Şu An Buradasınız: Anasayfa Makaleleler Osmanlının Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Arama

Risale Akademi

Osmanlının Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi

e-Posta Yazdır PDF

Giriş

1876 Kanun-ı Esasinin kabul ve ilanından sonra Osmanlı “Meşrutiyet” yönetimine geçmiş oldu. Bu bakımdan 1876 Osmanlı tarihi bakımından dönüm noktasıdır. İslam Tarihinde peygamberimizin (sav) M. 632 yılında “Medine Sözleşmesi” ile Anayasal sistemi fiilen uygulamasından 1244 sene sonra ilk defa “Anayasal Sisteme” geçilmiş oldu. Ayrıca Kanun-ı Esasinin kabulü ile halkın seçtiği temsilcilerden oluşan bir Meclis-i Mebusan ile yönetilmeye başlamış oldu.

Meclis-i Mebusan’ın çalışmaya başlaması ile ülkede meydana gelen olumsuzlukların sorumluluğu da “Meclise ve Kanun-i Esasiye” yüklenmeye başlanmıştır. Gerçekte ise ne Kanun-i Esasi’nin tam olarak uygulanmasına ve ne de “Meclis-i Mebusan”ın düzgün bir şekilde çalışmasına fırsat verilmemiştir. Gerek alaylı askerler, gerekse bir takım bürokratlar meşrutiyeti şeriata aykırı gören mutaassıp medrese ve ulema kesimi ülkenin olumsuz gidişatından “Meclis-i Mebusanı” ve “Kanun-ı Esasi”yi suçlayarak büyük bir muhalefet cephesi oluşturmuştu. Bu durum Meclisin işlemesine ve çalışmasını oldukça zora sokuyordu. Bu durumdan rahatsız olan bir diğer kesim de “henüz şartların tam olarak oluşmadığı” tezini dile getirerek “Meclisin açılışının ve meşrutiyetin ilanının” daha sonraya bırakılması gerektiği düşüncesini dillendiriyorlardı.

Kanun-ı Esasinin uygulanması, Meclisin teşekkülü ve seçimlerin yapılması bu siyasi ve sosyal şartlar içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan sebeplerin, iç ve dış etkenlerin farkında olan aydınlar, bu çöküşe dur diyebilmek ve devleti ayakta tutabilmek için samimi bir çaba içine girmediklerini kimse iddia edemez. Bütün çabalar devletin ebed müddet bekasına dönüktü. Ama ne var ki çözümde birliği sağlamakta zorlanıyorlardı. Osmanlı’nın yeniden ihyasını “Hürriyet, adalet ve eşitliği sağlayarak” mümkün olacağını savunan aydınlar bunun ancak “Meclis eliyle mümkün olacağı görüşünde fikir birliği içindeydiler, ama bunu toplumun tüm kesimlerine kabul ettirmek gerçekten zordu. Osmanlı’nın savaş cephelerindeki kayıpları meclisin ve aydınların işini daha da zora sokuyordu. Bu nedenle hükümetin ve parlamento üyelerinin zaferlere, toplumunda zafer haberlerine büyük ihtiyacı vardı. Almanların yanında yer alarak I. Dünya savaşına katılma kararı alınmasında bu sosyolojik ve siyasi başarı beklentisi ve ümidinin büyük payı olduğu inkâr edilemez.

1. İlk Osmanlı Meclis-i Mebusanı (19 Mart 1877- 28 Haziran 1877)

Kanun-i Esasi’nin kabulünden sonra “Seçimle” ilgili maddeleri yürürlüğe girdiği için ilgili maddeler gereği “Seçim Kanunu” hazırlanarak Osmanlı Devleti 29 bölgeye ayrıldı. Bu bölgeler;  İstanbul, Ankara, Aydın, Adana, Bağdat, Basra, Bosna-Hersek Cezayir, Diyarbakır, Erzurum, Edirne, Girit, Halep, Hicaz, Hüdavendigar, İşkodra, Konya, Kosova, Elazığ, Selanik, Manastır, Sivas, Suriye, Trablusgarb, Trabzon, Tuna, Van, Yanya ve Yemen vilayetleridir. (1) Nüfus sayımı yapıldı ve her 50.000 erkeğe bir vekil düşecek şekilde seçim kararı alındı. Böylece her bölgenin seçeceği milletvekili sayısı belirlendi. Buna göre 71 Müslüman, 44 Hıristiyan, 4 Yahudi vekil meclise girmiş oldu.

Padişah Sultan Abdülhamit ayrıca 21’i Müslüman olan 26 kişilik bir de “Meclis-i Ayan” oluşturdu. Her iki meclisin vekilleri belirlendikten sonra 19 Mart 1877 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nın kabul salonunda açılış yapıldı. Meclis-i Mebusan’ın açılış töreninde padişahın nutku Said Paşa tarafından okundu. Böylece Meclis resmen görevine başladı.

Meclisin açılması ile eleştiriler de yapılmaya başlandı. Osmanlı devletinin bu parlamentosu her kesimden halkı temsil eden tam demokratik bir meclisti. Dünyaya örnek olacak bir meclisti. Dini, ırkı, kültürü ve anlayışı farklı olan unsurların temsilcilerinden oluşan çok mükemmel bir meclisti. Dünyada bunun benzeri de yoktu. Günümüz pek çok dünya parlamentolarından daha demokratik ve hürriyetçi bir meclisti. Seçilen mebuslar da vilayetlerin meclis üyelerinden seçilmiş oldukları için memleketin eşrafını temsil ediyorlardı, varlıklı ve kültürlü idiler. Bundan dolayı meydana gelen meclis de tarihin en demokratik ve kültür seviyesi yüksek bir meclisti. (2)

Birinci Meclisin çalışmalarını 28 Nisan 1877 (Rumi 1293) tarihinde Eflak ve Buğdan’a girerek Osmanlı’ya karşı savaş açtı. Osmanlı da Tuna ve Kafkasya cephesinde Rusya’ya karşı savaşa girmiş oldu. Bu savaş Meclis-i Mebusan’a çok sıkıntılı günler yaşattı. Bu nedenle meclis yeniden seçim kararı almış oldu. Dolayısıyla ilk meclis 56 oturum toplanmış ve normal süresi içinde 28 Haziran 1877’de yeni seçim kararı alarak dağılmıştır. (3)

2. II. Meclis

Birinci meclisin aldığı karar çerçevesinde yeniden yapılan seçimlerde 96 üye meclise girme hakkı kazandı. Seçilen milletvekilleri partileri değil, yörelerini temsilen seçiliyorlardı, seçildikten sonra da “Kanun-ı Esasi”nin 71. maddesi gereği tüm Osmanlı’yı temsilen görev yapıyorlardı. Bu şartlar dâhilinde seçilen 56’sı Müslüman 96 üye 13 Aralık 1877’ de yeniden göreve başladılar. Meclis-i Ayan’da ise üye sayısı 26’dan 28’e çıkarılmıştır.

Sultan Abdülhamit açılış konuşmasında Kanun-i Esasi’nin uygulanmasının önemine dikkat çekerek “Kanun-ı Esasi’nin çok mükemmel surette işlemesi ve tesir yapması devletimizin selameti için tek çaredir. Kanun ve siyaset meselelerinde gerçeği bulmak ve memleketin çıkarını sağlamak mebusların hürriyet ile fikirlerini bildirmelerine bağlıdır.” demiştir. (4)

93 Harbi’nin dehşetli zamanlarında açılan ve faaliyete başlayan II. Meclis-i Mebusan, çok daha gürültülü ve sert tartışmaların yaşandığı bir meclis olmuştur. Bir müddet sonra Osmanlı-Rus savaşı ile ilgili tartışmalar ve konuşmalar o dereceye varmıştır ki asıl görevi olan yasa yapma ve kanun çıkarma görevini bir tarafa bırakarak hükümetin icraatlarını tenkit etmeye ve savaşla ilgili kararlar almaya başlamıştır. Meclislin çalışmalarını ve oturumlarını yakından izleyen padişah da bu durumu ve politikacıların entrikalarını izliyordu. Savaşın felaketinin mecliste oluşan grupların çatışmalarına bağlayan meclis dışındaki muhalif grupların da kışkırtmaları ile meclis aleyhinde olumsuz bir havanın meydana geldiğini gören padişah bu haliyle meclisin devamında fayda yerine zarar ihtimalinin yüksek olmasını dikkate alarak “Kanun-i Esasi”nin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak “Meclis-i Mebusan”ın süresiz feshine karar verdi.

