Şu An Buradasınız: Anasayfa Müzakere

Risale Akademi

Müzakere

Saygıdeğer Gülcan Gencer’in Yazısına Verilen Bir Cevaba Bir Tetimmedir

e-Posta Yazdır PDF

Evvela, Risale Akademi’nin böylesi bir ortam oluşturabilmiş olmasını takdir ile buna vesile olanları hürmetle selamladığımı belirtmem gerekiyor. Allah Razı olsun…





Saygıdeğer Kardeşim ve bu sayfalarda bizi takip eden dostlarım!





“Gül Derleyen Adamların Dünyası -Mehdiliğe Dair Bir Perspektif Önerisi" adlı makalemde, Risale-i Nur’un bazı konularda gösterdiği titizliğe riayet etmeye dikkat edip; Mehdilik ve Mehdi konusunda belirli bir zaman ve kişi üzerinden değil de; bu esasatı çerçeveleyen hususları nazarlara vermek ve bu konuda bir hüküm verilecekse, okuyucunun vermesi gerektiği düşüncesine dayanarak tezimi oluşturmaya gayret ettiğimi belirtmeliyim. Zira, Hazret’in “Elhasıl: O gelecek zatın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor; yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü'minîn nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i bürhaniye dahi, kazâyâ-yı makbûledeki zann-ı galibe inkılâp eder; daha muannid dalâlete ve mütemerrid zındıkaya tam galebesi, mütehayyir ehl-i imanda görünmemeye başlar. Ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki "Müceddiddir, onun pişdarıdır" denilebilir.” olan sözleri beni böyle davranmaya iten ve Kardeşlerimin de bu şekilde davranması gerektiğine ikna eden unsurlarla doludur.

 

Sayın Mustafa Akça'nın cevabına dair verilen bir cevaptır.

e-Posta Yazdır PDF

Evvela,"yarım asır sonra uzman kurullar tarafından bile hall ve keşf edilememiş bir cevher" olarak ben Unsuru'l-Belagat’ten bahsetmiştim, araştırıldığına dair verdiğim ifade de Risale Akademi Çalıştayında birkaç defa ele alınmış olmasıdır. Unsuru’l-Belagat'ı ele almamın nedeni karşımızdaki konuşan, asırlara sesini duyurmuş Zatın, Bediüzzaman'ın hangi dil ve manayı nasıl kullandığını bilirsek Risalelere o perspektiften bakarsak O'nu belki tam olarak anlarız, olmasıydı.

Sayın Mustafa bey,"Gül Derleyen Adamların Dünyası -Mehdiliğe Dair Bir Perspektif Önerisi" adlı makalenizi okudum, yalnız bu makale Sizin görüşünüzden çok benim görüşümü yani son ve büyük müceddid, Mehdi fikrimi teyid ediyor olduğunu müşahede ettim. Yazınıza elbette hemgörüşüm ve özellikle "Mehdisini peygamberinden öne çıkartan bir din, hakikatli bir din olamaz." bahsi konunun özüdür.

 

Saygıdeğer Gülcan Gencer’in Yazısına Cevaptır

e-Posta Yazdır PDF

Saygıdeğer Kardeşim;

Öncelikle cevaplarınızı hamasi değil, Risale-i Nur’dan ve cüzlerinden metinler kullanarak vermeye çalıştığınız ve bu hakikatleri tekrar okumama vesile olduğunuz için müteşekkir olduğumu belirtmeliyim.

Badesselam;

Heyecanınızı ve yine bir halecanla/helecanla yazılmış metninizdeki duygu yoğunluğunu anlıyorum. Öncelikle yaptığınız yorumu hatırlatmam ve onun ve cevabi metniniz üzerinden devam etmeme müsaade buyurun:

“Bediüzzaman kâinat yaratılmadan önce Yaratılan Kâinatın Nurunun ve İftihar tablosunun son şuası ve son perdesidir ki o insanlığa verilen son şans ve kainata sunulan son ikram-ı İlahidir. Kur'an-ı azimin son kılıcı Merhamet-i İlahinin son merhalesi, Hz.Muhammed'in son elçisidir. Bediüzzaman,''İnsanlık büyük bir günah işleyip kıyameti başına koparmazsa ...'' derken ben-i ademin bir şansının daha kalmadığını; merhamet-i İlahiye'nin adalet-i İlahiye'ye meydanı bırakacağını vurgular ve ademoğlunu ikaz eder…”

 

Mustafa Akça'nın yorumuna cevaptır.

e-Posta Yazdır PDF

Mustafa Akça'nın yorumuna cevaptır.

Evvela Sayın Himmet Uç hocamıza saygı ve muhabbetlerimi iletirim.

Cevabım uzun olacağından maille yazdım, amacım nefsimi müdafaa değildir.

"Evet, her şey ya hakikaten güzeldir ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir." (Mektubat), buyurur Aziz Üstadımız. Ben mevzuya bu yönden bakıyor ve ele alıyorum.

Sayın Dr. Ahmet Emre’nin “Bediüzzaman’ı anlat(ama)mak” adlı yazısına yapmış olduğum y o r u m u m aşırı muhabbetten ve bir halecan eseri olarak kayda geçtiğinden talep edildiği üzere tashih etme ve cevap vermeyi elzem olarak gördüm.

Evvela Mustafa Akça, Bediüzzaman lafzını hangi manada kullanıyor? O’nu ismiyle müsemma olarak Bediüzzaman ismiyle mi tanıyor, yoksa sadece Bediüzzaman kelimesiyle mi tarif ediyor? Bediüzzaman demek başka, anlamak başka, Nurları okumak başka ve Bediüzzaman’a ve Nurlara inanmak bambaşka şeylerdir. O’na inanmak okuduğunu tasdiktir. Örneğin Kastamonu Lahikasında Sure-i Ve’l-asrı nükte-i icaziyesi ve Sure-i Fil’de manayı işarisi tabakasından tevafuk düsturuna istinaden bir nükteyi beyan eder. Bu nükteyi okumak başka inanmak başkadır. Muhakemat’ta Bediüzzaman; “Ayatın delail-i i-cazının miftahı ve esrar-ı belagatının keşşafı yalnız belagat-ı Arabiyedir. Felsefe-i Yunaniye değildir.” der

 

Bediüzzaman’ı anlat(ama)mak

e-Posta Yazdır PDF

06 Nisan 2010 Salı 07:03
Ulvi bir ideal uğruna nice çilelerin, destansı fedakârlıkların sığdırıldığı bir asra yaklaşan semeredar bir ömrün hitama ermesinin üzerinden yarım asır geçmiş.





70 yıl önce bir Serdengeçti şu satırları yazıyordu: (1) “Türkiye'de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve Talebeleri.” İşte o kuvvetin, 50 yıl sonra bugün, Türkiye’de ve Dünyada yoğun biçimde tartışıldığı günleri yaşıyoruz. Bu satırların yazarı söz konusu tartışmalara farklı bir zaviyeden bakmaya çalışmaktadır. Şöyle ki:

Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Kasım 2010 00:07 )
 
Sayfa 1 > 2

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 103 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

Çok Okunanlar

free hit counter