Şu An Buradasınız: Anasayfa MUSTAFA AKCA Akıl İhtilâl İster, Kâlb Tevekkül

Risale Akademi

Akıl İhtilâl İster, Kâlb Tevekkül

e-Posta Yazdır PDF








Tefekkür'e basit şekilde “düşünce“ diyebilir miyiz? Sevgiliyi düşünmekle hakikâti düşünmek aynı şeyler midir? Mâşukunu düşünmez insan; hayâl eder, arzu eder; hakikât  aranır. Tefekkür dediğimiz iman etmek gibi bir şeydir; sonunda teslim olmayı getirecek tatlı bir zorunluluğu muhtevîdir. Renklere, şekillere, geometriye mahkum olan bir zihin yaratmaktan çok keşfedebilir. Keşfetmekse dikkat ve teemmül denilen ve tefekkürün kalbini oluşturan bir tür konsantre oluşla alakalıdır. Kapısını çaldığımız bir saraya girmek, efendinin iznine bağlıdır. Tefekküre niyet etmek, bir kadının doğurmaya olan histerisine benzer; sonuçta neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz. Bir yerlerden kopup gelen tedâiler üzerimize boca ediliyormuş gibi; ta uzaklardan dalgaların gelip eteklerimize çarpmaları gibi kadifemsi bir pasiflikle elektrikleniriz. Bunu, içinde çoğu kez niyetimiz olmadan, şiirsel bir dünyadan ruhumuza yansıyan parıltılarla, yani ilham ile karıştırmamak lazım. Eşyâ arasında cereyân eden bir takım münasebetlere nazar etmek akletmek demekse; bu yolla elde ettiğimiz hükümlere düşünce diyebiliriz.Bilgi ise bu düşüncelerin bir formata göre düzenlenmesi, yani aklın karakterine uygun, hazmedilir bir hap şekline sokulmasından ortaya çıkanlara denmektedir. Tefekkürden elimize geçenler öncelikle hayret, sonra korku ve muhabbettir. Cibril-i Emîn'î ilk defa temâşa eden peygamber tavrı gibidir. İnsana "Örtün, üzerimi örtün" dedirtir. Data ve bilgi gibi kazanımlarımız deneylerden ve gözlemlerden elde edilirler. 2+2'nin 4 ettiğini söylemek bize miras kalan bir akıldan gelir. Bunu tefekkür olarak göremeyiz; çünkü bu, içinde niyetimizin aktif rol oynamadığı bir husustur. Demek tefekkür yeni bir kıta keşfetmek niyetiyle kendini dalgalara veren denizcilerin refleksi gibi birşeydir.

Sadece aklın verilerine ve kabiliyetlerine dayananlar için tek kazanç söz konusudur: Bürhan. Bürhan (delil) ise kâh bizi keser kâh ejderhâyı. Her zaman işimize yaramaz, yani. Neticeleri anlamlı kılan onların hakkında verdiğimiz kararlardır. Delil'e olan ihtiyacımız çoğunlukla hakiki bir İhtiyaçtan, yaralarımızı tâmir niyetinden değil; genellikle haklı çıkmak hırsından kaynaklanır. Aklımız bir muhassıs, bir tercih edici gibi davranmaya kalkar. Çünkü cüz'î irâdenin cevelangâhı aklımızdır. Fakat, biz biliyoruz ki mevcudatı tercih edemeyiz; onların ezelî ve kaderî konumlarını değiştiremeyiz. Sadece onlar hakkında kendimizce bir tanım geliştirebiliriz. Eşyâyı birbirleri arasındaki münasebetlerle açıklarız. Güneş öylece dururken böyle olsun, enerjisini azaltsın, açısal hızını değiştirsin… diyemeyiz. Yalnızca bir durum tasviri yapabiliriz. Var olandan hazırlamak demek olan zanaat ve teknoloji de bizim için bu tasviri bir taklide dönüştürmek demektir. Akıl, rahatsız eden bir tenkitler yumağı yığıverir önümüze. Hâlbuki imandan kaynaklanan bir ahlâkla yapılan tefekkür azarlar gibi düşünmekten, kızar gibi tenkit etmekten ve küser gibi şikâyet üretmekten kaçınır. Kulluğun içinde teslimiyetten maada yoktur. Kul efendisini imtihan ve dava edemez; belki şuunâtının (işlerinin) hikmetini merak edebilir. Tefekkür de zaten böylesi bir suâl edişten ibarettir.

Tefekkür yolculuğuna niyet edip seyahate çıkan insan, eğer bir nevi iltica tavrı ile acz ve fakrını ifade eden bir tarzda gitmez ise; mevcudâtla aynı ilâhın kulları olmaktan kaynaklanan akrabâlığın sonucu olan şefkât damarını dahi kopartıp onları kendinden aşağıda görecek, şükür makâmından fahr makâmına inecektir. Hakikât'i devşirmek için kevn ve mekâna salıverdiği nazarı bir bumerang gibi dönüp kendi başını kesecektir. Çünkü “hakikât enâniyet ile beraber yaşamaz”. Sofestâiler'in akıl dürbünüyle devam edemeyip sonunda her şeyi inkâr edişleri bu sırdan olmak gerektir. İşte insan acz ve fakrının farkına varmak ve kabul etmekle aynı zamanda tefekkürün de hakikâtına râm olmaktadır. Filozoflar insandaki acz ve fakr hakikâtından değil enâniyet tarafından gittiklerinden, ancak aklı kullanıp sebep ve sonucun arasını birleştirmek suretiyle bir neticeye varabilirler. Tabiki onlara da tefekkürün muhtevasında bulunan ilhamdan bir pay vardır. Ama bu ruhu habisten bir üflemedir. Çünkü Allah ancak inananlarla beraberdir. Kalbini kâinatın tılsımına bandıran adam, karşısında hayret ve övgüye kapılacağı muhteşem bir sinemayı alkışlamaktan kendini alamaz. Kâinât hakkında bir takım mülâhazalarda bulunması o alkışlamanın bir terennümüdür. Kendinde acz ve fakrdan başka, naks ve kusurdan maâda bir hususiyet görmediği oranda tefekkürün derinliğine dalabilir insan. Tefekkür etmekle rasyonel anlamda akletmenin arasını ayıran işte bu ince çizgi; bu Acziyyet Ahlakı'dır.

"İmkân’dan fışkıran esbâb ve müsebbebât mütesaviyy'üt tarafeyn'dir" (1). Kâinâtın salkımlarına asılmış taneler zâtî bir vücûda sahip olmadıkları halde, bunlar niyet ve nazarla bir renge boyanırlar. Cenâb-ı Kibriyâ'nın âleme serpiştirdiği gayelerden sonuçlar çıkarmaya başladığımızda artık imani tercihimizi yapmaya başlamışız demektir. Tefekkür Hakim-î Mutlak'ın muhâl ve butlândan delil ve inâyeti sıyırışına seyirci olmaktır. Sebebleri kudretin bir perdedarı olarak görmek ve rabbin sinemalarına bir temâşâger ve seyirci olmak demektir. Şüphesiz tefekkür de bir neşvü nema kanununa, bir gelişme, bir dallanıp budaklanma disiplinine tabidir. Her yakaladığımız hakikât bir üsttekine mazruf ve bir alttakine zarf olur. Bu, tefekkürün adâbındandır. Akıl ise kâinatın tuğlaları olan küçük hakikât leri onbaşı vaziyetinden bir müşir durumuna sokar. Onları emir tahtında hareket eden neferler gibi değil kendi başlarına hareket eden kişiler olarak düşünür. Fıtratın çeperlerini yırtıp bir gül goncası gibi açar tefekkür; etrafını kokulandırır. Onu hissedebiliriz. Formüllerin böylesi hissedilir derecede kokuları yoktur. Tek katmanlıdırlar ve hafif ekşimtırak tadlarını alabiliz, o kadar.

Dağdağanın sıkıştırdığı bir kalbin akla söylettirdiği ve zihnimize kelimelerden boyayarak resmettiği bir ruh halidir tefekkür; El-Fettâh'ı zikreder. Akıl yağmacıdır; sahiplenmeye, bir harâmi refleksiyle hırsızlamaya kalkar. Kalb "Bunlar benim değil, benden sudûr etmedi" diyor gibi dervişâne bir râbıtâda yaşamayı tercih eder. Böylelikle kendini rahmet ve hikmetin bârigâhı eyler.

