Şu An Buradasınız: Anasayfa Makaleleler 20. yüzyılın başlarında Selanik ve Bediüzzaman

Risale Akademi

20. yüzyılın başlarında Selanik ve Bediüzzaman

e-Posta Yazdır PDF

Yunanistan’ın ikinci büyük şehri ve  limanıdır. Nüfusu bir milyonun üzerindedir. Sultan I. Murad tarafından Osmanlı topraklarına katılmış ise de, o günün şartları gereği birkaç sefer el değiştirdi. Sultan II. Murad tarafından 1430 yılında kesin olarak Osmanlı Devletine katıldı. 


İspanya’da sayıları yüz binleri bulan Yahudiler din değiştirip Hıristiyan olma veya ülkeyi terk etme tercihleri ile karşı karşıya bırakıldı. Avrupa’da hiçbir ülke Yahudileri kabul etmeye yanaşmadı. Bir kısım Yahudiler takiyye yaparak Hıristiyanlığı kabul ettiklerini açıkladılar.  Fakat daha sonraları bunların sadece görünüşte din değiştirdikleri anlaşılınca, yapılan zulümlerin şiddeti daha da arttı. Bunlara yardım eli Osmanlı Sultanı II. Bayezid tarafından uzatıldı.İspanya’da zulme uğrayan  Sefarad Yahudilerinin Sultan II Bayezid tarafından 1492 yılında  Osmanlı Devletine kabul edilmesi ve Selanik’te iskân edilmeleriyle birlikte bu şehre büyük bir Yahudi göçü başladı ve nüfus olarak çoğunluğu ele geçirdiler. Yahudilerin bir kısmı da İstanbul’a ve İzmir’e  yerleştirildi.Bunlar yüz yıllarca Osmanlı vatandaşı olarak barış ve huzur içinde yaşadılar.

Osmanlılar tarafından şehrin ortasına beyaz taşlardan oluşan yüksek bir kule inşa edildi. Daha sonraları bu kule ‘’Beyaz Kule’’ adıyla şehrin simgesi haline geldi. Selanik, Balkan Savaşının sonuna kadar Osmanlı devletinin idaresinde kaldı ve bu savaşın sonunda 1912 yılında imzalanan Bükreş antlaşması ile Yunanistan’a bırakıldı. (1) 


17 yüzyılda Sabetay Sevi tarafından başlatılan  Sabetayizm düşüncesi Selanik’te Müslüman olan Yahudiler tarafından çok büyük bir  alaka ile karşılandı. Sabetay Sevi,  Yahudiler arasında 1648 yılında Mesihliğini ilan ettikten sonra, Osmanlı yönetimi tarafında tutuklandı. Hayatta kalması, İslamiyeti kabul etmesine  bağlanan Sevi, görünüşte İslamiyeti kabul ederek Mehmet Aziz Efendi ismini aldı ve canını kurtardı. Ancak hiçbir zaman gerçek anlamda Müslüman olmadı.  Onunla birlikte çok sayıda Yahudi de aynı yolu takip etti. Ancak bir kısım Yahudiler, görünüşte de olsa Müslümanlığı kabul etmeyeceklerini ifade ederek, Sabetay Sevi’den ayrıldı. Fakat Sevi her şeye rağmen Yahudi inançlarına bağlılığını hep sürdürdü. Çok sayıda Yahudi de aynı yolu takip etti. ‘’Sabetayizm’’ ve ‘’Dönmecilik’’ bu şekilde yaygınlaştı. Çok kapalı ve inançlarını gizleyen bir topluluk olarak, birbirlerine son derece bağlı bir şekilde yaşadılar. Sabetayizm, özellikle Selanik ve çevresinde büyük bir taraftar kitlesine sahip oldu.  Osmanlı topraklarındaki ilk mason locası Selanik’te kuruldu. 500 yıla yakın bir süre boyunca Osmanlı Hakimiyeti altında bir barış, kültür ve kardeşlik kenti olarak önemli bir iz bıraktı.


1905-1906 yılında Osmanlı yetkililerinin yaptığı son nüfus sayımına göre, Müslümanların sayısı 24.699 (%30.75), Rumların sayısı 10.594 (%13.19), Yahudilerin sayısı 44.331 (%55.20) ve diğer kavimlerin toplamı ise 675 (%0.84) kişidir. 1913 yılında Yunan idaresinin yaptırdığı ilk sayımın sonuçlarına göre, Selanik’in nüfusu 157.889’du ve bunların 39.956’sı Yunan (%25.30), 61.439’u Yahudi (%38.91), 45.867’si Türk (%29.05), 6263’ü Bulgar (%3.96) ve 4364’ ü diğer milletlerden (%2.76) oluşuyordu. (2) Selanik’teki Müslüman nüfus içinde, hatırı sayılır bir oranda Yahudi Dönmesi-Sabetayist bulunuyordu.  Selanik’te dönmelere kesinlikle ‘’bey’’ diye hitap edilmez, onlara ‘’efendi’’ denirdi.  O sıralar Selanik Belediye Başkanı olan Sabetayist Hamdi Efendi, Sultan Abdülhamid’in izniyle ‘’bey’’ ünvanına yükseltildi.(3)


Bu sayımların sonucundan, Selanik’in Yunanistan’a devredilmesi ile birlikte çok sayıda Yunanlının şehre gelip yerleştiği ve demografik yapıda büyük değişmelerin meydana gelmeye başladığı görülmektedir. Çok geçmeden sadece üç yıl sonra, 1916’da Yunan nüfusunun oranı % 40’a yükseldi.  1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile yapılan nüfus mübadelesi sonucu, Anadolu’da yaşayan binlerce Rum ile Selanik’teki Türklerin mübadelesi gerçekleşti. 1912-1940 yılları arasında 25 bin kadar Yahudi, Selanik’i terk etmek zorunda kaldı ve 2. Dünya Savası sırasında 46 bin Selanik Yahudi’si Nazi kamplarında öldü ve Selanik Şehri tamamen Helenleşti.(4)


19. yüzyılın ortalarında Selanik’te altısı küçük olmak üzere 18 adet kilise, bir Osmanlı Kadı Siciline göre, çoğu bakımsız olmak üzere 34 adet camii, 49 adet mescit ve 20 civarında sinagog bulunmaktaydı.(5) Yahudilere ait 16 mahalle,  Hıristiyanlara ait 12 mahalle ve Müslümanlara ait 43 adet mahalle mevcuttu. Selanik’te 1846, 1847, 1848 ve 1856 yıllarında büyük oranda can ve mal kaybına yol açan büyük yangınlar olmuştu. 1814 yılında Selanik’te meydana gelen veba salgınında 15 bin kişi, 1837–1838 yılları arasında meydana gelen salgında ise 6 bin kişi ölmüştü. 1832 ve 1848 yılında meydana gelen iki ayrı Kolera salgınında ise binlerce kişi hayatını kaybetmişti.


19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Selanik Limanı çok hareketliydi ve büyük bir ticari hareketliliğe sahne oluyordu. Yine 19. yüzyıl içerisinde Selanik, demiryolu ile, Mitroçiva, Üsküp, Belgrat, Manastır, Dedeağaç ve İstanbul’a bağlanmıştı.  Bu ekonomik hareketliliğe bağlı olarak Selanik’te her kesime hitap eden okullar, bankalar, fabrikalar, oteller, kafeler, hanlar ve lüks mağazalar bulunmaktaydı. Ticaret hayatı bakımından bir fikir vermesi açısından söylemek gerekirse,  1898’de Selanik’te bulunan 2 bin esnafın 446’sı kunduracı, 302’si terzi, 297’si marangoz, 290’ı tenekeci, 106’sı demirci ve geri kalan 559’u da diğer meslek gruplarına mensup esnaftan oluşuyordu.(6)


Paris’te kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti, en iyi örgütlenmesini Selanik’te yaptı.  Bunun en büyük sebebi, sürgün edilen ve İstanbul’dan uzaklaştırılmak istenen subayların önemli bir kısmının Selanik’e gönderilmesidir. Bu subaylar da, idare ve saray ile olan anlaşmazlık ve hoşnutsuzluklarını bu şekilde ortaya koydular. Bu subaylar ve memurlar, burada tam bir dayanışma ile Sultan II. Abdülhamid Han’a karşı ciddi bir örgütlenme gerçekleştirdiler.   İttihat ve Terakki Cemiyetinin fikri, askeri ve siyasi hazırlıkları büyük ölçüde burada yapıldı. Cemiyetin kurucusu Ahmet Rıza ile Doktor Nazım çok yakın iki dosttular.


Cemiyetin yayın organı olan Meşveret Gazetesi Paris’te 15 günde bir yayınlanıyor ve gizlice İstanbul, İzmir ve Selanik gibi şehirlere gönderilerek abonelere ulaştırılıyordu. Gazetenin yayın işleri ile o sıralar Fransa’da doktorluk eğitimi alan ve ‘’Selanikli Nazım Efendi’’ olarak bilinen Doktor Nazım ilgileniyordu. İttihat ve Terakki Cemiyetinin 1902 yılında Paris’te yapılan kongresinde şiddetli tartışmalar yaşandı ve burada bir bölünme meydana geldi.  Federatif sistemi ve şahsi teşebbüsü savunan Prens Sabahaddin bir grup arkadaşıyla ayrılarak  ‘’Teşebbüs-ü Şahsi ve Âdem-i Merkeziyet Cemiyeti’’ni kurdu.  Federatif sisteme karşı çıkan ve devletçi ekonomiyi savunan pozitivist Ahmet Rıza ve Dr. Nazım başkanlığındaki grup ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak yoluna devam etti. (7)


Dr. Nazım, daha sonraları İstanbul’da hakkında verilen giyabi idam kararına rağmen, örgütlenmeyi organize etmek üzere kılık ve isim değiştirerek memleketi olan Selanik’e geldi. Selanik’te hareketin başında Posta Memuru Mehmet Talat Efendi bulunuyordu. Mehmet Talat Efendi’de birçok İttihatçı gibi dönmeydi.(8)

Meşhur dönmelerden ve Selanik’te kurulan Feyziye Mektepleri Müdürü olan Selanikli Cavid’de,  hareketin buradaki önde gelen simalarındandı. Burada yaşayan Sabetayistler çocuklarını, kendi kurdukları mekteplerin dışında herhangi bir mektebe göndermiyorlardı.   Şemsi Efendi Mektebi de,  Feyziye Mekteplerine bağlı olarak faaliyette bulunuyordu.  Çok sayıda asker mensubunun olması sebebiyle, hareketin askeri merkezi Selanik’teydi. Selanik’te çok sayıda Sabetayist olduğundan, Masonluk ta hızlı bir şekilde yayılmıştı. İttihad ve Terakki üyelerinin bir kısmının mason olmasını sağlayan kişi de, sonradan Selanik Milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’da da görev yapacak ünlü Yahudi Emmanuel Karasso idi.


27 Eylül 1907’de merkezi Selanik’te bulunan Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin, İttihat ve Terakki Cemiyetine katılmasıyla birlikte, Cemiyetin Selanik’teki gücü büyük oranda arttı ve faaliyetleri yoğunlaştı. Bununla birlikte Selanik tam bir ihtilal merkezi haline geldi. Sultan Abdülhamid’in, duruma hâkim olmak için baskıları arttıkça, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinin de tepkisi daha da şiddetlendi. 1908 yılının başlarında aralarında Resneli Niyazi ve Binbaşı Enver Bey olmak üzere çok sayıda İttihatçı subay, silahları ile dağa çıktı. Bunun ardında isyan yayıldı ve birçok yerde subaylar dağa çıktılar. Tahkikat için gelen çok sayıda görevli, isyancılar tarafından öldürüldü.  Padişahın emrine uymayan askerler, isyancılara karşı koyacaklarına, onlara katıldı.  Geniş bir boyut kazanan bu isyana sivil halk da büyük oranda destek verdi.  Manastır, Serez ve Üsküp başta olmak üzere Rumeli şehirlerinin çoğunda gösteriler düzenlendi. Osmanlı Sarayı’na, Meşrutiyet’in kabulünü ve Anayasanın yeniden ilanını talep eden çok sayıda telgraf gönderildi.


Bütün bu olayların neticesinde Sultan Abdülhamid, daha fazla kan dökülmesine mani olmak için, 23 Temmuz 1908’te Anayasa’yı ilan ederek, Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanmasını kabul etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu şekilde amacına ulaştı ve yönetime tamamen hâkim olmak için yavaş yavaş ipleri ele geçirmeye başladı. 24 Temmuz 1908’de Selanik’te çok büyük bir gösteri düzenlendi. Yapılan gösteride,  Sultan Abdülhamid’in yeniden ilan ettiği Anayasa’ya bağlılık yemini yapıldı, Hürriyet, Eşitlik, Kardeşlik ve Adalet konusunda konuşmalar yapıldı. O güne kadar çete reisi olarak aranan kişiler burada kahraman gibi karşılandı.


Bu olayların neticesinde Enver Bey, beraberindeki diğer subaylarla birlikte dağdan indi ve Selanik’te büyük ve coşkulu bir kalabalık tarafından kahramanlar gibi karşılandı. Daha sonra Enver, Talat ve Cemal Beyler, İttihatçıların diğer liderleriyle birlikte İstanbul’a gittiler. İttihat ve Terakki Cemiyetinin Lideri Ahmet Rıza ise geldiği İstanbul’da büyük bir kalabalık tarafından karşılandı, mebus olarak seçildi ve Meclis-i Mebusan’ın Reisliğine getirildi.


31 Mart Olayını bastırmak amacıyla Selanik yine devreye girecek, düzenli ordu ile birlikte çok farklı etnik unsurlara mensup çetecilerden oluşan büyük bir güç, Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu adı altında bir araya gelerek İstanbul’a gidecek ve isyanı çok kanlı bir şekilde bastıracaktı.


31 Mart Olayının bastırılması ve Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra, Sultan’a sürgün yeri olarak Selanik seçilecek, burada Alatini Köşkü’nde tecrid edilmiş bir hayat sürecek, 1912 yılındaki Balkan savaşına kadar Selanik’te ikamet edecekti.


Selanik, Balkan Savaşının ardından imzalanan Bükreş Antlaşması ile beş yüz senelik Osmanlı İdaresinden sonra 1912 yılının Kasım ayında Yunanlılara devredildi. Selanik’in Yunanlılara geçmesi ile birlikte büyük bir Yunalılaştırma faaliyeti başladı. Kısa bir süre içerisinde, bütün mahalle, sokak, cadde, mağaza isimler Yunancaya çevrildi. 1917 yılında meydana gelen büyük yangın sonunda ayakta kalan birçok Osmanlı izi de silinmiş oldu. Bu yangında 9500 bina tahrib oldu ve 70 bin kişi evsiz kaldı.(9)  Bu yangın sonunda şehri restore etmek bahanesiyle, bütün Osmanlı eserleri ve camiler yıkıldı.


Bediüzzaman Hazretleri, demografik yapısı bir hayli karışık olan bu kozmopolit şehri iki sefer ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerden birincisi,  II. Meşrutiyet’in kabul edildiği tarihten kısa bir zaman sonradır. Hürriyet Meydanında, ‘’Hürriyete Hitab’’başlığı altında ve büyük bir ilgi ile takip edilen bir konuşma yaptı. Bu ziyareti hangi vesile ile gerçekleştirdiği tam olarak bilinmemekle birlikte, İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri tarafından yapılan bir davet neticesi olarak gerçekleşmiş olması ihtimali çok kuvvetlidir. Çünkü Onlar da, Bediüzzaman Hazretlerinin hürriyet ve meşrutiyet hakkındaki ikna edici görüş ve konuşmalarının farkına varmışlardır. Bediüzzaman Hazretleri de böyle bir daveti,  şer’i hürriyeti anlatmak için bir vesile olarak kullanmış ve büyük tesir meydana getirmiştir.


Selanik’teki Hürriyet Meydanı, bu sıralarda, her gün yapılan rutin toplantı ve gösterilerin merkezi konumundaydı. Bu konuşma yapılırken meydanda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen mensupları da bulunuyordu. Bu nutuk, Bediüzzaman Hazretleri’nin hürriyet ve meşrutiyet hakkındaki görüşlerini ifade eden bir tarihi belge olması açısından çok önemlidir. Selanik’ten kısa bir süre önce İstanbul’da da irad edilen bu hitabenin giriş kısmında şu ifadeler bulunmaktaydı. ‘’Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun ki, benim gibi bir bedevîyi tabakàt-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve úmum millet zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşîr ediyorum. Eğer aynelhayat Şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşv ü nema bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakkî edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağraz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse...’’(10)


Bediüzzaman Hazretleri bu girişten sonra milletin saadetine vesile olacak beş kapı hakkında açıklamalarda bulunur ve bu prensipleri “şeriat dairesinde ittihad-ı kulub, muhabbet-i milliye, maarif, sa’yi insani ve terk-i sefahet” olarak sıralar ve bunları geniş bir şekilde izah eder.


Selanik’te bir müddet kalan Bediüzzaman Hazretleri, Selanik Milletvekili Emmanuel Karasso’nun isteği üzerine kendisiyle bir görüşme yapar. Emmanuel Karasso, Theodor Herzl ile birlikte Siyonizmin önde gelen simalarındandır. Aynı zamanda Makedonya Risorta Mason Locasının Üstad-ı Azam’larındandı. 

Bediüzzaman’ın şöhretini duyan ve tesirini yakından müşahede eden Karasso, bu görüşme ile davası için Bediüzzaman Hazretleri’nden yararlanmanın planlarını yapmaktadır.  Ancak görüşme devam ederken telaşlı bir şekilde görüşmeyi yarıda keserek dışarı fırlar. Dışarıda görüşmenin neticesini bekleyen dostlarının soruları üzerine şu tarihi itirafta bulunmak zorunda kalır:  “Eğer biraz daha içeride kalsaydım, beni de Müslüman edecekti.”


Bediüzzaman Hazretleri’nin İkinci Selanik ziyareti ise,  Sultan Reşad’ın 6 Haziran 1911 tarihinde başladığı Rumeli seyahatine, Şark vilayetleri adına katılarak gerçekleşmiştir. Bu seyahat Osmanlı Sultanlarının Balkanlara yaptığı en son ziyaret olması açısından önemlidir. Bu seyahatin maksadı, bu bölgelerin Osmanlı ile olan bağlılığını pekiştirmekti. Fakat geç kalmış ve maksadına ulaşamamış bir ziyaret olarak tarihe geçti. Çünkü bu seyahatin ardından, Balkan Ülkeleri teker teker Osmanlı Devleti’nden ayrılacak ve bağımsızlıklarını ilan edeceklerdi. Bu seyahat İstanbul’dan deniz yolu ile başlamış ve Selanik’ten sonra tren ile devam etmiştir. Kalabalık bir ekip halinde gerçekleştirilen bu seyahat esnasında Selanik’te iki gün kalınmıştır.


Üsküp’e trenle gidilirken, aynı kompartımanda beraber seyahat ettikleri ve modern mekteplerde görev yapan iki öğretmen ile Bediüzzaman Hazretleri arasında bir konuşma cereyan eder. Bu uzun sohbetin başında bu öğretmenler ‘’hamiyet-i diniye mi, yoksa hamiyet-i milliye mi daha kuvvetli, daha lazım?’’ şeklinde bir soru tevcih ederler. Bediüzzaman bu soruya verdiği cevapta şu görüşleri ifade eder: ‘’Biz Müslümanlar indimizde ve yanımızda din ve milliyet bizzat müttehiddir.  İtibari, zahiri küçük bir ayrılık var. Belki de din milliyetin hayatı ve ruhudur. İkisine birbirinden ayrı ve farklı bakıldığı zaman; hamiyet-i diniye avam ve havassa şamil oluyor, hamiyet-i milliye yüzden birisine, yani menafi-i şahsiyesini millete feda edene has kalır. Öyle ise, hukuk-u umumiye içinde hamiyet-i diniye esas olmalı. Hususan biz Şarklılar, Garplılar gibi değiliz. İçimizde kalplere hâkim hiss-i dinidir. Kader-i ezelinin ekser enbiyayı Şark’ta göndermesi işaret ediyor ki, yalnız hiss-i dini Şark’ı uyandırır, terakkiye sevk eder. Asr-ı Saadet ve Tabiin onun bir bürhan-ı kat’isidir…  Hamiyet-i  İslamiye, en kuvvetli ve metin ve Arştan gelmiş bir zincir-i nuranidir, kırılmaz ve kopmaz bir ürvet-ül vuskadır, tahrip edilmez, mağlup olmaz bir kudsi kal’adır.’’(11)


