Şu An Buradasınız: Anasayfa KADİR AYTAR Seksen Dört Yıllık Hasret: Cumhuriyet-01 Ekim 2007

Risale Akademi

Seksen Dört Yıllık Hasret: Cumhuriyet-01 Ekim 2007

e-Posta Yazdır PDF

Giriş


Bu sene 84. yıldönümünü idrak edeceğimiz cumhuriyet idaresinin halka ne getirip ne götürdüğü bugün hâlâ tartışma konusu olabiliyorsa, kusuru ya cumhuriyette ya da yöneticilerde aramamız gerekecektir. Bir rejim ya da yönetim şekli, ne kadar mükemmel olursa olsun, yöneticiler nefis ve şahsi menfaatlerine âlet oluyorlarsa, insana ve ahlaka yakışmayan muameleleri halka reva görüyorlarsa, dürüst değillerse, halkın hizmetkârı olduklarının farkında değillerse, güzel neticeler alınması mümkün değildir. Burada esasen sorgulanması gereken de sistem değil, yönetimi elinde bulunduranlardır.


Ülkemizde kavram kargaşası yaşamakta olduğumuz bir gerçektir. Özellikle de cumhuriyet, demokrasi, laiklik gibi kavramların doğru anlaşıldığını ve anlamlarına yakışır bir tarzda uygulandığını söylemek mümkün değildir. Her idareci veya yorumcu kendi bulunduğu konuma göre yontulmuş bir tanımlama yapmakta, haksızlığa ve zulme maruz kalan geniş kitlelerin feryatlarını hiç dikkate almamaktadırlar. 1923 yılından bu yana yönetimi elinde bulunduran erkin, geniş kitleleri tornadan çıkmış gibi tek tipleştirme ve kendilerine benzetme çabalarının, aradan bir asra yakın bir zaman geçmesine rağmen sonuç vermemesi, hem insan yaratılışına, hem de cumhuriyet ve demokrasiye ters hareket ettiklerinin bir göstergesidir.

Konuya girmeden önce, yaşanan kavram kargaşasını geride bırakmak için, işe “cumhuriyet” ve “demokrasi” kavramlarının tanımıyla başlayalım:


Cumhuriyet


 “Cumhur”, halk anlamına gelmektedir. “Cumhuriyet” de dar anlamda halkın kendi oyları ile seçtikleri vekiller vasıtasıyla kendi kendisini idare etmesi demektir. Geniş anlamda ise; egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu bir devlet şeklidir. Burada bir kişi (monark) ya da bir zümrenin (aristokrat) yönetimi söz konusu değildir. Zaten cumhuriyet rejiminin tercih edilmesinin en önemli sebebi, şahıs ve zümre yönetimlerinin keyfiliği ve zulümleridir. Halkın söz sahibi olmadığı bir rejime zaten cumhuriyet denmesi mümkün değildir. Bediüzzaman’ın dediği gibi “manasız isimden ve resimden” ibaret kalır ve istibdada hizmet eder.


Demokrasi


“Demokrasi” halkın iktidarından başka bir şey değildir. Yunanca; “demos=halk” ve “kratos=iktidar” sözcüklerinden oluşmaktadır. Eski Yunanlılar, kendilerine yapılan zorbalıklara karşı kurdukları yönetimlerine bu adı vermişlerdir. Onlara göre demokrasi; kanunlarda, işlere ve siyasal iktidara katılmada herkes için eşitlik olması anlamına gelmektedir. “Demokrasi”yi kısaca tarif edecek olursak; yöneticilerin dürüst ve serbest seçimler yoluyla, yönetilenler tarafından seçildiği rejimdir.(1) 


Tarifler her zaman güzel yapılmakta ama, iş uygulamaya gelince, bir türlü güzel sonuçlar çıkmamaktadır. Bunu da hükümetlerin neredeyse tamamına yakınını az sayıdaki kişilerin çoğunluğa hâkimiyetini içermesine bağlamak mümkündür. Halkın çoğunluğunun, kendi haklarına sahip çıkmaması hâlinde, azınlık hâkimiyetinden kurtulunması, içerik ve şekil bakımından gerçek cumhuriyet ve demokratik hayata geçilmesi, bir hayal ya da bir fantezi olarak kalacağa benziyor.


Zafer Bütün Milletin


1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı Devleti, 1918 yılında “Mondoros Mütarekesi” ile birlikte ölüm fermanını imzalamıştır. Esareti kabullenemeyen Türk milleti, 4 yıllık kıyasıya bir mücadelenin sonunda düşmanlarını Anadolu’dan atmış Türkiye Cumhuriyeti olarak yeniden doğmuştur. Bu zafer, tamamen milletin zaferidir. Yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisinde milli mücadeleye katılanların ve zaferi kazananların tamamı yer almasına rağmen, saltanat kaldırılıp cumhuriyet ilan edildikten sonra, özellikle dindar olanlarının uzaklaştırılmış olmaları, ileriye dönük art niyetli planların ve hesapların yapıldığını göstermektedir. Yeni kurulan cumhuriyet, saltanatın yetkilerini paylaşan, dindarlıktan uzak, halktan kopuk, Batı kültürüne özenen ve özellikle de bu hususta halka baskı yaparak zulmeden bürokratların hâkim olduğu şeklî bir cumhuriyet hâline gelmiştir. 


Rejiminin tutması için geçmiş bütünüyle reddedilmiş, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu yok sayılmış, zulüm ve baskıyla özellikle Türk milletinin bin yıldan bu yana hizmetinde bulunduğu İslam dini terk edilmeye zorlanmıştır. Bunu yapan da 25 yıl boyunca Halk Partisi iktidarıdır. Dış güçlerin zorlaması ile çok partili hayata geçilmesine rağmen bürokrasiye hâkim olan güçlerin saltanatlarını korumak için çıkarttıkları koruma kanunları ile gerçek anlamda demokratik hayata geçilememiş, gasp edilmiş olan temel hak ve özgürlüklere bir türlü kavuşulamamıştır. İnancından ve düşüncesinden ötürü yıllarca hapislerde yatan insanlar olmuştur ve hâlen de olmaktadır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde yer alan; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ifadesine hiç de yakışmamaktadır. 


Devletin ve yönetim şekillerinin, halkın saadeti için bir araç olması gerekirken, bireyi ve toplumu hiçe sayan bir düşünceyle kutsallaştırılmaları, yeri geldiğinde bütün milleti dahi feda edecek kadar da ileri gidilmesi çok yanlıştır. İdarecilerin kendi menfaatleri ve saltanatları için, başkalarının veya milletin canını feda etmeleri kadar zalimce bir şey düşünülemez.


Cumhuriyet İslama En Uygun Rejim


Yıllardır bazı çevrelerce kasıtlı olarak İslamın çağ dışı bir din olduğu ve cumhuriyetle bağdaşmadığı empoze edilmeye çalışılmıştır. Bunun böyle olmadığı, İslam dininin esaslarını inceleyen herkes tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. İslam dini insanlara bir rejim ya da bir devlet biçimi dayatmamıştır. Ama; “Yapacağın işi önce meşveret et.” (2) diye emretmesi, Ebu Hureyre’nin; "Ben, Resulullah'tan daha fazla arkadaşlarıyla meşveret eden birini görmedim."(3) diye nakletmesi, Peygamberimizin (a.s.m.); “Meşveret edilen kimse emîndir.” buyurması, “millet meclisi”nin karşılığı olan “şura”ya işaret etmektedir. Bu da “meclis”i ve “ehil olanı seçimle yönetime getirme”yi içeren cumhuriyet rejiminin İslama en uygun rejim olduğunu göstermektedir.