Akıl küçük ve sönük hakikâtleri parlak ve büyük gösterir, mücâzefe eder, mübalağaya kaçar. Mübalağa ise ihtilalcidir, sınır tanımaz. Bal arısının ilhamını Kerrubiyyun'a (2) eş tutan elbet mübalağa ediyordur. Bilim çoğu zaman çok sınırlı sayıda insana gerekli olacak bilgileri, eğitim birimleri vasıtasıyla herkese dikte etmeye kalkar. O, artık bir fikri idmanı olmaktan çok kuru odun yığınları tabir edilebilecek bir sürü faidesiz malûmatı bize aktaran bir düzlem haline gelmiştir. Tefekkür ile Tevaggûl'ün (oyalanma) arasını açmak gerektir. Meşguliyetten kasıt çoğunlukla unutmaktır. Tefekkür insanı teyakkuza, uyanıklığa sürükler. Tefekkürün neticesinde insan kendini Hayret'in ikliminde bulur. Hayret "hamd"i getirmiyorsa duyulanlar "ene"nin ayak sesleridir. Asa'ya değil Musa'ya bakmak lazımdır. Tefekkür Asa'dan Musa'ya bir yol aramaktır. Kur'an-ı Kerim'in, ayetlerinin inayetiyle, bizi kevn ve mekânda gezindirdikten sonra "Efelâ yetefekkerûn-Efelâ Yeğgılûn/ Hâlâ akletmiyor, hâlâ fikretmiyor musunuz?" diye nokta koyuşu bu sırdan gelmek lazımdır. Akıl tahayyül ve tasavvur makinaları vasıtasıyla hakikâte delikler açar. Hayatını endişeye ve Tu'lî Emel'e bina eder. Yani istikbale ait bir takım mülâhazalarda bulunmakla planlar yapar. Hâlbuki hayat mucize olduğundan bütün planları altüst eder. Enfüsi tefekkür, kendi içimize eğilip kulübeciğimiz olan vücûd gemisinden dışarıya uzanan ihtiyaç ellerinin seslerini dinlemeye ve âh u enîn eden hislerimizin ne talep ettiklerini öğrenmeye yönelen bir dinletiye çekilmektir. Kendisine bir dağ gibi kesif, câmid, cismanî bir vaziyet veren aklımıza uyup koca gövdemizle tembel ve faaliyetsiz olarak hayata kuruluvermek de var; ışıklarını kimseden sakınmayan güneş misali her bir şeyle münasebet kurabilen kalb ile sancılı bir tefekküre girişmek de. Tefekkür kesafetten nurâni olana, vehimden rikkât ve vahdete bir kaçıştır. Kuran'ın tabirindeki akleden kalb iman edip teslim olan kalbi işaret eder. Aklediş risklidir. Eğer iman ile olmazsa, yani bir tür tefekkür rengine bürünmezse, kendi yanmak maddesine güvenen koca koca yıldızların içlerine çöküp karadeliğe dönüşmeleri gibi bir hale düşmemiz kaçınılmaz bir durum olacaktır. Akıl canı kendisinden sıyrılan vücûd misali seğirir; yaşıyor zannederiz. İman ve teslimiyet bulunmaksızın tefekkürün olsun akletmenin olsun her ikisinin sonucunda hakikât değil muğalata başlar. Hakikât de şüphe cephesinde ve gaflet gölgesinde kalır; bir nevi azaba dönüşür. Çünkü "Neticenin kayyûmu iman iledir" (3).

