-i Mahv ve İspat denilen içinde yaşadığımız şu kainatı, zamanın misalî bir sayfası olarak vasıflandırmakta, bu sayfada Allah’ın zerreleri tahrik ederek gayb âleminden şahit olduğumuz bu âleme, yani ilimden kudrete çıkarmakta ve her biri bir âyet olan mevcudat silsilesini icat etmekte olduğunu ifade etmektedir.
Bediüzzaman, kainatta cereyan eden ve zaman denilen büyük bir nehrin hakikatinin, ölüm ve hayata, varlık ve yokluğa daima mazhar olan yazar bozar tahtası Levh-i Mahv ve İsbat denilen kudret defterinin sayfası ve mürekkebi hükmünde olduğunu belirtmektedir.(3)
Bediüzzaman, zamanı büyük bir nehre benzeterek akıcı olduğuna işaret etmektedir. Gerçekten de kainattaki bütün zerrelerin sürekli hareket halinde oldukları, hiç durmaksızın varlıkların yapısında görev aldıkları düşünülecek olursa, geçmişten gelerek şimdiki zamanda Yaratıcının ve şuur sahiplerinin huzurlarında resmi geçit yapıp geleceğe doğru giden büyük bir nehir izlenimini vermektedir.
Yüce Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Geçmişi, anı ve geleceği aynı anda gören yüce bir makamdadır. Zaman, aynı nehirde akan her bir varlığı farklı bir şekilde etkilemekte, yeni doğanları olgunlaştırırken olgunları da ihtiyarlık ve ölüme sürüklemektedir.(4) Zamanımız anlara, saatlere, günlere, aylara ve yıllara bölünmüştür. Bu bize hayatta kıyaslama ve ölçme kolaylığı temin etmektedir. Yaşadığımız her bir an çok kısa bir süre sonra geçmiş olmakta ve hafızalarımızda arşivlenmektedir.
Zamanın Boyutları
Zaman bizim için geçmiş, şimdiki an ve gelecek olarak yatay bir bölünme ile üçe, dikey olarak da alt ve üst boyut olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.(5) Bilim adamları henüz geçmişi ziyaret edip hataları düzeltecek veya geleceğe uzanıp, ta oralardan haber verecek zaman makinesini icat edebilmiş değillerdir. Ama zaman genişleyebilir, daralabilir, yavaşlayabilir, sıçrayabilir ya da dikey olarak sıralanmış rüzgar, ses, akıl, kalp, hayal, rüya, ışık ve ruh gibi özellikleri, dalga boyları, hızları ve frekansları çok farklı boyutlarda insana müşahede imkanı sağlayabilir.
İnsanın cismi, zamana tabidir. Ama ruhu zamanla kayıtlı değildir. Ruh, hayal ve kalp geçmiş ve geleceğe uzanarak cisimden çok farklı bir zaman diliminde ve süratli bir şekilde dolaşarak(6) bast-ı zaman dediğimiz zaman genişlemesine, bereketlenmesine, kısa zamanda uzun bir süre yaşama hâllerine mahzar olabilir. Ruhu cismâniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, ruh süratiyle cereyan eder.(7) Bazı evliyanın bir dakikada bir günlük işi görmesi, bazılarının bir saatte bir sene vazife yapması, bazılarının da bir dakikada bir hatme-i Kur’âniyeyi okumuş olması rivayetleri çoklukla vuku bulan bast-ı zaman hadiseleridir. Bast-ı zamanın bir nevi de herkes tarafından rüyada görülmektedir. Bazen bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, geçirdiği halleri, konuştuğu sözleri, aldığı lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için, yakaza/uyanıklık âleminde bir gün, belki günler lâzımdır.(8)
Ashab-ı Kehf mağarada 309 yıl kalmışlardır. “Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”(9) âyetinin işaretiyle; "Ne kadar kaldınız?" Sorusuna: "Bir gün veya günün bir kaç saatlik kısmı kadar kaldık."(10) demeleri, günün üçte biri olan sekiz saatlik bir gece uykusu, Allah katındaki bin yıllık bir günün üçte biri olan aşağı yukarı 300 yıla tekabül etmektedir. Zaman içinde zaman ve mekan içinde mekan yaratmaya her zaman kâdir olan Yüce Rabbimiz, dağ gibi cansız varlıkların bir günlerini de bin yıl olarak tayin etmiş, Ashab-ı Kehf’in zamanını da dağa göre işletmiş olabilir.