Dört Halifenin Seçimle Görevlendirilmeleri


Müslümanlar, Kainatın Efendisinden (s.a.v.) sonra işbaşına geçen dört halifeyi, bir araya gelerek, kendi rızaları ve serbest reyleriyle işbaşına getirmişlerdir. Hz. Ebu Bekir’in seçiminde istişârî usul, Hz. Ömer’in seçiminde aday teklifi usulü, Hz. Osman’ın seçiminde de şura tayini usulü kullanılmıştır. Dört halife de yönetim faaliyeti hususunda müşavere(4) ile emr olundukları için işlerinde ve teşriî (şer’î) meselelerde ümmetin ileri gelenleri olan “ehlü’r-rey” ile istişare etmeksizin karar almamışlardır. Kur’ân-ı Kerim ve Hadislerde yönetim konusunda tespit edilebilen genel esaslar; 1- Biat-seçim, 2- Meşveret, 3- Adalet, 4- Kanun üstünlüğü, 5- Otoriteye itaat, 6- Devlet işlerinin ehline verilmesi, 7- Devlet başkanının sorumluluğu, 8- İnsan hakları, 9- Anayasa, 10- Kuvvetlerin ayrılığı olarak sıralanabilir.(5)


Bediüzzaman Dindar Bir Cumhuriyetçi


Bediüzzaman’ın cumhuriyet konusundaki fikirlerine karşı savcının; “Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun.” demesine karşılık; “Hulefâ-i Râşidîn, her biri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddîk-ı Ekber (r.a.), Aşere-i Mübeşşere ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.”(6) cevabını vermesi, cumhuriyetin, İslamın getirdiği; adalet, eşitlik, meşveret ve özgürlük gibi evrensel esaslara ters düşmediği sürece Müslümanlar tarafından kabul edilebilir ve sahip çıkılabilir olduğunu göstermektedir. Bediüzzaman, dört halifeyi örnek alarak hem dindarlığı, hem de cumhuriyeti, biri birine feda etmeden, ikisinin sentezi olan; “Dindar bir cumhuriyetçiyim.” sözleri ile gerçek anlamdaki cumhuriyete sahip çıkmıştır.


Cumhuriyetçi Hayvanlar


Hayvanlar âlemine baktığımızda, özellikle karınca ve arıların birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaları insanlara örnek olacak, ibret olacak ve hayran bırakacak niteliktedir. Kollektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi, disiplin, kusursuz bir şehir planlaması(7) ile dikkatleri üzerlerine toplayan karınca milleti için aynı zamanda iyi bir gözlemci olan Bediüzzaman “cumhuriyetçi” ibaresini kullanmaktadır. Kendisine; “Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?” diye mahkeme sırasında sorulduğunda; “Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâli (boş) bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim. İşitenler benden soruyordular. Ben de derdim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.” cevabını vermesi bunu açıkça göstermektedir.(8)


Şeklî Olmayan Cumhuriyet ve Demokrasi


Bediüzzaman, Allah’ın insanlara doğuştan bahşettiği temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan yönetim biçimlerini; adı ister “meşrutiyet”, ister “cumhuriyet” olsun, “manasız isim ve resimden ibaret” olarak nitelendirmiştir. II. Meşrutiyetin ilanından itibaren yaşadığı her devirde, Kur’an’ın ışığında hep içerik ve manaya dikkat ederek sistemleri kabullenen Bediüzzaman, hiçbir zaman şekle takılıp kalmamıştır.


O vakit dindar meb’uslara hitaben; “Yaşasın Kur'ân-ı Kerîmin Kanûn-ı Esasîleri” başlığı ile yayımladığı makalede; “Cumhuriyet ve demokrat mânâsındaki meşrutiyet ve kanun-ı esasî (anayasa) denilen adalet ve meşveret ve kanunda cem-i kuvvet (kuvvetin kanunda olması), bu ünvan ile beraber, asıl mâlik-i hakikî ve sahib-i ünvan-ı muhteşem (muhteşem unvan sahibi) olan ve müessir (etkili) ve adâlet-i mahzâyı mutazammın bulunan (tam adaleti içeren) ve nokta-i istinadımızı (dayanak noktamızı) temin eden ve meşrutiyeti ve cumhuriyeti bir esas-ı metine istinad ettiren (yazılı esaslara dayandıran) ve evham ve şükûk (şüphe) sahibini varta-i hayretten (çıkmazdan) kurtaran…”(9) diye devam eden ifadelerinde  anayasanın, cumhuriyet ve demokrasinin manalarını nazarlara vermektedir.


Bediüzzaman fikirlerini bu noktada bırakmamıştır. Daha sonra doğu illerindeki aşiretlere önce telgraflar çekerek, sonra da oraya gidip bizzat yüz yüze görüşerek onları aydınlatmıştır ve “Meşrutiyet ve kanun-ı esasî (anayasa) işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer'iyeden (İslami şuradan) ibarettir; hüsn-i telâkki ediniz (hoş karşılayınız). Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz Meşrutiyettedir ve istibdattan (yönetimin baskısından) herkesten ziyade biz zarardîdeyiz (zarar görüyoruz).”(10) diyerek meşrutiyeti İslam adına alkışlamıştır. 


Meşrutiyet Bir Fırkanın İstibdadından İbaret Olmamalı


İslâm'ın ortaya koyduğu ve iman edenleri bağlayan esaslar, kurallar ve amaçlar, siyasî sistemlerin İslâm'a uygun ve meşrû olup olmadıklarını belirlemede yol gösterici ve belirleyicidirler.(11) Bediüzzaman Münazarat isimli esrinde; meşrutiyeti millet hakimiyeti olarak ifade ediyor ve hükümet ile idarecilerin milletin hizmetkarları olduklarını söylüyor.(12) Meşrutiyetin ilânından sonra; “Sen de şeriat istemişsin.” diyen Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşaya ve mahkeme âzâlarına cevaben, “Eğer Meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün ins ve cin şâhid olsun ki ben mürtecîim. Şeriatın bir tek meselesi uğrunda bin ruhum olsa fedaya hazırım.”(13) ifadelerini haykıran Bediüzzaman, İttihat ve Terakki fırkasının istibdadına karşı takındığı tavrı, cumhuriyetin ilanından sonra ve demokrasi gereği çok partili sisteme geçildikten sonra da değiştirmemiştir.


Cumhuriyette Önemli Bir Adım


25 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi istibdadına son veren halk, gerek dini ve gerekse dünyevi birçok haklarını geri almıştır. Ama istibdat rejimini koruyan emniyet sigortalarından bir türlü kurtulamamıştır.


1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü’nün halkın ezici bir çoğunluğunun oylarıyla seçimi kazanan Demokrat Partisi Genel Başkanı Adnan Menderes’e; “Hükümet olursun ama, asla iktidar olamazsın.” sözleri çok ibret vericidir. Bugün ülkemiz hâlâ aynı zihniyete sahip bir zümrenin tasallutu altındadır. Partiler hükûmet olabilmekte ama, demokratik bir icraat yapmaya kalkıştıklarında; “rejim elden gidiyor”, “irtica hortluyor” gibi asılsız itirazlara, görünmez duvarlara, dokunulmazlıklara, yasaklı bölgelere ve gizli anayasa maddelerine toslayarak bir türlü iktidar olamamaktadırlar.


İhtilaller ve muhtıralarla yaralı olan cumhuriyet ve demokrasimizin şimdi ne durumda olduğuna bir göz atalım:


Dünya ve İslam Ülkelerine Göre Ne Kadar Demokrat ve Özgürüz?


Cumhuriyet ve demokrasi geçmişimizin hiç de iç açıcı olmadığı bir gerçektir. Freedom House tarafından 1996 yılında yayınlanan “Dünyada Siyasal ve Sivil Özgürlükler” başlığını taşıyan raporda 191 ülkenin durumu incelenmiştir. Bu ülkelerden 76’sı “özgür”, 62’si “kısmen özgür”, 53’ü ise “özgür olmayan” ülke kategorisinde yer almaktadır.


1995 yılı verilerine göre Türkiye “kısmen özgür” ülkeler kategorisi içerisinde yer alıyor. Türkiye, demokrasi ve siyasal özgürlükler yönünden Tanzanya, Fas, Haiti, Uganda, Guetemala, Etyopya, Nikaragua, Hindistan, Zambia gibi ülkelerin daha gerisinde bulunuyor.