İstanbul’a döndükten sonra bu tren kompartımanında yapılan bu konuşma ‘’Teşhis-ül İllet’’ adı ile ve Arapça bir risale olarak neşredilmiştir.  Bu eser, daha sonraları Türkçe’ye tercüme edilerek Hutbe-i Şamiye’ye eklenmiştir.


Üsküp’e yapılan bu ziyaret sırasında Bediüzzaman Hazretlerini gören yaşlı Üsküp’lülerle görüşen İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Öğretim Üyelerinden Bekir Sadak ve Saraç Kemal Vardarlı,, hatıralarında şunları anlatmaktadırlar: “Bediüzzaman’ın ayaklarında çizmeleri vardı. Bıyıkları kısa, gözleri parlak idi. Buğday tenli, yakışıklı, heybetli bir genç idi. Elinde altın savatlı, Çerkez yapısı kamçısı, belinde fildişi saplı hançeri vardı.  Kısa zamanda Üsküp’te ‘’Bediüzzaman Molla Said Efendi’’ diye tanınmıştı. Üsküp âlimleri grup grup ziyaretine gelerek sualler soruyorlardı. Üsküp’te daha sonra zelzeleden yıkılan idadiyenin balkonunda Sultan Reşad halkı selamlarken, hemen yanında Bediüzzaman da vardı. Binlerce Üsküp’lü onlara büyük tezahürat yapmıştı.’’(12)


Bu seyahat esnasında Bediüzzaman Hazretleri, Sultan Reşad ile yakın bir dostluk kurar.. Medreset-üz Zehra Projesini Sultan’a detaylı olarak anlatmak ve ikna etmek imkânı bulur. Daha sonraları Kosova’da temeli atılan Üniversite’nin gerçekleştirilmesi imkânı kalmayınca, buranın ödeneği Medreset-üz Zehra’ya aktarılır. Ancak malum sebeplerden dolayı gerçekleşmesi mümkün olmaz.


Rumeli seyahati, yaklaşık olarak üç hafta sürer. Kosova’da Sultan Murat Hüdavendigar’ın şehit edildiği ovada yüz bin kişinin katıldığı bir Cuma namazı kılınır. Selanik’e trenle geri gelinir. Selanik’ten deniz yoluyla İstanbul’a 26 Haziran 1911 tarihinde varılır. 


Dipnotlar:
1-Meydan Larousse, 17. Cilt.
2-Meropı Anastassıadou, Selanik, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2001, Sayfa:89-90
3-Soner Yalçın, Efendi, Doğan Kitap, İstanbul, 2004, Sayfa:57
4-Meropı Anastassıadou,  Age, Sayfa:380-381
5-Meropı Anastassıadou,  Age, Sayfa:44-53
6-Meropı Anastassıadou,  Age, Sayfa: 299
7-Soner Yalçın, Efendi, Sayfa: 75
8-N. Rıfat Bali, Musa’nın Evlatları, Cumhuriyetin Çocukları, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, Sayfa: 54
9-Meropı Anastassıadou,  Selanik, Sayfa: 370
10-Tarihçe-i Hayat, sayfa:47
11-Hutbe-i Şamiye, sayfa: 56
12-Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla BSN. 6. Baskı, Yeni Asya Yayınları,  İstanbul, 1979


Risale Haber

Son Güncelleme ( Pazar, 13 Kasım 2011 18:55 )  

Yorumlar  

 
# Adnan Tüzün 2009-07-26 16:41 Üstâdın Selanik ve Balkan gezisini bir yudum su letafetinde özetleyen A.Kadir kardeşime akademik çalışmlarında muvaffakiyetler diliyorum Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 177 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

Çok Okunanlar

free hit counter