Bast-ı zaman ve tayy-ı mekanı birbirinden ayırmak zordur. Çoğu durumlarda birbiriyle iç içe gerçekleşir. Peygamberimize verilen miraç mucizesinde; ‘bast-ı zaman’ sırrıyla birkaç saat içinde, binler seneler hükmünde genişlik, kuşatıcılık ve uzunluk vardır. Peygamberimiz Miraç yoluyla birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini içine alan beka âlemine girmiştir.(11)
Bediüzzaman, hayat tabakalarını izah ederken üçüncü tabakada bulunan Hazret-i İdris ile Hazret-i İsâ (a.s.)’dan bahsetmektedir. “Bu tabakada beşeriyet ihtiyaçlarından sıyrılarak melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kazandıklarını, âdetâ misalî beden letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar.”(12) Diyerek dünyevi cisimleri ile ‘zaman genişlemesi’ hakikatine mahzar olan bir hayat tabakasına işaret temektedir.(13)
Hazret-i Süleyman’ın, bir günde havada uçarak iki aylık bir mesafeyi kat etmesi ve celp ilmiyle uğraşan vezirlerinden birisinin Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar hazır etmesi bast-ı zaman ve tayy-ı mekanla ilgili mucizeleridir. Hazret-i Süleyman’a nefsinin heva ve hevesini terk ettiği ve saltanatında tam bir adalet etmek istediği için havaya bindirilerek memleketinin her yeri ve her hali gösterilmiştir. Mucize olarak Hazret-i Süleyman’a ihsan edilen bu hadise, günümüzde tembelliği bırakarak âdetullah kanunlarına uyan insanlar için sıradan bir olay haline gelmiştir. İnsanlar uçak aracılığıyla havaya binmekte, radyo ve televizyon aracılığıyla da memleketi, hatta bütün dünyanın ahvalini öğrenebilmektedirler.(14)
Zamanın İzafiyeti
Zamanın akış hızını mutlak bir doğrulukla gösterecek doğal bir saat yoktur. Akış hızı, kullanılan referanslara göre değişmekte, yaşanan olaya, mekana ve şartlara göre farklı algılanabilmektedir.(15) Rüyada birkaç saniyede veya birkaç dakikada görülen şeylerin uyanıkken saatler, hatta günler alacağı, zamanın izafiyetinin anlaşılması için çoklukla yaşanan bir örnektir. Bir tek zaman, şahıslara göre değişmekte, birisine bir gün, birisine de bir sene hükmüne geçmektedir.(16) İnsanın sevdikleri ile beraber olduğu zamanın çabuk geçmesi, düşmanları ile birlikte olduğunda veya sıkıntıda olduğu anlarda zamanın geçmemesi hayatın her safhasında görülmektedir.
Ömrü bir an, bir saniye, bir dakika olan birçok canlı var. Bir kıyaslama yapılacak olursa, insan bunlara göre çok uzun yaşar. Allah katında bir gün bin yıl hükmündedir.(17) Cebrail aleyhisselam O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.(18) Gökten yere her işi o evirip düzene koyar. Sonra, sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.(19) Âyetleri zamanın farklı akış hızlarından bahsetmektedir.
Einstein'ın Özel İzafiyet Teorisi’ne göre ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir araca binen kimse için zaman daha da yavaş akmaktadır. Dünya'daki bir kişi için 100 gün geçtiği halde, ışık hızına yakın hareket eden kişi için 50 gün geçmektedir. Kainatta hız arttıkça zaman daha yavaş geçmektedir. Her ortamda, her yerde, her hızda saatler farklı işlemekte, günler farklı algılanmaktadır.
Genel İzafiyet Teorisinde zamanın büyük çekim alanlarında daha yavaş geçtiği tezi savunulmaktadır. Bunu ispatlamak için İngiliz Ulusal Fizik Enstitüsü Araştırmacısı John Laverty zamanı mükemmele yakın bir şekilde doğru gösteren, 300 bin yılda sadece 1 saniye hata yapan ve senkronize edilmiş iki saatten birisini Londra'daki laboratuvara, diğerini de Londra'dan Çin'e gidip gelen bir uçağa koyarak uçaktaki saatin saniyenin 55 milyarda biri kadar hızlı hareket ettiğini tespit etmiştir.(20) Bu da her ikisinin aynı hızda olmaları gerektiği düşüncesini yıkmıştır.
Zamanı İyi Kullanma Yöntemleri
“Ömür kısa, yapılacak işler çoktur.” Diyen Bediüzzaman, hayatının her anını değerlendirmek suretiyle de bizlere örnek olmuştur. Gerçekten yapılması gereken çok iş var. Bunca işi kısa sürede bitirmek hayatı organize etmek ve planlamakla mümkündür. Zamanın akışına kendilerini kaptıranlar, genellikle zamanın kölesi durumuna düşerler. Her bir insanın zamanın kölesi değil, efendisi olması gerekir.
Zamanı değerlendirmede beslenmeden iş bölümüne, takım çalışmasından yönetimde söz sahibi olmaya kadar birçok etken vardır. İnsanın vücudunu, zihnini, ruhunu, kalbini hantallaştırıp yoracak, tembel ve uyuşuk bir hale getirecek şeylerden şiddetle kaçınması gerekir.
Çok çalışarak bitkin düşmek zamanımızı iyi değerlendirdiğimiz anlamına gelmez. Planlı olmamız, önemli ve öncelikli işlerimizi zamanın gereklerine, tekniklerine ve imkanlarına göre yapmamız gerekir. Kısa sürede çok işler becerebilen cihazları kullanmak lüzumsuz zaman kaybını önleyecektir. Yaptığımız planların aksayabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak alternatif tedbirlerimizin olması bize artı zaman kazandıracaktır.(21)
Yapacağımız işle ilgili olarak bilgi ve beceri bazında donanımlı olmanın, takım halinde çalışmanın ve iş bölümü yapmanın kazancı ve hızı büyüktür. Birbirini tenkit eden, menfaatlerini ön planda tutan ve haksızlığı hoş gören bireylerden oluşan bir takımın verimli ve uyumlu çalışması düşünülemez.
Kardeşlik, dayanışma ve ittifak içerisinde çalışmak ve zararlı rekabetten uzak durmak şarttır. Her konuda bilgi alışverişinde bulunmak, uzmanlara danışmak, yani meşveret etmek bizi zaman ve maddi sermaye tasarrufuna götürecektir.
Bediüzzaman’ın; “Hakikî, samimî bir ittifakta her bir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın her biri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.”(22) ifadeleri, takım çalışmasının ve iş bölümünün yararlarına işaret etmektedir.
Güneşin bütün parlak şeylerde yansıması gibi insan da samimi bir ittifakla külliyet kazanabilir, aynı anda birçok işi yapar bir hale gelebilir. Bir spor tesisine sahip olmak için çok masraf etmek, belki de bir ömür harcamak gerekebilir. Ama yalnız benim olsun düşüncesini terk ederek mevcut bir spor kulübüne üye olup az bir aidatla “bir buz parçası gibi havuzda eriyerek havuz sahibi olma”(23) prensibi gereğince spor tesisine sahip olunabilir. Dolayısıyla insanın en kıymetli sermeyesi olan zaman boş yere harcanmadan bol kazanç elde edilebilir.
Özel Gün ve Geceler
Özel öneme sahip olan gün ve geceleri bir panayıra/fuara benzetebiliriz. Fuarda satılan mallarla insanlar bir yıllık geçimlerini temin etmektedirler. Fuar zamanı kazancın bol olduğu bir zaman dilimidir. Duaların makbul olacağı hadis ve âyetlerle müjdelenen mübarek gün ve geceleri, ebedî bir saadeti kazandıracak yolda ihya etmek ve değerlendirmek elbette çok kârlı manevi bir ticarettir.(24)
Normal zamanda Kur’an-ı Hakîmin her bir harfine on sevap verilirken, Ramazan-ı Şerifte bin, Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler, Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha fazla ve Kadir gecesinde otuz bin sevap verilmektedir. Bin aydan daha hayırlı olan ve bir gecede seksen senelik bir ömrü kazandıran Kadir gecesindeki kârlı ticareti görmemek mümkün değildir.(25)
İnsanın maddî ticaretinde bol kazanç için koşuşturması gibi manevî ticareti için de gayret sarf etmesi lazımdır. Mübarek kandillerde ve cumalarda önüne sunulan fırsatları iyi değerlendirmelidir. İhlâs ile iştirak, kardeşlik, dayanışma, ittihat ve iş bölümü esaslarına dayalı olarak yapılan ibadetlerin manevi kazançları çoktur. “Manevî kazançlar nuranî oldukları için maddî kazanç gibi bölünmez, her bir iştirakçiye aynıyla ve misliyle verilir.”(26) Sözü, sevap bakımından yoğunlaştırılmış zamanların taliplilerine büyük bir müjde hükmündedir.
Zamanda Yolculuk
Zamanın başka boyutlarına geçerek ve bizi tutan kayıtlardan kurtularak yolculuk yapmak birçok insanın hayalini süsler. Bir zaman makinesi olsa da halden hale, boyuttan boyuta geçerek hayatı farklı yönlerden doya doya seyretsek, hatta her şeye hâkim olsak diye çok düşünenler vardır. Geçmiş ve geleceğe yolculukla ilgili kitaplar yazılmış, filmler çekilmiş ve bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bunların ne kadarı gerçekleşir bilemiyoruz. Bazı ruhanîlerin kuşlar aracılığı ile Hazret-i Süleyman’ın da havaya binerek gezmesi gibi bugün artık uçakla rahatlıkla gezilebiliyor.
Bediüzzaman, Risale-i Nurlarda akibeti gösterme tekniği ile insanları yanlış yapmaktan alıkoymak için geçmişte insanların başlarına gelenlerden örnekler verdiği gibi geleceğe de fikren ve nazaran yolculuklar yapmıştır. Kendi ölümünü, asrın ölümünü, kainatın ölümünü fikir ve nazar seyahati ile görüp anlatmıştır. Yine birçok kereler hayaline binerek hakikatleri keşfe çıkmıştır. Bir Müslüman ve bir de kafir vücut sarayına girerek keşif yapmış ve aralarındaki büyük farklılıkları nazarlara vermiştir. Kainattaki bütün varlıkların dilini çözmüş, onların yanlarına çıkarak ve onlarla konuşarak meramlarını anlamış, ne demek istediklerini âleme ilan etmiştir. Âyetü’l-Kübra Risalesinde; atomdan toprağa, buluttan yağmura, şimşeğe, gök gürültüsüne, rüzgara kadar çok ince fikirlere dayalı, mikroskobik ve boyuttan boyuta geçen bir seyahat yaptığı, elde etmiş olduğu hakikatlerden anlaşılmaktadır. Aktardığı bu bilgiler bilim adamlarına ve bütün insanlığa aydınlık bir zaman yaşatmıştır.
Gerek manevi ve gerekse maddi anlamda zamanda çok boyutlu bir seyahat yapmak ya da kilometreyi artırmak nefis terbiyesine, bizi ağırlaştıran yüklerden kurtulmaya, “Kim ihlasla isterse Allah verir.” kaidesi uyarınca nefis ve hevayı terk edip çok çalışmaya bağlıdır.
Kaynaklar:
1-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Mektubat, s: 22, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
2-Bal, Çetin, Zaman Nedir?, www.zamandayolculuk.com
3-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Mektubat, s: 62, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
4-Bast-ı Zaman Tayy-ı Mekan Nedir?, www.sorularlaislamiyet.com
5-Bal, Çetin, Zamanda Yolculuk, www.zamandayolculuk.com
6-Nursi, Bediüzzaman Said, 2005, Lema’lar, s: 22, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
7-Nursi, Bediüzzaman Said, Mesnevî-i Nuriye, s: 166, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
8-Nursi, Bediüzzaman Said, 2005, Lema’lar, s: 23, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
9-Hac Suresi: 47
10-Kehf Suresi: 19
11-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Mektubat, s: 510-519, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
12-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Mektubat, s: 12, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
13-Akgünler, Halil, Bast-ı Zaman veya Zaman Genişlemesi, www.saidnursi.de
14-Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, s: 229, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
15-Zamansızlık Gerçeği, www.felsefetasi.com
16-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Sözler, s: 525, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
17-Müminun Suresi: 112-114
18-Mearic Suresi: 4
19-Secde Suresi: 5
20-1400 Yıl Önce Zamanın İzafiliği Açıklandı, www.mucizeler.com
21-Allan, Jane, Zaman Yönetimi, 1999, Hayat (Tercüme: Dr. Mehmet Zaman)
22-Nursi, Bediüzzaman Said, 2005, Lemalar, 393, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
23-Nursi, Bediüzzaman Said, 2005, Lemalar, 401, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
24-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, Mektubat, 266, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
25-Nursi, Bediüzzaman Said, 2004, 29. Mektup, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
26-Nursi, Bediüzzaman Said, 2005, Lemalar, 399, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.
Genç Yaklaşım-Ocak 2007