Dünyada demokrasi haritasında en kötü durumda olan ülkeler: Vietnam, Suriye, Sudan, Suudi Arabistan, Libya, Kuzey Kore, Irak, Küba, Çin, Afganistan gibi ülkeler. Demokrasi yönünden puanı kötü olan ülkelerin aynı zamanda sosyalist ekonomi ile yönetildikleri hemen dikkat çekiyor.


Halen eski Sovyet Rusya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden ülkeler arasında demokrasi ve insan hakları karnesi en kötü olan ülkeler; Azerbeycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan’dır.


Dünyada “özgür” olarak sınıflandırılan ülkeler içinde Demokratik Mali dışında başka bir İslam ülkesi bulunmuyor. Araştırmaya göre dünyada İslam ülkelerinin 13’ü “kısmen özgür”, 29’u ise “özgür olmayan” ülke olarak sınıflandırılmıştır.


Mali dışında resmi olarak demokrasiye sahip İslam ülkeleri şunlar: Cezayir, Bangladeş, Kırgız Cumhuriyeti, Nijerya, Pakistan ve Türkiye’dir.(14)


1996 yılından bu yana Türkiye ve İslam ülkelerinde ciddi bir gelişme olmadığı, hatta geriye gittiği görülmektedir. Bugün Türkiye’de hâlâ inancından dolayı başını örten hanım ve kızların eğitim ve çalışma hakları, anayasa ile teminat altına alındığı halde, devlete hâkim zümre tarafından keyfî bir yönetmelikle çiğnenip okutulmuyorlarsa ve devlet dairelerinde çalıştırılmıyorlarsa bu da; “spastik bir demokrasi”ye sahip olduğumuzu gösterir. Bugün şeriatla yönetildiği iddia edilen, gerçekte ise şeriata aykırı saltanat ve dikta rejimleri ile yönetilen ülkelerde durum daha da içler acısıdır.


Sonuç


Temel hak ve özgürlükler, insanlara, hatta diğer canlılara Allah tarafından ihsan edilmiştir. Bunları gasp etmeğe hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi ihsan ediyormuş gibi davranmaları da çok ayıp bir şeydir. Temel hak ve özgürlüklerin hiçe sayıldığı, halkın yönetimde söz sahibi olamadığı bir cumhuriyetin ve demokrasinin sakat, manasız, isim ve resimden ibaret olacağı muhakkaktır.
Gerçek manasıyla cumhuriyet ve demokrasi, kendi haklarına sahip çıkacak hamiyetli ve mütesanit bireylerden oluşan bir millet ile kaim olacaktır. Milletimiz, temel hak ve özgürlüklerine dokunulmazlığı, en çok hak eden ve en çok layık olan bir millettir. Artık bu hasret bitmelidir.

Kaynaklar:
1-www.donusumkonağı.net, Demokrasi Nedir?
2-Âl-i İmrân: 159
3-Tirmizi, Cihad, 35
4-Al-i İmran: 159; Şûra: 38
5-Koçkan, İlhami, Güz 98, Meşveretten Cumhuriyete, Köprü Dergisi, [ 64. Sayı ] 
6-Nursi, Bediüzzaman Said, Şualar, 14. Şua, s: 317, Yeni Asya Neşriyat
7-www.esselam.net, Karıncalar Âlemi.
8-Nursi, Bediüzzaman Said,14. Şua, s: 317, Yeni Asya Neşriyat
9-Nursi, Bediüzzaman Said, Divan-ı Harb-i Örfi, s: 69, Yeni Asya Neşriyat
10-Nursi, Bediüzzaman Said, Divan-ı Harb-i Örfi, s: 21, Yeni Asya Neşriyat
11-www.hayrettinkaraman.net 
12-Nursi, Bediüzzaman Said, Münazarat, s: 42, Yeni Asya Neşriyat
13-Nursi, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası, s: 226, Yeni Asya Neşriyat
14-www.guvencetin.com, Prof. Dr. Coşkun Can Aktan, Dünyada ve Türkiye’de İnsan Hakları ve Demokrasi
 

Genç Yaklaşım-Ekim 2007

Son Güncelleme ( Pazartesi, 01 Şubat 2010 17:11 )  

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 82 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter