Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Dokuzuncu Bediüzzaman Said Nursi Seferi ve Zaferi

Risale Akademi

Dokuzuncu Bediüzzaman Said Nursi Seferi ve Zaferi

e-Posta Yazdır PDF

Tarihte seferler düzenlenmiştir, bir değil birçok. Bu seferler insanlığa huzur da getirmiştir, huzursuzluk da. Haçlı seferleri bu seferlerin en zalimce cereyan edenlerindendir. Kan dökmek için gelen haçlı sürüleri geldikleri yerlerdeki medeniyeti görünce şaşırmış, onları aşırmış ve mahiyetlerini değiştirerek batının ortaçağ karanlığından çıkmasına neden olmuşlardır. Avrupa dillerindeki birçok kelime, birçok edebiyat türü ve insan yaşayışını düzenleyen birçok uygulama bu seferlerin batıya yansıyan hayırlı sonuçları olmuştur.





Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat Seferi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi milletimize yeni zaferler ve başarılar eklemiş, Osmanlının haşmeti dünya coğrafyasına daha gösterişli ve görkemli yayılmıştır. Kanuni Bağdat Seferinden sonra şehirdeki büyük ziyaretleri, büyük zatların makberlerini düzenletmiş, İmam-ı Şafii hazretlerini mezarını yaptırmış daha başka imar faaliyetlerine girmiştir. Yavuz Mısır Seferinde Peygamber-i Zişanımızın Hicret yolundan geçerken atından inmiş, onu gören vüzera ve etbaı da inmişler. “Efendim bu sıcakta neden atınızdan indiniz “ demişler, Büyük hakan “Cenab-ı Nebi Aleyhisselatü Vesselam önümde bana yürüyerek rehberlik ediyorsa, bu küçük Yavuz onun önünde ne yapsın” cevabını vermiştir. İstanbul’a döndüğünde gece saraya girmiş, ertesi gün yapılacak muhteşem karşılama başarısız olmuştur. “Efendim sizi karşılamak için büyük ihtifaller düzenlemiştik” derler. Büyük hükümdar bir destansı söz söyler; “Ya bana gurur gelirse, ya bana gurur gelirse” der. O kadar büyük hükümdar büyüklüğünün kaynağını ifşa etmiştir.






Şimdi mana ikliminin yüz yıldır bir hükümdarı var. Kaleminden çıkan hakikat bütün feylosof ve dalalet ordularını dağıtmış, bin yıldır biriken zulüm ve inkâr ordularını darmadağın etmiş, bütün dinlerin itikadını revize etmiş ve ortaya yeni bir itikad dünyası çıkarmıştır. Bu hükümdarın seferi atların sırtında değil kalemin üzerinde harflerin sırtındadır. Sonsuz askerlerdir harfler, onlarla yüzyılların içinden çıkamadığı dalalet bataklıklarını kurutmuş, insanlığın boğulduğu vadileri temizlemiş, taze akıllar harika kalpler ve güzel âbidler yetiştirmiştir. Bunlar hep o hükümdarın kaleminden dökülen yazıların başardığı seferlerdir. Bu sefer Barla’da tasarlandı, Cennet bahçelerinde ordulara parmak ısırtacak eserler meydana getirildi.






Tarihteki bütün seferler kılıcın zaferleridir, dökülen kanın çizdiği haritaların ortaya çıkardığı imparatorluklardır. Osmanlı imparatorluğu kaç kılıç sallamanın, kaç topun kalelerde açtığı gedikler sayesinde ortaya çıkmıştır. Atların üstünde kılıç sallayan nice neferat oradan Cennet-i âlâya uçmuştur. Ama bütün bu seferler ve zaferler, insanları ikna etmeye, dimağlarını yenilemeye, akıllarını bir hakikati anlamaya hazırlayarak elde edilen seferler ve zaferler değillerdir. Vadi-yi hidayetin bin yıldır beklenen ve gelen ve icraatını yapan büyük bir hükümdar ortaya çıkmıştır. Bir Haşir adında eser yazmıştır, acaba o eserin askerleri kaç bin tabur askerden daha büyüktür ifade edilmez. Akıl ve kalplerdeki öldükten sonra dirilme hakikatini anlayamayan, yürüyen ölüler sınıfına dahil olan ve onları öldürmeden dirilten bir kahraman ordu büyüklüğünde bir eser Haşir risalesi. İbni Sina’nın korkup kaçtığı bir dalaleti o binlerce tabur büyüklüğündeki eser ile hidayete çevirmiş. Acaba haşrin inkârındaki öldüren anlam derinliği ile kaç bin insan kılıçla öldürülmeden Bediüzzaman’ın kalemi ile diriltilmişlerdir?  Ayetü’l-Kübra için büyük hükümdar şu cümleyi kullanır: “Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılıç arayanlar, Ayetü’l-Kübra’ya müracaat etsinler” (Nesil. 1.1117) Cümleyi kuran eserini bir kılıca benzetmektedir. O zaman o kılıcın sahibi Bediüzzaman’dır, bütün eserleri onun kılıcıdır. Ama o kan dökmeden dalalet ve sapıklık denilen, tabiiyyun ve maddiyyun tezgâhında hazırlanmış ve insanın içine sızmış olan büyük canavarı değiştiren ve hakikate dönüştüren bir büyük kalemin sahibidir. O da hükümdarlığını bu cümlesi ile ifade ediyor.






Dokucuncu milletler arası Bediüzzaman seferi ve zaferi kutlandı İstanbul’da. Yavuz Mısır’a ordusu ile gitti bir zafer kazandı ve döndü, muzaffer bir edayla. Ama Bediüzzaman’ın eseri Mısır’a gitti, oradan İstanbul’a ordular getirdi, hepsi Bediüzzaman’ın kılıçtan daha keskin eserleri ve cümlelerinin âşıkı olarak bir asker ve muzaffer bir kumandan heybeti ile Bediüzzaman’ın dokuzuncu büyük zaferini kutlamak için payitaht-ı Osmanîye, Payitaht-ı Nursî’ye geldiler. Padişahın nasıl bütün İslam ve dünya coğrafyasına yaptığı seferlerin ve zaferlerin ışıltısını gördüler, hayran oldular, etkilediler ve etkilendiler, kavramları insanlarla zenginleştirip ülkelerine döndüler. Yavuz Amerika’ya sefer düzenlemedi. Dünyayı bir adama çok gören o hükümdar Amerika’ya sefer düzenlemeyi düşünmedi. Ama bu büyük hükümdar Bediüzzaman dünya coğrafyasının her mıntıkasına büyük eserleri ile büyük kılıçları ile gürültüsüz patırtısız gitti, insanları diriltti, Muhammedî yaptı ve zaferler kazandı, kazanıyor ve kazanacak. Protestan Rahipler, dinler tarihi uzmanı Hristiyan din adamları Bediüzzaman’ın kılıcının parıltısına hayran geldiler, yürekleri parıldadı ve kılıçlarını bileylediler, ülkelerinde yine kansız kalemlerle fütühatlarına devam edecekler. Bediüzzaman’ın kalemlerle işleyen ordusunda yetişmiş üç yüze yakın kumandanlar, Nur’un kumandanları, Bediüzzaman’ın sevgi, barış, dostluk üzerine kurulan dünyasından o eserlerin doğduğu Anadolu coğrafyasına geldiler, yüreklendiler, müdavele-i efkâr ettiler. Üniversite profesörü bayanlar, onun eserlerinin parıltısına âşık, kendinden geçmiş bir halde onu anlattılar, onun gibi heyecanlandılar ve başarı ile ülkelerine döndüler. Marks Kapital isimli eseri ile bir dünya devleti doğurmayı hedefliyordu. Ama kan gölüne çevirdi dünyayı. Bediüzzaman ise Risale-i Nurlarla bütün dünyada ve kalplerde bir dünya kültür ve itikad devleti kurdu. Haritası dostluk, arsası kalp, cevelangahı akıl olan bir büyük devlet. Sınırı yok, askeri yok. Ama neleri var?






Bu büyük kumandan bir hükümdar edasıyla konuşuyor, eserlerinin hidayet eken rüzgârı konuşuyor: “Diyorlar Said elli bin nefer kuvvetindedir. Eğer korkunuz şahsımdan ise elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Elli bin nefer değil yanlışsınız, meslek itibariyle elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun. Çünkü Kur’an-ı Hakîm’in kuvvetiyle sizin dinsizleriniz dâhil olduğu halde bütün Avrupa’ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envar-ı imaniye ile onların fünun-ı müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kalelerini zir ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz feylesoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa Allah’ın tevfikiyle beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşallah mağlub edemezler. “(Nesil l.379) Şimdi kumandanın bu cümlesine bak “nefer” diyor, “elli milyon kuvvetinde” olduğunu söylüyor. Savaşa elli milyon nefer ile giden bir hükümdar yok insanlık tarihinde, ama Bediüzzaman elli milyon nefer ile çalışıyor. Dokuzuncu seferi elli milyon bile başaramaz. Dokuzuncu uluslar arası seferin Kumandanının elli milyon neferi var, aman Allah’ım ne büyük bir zafer. Şimdi mübalağa yok, insanlık tarihinin müsbet işler yapmış bütün cihangirleri Bediüüzzaman’ın karşısında onun yaptıklarına saygı duymuyorlar mı? Sen bizim hepimizden daha büyük bir cihangir, bir büyük hükümdarsın, zaferin hayırlı olsun, daha nice zaferlere...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 11 Ekim 2010 23:31 )  

Yorumlar  

 
# MESUT HANÇER 2010-10-09 03:03 Üstadımızı çok güzel tarif eden bir makale… O gönülleri fetheden bir FATİH. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# nur 2010-10-09 04:25 BEDİÜZZAMAN'IN HÜKMETTİĞİ,ZAMA NIN EN KUTLU SEMPOZYUMUNU FEVKALADE MÜKEMMEL TASVİR EDEN; NUR KUMANDANI OLMASI HASEBİYLE SAYIN AHMET NEBİL SOYERİ VE ONUN ZATINDA BÜTÜN NUR KUMANDANLARI VE ORDUSUNU VE BİLHASSA BAŞKUMANDAN BEDİÜZZAMANI ZAFERLERİNDEN ÖTÜRÜ SONSUZ TEBRİK EDERİZ.. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Muallim 2010-10-09 06:12 Eğer bu yazı Tarihçe-i Hayat hazırlanırken yazılmış olsaydı; eminim Üstad Hz. bu yazının Tarihçe-i Hayat eserine idhal edilmesini emir buyururlardı..Fevkalade güzel bir tasvir olmuş.Kaleminize ve yüreğinize rahmet.. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 61 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter