Şu An Buradasınız: Anasayfa Makaleleler İttihad-ı İslamın iki başkumandanı

Risale Akademi

İttihad-ı İslamın iki başkumandanı

e-Posta Yazdır PDF
29 Haziran 2010 Salı 07:17

Osmanlı geleneği son dönemde biri ilmiyede diğeri seyfiyede olmak üzere iki başkumandan yetiştirdi. Bunların gençlik hatıraları arasında önemli benzerlikler vardır. Bu benzerlikleri başka bir yazıda ele almayı düşünüyorum.

Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyeti son kez cihan harbinde hesaplaştılar. Osmanlı orduları savaştıkları her cephede bir insana düşen en üstün fedakarlık ve kahramanlık örneklerini ortaya koymalarına rağmen ümmetin azından üç asırlık günahlarına kurban oldular. Her şeye rağmen iki başkumandan yenilgiyi kabul etmemişlerdi. Bunlardan aziz şehid Enver Paşa cihan harbinin ikinci safhasını kazanacağına inanıyordu. Bu inançla İslam aleminin can düşmanı İngiliz emperyalizmi ile savaşını sürdürmek için Türkistan’a gitti. Fakat zamanın talihi bu savaşı sürdürmek için müsait değildi.

musavver_nursi.jpgİttihad-ı İslamın iki büyük düşmanı olan komünistlerle ve emperyalistlerle savaşmak zorundaydı. Oysa Alem-i İslam perişandı. Avrupa’da birbiri ile boğuşan Rus komünistleri ile İngiliz sömürgecileri kendilerini Kafkasya’da tehdit etmeye başlayan Enver Paşa konusunda anlaşmışlardı.

Ankara her iki güçle bir an önce anlaşıp Enver Paşa korkusunu üzerinden atmak için sabırsızdı.

Enver Paşa şartların farkındaydı. Ancak o attığı adımları İttihad-ı İslamın geleceği için yakılmış bir ışık olarak görüyordu. ‘Biz bir ışık yaktık, bu ışık Ortaasya bozkırlarından bütün dünyaya yayılacaktır’ diyordu.

Son günlerinde bir yandan Almanya’dan balonlarla Duşenbe dağlarına silah getirmenin hesabını yapıyor bir yandan Anadolu’da bir diktatörlüğün kurulmasını önlemek için çareler arıyordu.

Hatıralar doğruysa cihad arkadaşı Bediüzzaman’a yazdığı mektupta ‘buna sadece sen engel olabilirsin Ankara’ya git’ diyordu. Çok geçmeden bir kurban bayramı sabahında cihan harbinin son şehidler kafilesine katılmak saadetine nail oldu. Onun bu güzel akıbeti, niyetinin güzelliğine bir şahitti kuşkusuz!

Bu girişi yapmamın nedeni, yukarıdaki resmi izah etmek içindi. O dönemde bütün gözler İmam Bediüzzaman’a çevrilmişti. Onun harekete geçmesini bekleyenler çoktu. 1925 Nisan’ında Şeyh Said hareketi işitildiğinde Mısır aydınları Bediüzzaman’ın harekete geçtiğini düşünerek el-Musavver dergisine onun bilinen bir resmini kapak yapmışlardı.
Ancak ne Enver Paşa’nın ne de diğerlerinin düşündüğü olmadı. Üstad gerçi Ankara’ya geldi. Ama o artık eski Said değildi. Kısaca 1918-22 yılları arasında geçirdiği ruhi dönüşüm ile birlikte, -esasında fark edilebilinse- bütün cihanı ve düşünce dünyasını etkileyebilecek bir değişim yaşamıştı. 

nursi_enver_pasa.jpgİslam Medeniyeti ile Avrupa felsefesinin büyük hesaplaşması artık cephelerde değil kalplerde ve gönüllerde yaşanacaktı. İmam Bediüzzaman, Risale-i Nur külliyatı ile yeni bir cihad başlatacak, İttihad-ı İslamın gerçek başkumandanı olacaktı.
İttihad-ı İslamın Başkumandanı sadece İslam alemine değil bütün cihana sulh getirecek bir cihad anlayışına sahipti: “Müsbet Hareket.”

“Kur’an bizi menfi hareketten (ya da siyasetten) men ediyor” derken “birinin hatası ile başkası mesul olmaz” mealinde Kur’an’ın gerçek adalet esaslarından birine işaret etmekteydi.
Gelişen teknoloji ile birlikte savaşlar şekil değiştirmişti Ekseriyetle karaborsacı, tefeci, bankacı ve silah tüccarlarının emrindeki zalim siyasetçilerin sebep olduğu savaşlar Kur’an ahlakına aykırıydı.

Bütün ortaçağlar boyunca askerler karşılıklı savaşır, savaşan sadece kendisi ile savaşanı vururdu.  Oysa şimdi savaş, kitle imha silahları ile zulümde yarışmaktı. Bu esastan hareketle terör eylemleri aynı şekilde büyük bir zulümdü. Herhangi bir fikir hareketi, etnik unsur ya da bir cemaat davasında ne kadar haklı olursa olsun terör eylemine baş vurma hakkına sahip değildi. Hiç bir eylem “masum bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibi büyük bir günahtır” esasına göre masum insanları hedef alamazdı

Üstad bu iki esası bir paragrafta şöyle özetler:
“Şimdiki fırtınalı asırda, gaddar medeniyetten neş'et eden hodgâmlık ve asabiyet-i unsuriye ve umumî harpten gelen istibdâdât-ı askeriye ve dalâletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdâdât meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile, tarafgirlik bahanesiyle çok biçâreleri yakacak, o hâlette o da azlem olacak veyahud mağlûb kalacak. Çünki, mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir-iki adamın hatasiyle yirmi-otuz adamı, âdi bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zâyiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlûb vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimanesiyle, o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasiyle yirmi-otuz bîçâreleri ezseler, o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.”

Buna göre bu çağın hastalıkları kendi menfaatini düşünme, ırkçılık, askerî istibdatlar ve dinsizlikten gelen merhametsizlikten kaynaklanmaktadır. Fert olarak bir yandan bu mikropları bünyemizden temizlemeye çalışmak, diğer yandan yaşanan cinayetleri farklı nedenlerle sessiz bir kabulle içselleştirmekten uzak bir samimiyet örneği ortaya koymak gerekmektedir.

Kur’an’ın cihan-şumul değerlerini, uhuvvet-i İslamiyeyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, İttihad-ı İslamı esas alan ‘İslam’ın en yüksek gür sadasına’ karınca kadarınca bir nağme ile iştirak etmek!

NOT: Babamın vefatı dolayısıyla taziyelerini bildiren dostlara teşekkür ederim.

Risale Haber
 

Yorumlar  

 
# RIFAT 2010-06-30 00:00 Şahsi kararıyla bir oldu bittiye getirerek; koskoca Osmanlı Devletinin yıkılmasına ve parçalanmasına sebep olan, hayalperest ve maceracı bir şahsiyete; "İttihad-ı İslamın Komutanı" sıfatının ne derece yakıştığını tarih bilinci olanların takdirine bırakarak.. Yazıda söz konusu edilen "Bediüzzaman’a yazdığı mektupta ‘buna sadece sen engel olabilirsin Ankara’ya git’.." şeklindeki ifadeler olsa olsa mezkür şahsın hayalperestliği ne yeni bir kanıt olabilir.. Esasen bu şahsın; Alman denizaltısı ile yurt dışına kaçtığı, sonra Orta Asya`da Turancılık aşkıyla galeyana getirdiği bir avuç zavallı ile birlikte Kızıl Ordu karşısında telef olduğu tarihler ile, Bediüzzaman`ın İstanbul`dan Ankara`ya gittiği ve sonra oradaki durumu görüp manevi mücahede için Van`a gittiği tarihler mukayeseli bir şekilde göz önünde bulundurulursa böyle birşeyin mantıklı dayanağının olmadığı görülecektir.. Ayrıca Sarıkamış şehitlerinin vebalini ve İttihat Terakki`nin entrika ve zulümlerini unutmamak gerekir.. Saygıyla Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf d. 2010-07-13 03:00 Rıfat bey, üstad Bediüzzaman hz. nin "Enver ile Atraniki bir tutmadığını" hatırlatmak isterim.
-Osmanlının yıkılması.. hayalperest.. kaçtığı vs. bu üslup bize göre değil. Vicdanları sızlatır.
-Bir arkadaşımız şöyle ifade etmişti "Nutukta övülen kimseler ile yerilen kimseleri karşılaştırın ona göre yorum yapın". Evet bunu yaparsanız insafla bakarsınız diye düşünüyorum. Burhan Bozgeyik'in kitaplarında benzeri birçok mesele var. Devamı var.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2010-07-20 16:21 Muhterem Yusuf Bey, Osmanlı Paşası Enver`le Ermeni Antranik `i BİR tutmak ve isim Aliyormusun. Tarih`i ve Tarihi şahsiyetleri objektif olarak değerlendirmek gerekir. Yoksa tarih masal, şahıslar da masal kahramanı olmaktan öteye geçemez. Enver Paşanın Muzaffer BİR başkumandan hazırsındır edilmesi doğru değildir takdim. Bediüzzaman manevi BİR başkumandan olarak muzafferdir ama Enver paşa Click aynı şeyi söylemek mümkün. Şehit olup olmaması net gerçeği değiştirmez. Lütfen resmine dikkatlice bakınız, yakasında Haç şeklinde BİR madalya göreceksiniz. O madalya, koskoca Osmanlı Devletini şahsi kararı ile Almanların yanında savaşa soktuğu ve ordunun başına Alman Generalleri getirdiği Click verilmiş öndeydi gerek. Ayrıca Sarıkamış'ta şehit sayısının 90 bin ya da 20 bin olması, ordunun, yanlış bir kararla Rusların karşısına çıkamadan bir gecede soğuktan mahvedilmiş olması gerçeğini değiştirmez. Sonuç olarak, onun met hazırsındır maceraperest yanlışları olmasaydı, herhalde bahsettiğiniz Nutuk da Natık`ı da olmazdı. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Rafet KALYONCU 2010-07-21 09:56 Muhterem Yusuf Bey, Osmanlı Paşası Enverle Ermeni Antraniki bir tutmak söz konusu değildir. Tarih`i ve Tarihi şahsiyetleri objektif olarak değerlendirmek gerekir. Yoksa tarih masal, şahıslar da masal kahramanı olmaktan öteye geçemez. Enver Paşanın Muzaffer bir başkumandan olarak takdim edilmesi doğru değil. Bediüzzaman manevi bir başkumandan olarak muzafferdir ama Enver paşa için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Şehit olup olmaması bu gerçeği değiştirmez. Lütfen resmine dikkatlice bakınız, yakasında haç şeklinde bir madalya göreceksiniz. O madalya, koskoca Osmanlı Devletini şahsi kararı ile Almanların yanında savaşa soktuğu ve ordunun başına Alman Generalleri getirdiği için verilmiş olsa gerek. Ayrıca Sarıkamış'ta şehit sayısının 90 bin ya da 20 bin olması; ordunun, yanlış bir kararla Rusların karşısına çıkamadan bir gecede soğuktan mahvedilmiş olması gerçeğini değiştirmez. Sonuç olarak, onun bu gibi maceraperest yanlışları olmasaydı, herhalde bahsettiğiniz Nutuk da Natık`ı da olmazdı. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf d. 2010-07-13 03:01 -hadiseye hemen unsuriyetçi bir yaklaşımda bulunmamak gerekir inancındayım. Şehit Enver paşanın bu fikirleri taşıdığı bir vakıadır. Hangi seviyede olduğunu bilen var mı?
-Ayrıca çokça abartılan Sarıkamış şehitleri sayısı, o konuda "ciddi" ve populist düşünceden uzak şahıslar tarafından 90 bin olamayacağı azami 20 bin olabileceği ifade edilmiştir.
-Bununla birlikte bir kişi bile olsa can kaybının olması asla hoşgörülmez. Bir ideal için feda olacak canlar gerekiyorsa o başka. Değil mi ki Üstad hz. demokrasi ve hürriyet mücadeleleri yapan milletler için, birçok insanın bu dava uğruna kellesini verdiği ve az olduğu…
-Şunu da gözden uzak tutmayalım; Üstad hz. ile Enver Paşanın mücadele anlayışı ve metodu elbette farklıdır. Selam ve Muhabbetle.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# H Kazan 2010-09-16 04:31 sayın yazar bediüzzaman hakkında gerek diğer yazılarınızda ve gerekse bu yazınızda özellikle "imam bediüzzaman" ifadesini kullanıyorsunuz . böyle bir ifade risale-i nur külliyatında veya kültüründe ya da bediüzzamanın takipçileri tarafından nerede kullanılmış var ise lütfen kaynağını gösterirseniz sevinirim. selamlar Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 102 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

Çok Okunanlar

free hit counter