Halife ve Sultan Abdulhamid’in “İrade-i Seniyyesi” ile 18 Şubat 1878 tarihinde Meclisi tatil edildi. Padişahın bu kararı Meclisin Feshi ve Meşrutiyetin kaldırılması değildi. Zira “Kanun-ı Esasi” yürürlükteydi ve meclisin yeniden toplanmasına kadar sadece “Meclis-i  Mebusan” tatil edilmişti. Savaş şartları ortadan kalktığı zaman yeniden açılacaktı. Ancak bu tatil 30 sene boyunca devam etmiştir. Bu 30 sene içinde sultan Abdülhamit’in aldığı bütün kararlar “Kanun-i Esasi”ye uygun olup kullandığı yetkiler de Anayasa tarafından kendisine verilen yetkiye dayanıyordu. Tabii ki memurların, askerlerin ve bürokratların yanlışları Sultan Abdülhamid’e yıkıldığı için Abdülhamit “mecbur kaldığı istibdadının” bütün icraatlarından sorumlu tutulacaktı. 

3. II. Meşrutiyet ve Partiler Demokrasisine Geçiş

“İktidar her yerde vardır; iktidarı demokratik yapan muhalefetin bulunmasıdır.” kuralına göre yeniden daha gelişmiş bir Meşrutiyet yönetimine geçmek için “Ahrarların/Hürriyetçilerin içeride ve dışarıda gösterdikleri büyük gayretler sonucu Sultan II. Abdülhamit meclisin yeniden açılmasına karar verdi.

II. Meclisin tatil edilmesinden sonra yeniden toplanmasına kadar geçen 30 sene zarfında büyük gelişmeler yaşanmıştı. Meşrutiyeti isteyenler önce illegal olarak sonra da legal cemiyetler şeklinde teşkilatlanmış ve nihayet partiler demokrasisine geçmek için gereken altyapı hazırlanmıştı. Meşrutiyet/Demokrasi lehinde oluşan bu müspet gelişme yanında bütün olumsuzlukları Meşrutiyet ve Hürriyette “Hürriyet kâfirlere mahsustur/Bunun için cehenneme layıktır.” (5) diye hürriyeti küfürle eş değer gören mutaassıp dindarlardan oluşan büyük bir muhalefet cephesi de oluşmuştu.

Bilhassa “İttihat ve Terakki Cemiyeti”nin gerek askeriye, gerekse başta “Tıbbıye” ve “Mülkiye” içinde illegal olarak yapılanması ve yaptığı faaliyetler ile hükümetler üzerindeki baskısının “Partiler Demokrasisi” anlamındaki “II. Meşrutiyetin” ilanını ve “Meclis-i Mebusan”ın yeniden faaliyete geçmesini sağlamıştır.

4. 1908 Seçimleri ve III. Meclisin Faaliyete Geçmesi

19 Temmuz 1908 tarihinde Padişah’ın “İrade-i Seniyyesi”ni yansıtan “Hatt-ı Hümayun” yayınlandı. Padişah Sultan Abdülhamit söz konusu “Hatt-ı Hümayun”da şöyle diyordu: “Umumi işlerin meşrutiyet usulüyle yapılmasının kendi fikrimiz olarak Kanun-ı Esasi ilan olunmuş iken, muhtelif felaketler umumun menfaatlerine galebe etmesinden, söz konusu kanunun tatili hakkında ihtarlar artmış ve nihayet Saffet Paşa’nın sadareti zamanında bu tatil devletçe kararlaştırılmıştır. O günden bu güne kadar geçen zaman zarfında gelişen durum, fikir ve genel temayüller neticesinde memleketin meşrutiyet idaresine kabiliyetinin görünmesi ile Kanun-ı Esasi’nin tüm hükümlerinin yürürlüğe konması ve Meclis-i Mebusan’ın her sene toplanmasına müsaade edilerek Bâb-ı Âlimizce her tarafa bildirildiği...” (6) ifadeleri ile Meclis-i Mebusan yeniden faaliyete başlamıştır.

30 yıl önce hazırlanmış olan “Seçim Kanunu”na göre seçimler “Sancak” esasına göre yapılacaktı. Buna göre nüfusu 25.000 ile 50.000 arasında değişen yerleşim birimleri 50.000 kabul edilerek 1 mebus seçebileceklerdi. 75.000 ve üzeri nüfusa sahip bölgeler ise 2 mebus seçeceklerdi. 18 yaşını dolduran her vatandaş seçime katılarak “Delegeleri” tespit edecekler, delegeler de adaylar arasından mebusları seçecekler; böylece seçim iki aşamalı olarak yapılacaktı. Seçmen yaşı 18, mebus seçilme yaşı ise 25 olarak tespit edilmişti. (7)

Bu şartlar altında yapılan 1908 seçimlerine “Siyasi Parti” olarak yalnızca 14 Eylül 1908 tarihinde kuruluşunu ve partileşme sürecini tamamlayan, Liberal görüşleri ile bilinen “Osmanlı Ahrar Fırkası” yalnızca İstanbul bölgesinden katılmış “İttihat ve Terakki Cemiyeti” yandaşları ve sempatizanlarının baskısı ile hiçbir mebus çıkaramamıştır. İttihat ve Terakki mensupları ise seçime parti olarak girmemiş, taraftarları ve sempatizanları ile seçimi etkilemiş ve seçimi “İttihat ve Terakki” sempatizanı mebuslar kazanmıştır.

Nihayet meclis 17 Aralık 1908 tarihinde görkemli ve muhteşem bir törenle çalışmaya başlamıştır. Meclis-i Mebusan’da padişah’ın açılış nutkunu Cevat Bey okumuştur. Padişah da açılışta bulunmuş ve kısa bir selamlama konuşması yapmıştır. Meclis ilk oturumuna İstanbul mebusu Ahmet Rıza Bey’i Meclis Başkanı seçerek başlamıştır. Ali Rıza Bey bu görevini 1912 yılına kadar aralıksız devam ettirmiştir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının çoğunlukta olduğu III. Meclis, çıkardığı yasalarla padişahın pek çok yetkisini kısmış ve Hürriyet’in ilanı ile istibdat ve baskının kalkması, hürriyeti ibahe mesleği ve bir nevi “Bolşevizm” olarak kabul eden cahiller tarafından sosyal ahlakın bozulmasına sebep olmuştur. Ayrıca İttihat ve Terakki’nin ordu içinde yapılanmış olması da orduyu ister istemez siyasetin içine sokmuştu. Bu da ordunun siyasete fiili müdahalesini ve askerin arasında “İttihatçılar” ve “İttihatçı olmayanlar”ın mücadelesine dönüşerek askerî disiplini bozmuş, sınırlarda bozgun haberleri de milletin moralini ve meclise olan itimadını sarsarak nihayet 13 Nisan 1909 (Rumi, 31 Mart 1325) tarihinde meşhur “31 Mart İsyanını” netice verdirmiştir. Bu isyan bahane edilerek Mahmut Şevket Paşa’nın Harekât Ordusu Selanik’ten gelerek 24 Nisan’da kanlı bir şekilde isyanı bastırmıştır. 27 Nisan 1909 tarihinde meclis-i mebusan toplanarak ihtilalcilerin gölgesi altında aldığı kararla Padişah Sultan II. Abdulhamid’i tahttan indirmiş ve kendi istibdadını kurmuştur.

Meşrutiyetin “Hürriyet” havasından en çok istifade eden azınlıklar, ırkçılığı öne çıkarmışlardır. Osmanlıya tabi unsurlar arasından milliyetçilik adı altında “ırkçılığın” bir virüs gibi yayılmasından sonra Türkler de bu virüse yakalanmışlardır. Ermeniler, Rumlar ve Yunanlılar “Kanun-ı Esasi” den istifade ederek gizli kapaklı yürüttükleri milli amaçlarını daha legal ve yasal olarak yürütmeye ve daha rahat çalışmaya başlamışlardı. Patrikhane dahi kuruluşundan itibaren bu kadar rahat çalışma imkânı bulamamıştı. Azınlıklar, kendilerine tanınan hürriyeti kötüye kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bu durum da Türkler ve muhafazakâr toplumda “Meşrutiyet ve Hürriyete” karşı büyük bir tepkiye sebep olmuştur. Zira onlara bu imkânları veren hürriyetti.   

Nihayet “Hürriyet ve İtilaf Fırkasının” partileşmesini tamamlayarak ve güçlenerek 1911 İstanbul ara seçimini kazanması “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ni oldukça telaşlandırmıştır. 1911 Eylülünde Osmanlı ile İtalya arasında baş gösteren Trablusgarp Savaşının bunalımlı günlerinde İttihat ve Terakki içinde de hoşnutsuzluk ve ayrılmalar baş göstermiştir. Bu durumda seçimden başka çarenin kalmadığını gören İttihat ve Terakki Cemiyeti henüz partileşememiş olmasına rağmen “Cemiyet” gücünün baskısı ile Said Paşa’yı seçim kararı almaya zorlamışlardır. Meclis-i Ayan’ın da onayı ve 18 Ocak 1912 tarihinde padişah Sultan Mehmet Reşad’ın da “İrade-i Seniyyesi” ile meclisin feshine gidilmiştir.

5. 1912 Seçimleri ve IV. Meclis-i Mebusan  

1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki’nin karşısında “Osmanlı Ahrar Fırkası” mensuplarının da bulunduğu organizeli bir siyasi parti ve 1911 İstanbul ara seçimini de kazanmış olan “Hürriyet ve İtilaf Fırkası” vardı. Bu nedenle İttihat ve Terakki seçimi kazanmak için her türlü hile ve zorbalığa başvurdu. Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensuplarını ve onlara destek olanları tehdit ve şantajlarla susturmuşlardır. Bu nedenle bu seçimler tarihe “Sopalı ve Dayaklı Seçim” adı ile geçmiştir. Askeri, mülkî ve idârî erkân genellikle “İttihat ve Terakki Cemiyeti” mensubu veya sempatizanı idiler. Dolayısıyla seçmenler büyük baskı ve tehdit altında ister istemez İttihat ve Terakki’ye destek olmak zorunda kalmışlardır. İttihat ve Terakki bu şartlar altında 1912 seçimini kazanmıştır. Meclis 4 Mayıs 1912’de ilk toplantısını yapmış ve nihayet 5 Ağustos 1912 tarihinde “İrade-i Seniyye” ile feshedilmiştir. Bu nedenle ömrü 4 ay gibi çok kısa olmuştur.

İttihat ve Terakki seçimi kazanmıştı ama itibarını ve toplumun teveccühünü yitirmişti. Meclisteki gücünü korumak ve halkın desteğini de kazanmak için partileşme sürecine girmek gerektiğini anlayarak 1913 yılından itibaren “İttihat ve Terakki Fırkası” adını aldı ve siyasi yapılanmasını tamamlamıştır. İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913 tarihinde Beyazıt Meydanında makam arabası içinde öldürülmesi üzerine sıkıyönetim ilan edilmiş, siyasi yasaklar getirilmiş ve böylelikle muhalefet sindirilmiştir.

Bunlarla beraber ağırlaşan dünya şartları ve Osmanlı devletinin büyük bir buhran içine girmiş olması, ülkenin dört bir tarafından İttihat ve Terakki’den kopmalara ve istifalara sebep olmuş ve taraftarları yanında da itibar kaybına uğramıştır. Balkan Savaşının patlak vermesi ile seçimler gecikmiş ve ertelenmek zorunda kalınmıştır.

Balkan Savaşlarında Bulgaristan, Rusya ve Sırbistan ile yapılan savaşlar, askerin siyasete bulaşmış olması ve subaylar arasında “İttihatçı-İtilafçı” çekişmelerinin baş göstermesi Edirne dâhil Rumeli topraklarının tamamının elimizden çıkmasını netice vermiştir. Arnavutluk İsyanı ve Balkan Savaşının başlaması ve muhaliflerin meclis dışında kalmaları, ordu içinde de şiddetli bir tepki doğurarak “Halaskaran-ı Zabitan” (Kurtarıcı Subaylar) adı altında muhalefetin bir araya gelmelerine sebep olmuştur. Bu hareketin bel kemiği ordu içinde yapılanmış olması yanında Prens Sabahattin ve Rıza Nur gibi etkili isimlerin de sivil desteğini alarak 16 Temmuz 1912’de bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Sait Paşa hükümetini istifaya zorlamış ve Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partiler üstü bir hükümetin kurulmasını sağlamışlardır. Bir müddet sonra Ahmet Muhtar Paşa istifa etmiş ve yerine Kâmil Paşa kabinesi kurulmuştur.

İttihat ve Terakki mensupları iktidardan uzaklaştırılmalarını kendilerine yedirememişlerdir. Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne’yi kurtarma bahanesi ile “Hürriyet Kahramanı” olarak öne çıkardıkları Enver Paşa önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi “Bab-ı Âli”de toplantı halinde olan Bakanlar kurulunu basarak Harbiye Nâzırı (Savuma Bakanı) Nazım Paşayı öldürmüşler ve Sadrazam Kâmil Paşa’yı istifaya zorlamışlar ve Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam ilan etmişlerdir. (23 Ocak 1913) Ama ne var ki 30 Mayıs 1912 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile kendileri de Edirne’yi Bulgaristan’a bırakmak zorunda kalmışlardır. Böylece ilk askeri darbe olan Bâb-ı Âlî Baskını başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

11 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabası içinde suikasta kurban edilmesi üzerine ülkede olağanüstü bir durum yaşanmış, iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi Şevket Paşa cinayeti ile ilgili 15 kişiyi idam etmiştir. Ardından pek çok gazeteci ve fikir adamı Sinop Kalesine sürgün edilmiş, Halaskarlar ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarları da dağıtılmıştır.

Mahmut Şevket Paşanın öldürülmesi üzerine Said Halim Paşa sadrazamlığa getirilir. Devlet bundan sonra Enver, Talat ve Cemal Paşa üçlüsünün beraberliğinde yönetilmeye başlar. 1913 Eylülünde Bulgaristan ile Edirne’nin Osmanlı’da kalmasını ve Meriç nehrinin sınır olarak kabul edilmesini sağlayan anlaşmayı imzalaması üzerine padişah tarafından “İmtiyaz Nişanı” ile onurlandırılır. 1914 yılında Said Halim Paşa Yalısında Almanya Sefiri Baron Wangenheim ile ittifak anlaşması imzalanarak Almanların safında I. Dünya Savaşına katılma kararı alınmışlardır.

6. 1914 Seçimleri ve V. Meclis-i Mebusan

1914 yılında gecikmeli olarak yapılan seçimleri de İttihat ve Terakki büyük bir çoğunlukla kazanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’na bu meclisle girilirken, savaşın kaybedilmesi sonucunda imzalanan mütarekeyi müteakiben bu meclis de feshedilmiştir. Dolayısıyla bu meclis 1918 yılı sonlarına kadar devam ederek, Osmanlının uzun ömürlü ikinci meclisi olmuştur.

Said Halim Paşa 1915’te Hariciye Nâzırlığın’dan ve 1917’de de Sadrazamlıktan çekilir. Yerine Talat Paşa Sadrazam olur. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakları geri almak için çalışır, ancak daha çok toprak kaybının önüne geçemezler. 1918 yılına kadar Kanun-ı Esaside altı kez değişiklik yapıldı ve bunların çoğu “Seçim Kanunu” ile ilgiliydi.

7. VI. ve Son Osmanlı Meclisi

1918 yılı sonlarında meclis feshedilip hemen seçimin yapılması istenmişse de bu karar hemen gerçekleşmemiş, Mondros Mütarekesi’ni bahane ederek yurdun dört bir yanının işgale uğraması ülkeyi büyük bir bunalımın içine sürüklemiştir. Bu istikrarsız dönemde bir türlü istikrarlı kabine oluşturulamamıştır. Beşinci meclisin feshi sırasında Tevfik Paşa kabinesi bulunurken daha sonra Damat Ferit ve Ali Paşa kabineleri kurulmuştur. Ali Paşa döneminde seçim çalışmaları hızlandırılarak Aralık 1919 seçimlerin yapılması sağlanmıştır.

Seçimi şaibeli duruma sokmak ve dış müdahaleyi sağlamak maksadıyla Ermeniler ve Rumlar bu seçime katılmamışlardır. Bu seçimde İttihatçı ve İtilafçı birçok kişi kazanarak mebus olmuşlardır. Çok zor şartlar altında kurulan bu meclis ilk toplantısını 12 Ocak 1920’de gerçekleştirdi. Padişah Vahdettin’in rahatsızlığı sebebiyle açış nutku Dâhiliye Nazırı Damat Şerif Paşa tarafından okundu. Bu ilk toplantıya sadece 72 mebus iştirak edebildi.

İstanbul’un işgal tehdidi altında bulunduğu ve mebusların can güvenliğinin olmadığı bir ortamda toplanan meclis çok kısa ömürlü olmuştur. Misak-ı Milli’yi (28 Ocak 1920) kabulünden kısa bir süre sonra (16 Mart 1920) İstanbul işgal edilerek meclis dağıtıldı ve yakalanan bazı mebuslar Malta adasına sürgüne yollandı. Çok zor şartlar altında görev yapıp, Kurtuluş Savaşı’nı verecekler için çok büyük önem taşıyan Misak-ı Milli’yi kabul ederek yayınlanması bu meclis için büyük iftihar vesilesi olmuştur. Daha sonra Ankara’ya geçebilen mebuslar TBMM’inde hizmetlerine devam edeceklerdir.

8. Türkiye Büyük Millet Meclisi (23 Nisan 1920)

Son Osmanlı Meclisi olan VI. Meclis Ankara’da toplanarak TBMM adını almıştır. İstanbul’un işgali ile Meclis-i Mebusan’ın İngilizler tarafından dağıtılması üzerine mebuslar Anadolu’ya geçerek Amasya, Erzurum ve İzmir’den gelen seçilmiş delegelerle beraber Ankara’da toplanmışlardır. 23 Nisan 1920 Cuma günü Cuma Namazından sonra dualarla TBMM açılmıştır. Kurtuluş mücadelesini başlatan bu meclis 1877 ve 1908 yıllarında açılmış olan I. ve II. Meclis-i Mebusan gibi çok sesli ve tam demokratik bir meclis olmuştur.

TBMM aldığı kararlarla Kurtuluş Mücadelesini başlatmış ve 30 Ağustos 1922 zaferi ile gücünü ve başarısını ispatlamıştır. Bu başarının altında yatan en önemli husus askeri, dini ve mülkî erkânın birlikteliği ve ortak hareket etmiş olmalarıdır. TBMM’de bulunan mebusların hemen hemen tamamı Kurtuluş Savaşını “Saltanat ve Hilafetin” yeniden tesisini ve Osmanlı Hanedanının yönetimi altında “Meşrutî” bir sistemi savunuyorlardı. Hilafetin ve dolayısıyla 350 milyon Müslüman’ın halifesi olan padişahın devletin başında kalmasını düşünüyorlardı. Günümüzde İngiltere’de kraliyetinde olduğu gibi, padişahın hem Osmanlıyı, hem de İslam dünyasını temsil ederek meclisten çıkan yasaları onaylama makamında kalmasını düşünüyorlardı. (8)

Sonuç

Sultan Abdülhamid Han’ın iradesi ve Kanun-ı Esasi’nin kabulü ile başlayan Osmanlı Devletinin parlamenter meşrutî/demokratik sistemi dünyada azınlıklara temsil hakkı veren ilk parlamento olma özelliğine sahiptir. Dünya demokrasilerinde Osmanlı dışında azınlıklara ve farklı inançlara temsil hakkı tanıyan ve kabinede görev veren böyle bir parlamentoya rastlamak mümkün değildir.

Osmanlı Meclis-i Mebusanı her ne kadar uzun süre tatil edilmiş de olsa 1876 yılından 1920 senesi Ankara’da açılan TBMM’ye kadar hep Meclis-i Mebusan’ın devamı niteliğindedir. Dolayısıyla TBMM dağıtılan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın Ankara’da toplanması ile oluşmuştur; tek farkı Anadolu’da seçilen Kongre üyelerinin de bu meclise iştirak etmiş olmaları ve Kurtuluş Savaşını beraberce yaparak başarmış olmalarıdır. Ama ne var ki CHF’nin kurulmasından ve 1923 yılında yapılan seçimlere başka parti sokulmayarak veya başka partilerin kurulmasına fırsat verilmeyerek tek başına iktidara gelmesinden sonra 1950 yılında çok partili Demokratik Sisteme geçilmesine kadar 27 sene “Tek Parti İktidarı”nı ve gerçek bir İstibdat dönemi yaşanmıştır. 1950’den sonra 2009 yılına kadar geçen 60 yıllık süreçte her dört senede bir seçim yapılmasına rağmen 1960, 1971, 1980 Askerî Müdahaleleri ve 1997 Post-modern Askerî müdahalesiyle Demokrasi’nin bütün kurum ve kuruluşları ile yerleşmesine ve benimsenmesine fırsat verilmemiştir.

Ve maalesef “Demokrasi Süreci” günümüzde de devam etmektedir. Ama şurası bir gerçektir ki 1876 yılında Halife Sultan Abdülhamid tarafından hazırlanan “Kanun-ı Esasi” adı verilen Anayasa gibi demokratik bir Anayasa aradan geçen bunca zamana rağmen yapılamamıştır. Yine 1876 yılında açılan dünyanın en demokratik meclisi olan “Meclis-i Mebusan” gibi demokratik bir meclisi de oluşturamadığımız kesindir. Günümüzde Kürtlerin dahi mecliste temsiline tahammül edilemediği düşünülürse I. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın ne derece özlenen ideal bir demokratik meclis olduğunu daha iyi anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:
1-E. Ziya KARAL, Osmanlı Tarihi, Ankara 1983, 8:232
2-A.g.e., s: 233
3-R. Ekrem KOÇU, Türkiye'de Seçimin Tarihi 1877-1950, Tarih Dünyası Dergisi, 1:5-6, İstanbul 1950, s: 180
4-Karal, Osmanlı Tarihi, 8:238
5-Eski Said Dönemi Eserleri, 2009, Münazarat, s: 238
6-Suna Kili - A. Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, Ankara 1985
7-R. E. Koçu, A.g.e., s: 181
8-Feroz Ahmed, Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul 1995, s. 79
 

Son Güncelleme ( Perşembe, 28 Ocak 2010 23:51 )  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Duyurular

2015 Dünya Bediüzzaman Yılı

Sadık Yalsızuçanlar’dan bir Bediüzzaman Romanı : DEM

kitap

Yazarın Ağustos başında Timaş Yayınları’ndan çıkacak olan yeni romanı, Bediüzzaman hazretlerini konu alıyor. Dem adını taşıyan romanda Yalsızuçanlar, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını, o dönem Malatya ve Hatay-Dörtyol’unu, Risale-i Nur eserlerini tanıyışını, ilk okumalarında yaşadıklarını, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini, hayatını ve tefekkür-irfan dünyasını çarpıcı bir üslupla yansıtıyor.

Risale-i Nur Projeleri Buluşuyor

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin...


Teşrik-i mesai (birlikte çalışmak, işbirliği etmek bir işi beraber yapmak)
ve taksim-i a'mal (iş bölümü, işlerin paylaşılması) ile 3 iğneden 300 iğneye ulaşma sırrı...

Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin,

işte bu projelerinizi buluşturacak platform:

21 HAZİRAN EN UZUN GÜNDE, EN UZUN BERABERLİK

Risale-i Nur Durum Tespit Projesi

Risale-i Nur'un sistematik bütünlüğü hakkında durum tespiti yapma projesi, Risale-i Nur Durum Tespit Projesi... Detaylar için tıklayın!

Hakkımızda


Kuruluş Amacımız



Risale Akademisi, akademisyenler tarafından Kur’an'ın çağdaş yorumu olan Risale-i Nur’ların, günümüze bakan ve modern bilim tarifleriyle iman ilmini ispatlayan yaklaşımını, ilmi disiplinler bağlamında haritalamak, ortaya koymak ve günümüz insanı için anlaşılmasına yardımcı olmak, böylece yeni çalışmalara referans teşkil etmek amacıyla kurulmuştur.

ANA MENÜ

Çok Okunanlar

Son Eklenenler

Son Yorumlar

  • Said Nursi'yi Turan Dursun gib...
    Sana katılıyorum kardeşim. Said Nursi çağımızın muhteşem insanıydı,anlay abilene. Ama bazı şeylerin ...
    03.09.10 17:03
    Yazan: HAMAYİL ERDİNÇ
  • Said Nursi'yi Turan Dursun gib...
    Yıllarca alimlerimizi anlamaya çalıştık. Çok şükür bazı kesimler anlama yolunu seçerken, bazıları is...
    03.09.10 16:59
    Yazan: HAMAYİL ERDİNÇ
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    aslinda soylenecek cok soz olmasina ragmen size yerimiz olmadigi icin uzun uzun yazamiyorum.dilersen...
    01.09.10 08:57
    Yazan: bilal oznur
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    simdi hazreti ustadin demokratlarin basini oksamasinin bir tek nedeni vardir oda ehveni ser musluman...
    01.09.10 08:50
    Yazan: bilal oznur
  • Nur Talebelerinin 12 Eylül ile...
    simdi de gelelim yine celal bayar konusuna.hazreti ustad bayari sevmez ona bayur derdi.fakat mendere...
    01.09.10 08:49
    Yazan: bilal oznur

free hit counter