( ) Sözler,33.Söz 30.Pencere,
(2) Allah’a (c.c) en yakın oldukları kabul edilen meleklerin en büyükleri.
(3) Mesnevi-i Nuriye" Şemme'nin 19. İlem'i

Son Güncelleme ( Pazar, 06 Şubat 2011 16:13 )  

Yorumlar  

 
# f halit 2011-02-03 19:14 "Kendinde acz ve fakrdan başka, naks ve kusurdan maâda bir hususiyet görmediği oranda tefekkürün derinliğine dalabilir insan. Tefekkür etmekle rasyonel anlamda akletmenin arasını ayıran işte bu ince çizgi; bu Acziyyet Ahlakı'dır." Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:20 Tefekkürü tefekkür, 'düşünme'yi düşten ayırma. hayal ile hakikati tefrik. 'rasyonel olma' ile 'akletme'yi fark. Akletme, fikretme, murakabe, muhasebeye dair bir ceht, cihad, gayret. düşünme çabası. mukaddes çile. "artık ben şairim, ne fıkra muharriri/yalnızca beyni zonkzonk zonklayanlardan biri" nfk rh Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:24 "i'lem eyyühe'l-aziz! tefekkür gafleti izale eder. dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. lakin nefsinde, batınında, hususi ahvalinde tefekkür ettiğin zaman, derinden derine tafsilatla tetkikat yap. fakat … kıymet ve güzellik tafsilatında yoktur. hem de afaki tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. içine dalma, boğulursun. arkadaş! nefsi tefekkürde tafsilatlı, afaki tefekkürde ise icmali yaparsan, vahdete takarrüb edersin. aksini yaptığın takdirde, kesret fikrini dağıtır." Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:29 Hocam yazdığınız lirik, şiirsel yazıyı okuduk. tabi teşekkür ederiz, istifade ettik. fakat -bağışlar mısınız?- hangi "akıl ihtilal ister" anlayamadık. Akıl ihtilal ister mi? Tabi siz 'kafayı yemiş bir akıl'dan bahsediyorsanız o başka. Yoksa 'aklın yolu bir olmak gerek' miyor mu? Sezgisel akıl-mantıksal akıl, akıl ve hayal ayırımı mı yapıyorsunuz? Belki bir kaç kez daha okumalıyım. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:34 "tefekkür de artar", 'düşünce de gelişir' "Şüphesiz tefekkür de bir neşvü nema kanununa, bir gelişme, bir dallanıp budaklanma disiplinine tabidir. Her yakaladığımız hakikât bir üsttekine mazruf ve bir alttakine zarf olur. Bu, tefekkürün adâbındandır. Akıl ise kâinatın tuğlaları olan küçük hakikât leri onbaşı vaziyetinden bir müşir durumuna sokar." Yakaladığımız hakikat 'alt'takine mi, üst'tekine mi 'zarf'? Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:39 "Tefekkürün neticesinde insan kendini Hayret'in ikliminde bulur. Hayret "hamd"i getirmiyorsa duyulanlar "ene"nin ayak sesleridir." 'Asa'ya değil Musa'ya bakmak lazımdır. Tefekkür Asa'dan Musa'ya bir yol aramaktır'. Kur'an-ı Kerim'in, ayetlerinin inayetiyle, bizi kevn ve mekânda gezindirdikten sonra "Efelâ yetefekkerun-Efelâ Yeğgılûn/ Hâlâ akletmiyor, hâlâ fikretmiyor musunuz?" diye nokta koyuşu bu sırdan gelmek lazımdır." Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:44 Tefekkür ve akılla ilgili bir fezleke ve hülasa şeklinde konuyu bitiren -böylece nokta mı konulmuş oluyor?- nazarımıza arz ve aklı, akletmeyi, fikri ve tefekkürü emreden ayetler bir cihetle nokta -taraf-ı lahutiden, taraf-ı ilahiden- olsa, farzedilse bile meselenin bize bakan yönüyle bir 'iki nokta üstüste' veya 'soru işareti' manasına geleceğini -en azından gelebileceğini- düşünmek, konulan noktaya saygısızlık olur mu? Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f halit 2011-02-03 19:51 Kur'an'da Akıl 75 kez geçiyormuş.
Rakam tahmini. :
http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-akil-ile-ilgili-ayetler.html .
Başka bir kaynak bu rakamı 473'e çıkarıyor: http://www.kuranmeali.com/arama.asp
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 20:21 Bilgisayarın 'akl'ına güvenen 'akıl' verdiği ikinci kaynaktaki 'h'akl'ar, uz'akl'ar ve ırm'akl'ardaki 'akl'ı akledememiş, rakam 473'e çıkmış. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 20:31 Kur'an-ı Kerim'de geçen 'Akıl'la ilgili bir kaç ayet: 26/ŞUARÂ-28, 10/YÛNUS-16, 11/HÛD-51, 24/NÛR-61, 10/YÛNUS-42 ve
'Tefekkür' ile alakalı bazı ayetler: 2/Bakara 219,266; Al-ü İmran 191; En'am 50;A'raf 176; Yunus 24; Ra'd 3; Nahl 11,44,69; Rum 21; Zümer 42; Casiye 13; Haşr 21
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 20:46 'Risale-i Nur'da Tefekkür' konusu da başlıbaşına ayrı bir çalışma konusu. Buraya yukarıda 'afak ve enfüste tefekkür'ü tefrik, afakta icmal ve enfüste tafsil tavsiyesinden sonra bir MN (Şule) alıntısı daha. İlginç olduğu için bunu da alma ihtiyacı duydum:"İnsan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır (velâ tekûnû kellezine nesullaaah ilh ayetini hatırlatıyor) Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 20:48 "fakat, hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında, nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi… amma nefsini unutan ehl-i kemal, sa'y, tefekkür, sülük zamanlarında herşeyden evvel nefsini ileri sürüyor" (MN,Şule) Burada garip bir şekilde tefekkürü tezekkür manasında ve unutmanın mukabili -zıt- olarak kullanıyor. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 20:50 ve biraz da bu yazı "evliyaya tuzak olan hayaller, ilahi bahçelerin ay yüzlü güzellerinin akisleridir. 3 "allah'ın nimetlerini tefekkür edin; onun zatını tefekkür etmeyin. çünkü buna güç yetiremezsiniz." el-münavi, feyzü'l-kadir, 3:262-263. insan kendi hakikatini kavrayamaz." rivayetlerini hatırlattı. slm. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-02-03 22:07 Yazının muhterem yazarına bir kez daha teşekkür ettikten sonra, Lemaatteki alakalı 'meratib-i ilim' bahsini özel bir çalışma ile beraber buraya alalım: "Dimağdaki merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise
Dimağda merâtib var; birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif.
Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir;
Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor.
Sonra gelir iltizam, sonra itikat gelir.
İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Her birinden çıkar bir hâlet:
Salâbet itikattan, taassub iltizamdan,
İmtisal iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda,
Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir." http://www.yeniumit.com.tr/yazdir.php?konu_id=303 Bu konuyla alakalı merhum İbrahim Canan hocamızın bir sempozyumda sunduğu 'tasnif ve tertib-i ulûm' bahsini de zikretmeden geçmeyelim.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# ali yeşilkaya 2011-02-06 01:26 Anlamak istiyorsanız,ba şka şeylere dalmadan okumayı icap ettiren bir yazı. tevaggul değil tefekkür tarzıyla okumaya sevk ediyor. Esası-özü itibarıyla afaki'den enfüsi'ye olan yolun veya aralarındaki kopmaz irtibatın insanın bazı hasseleri üzerindeki etkilerine misallerle yaklaşılmış. Doğrusu yazmak isteyeceğim(bun u beceremediğimde n sebep) tefekkür etmek isteyeceğim bir konuyu yazar nitelikli bir tarzla ele almış. Ellerinize sağlık.
Mevzuyu tefekkürümde ilk hatırıma gelense, F. Halit bey'in 'hangi akıl' veya umumdan sadır olabilecek 'hangi kalp' sorusundan bağımsız olarak;'acaba akıl mı yoksa daha ziyade kalp mi ihtilal ister?' sualiydi.
Zihnimde her iki ihtimalin tartısında kalp kefesi daha ağır geldi.'Bu asrın acip bir hassasıdır ki' diye başlayan mektupla Üstad,insanlığı n yaralanan pekçok hasselerinin başına kalbi yerleştiriyor. Şimdi o mektubu, bu yazı ışığında tekrar 'tefekkür etmeye' gidiyorum. Tekrar teşekkürler Mustafa bey.
Muhabbetle…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 69 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter