Şu An Buradasınız: Anasayfa MUSTAFA AKCA Hür Adam Yaranamamaya Devam Ediyor...

Risale Akademi

Hür Adam Yaranamamaya Devam Ediyor...

e-Posta Yazdır PDF

Dücane Cündioğlu… Sevdiğim ve uzun zamandır takip ettiğim, son dönemde hayli popüler olmuş kafası çalışan bir beyin. Bu zehir gibi adamın bir Hür Adam eleştirisi olmayacak mı derken tam doksana çakmış;  filme vermiş de veriştirmiş. Üstadın filmde düşürüldüğü durumlara razı olamamış. Üstad hazretlerine bazı şeyleri nasıl yakıştırmış diye yönetmene fazlasıyla yüklenmiş. Gerçi yazısı bir film eleştirisi olmaktan daha çok bir hiddet ve ‘beğenmedük’ beyanı kıvamında kalmış. Anlaşılan Hür Adam sevgili Dücane’ye de yaranamamış!

Film gösterime gireli iki hafta oldu; sevgili Dücane yoğun iş programından eli ancak değmiş, filme pek de “sanatsal” ve “adâb-ı muaşeret” yönünden yaklaşılmadığını anlamış ve bu boşluğu dolduramak üzere “seviyeli” bir eleştirel metin peydahlamış.

Öncelikle sevgili Dücane’nin Risaleler –dolayısıyle Bediüzzaman- hakkındaki genel fikrini kendi ağzından dinleyelim:

“Hâsılı, benim nazarımda, Resâil, Kur'an'ın kısmen mantukunu ve cümleten mefhumunu tefsir eder amma bir 'tefsir kitabı' değildir, olmasına da lüzum ve ihtiyaç yoktur. O kendi suretiyle, kendi hakikatiyle muhterem ve muhteşemdir.”

Görüleceği üzere, sevgili Dücane, Metin Karabaşoğlu’nun bir yazısında belirttiği gibi “Meselâ Dücane Cündioğlu’nun, onbeş yıl önce Bilgi ve Hikmet dergisine yazdığı ‘hermenötik tefsir’ üzerine bir makalede, durduk yerde Bediüzzaman’a da lâf iliştirir iken, son yıllarda Bediüzzaman’ı entellektüel bir dikkatle okuma lüzumuna dikkat çeken yazılarını görmek sevindiricidir” diye takdir ettiği insaf ve izan sahibi, hakkı teslim eden kimselerden. Bunun böyle bilinmesi bana göre önemlidir. Onun Hür Adam hakkında yazdıklarında bir entelektüel kaygı ile beraber müslümanca bir duyarlılık ve yakınlık olduğunu düşünüyorum. Esasında O’nun yazısında belirttiği hususları insanların pek çoğunun fark ettiklerini söylemek mümkün. Fakat endişenin ifade dili önemlidir ve insanlar kaybedilen şeyin ne olduğuna karar verdikten sonra her şeyde onu aramaya başlıyorlar.

“Hür Adam... En çok bir ilkokul müsameresi kıvamında”… Sevgili Dücane, olaya bodoslama dalıp filmin oldukça önemli kesimlerinde müsamere havasından çıkamamış sahneler sebebiyle bir kalemde silivermiş her şeyi. Filmin sermayesi ideolojik olmak imiş; çünkü gücünü inançtan alıyormuş. Sevgili Dücane’nin sözüne bakarsak filmde anlatılanlar aslında ideoloji gereği –senaristler ve Nurcular böyle inandıkları için- olmuş, Bediüzzaman denilen şahıs bunları yaşamamış, yaşamış olsa da aslında böyle olmamış. İdeolojik kaygılar sebebiyle senaristler durumu böyle göstermişler. Ajitasyon yapmışlar.

“Peki ya içerik ve biçim'in hakkı? Anlatan'ın veya anlatılan'ın değil, bizatihi anlatımın kendisi?”… Anlatımın kendisi hiç de iyi olmadığı için kötü bir film olmuş!





“Amacı sırf ulu bir kişiyi veya konuyu daha da yüceltmek olduğu için, yönetmen/yapımcı, seyirciden de aynı inançla, aynı duyguyla ortaya koyduğu eseri yüceltmesini bekler.” Yönetmenimiz ve senaristler, anlaşılan o ki ulu kişimizi yüceltmek için ellerinden geleni yapmışlar ve seyirciden de onu illaki beklemişler. Bu illaki de böyle olacaktı, zaten sevgili Dücane de bu böyle olmuştur diyor.






Şunu anlamamız lazım ki Sevgili Dücane filme bir “sanat eseri” olarak bakmakta ve sanat endişesi içeren bir bakış sergilemekte. Buna itiraz edilmez ve edilmemeli. “Hür Adam'ın içeriği de, biçimi de fevkalâde zayıf ve yetersiz.” diyor. Nasıl yani diye soracak oluyoruz, hemen örneklerini veriyor: “Rus komutanıyla olan sahne, Kemal Paşa ile görüşürken bacak bacak üstüne atmış haliyle bir âlimin gösterildiği sahne”… Aslına bakılırsa az bile sayıyor, şöyle okkalısından en azından onbeş tane daha saymak mümkün. Dalga geçmiyorum; ironi de yapmıyorum.






Bediüzzaman’ın bacak bacak üstüne atmış vaziyette göründüğü sahne için sevgili Dücane çok içerlemiş: “Elmalılı Hamdi Yazır'ı veya Babanzâde Ahmed Naim'i değil, Vahdettin'in Şeyhülislâm'ı Mustafa Sabri Efendi'yi bile mücerred "bacak bacağa atmış bir hâlde" tasavvur edecek bir tek iz'an sahibi düşünülebilir mi?” Ben de sevgili Üstad’ın bazen sigara içtiğini duyduğumda böyle bir halet yaşamış ve Üstad’a yakıştıramamıştım. Yok sigara içmemiştir, dil altına tütün almıştır diye uzun zaman kendimi teselli etmiştim. Ama durum böyle değilmiş. Sevgili Dücane de Vahdettin’in, Babanzade’nin ve diğerlerinin böylesi haller içerisinde olamayacağını düşünüyor. Mustafa Sabri Efendi bacak bacak üstüne atamaz diye hayal ediyor. Benim yaşadığım şaşkınlığı henüz yaşamamış, gerçekleri bir gün öğrenir ve o da aramıza katılır.







Yazının seviyeli bir eleştiri düzeyini yakalamış olmasını istemek sanırım okuyucunun hakkıdır; hele “agora”dan içeri girebilmiş bir adamdan beklemek daha bir hakkıdır. Sevgili Dücane’nin yazısına bakıyorum da rahatsız olduğunu ifade etmeye çabalayan ama çalakalem yazdığı için işi çorbaya döndürmüş birisinin salaşlığını görüyorum.  Dücane’den filmin sanat yönüyle beraber sosyolojik ve tarihi yönünü de ele almasını, haklıya hakkını vermesini beklerdim.  Köşesinde yer kalmadığı için bunları ileriki yazılarında görebileceğiz diye ümit ediyoruz.








Dücane’nin kaçırdığı bir şey var. Film Türkiye’nin entelektüel atmosferinde Risale-i Nur ve Üstad’ın ne kadar canlı ve güncel olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Cumhuriyetten veya Osmanlıdan konuşacaksanız, Bediüzzamanı muhakkak konuşmalısınız gerçeğini tekrar gözlere gösteriyor. Film dolayısıyla yazılmış yazılara bakıyorsunuz, illaki pek çok olumlu şey yazılıyor; sanatsal yönde eleştirel yazıların az sayıda oluşu göze çarpıyor. Cumhuriyet Gazetesi yazarları bile içerikten değil filmin konusu olan tarihi olaylardan ve kişilerden dem vuruyor.  İnsanlar biliyorlar ki böyle bir filmin çekilmesi ve gösterime girebilmesi bile başlı başına bir kutuplaşma sebebi oluyor. Senaristlerin de yönetmenin de elini kolunu bağlayan pek çok şey var. Koruma kanunlarından tutun, ülkede köşeleri tutmuş vesayetçi rejimin bekçilerinin baskısı var. Filmi salonlarına almayan ileri derecede yobaz sinema sahipleri var. Selahaddin E. Çakırgil: “Şimdi, Üstad’ın vefatı üzerinden 50 sene geçmekteyken, hele de  kemalist-laikleri çileden çıkaran bir film ile yeniden gündeme gelmesi, son yüzyılın tartışılmasında yeni bir merhale olabilir…” diyor; Onun gibi söyleyenler ve düşünenler o kadar çok ki. Müspet Hareket etme prensibiyle talebelerinden ülkede kargaşa ve buhran çıkaracak her türlü hareketten kaçınmalarını ısrarla isteyen bir Üstad hakkında çekilmiş bir filmin çok yüksek düzeyde oluşturduğu uzlaşma ortamı; filmin dilinin sanatsal değil sosyolojik bir enstruman olarak kullanıldığını gösteriyor. Bediüzzaman’ı yakından tanımayan ve fikirleriyle hem hal olmayan kişiler için “müsamere” havası veren görüntülerin esasında “müspet hareket” fikri etrafında dönen pek çok nüansı içerdiğini bilmeleri pek mümkün görünmüyor.

Film ile ilgili izleyicilerin pek çoğunun dilinde şu meyanda yorumlara rastlamak mümkün: “Hür Adam filmine Bediüzzaman Hz.nin de düşmanı olan hile rejimi ve köle düzenini ayakta tutan Laik kafalar ve yazarlardan tepki gelmesini beklerken İslamcı yazarların, çizerlerin bu konuda rejimin bekçilerinden çok daha fazla gayret göstermeleri karşısında çıldırmamak mümkün değil. Sıkıntılarını, dertlerini, kaygılarını anlamak ise imkansız (Aslında imkansız değil. M. A.). Hür Adam filminin elbette senaryo, teknik, teknolojik alt yapı, görsel efekt ve konu bütünlüğü anlamında eksiklikleri ve hataları olabilir. Ancak tüm bu eksikliklere rağmen ülkemizin sinema tarihinde rejimin İslama ve müslümanlara olan bakış açısını çok iyi analiz edip topluma anlatma gerçekliği ile hile rejimi ve köle düzenine karşı çıkıp İslamın kanunlarından taviz vermeden, insanlığın tek kutuluş kaynağı olan İslamın yüce ahlaki değerlerini her türlü baskı ve zulme karşı savunarak Meteryalizme karşı tek başına mücadele eden Bediüzzaman Hz.lerini geniş halk kitleleri ile tanıştıran ilk sinema filmi olma açısından takdire şayan değil mi?” Esasında feveranın özünde, Bediüzzaman’ı bir türlü içlerine sindiremeyen bir kısım “İslamcı” yazar taifesine karşı duyulan hayal kırıklığı var. Sevgili Dücane’yi bunlardan sayıyor değilim tabiî ki, yanlış anlaşılmasın. Fakat O da aynı güruhun kullandığı retoriği ve eleştirel yöntemi kullanıyor; bence hata ediyor.

Filmin belki de başka hiçbir filme nasip olmamış bir başka yönünden de bahsetmemek olmaz. Neredeyse bütün oyuncularının ve yönetmeninin ağlaya ağlaya çektiği bir film bu.  “Ağlamaktan filmi çekemedik”; filmde, Nahiye Müdürü rolünde oynayan Halil İbrahim Kalaycıoğlu böyle diyor. “Bediüzzaman’ı daha önce tanımıyordum. Filme başlayınca ister istemez inceleyip tanımaya çalıştım ve hayran kaldım. Bu güne kadar bu tip insanların varlığına pek inanmıyordum, ama özellikle Risâle-i Nur’u okuduktan sonra Bediüzzaman’dan çok etkilendim. Filmin sonundaki “Ben insanların imanı için kendi hayatımı feda ettim, dünya zevklerinden vazgeçtim” cümlesini biz toplu okuyacaktık, ama ağlamaktan okuyamadık. En son Mürşid’e okutmuşlar.” diyor. Şimdi hakikaten film hem ülkenin olağanüstü şartlarında çekiliyor hem de sette de olağanüstü dramatik anlar yaşanıyor. Bunun filmin sinematografyasına etki etmemesi mümkün mü? Hemen herkes gibi ben de ağlayarak çıktım salondan; film içinde kızdığım pek çok sahne olmasına, sevgili Dücane’nin eleştirdiği durmlara kızmama rağmen. Mürşit Ağa Bağ’ın söyledikleri bence çok mühim: “Film dikkatle izlenirse ve genel anlamda hata aramak için didiklenmezse verdiği mesajlar doğru anlaşılır” diyor. Bundan hem bize, hem de Dücane gibi bir kısım yazarlar taifesine çıkacak pek çok şey var. Didik didik ele alındığında hangi şey güzel gözüküyor ki; büyük resmi kaçırmamak ve insaf sınırlarını aşmamak gerekiyor.

Görülen o ki Hür Adam hiç de sanatsal kaygılarla çekilmeye izin vermeyecek bir ortamda çekilmiş. Bu konuda herkes haklı şeyler söylüyor. Hür Adam yine kimseye yaranamamaya devam ediyor. 23.01.2011
Masanın bir yanında Mustafa, öte yanında Hür Adam

Son Güncelleme ( Pazartesi, 24 Ocak 2011 13:56 )  

Yorumlar  

 
# himmet uç 2011-01-24 05:18 Sağol kardeş. Ağzına sağlık.Bir yanlışı kamusallaştırma k ikinci bir büyük yanlış,Türkiye'de filmin zayıf olduğunu iddia edenlere soruyorum, sizin sinemanın teknik ve muhteva düzeyini yani bir sinemanın teknik becerisini yorulmlayacak kadar bilginiz var mı? Teknik sinema kültürü çok çok az insanlarda var. Bir toplumun bu kültürünü sorgulamadan sanat ve dramatize etme kültürünü bilmeden önüne gelen hiçbir terimsel eleştiri yapmadan eserin zayıflığını iddia etmeler komedi, bizim canibden trajedi.Hiç kimse benim sinema konusunda konuşmam yanlış demiyor, eleştiriyor sadece. Eserde Üstad'ın hayatındaki bircok kavram sahneye yansıtılmış, bu zor bir şeydir, bütün bunlara ilkokul müsameresi görmek, Şu Mehmet Tanrısever denen boydan boya himmet ve hamiyet olan adama hareket değil mi. Selamlar Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Kadir 2011-01-24 05:33 Bediüzzaman, hayatında kimseye yaranamamış şimdi mi yaranacak? İnsaf düsturu ile meseleye yaklaşılmadığı sürece de bu durum devam edecek. Kaybedenler hep olmuştur. Cündioğlu'nun kaybetmeyeceğin i umarız. Ondan bir de filmin güzel yanlarını anlatmasını bekleriz. Değerlendirmeni z çok güzel olmuş Mustafa Bey, kaleminize sağlık. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# ali yeşilkaya 2011-01-24 11:29 Bir filmi sanki Risale-i Nurmuş gibi algılayıp, ona yapılan eleştirileri de sanki Nurlara yapılmış gibi göğüslemeye çalışan kardeşlerimi pek anlayamıyorum. Yazar 'madem Said Nursi gibi bir büyük adamın filmini yapıyorsun,film i de onun gibi büyük olmalı' fikrinden yola çıkarak bir eleştiri yapmış.'Film yapıyorsan sanat değeri taşıyan birşey üretmelisin' demek istemiş. Bence de gayet doğru söylemiş. Başlangıç olması ve daha iyilerin kapısını açması veya 1 ay boyunca bütün nazarları Üstada ve Nurlara çevirmiş olması gibi yaptığı büyük işler, filmin basit ve sinema seyri açısından yeterli olmadığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ayrıca yazıda Üstada ve Risale-i Nura dair olumsuz bir yaklaşım olmamasına rağmen yazar hakkında yapılan menfi yorumlarda sürekli ona eserleri okuması tavsiye edilmiş. Bu film sayesinde ben şunu daha net bir şekilde gördüm ki, önce biz Nurcular Risaleleri daha iyi okumalıyız. Sadakat ve taasup arasındaki farkı anlamak için… Selam ve dua ile… Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# ali yeşilkaya 2011-01-24 12:04 Mustafa Beyin yazısında da aynı tavrı(ama daha yumuşak bir üslupla) görmek mümkün. Hata-sevap cetveli yapar gibi yaklaştığınızda hangi yazı mükemmel ve noksansızdır? veya hangi film? bence iki önemli mihenk var: İlki,filme hücum ederken maksadı Üstada olan garazını açık etmek olanların görülmesi ve bunlara karşı üstadı savunmak
ikincisi; Nurcu olmadığı halde(hatta dindar veya belki ehl-i iman dahi olmadığı halde)Risale-i Nura hürmeti olan veya Üstadı,davasını n yılmaz savunucusu bir mazlum fakat asla eğilmeyen bir baş olarak görüp onun bu halini alkışlayan kimselerin filmle ilgili (müsbet-menfi) fikirlerine saygı duymak. Onları Nurcu olmaya ya da Risaleleri okumaya zorlayan bir tavırdan uzak durmak. Zira bu insanlar Üstadı belki bütünüyle bilmiyorlar ama bilmek zorunda da değiller ve Cündioğlu'nda olduğu gibi,bu gruptaki insanların müsbet yorumları Üstada, menfi yorumları ise filme. Unutmayalım,bel ki bu insanlar bugün filmi yererken yarın tekrar Üstadı övebilirler.
Selam ve dua ile…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# ali yeşilkaya 2011-01-24 13:08 Bir noktayı da yorumcu Himmet Beye hatırlatmak isterim. Üzerinde konuştuğumuz şey bir sinema filmi, ultra-sanatsal bir faaliyet değil. Biraz televizyon veya film izlemiş olmak, bir kıyaslama yapabilmek için yeterlidir sanırım. Senaryosundan tutun yönetmenlik kalitesine kadar amatörce olduğu çok bariz ortada. Hakkında abartılı yorumlar yaptığımız şey bence filmin kalitesi değil gördüğü misyon olmalı. Bu film 1. sinde ne kadar başarısızsa, 2. sinde ise olabildiğince başarılı ve ne kadar takdir edilse yeridir.
Not: Yönetmenin şevki ve güzel niyeti tesirini 2. noktada göstermiş. Ama ne yazık ki 'netice niyete terettüp etmez' kaidesiyle senaryo,yönetim ve prodüksiyon becerileri yeterli olmayınca netice ancak bu seviyeye ulaşabilmiş.
Ayrıca sinemedan çıkarken düşündüğüm şey filmin maliyetiyle ilgili yönetmenin ifadeleriydi. Kendimi 'ülkenin en maliyetli'filmine göre kurup da bir hayal kırıklığı yaşadıysam sebebi film kültürümün eksikliği değil,yönetmeni n yanlış yönlendirmesidi r.
Selam ve dua ile…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Kadir 2011-01-24 14:36 Ali bey, "bilmek zorunda değil" demek ne demek? Tenkit etmek serbest ama "bütünüyle bilmek zorunda değil" bir mazeretse, bilmediği, yani filme aksettirilen doğruları yalanlaması da mı mazeret? Oh ne âlâ, tenkit veya atış serbest, ama "bilmek zorunda değil". Bilmiyorsa niye tenkit ediyor o zaman? İnsaf nerede kaldı? Kimse kimseyi elbette Risale ya da Bediüzzaman okumaya zorlayamaz ama desteksiz atan da kendisini zorlmasın canım. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Himmet uç 2011-01-24 14:53 Bu eleştirilerde gördüğüm, muhafazakar kesimden olan arkadaşların, iki kısma ayrıldığı bir dava için çile çekmemiş kesimle o davanın bu güne dek gelmesinde büyük emek sarfetmiş kişilerin bakışı. Üstadın ilk talebeleri, özellikle Salih Özcan bütün filim boyunca ağlıyor, çünkü o ömrünü verdiği bir idealin yansımasına bakıyor, böyle daha niceleri. 1876'da doğmuş, 1960'da velveleli bir şekilde ölmüş bir adamı elli yıl sonra sahneye yansıtan bir faaliyeti bu davaya getirdiği artı değeri değil, kalitesini sorgulayıp, birden bire sanat eleştirmeni oldu herkes, hey arkadaşlar sadede gelelim sadede, bak şu Bediüzzaman'a çoban ve küçüklerin yazdığı metinleri düzeltirken çok zorlandığını söylüyor ama onların artı değerini nasıl yorumluyor, Fakir Baykurt'un yatak yorğan ve köylüyü aşağılayan romanları yıllarca çocuklarımıza iğrenç filimler olarak izletildi, kimse onların kalitesini konuşmadı. Sadede gelelim sadede,bakış noktamız nokta-i merkeziyemiz nedir? Günaydın arkadaşlar günaydın. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# salioruc 2011-03-18 19:27 Himmet Uç kardeşime aynen katılıyorum. İslam dini bu kadar ucuz değil. Said Nursi'nin asrın son müceddidi olduğuna inanıyorum tabi herkes kendi fikrinde özgürdür. Kim neyi seviyorsa hangi şahsın arkasından gidiyorsa ahirette de onla beraber haşredilecektir iyi ya da kötü, kimse karışamaz. Hepimiz Müslümanız. Herkes kendi alimini böyük görmek ister. Ben diğer arkadaşlarıma da saygıyla yaklaşıyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Himmet uç 2011-01-24 14:58 Cüneyt Arkın'a demişlerki; "Neden Amerikan filimleri gibi dört başı mamur filimler yapamıyorsunuz?" O da demiş ki onların bir sahnesinin parasına ben bir filim çevirip, onlarca garibanın karnını doyuruyorum. Bu filim konusunda Yeni Şafak sinema yazarı Ali Murat Güven Beyefendinin yazılarını okuyalım, o şahıs hem teknik hem de muhteva konusunda yetkin. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# ali yeşilkaya 2011-01-24 17:04 Kadir bey de maalesef aynı hataya düşüyor. Yani yorumlarımda ifade ettiğim 1 ve 2. grupları karıştırıyor. Eğer Cündioğlu'nun yazısı 1. grupta olsa idi(fırsattan istifade Üstada dil uzatanlar) elbette Üstadı ve Risale-i Nurları bilmekle yükümlü idi.Çünkü eleştirdiğiniz şeyi bilmeniz gerekir.
Ama Cündioğlu'nun yazısı 2. grupta. Yani sanat kıymeti ve elealış tarzı açısından 'filmi'!!!! eleştirmiş.
Üstad ve Risale-i Nurlarla ilgili bir yorum yapmamış
dolayısıyla eleştirdiği şeyi bilmek zorunda; yani filmi…ki bence onu da yeterince iyi seyretmiş ve biliyor.
Burada önemli olan bir diğer nokta da yazarın tüm eleştirilerinde haklı olmayabileceği gerçeği. Belki de eleştirisinin bir kısmı veya bütünü hatalı da olabilir. Ama bu onun sadece filmi eleştirdiği ve üstada hürmetle yaklaşan birisi olduğu gerçeğini değiştirmez. M. Akca'nın alıntı yaptığı gibi aynı yazar 2 yıl önce Risalelerin usul açısından tefsir sayılamayacağın ı yazmıştı. Ama muhteşem ve muhterem olduklarını da ifade ederek.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Kadir 2011-01-25 01:44 Himmet Hocamın görüşlerine katılıyorum. Ali Beyin de aynı nazarla olaya bakmasını tavsiye ederim. Çünkü Cündioğlu bir sanat eleştirmeni değil. Görüşlerini açıklayabilir ama rencide edecek tarzda değil. Cündioğlu islam âlimi de değil. Usül bilen İslam âlimi Üstadın tefsir dediğine usül açısından tefsir değil demesi de ne demek? Onun böyle bir yetkisi de yok. Biz ona mı inanacağız, yoksa Üstada mı? Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-25 11:01 Yaranmak, Yaranamamak: YARA
Hakkın hatırı ali. Neden yaranmak olsun. Yaranmak zelil ve miskinlerin işi. 'Hür Adam' kadar hakkında yapılan film de aziz olmalı, izzetini korumalı (idi). Kimseye yaranmamalı. Hak yar olsun, yanında olsun, hak yerini bulsun yeter. Hakkın hatırı ali tutulsun. Yerlere düşürülmesin. İşin hakkı verilsin yeter, yeterdi. 'Müsamere olmuş, basit olmuş, ilk mektep seviyesinde kalmış' deyince yanlış mı oluyor? İnsanların şahısları, şahsiyetleri -ve tabi haklarında yapılan filmleri de tabi ki- sevip beğenme hakları olduğu kadar Beğenmeme Hakkı da var. Saygı duyulmalı.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-25 14:02 Herkes kendi zaviyesinden, kendi seviyesinden bakıyor. Bundan tabii ne olabilir. Neden siz kendi seviyenizden, seciye, ahlak, inanç ve iman haline getirdiğiniz düşünce, ufuk, materyal, donanım ve kapsamdan yoksun, yeterince, gereğince yararlanamamış birini boy hedefi, hedef tahtası haline getirip bir şeyler söyleme lüzumu duyoyorsunuz ki. Sonra yazıda gayet güzel yerinde tesbit ve tahliller bulunmakla beraber, bazı üslup, kelime ve cümleler keşke bulunmasa idi. Ne güzel, ne temiz, ne arı, duru bir eleştiri yazısı diyecektim. Diyemedim. Yazık bana. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-25 14:16 Seviyemizi, seciyemizi, ahlakımızı, üslup ve edebimizi, terbiyemizi namusumuz bilerek korumak neden bu kadar güç Allahım? Şahıslarla uğraşmamak, şahsiyetçilik yapmamak, insana değil, insandaki bir sıfata, bir özelliğe kızmak, darılmak, bozulmak -ille de hır-gür, kavga ve gürültü gerekiyorsa- neden bu kadar zor? "Firavun'a da yumuşak söylemeyi" salıklayan, tavsiye ve emir buyuran Hazret-i Kur'an'dan, "Nur'un meşrebi nezihane, nazikane ve kavl-i leyyindir" diyen Hazret-i Nurdan, sevgi, şefkat, itidal, ölçü, adalet ve istikametin timsali Hz Üstaddan nasibimiz, hisse ve payımız iştiyak ve ihtiyacımız olacak. Kendini kamil gören nakıs, ayıbını, açığını, eksiğini, gediğini gören, bulan, arayan, yırtığını diken bahtiyar. Kendini beğenen bedbaht. Veyl ona. Selam hak, hakikat, hidayet ve istikamet üzere olan, sırat-ı müstakime hidayet duasıyla başlayan Kur'an'a tabi olanlara. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Turgut 2011-01-26 07:46 Emin Bey'in ne demek istediğini bi anlayabilsek? Yazarın terbiyesini, namusunu bilerek koruyamadığını mı düşünüyor, kibarca uyarıyor mu, filmi beğenmiş mi beğenmemiş mi, Cündioğlunun hangi düşüncesini beğenmiş hangisini beğenmemiş… Anlaşılmıyor ki. Kendi kendine bi şeyler söyleneceğine bi şeyler yazsa da anlasak. Bi de Emin Beyin Cündioğlunu tanımadığı belli. Akca, Onun hakkını teslim eden şeyler söylüyor, sadece filme yaklaştığı üslubu beğenmediğini, eleştridiği konuların farklı yönleri olduğu yazıyor. Emin Bey, şöyle doğru düzgün bir yazı yazın da ne dediğinizi anlayalım. Şöyle Firavuna kavl-i leyyin ile söyler gibi, şefkat, itidal ölçülerinde… Hiç eleştiri yazısı okumadığınız belli. Akca'nın Dücanenin kişiliğine karşı kullandığı kötü bir sözünü, lafını, kelimesini yazı da bulamadım ben. Siz gösterin de biz de uyaralım Akca'yı. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-26 19:20 Okumaktan emir tek hece! "Oku!": Kefê binefsikelyevme aleyke hasîbê (isra 14). Bir harf için köle olmaya razıyım. Ama okumam yok, yazmam yok. Bildiklerimi de inkar edeceğim, edeyim. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Turgut 2011-01-27 02:13 Bence Emin Bey'in hiç bir kitap, makale, gazete vs. okumaması daha iyi olacaktır. Kimseye dokunmayım, kimseye bi şey söylemeyeyim, kimseyle dalaşmayalım (!), kimseyi kırmayayım diyorsa, Hak-Hukuk oluşur da birisinin hakkı bize geçer diye düşünüyorsa… hiç bir şey yapmamalı, dışarı bile çıkmamalı, evlenmemeli, alışveriş yapmamalı, birisiyle muhatap olmamalı… Hele hele böyle sitelerde ahkam kesen, hakka giren Akca gibilerin yazılarını okuyup cevap bile vermemeli; belki de onları eleştirir de onların hakkına girer… Bırakalım bu "hassasiyet" ve "mahviyet" gösterisini de, söyleyeceksek eğmeden, puslandırmadan, direkt söyleyelim. Yazarken mimikler ve jestler görünmüyor; dolayısıyle bu mahviyet seremonisi kelimler ardında karşı tarafı alçaltma çabası olarak görülüyor. Lütfen, konuşacaksak, yazacaksak nasihat eder gibi değil, doğru olduğunu düşündüğünü doğru şekilde ifade ederek anlatalım. Yapmayacaksak, insanları meşgul edip zamanlarını alarak haklarını gasbetmeyelim. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# HATİCE 2011-01-27 03:17 Selamün aleyküm. Mehmet Tanrısever'den Allah razı olsun. üstadı ve davasını bilenler filmin eksikliklerini görüp eleştirebilirle r. Filmi izlerken o ruhu yakalayabilmek, o anı yaşayabilmek ve Üstadla bütünleşmek önemliydi bence. Ben gözyaşları içinde izledim yüreğim çarparak. Nereden nereye gelindi. Bunu düşünmek lazım. Bu ilk. Daha da iyileri çekilecek inşallah. Gayret Mehmet Tanrısever kardeşim. Selam ve dua ile… Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-27 12:48 Biz Neden "Turşuluk" Değiliz?
O 'turşuluk' teyze ('ağlamaktan turşuluk oldum'diyen, H.uç hocamızın da işaret ettiği) -el ve ayaklarından öperiz, o yaşlar çok mübarektirler- Dolu dolu gelmiş. Dolmuş boşalmış. İnsan geldiğiyle gider. Soru cevabın yarısı. Al gülüm-ver gülüm. Samimi, hasbi, çok içten, 'ciger'den, yürekten, derin ve dolu insanlarla iş -ve hizmet- buraya kadar gelmiş. Bundan sonra da yine onlarla gidecek. Abdullah abi (A.yeğin) -rhaber'e (A ıraz) göre- hıçkıra hıçkıra ağlamış. Bunu duyan bilir. Tadan, yaşayan. Çilesini, cemeresini çekmişler. Semere görmemiş, düşünmemiş. Hatta beklememişler -bile-. Şimdi nasıl ağlamasınlar, anlamasınlar?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-27 18:42 Arife işaret yeter. Sizleri ehl-i irfan, ehl-i insaf, hikmet ve marifet biliriz. İnsaf ve vicdanınızı teslim ile hüsn-ü zan, hüsn-ü kabul ve hüsn-ü telakki edeceğinizden şüphe etmeyiz. Eleştiri zor zenaat. (güzel bir kaç örnek için bz. : Anatol France, Edebiyat Hayatı, meb klasikleri) Haddim değil herhal. Bu sözlerle cürmüme zammediliyor endişesi taşıyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-27 18:44 Olmaktır esas, görünmek değil. İhlas kalbin ameli. Oraya giden yol, amelden, amel de riyadan geçiyor. İhfa ve havf da riya. Görüntünün gerçeği alt ve örtpas ettiği biz 'cilalı imaj devri'nin çocukları dahi elbet bir gün güneşi görecekler. Hiçbir tartışma kazanılmaz. Tesadüm-ü efkar barika-i hikmet, hakikat. Tesadüm-ü hissiyat, enaniyyat, şahsiyyat bomba ve ateş, bizi de yakar, yıkar, bitirir. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Emin Demirçit 2011-01-27 18:45 Tenkid (intikad, eleştiri-kritik) aşk-ı hakikat sevk ve saikasıyla olmak gerek. Hakikatin önündeki manileri (bz Muhakemat) aşmak kolay değil. Kılı kırk yarmak ehl-i hikmet ve hakikatin prensibidir. İnsanların yüzde sekseni ehl-i tahkik değil, dolayısıyla hak ve hakikate nüfuz edemez. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen makbul ve mutemet bildiği adamardan işittiği mesaili aynen kabul eder, (Mekt) 'Siz mihenge vurun' (Mnzrt) Yazmak için zaman ve 'gökkubbe altında söylenmemiş yeni bir söz' yok. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# F. Halit Şahin 2011-01-27 18:59 Sayın Akça'nın da 'yaranamadığı' bazıları çıksa bile, yazı oldukça istifadeli, yararlı bir çalışma. Kendisine samimi teşekkürlerimiz i sunuyor ve selam ediyoruz. Çok samimi, hasbi insanlarla çekilen Hür Adam başarılı olmuştur. Kendisiyle kastedilin hizmete, neticeye fazlasıyla mazhar ve vesile olmuştur. Kim ne derse desin. Önümüz açık. Daha çok Hür Adamlar (çıkacak) çekilecek. 'Mehmedim sevinin başlar yüksekte. Ölsek de sevinin eve dönsek de. Sanma bu tekerlek kalır tümsekte'. Ok yaydan çıktı. Bugün de yarın da bizim. (inş/amin) Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# AYSUN GÜNEŞ 2011-01-31 10:49 Sayın Cündioğlu ve eleştiri yaparken aynı ekolü takip edenlere, ilk kelimesinden son kelimesine kadar kutup soğuğu ihtiva eden o gaddar ve iltifat yoksunu yaklaşımı için lâyık olduğu zarif cevap, yine, bu mahzun filmin Türk medyasındaki en samimi müdafii olan sevgili Ali Murat Güven tarafından verilmiştir:

http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=25898&y=AliMuratGuven
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 70 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter