Bediüzzaman "Avrupa orada üflüyor biz burada oynuyoruz" derken, bir tiyatro teriminden hareket ediyor. Tiyatroda rolünü unutan oyunculara sahnenin bir yerine gizli olan süflör rolünü hatırlatır. Ülkemiz şehametini kaybettikten sonra büyük devletlerin tiyatro salonu olmuş demek istiyor. Sahnedeki rollerini icra edenler, rolleri başkaları tarafından belirlenen kişiler, sahneye çıkmaları ve konuşmaları ellerinde değil. Yine Bediüzzaman "Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz " derken biz kendi başımıza hareket etmiyoruz, bizi başkası hareket ettiriyor, bizim dışardan güdümlü olduğumuzu söylüyor.
Bediüzzaman bizim siyasi tarihimizin de siyaset yorumcusu veya felsefecisi. O sandığa giden siyaseti değil, belli güçlerin karşısında nasıl durulması konusunda amansız bir siyasi deha. Namık Kemal ülkeye hürriyeti getirmek için ömrünü heba etmiş, ama onun getirmek istediği hürriyet Belgrad ormanlarında kurmuş oldukları "Türkistan erbab-ı şebabı"nın Hamiyetkeran-ı Osmaniye“ grubu idi. Mutlakiyetle idare edilen bir ülkeye parlementarizmi getirmek için zamansız ihtilal istekleri ile ortaya çıktılar ama başaramadılar.
Sultan Abdülaziz’in bilekleri, bir iki hain güreşçi tarafından kesildi, ama olaya intihar süsü verildi. O mutekid padişah böyle bir şey yapmazdı zaten. Bir Darbenin Anatomisi isimli eserinde bu olayı Yılmaz Öztuna anlatır. Bizde perde arkasındaki güçler padişahları indirmiş, yetmemiş öldürmüşler. Bilekleri kanayan hükümdar bir sandalla Cibali karakoluna götürülür ve on iki doktor; on biri Ermeni rapor için bekletilir. Hüseyin Avni manyağı, haini, arada bir padişahın üstündeki bezi kaldırır ve ölüp ölmediğine bakar, ölünce intihar fermanı yazılır. Sultan Abdülhamit tahtan indirilir; olayı bastıracak gücü vardır, ama kan dökülmesini istemez, ezan sesleri arasında tahtından iner, onu tahttan indirmeye gelen güruh içinde bir Müslüman vardır, Karaso denen sefil mahluk da oradadır. "Bunun burada ne işi var" der, çünkü ağırına gitmiştir, koca hükümdarın.
Rejimin adı değişmiştir. İnönü milletvekili adaylarını çağırır, konuşur, bir akşam haberlerinde şahıslar milletvekili olmuşlardır. Tecer'in penceresinden eşini kutlarlar, "Meliha Hanım eşin milletvekili oldu" denmiş. Anadolu’da gitmediği vilayetin milletvekili olan büyük zatlar yaşamış. Menderes tıpkı Sultan Aziz gibi bir mahkeme-i garabetle ipe gönderilmiş. Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu aynı akibete duçar olmuşlar. Celal Bayar’ı indirmek için gelen iki zabit, ona hal edildiğini söylerken, Bayar elini silahına atar intihar etmek ister. Sandıktan çıkmış adamın kıymet-i harbiyesi iki zabitin “hal edildiniz” sözünde.
O günün resimlerini çeken Hayat Mecmuasını babam getirmişti ben beş yaşındaydım, resimlere bakıp bakıp ağladık. Bediüzzaman sadece eser yazmış bir büyük insan, eserleri bir sınıfa değil herkese hitap eder. “Ey kardeşim, ey azik kardeşim” gibi antik eser kalıpları ile konuşur. Onun düşmanı cahalet, zaruret, ihtilaf iken birileri ona suni düşman icat etmişler. Otuz yıl ona zulmedenler, o perde arkasında üfleyen melunlar. Demirel sa’y yapar gibi altı defa gitmiş, yedi defa gelmiş. Geçen açıklama yaptı; “On iki eylülün en büyük mağduru benim.” dedi.
Özal‘ın akibeti saçlarında gizli idi kimse tahlil ettirip sonucu ortaya çıkaramadı. “İstanbul’u hesaba çeken Kasımpaşalı Recep ne yapar acep?” diye gitmişler, kahvede otururken; “Görmüyor musun? Hesap yapıyorum.” demiş. Bir zabitan grubu çay ocağında darbe alışverişi yaparken çaycı; “Abi öyle olmaz vallahi ve çok kabadayılık yaptım, İstanbul arenasında, bak şöyle yapın” demiş. Dinlemiş kalem efendisi zevat “haklısın” demişler. “Biz kazanırsak oyunu Çaycı Hasanın Darbesi koyarız, sen de tarihe geçersin, tarihin sayfaları doldu ama, sana bir yer buluruz.” Hasan mutlu mesut. Altmış yılda on iki defa darbe alan bir demokrasi demokrasi kaportacısından çıkmaz, çıkmaz sokaktan çıkmak için …
Bu ironik yazımdan ne çıkar, bugünleri yaşamamak için sahnenin arkasındaki süflörleri susturup rolümüzü kendimiz belirlemek için ne demek gerekirse onu diyelim.





