Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Namaz, andırma, hatırlatma ve ihtardır

Risale Akademi

Namaz, andırma, hatırlatma ve ihtardır

e-Posta Yazdır PDF

Bediüzzaman Namaz ibadetini çok zenginleştirmeyi ilke olarak kabul etmiş ve Namazı çok yönlü olarak işlemiştir. Özellikle Dokuzuncu Söz isimli eseri bu konuda insan muhayyilesinin, akıl ve zekâsının aşamayacağı bir boyutta kaleme alınmıştır. Dokuzuncu Söz tamamen gözlem ve eylem, fiil ve müşahade üzerine inşa edilmiştir. Sözün temel argümanları, namaz ve evren birbirini tamamlayan iki mukabil yapıdır. İnsan namaza göre tasarlanmıştır, fizyolojik, bedensel ve ruhsal yapısı namaz ile bir uyum, armonikal bir birlik içindedir. Namaz yaratılışın başından insanlık tarihinin bütün safhalarını içine alan büyük bir zamansallık ile bütünlük arzeder. Namaz bir günün bütün önemli anlarını, kilit ve odak zaman birimlerini ihata eden ve hatırlatan bir büyük harekettir. Namaz bir yılın bütün mevsimlerine göndermelerde bulunan bir büyük hatırlatmadır. Bu hatırlatmalar insan ömrü ile evrenin ömrü ve mevsimlere göre dizayn edilmiştir. Namaz zamanın insan hayatını yönlendiren kritik anlarından insana ikazlar çıkaran bir büyük bedensel ve ruhsal organizasyondur. Namaz önemli anlarla insanı bütünleştiren bir hareketler bütünüdür.





Dokuzuncu Söz’de on sekiz defa tekrar edilen fiiller andırma, hatırlatma ve ihtar kelimeleridir.  Bahislerin kendilerinde son bulduğu, bahislerin dökümünün onlar üzerinde bütünleştiği on sekiz kelimedir bunlar. Daha doğrusu Bediüzzaman’ın insana namazın hakikatini anlatırken üzerinde yoğunlaştığı kelimelerdir ve onlar bahsin ağırlığını üzerlerinde taşırlar. Ayrıca bu kelimeler B e d i ü z z a m a n‘ın N a m a z’ının ipuçlarını verirler. Dokuzuncu Söz’de muhteşem bir namaz kılan Bediüzzaman gizlidir. Tabii görene ve o portreyi metnin fonunda görene göre şekillenen bu müphem gibi görünen aşikar portre. Bahusus Dördüncü Nükte hatırlatma ve ihtar üzerine bina edilmiştir. Dokuzuncu Söz gökyüzünün sonsuzluklarına uzanan kişinin namazına göre merdivenleri muhtelif ebatta ve yükseklikte bir miraç merdivenidir. Bediüzzaman kendi merdiveninin  keyfiyetini bize sunar bu eserinde.







Nüktenin başında iki saat vardır. Biri bizim saniye, dakika, saat ve günlerden oluşan haftalık saatimiz, diğeri büyük saat, “saat-i Kübra“ olan âlem saatidir. Necip Fazıl ve Tanpınar, Bergson’un zaman nazariyesinden etkilenmiş ve iki şiir yazmışlardır. Necip Fazıl Zaman şiirinde anlatır zaman anlayışını, Tanpınar ise Ne İçindeyim Zamanın şiirinde. Bu iki şiir dehası bir de Bediüzzaman’ın zamanı anlatmanın yanında onu namazla bütünleştirmesini görselerdi Bergson’a son bir bakış atarlardı. Bediüzzaman’ın dehasının azameti bu şiirlerle bu eser karşılaştırılınca daha net ortaya çıkar. Mukayese değerin terazisidir. Bediüzzaman namazı anlatırken bu iki saati birbiri içinde yorumlar ve insanın namazı ile bir bütün olarak verir.






Bediüzzaman bu birbirine bakan, birbirinin içinde zamanı anlatırken kendi namazının genişleyen bir an, açılan büyük boyutlu bir zaman tefekkürü olduğunu ifade eder. Bediüzzaman bu namazda halde durup mazi ve geleceği denetleyen bir çift gözdür. Sabah namazı vaktinde güneşin doğuşuna kadar ki zamanı bahar öncesine, insanın ana rahmine düştüğü ana, semavat ve arzın yaratılışındaki altı günden ilk güne açılan hatırlatmalar olarak görür. Bediüzzaman hem zamanı genişlendirir, hem hayali büyütür. Namaz insan hayalini geniş bir zaman birimi içinde dolandırır, gezdirir, önemli hadisatı düşündürür. Onun çok boyutlu namazının bu bir yönü hatırlatma üzerine kurulmuştur. Böylece insan ana ve beşeri ahvale sıkışmış olan dünyasından büyük bir hayalle ve zamanla çıkar, ruh rahatlar ve genişler. Yukarıda sıraladığımız olaylar için ise şu fiilleri kullanır. “Benzer, hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı ilahiyeyi ihtar eder.“ (90) Hatırlatma ve benzerlik kurma büyük bir tedaidir, çağrışımdır. Bediüzzaman çağrışımları ile zamanı genişlendirir, onun katmanlarını açar. Büyük bir çağrışıma sahiptir onun hayali ve aklı. İhata edilmez bir çağrışımdır o. Risale-i Nur’daki çağrışımları hayal eden adam ne kadar büyüktür, bu Bediüzzaman’ın çağrışımları bir kitap olacak kadar geniştir. Aman Allah’ım ne büyük insan ve biz neredeyiz? ”Dar düşünceler dar görüşler.”







Öğlen namazı vaktinde o namazdaki bir çift göz ve hayal ve çağrışım mevsimlerdeki mukabilini, insan ömründeki benzerini ve yaratılış takvimi içinde insanın yaratılışını hatırlatır. Namazın yirmi dört saate dağıtılması namazın kılındığı birim ile onun içinde olduğu mazi birimleri arasında bir rabıta tesisi içindir, bunu anlatır bu ihata edilmez insan. Bu kısmı alalım: “Zuhr zamanı ise yaz mevsiminin o r t a s ı n a, hem gençlik k e m a l i n e, hem ömr-i dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işaret eder. Ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyuzat-ı nimeti hatırlatır.“ (91) Bediüzzaman burada yeryüzünün oluşumu ve insanın yeryüzüne geldiği zaman konusundaki bilgisini de bahsin arkasında verir. İnsan ancak şartlar onu yaşatacak düzeyde olgunlaştığı zaman dünyaya getirilmiştir. Kainat insanın yaşamasına elverişli bir düzeye geldiğinde insan yeryüzüne getirilmiştir, yaratılmıştır. Bu da evrenin ömründe olgunluk zamanına, evrenin zuhr vaktine benzer. Ne harika bir benzerlik, ne harika bir yaklaşım.






İkindi vakti, asr zamanı hüzün ve saadetin birlikte harmanlandığı bir zamandır. Güz mevsimine, ihtiyarlık vaktine, Ahir zaman peygamberinin Aleyhisselatü vesselam Asr-ı Saadetine benzer. Burada peygamberimizin gelişini evrenin büyük saatinin ikindi vaktine benzetir. Burada insanlık tarihi konusundaki tezi de ortaya çıkar. Peygamberimiz kendinden önceki bütün peygamber devirlerinin yaşanıp, hasılı elde edildikten sonra ortaya çıkmıştır. İkindi vakti ile mevsimin ihtiyarlığı olan son bahara ve insanın ihtiyarlık dönemine göndermelerde bulunur. İnsan bu çağrışımlarla artık yolun sonunun göründüğünü düşünür. Dallarından düşen yaprak insana, “Sen de bir gün toprağa düşeceksin.” derler manen. Ama hüzünlü hava içinde Nebiyyi Zişan’ın dünyaya teşrifi ile hüzünden kurtulur, müminin hayatında hüznün olmadığını hatırlatır. Bahsi şu cümle ile sonlandırır. “Ve onlardaki şuunat-ı ilahiyeyi ve in’amat-ı Rahmaniyeyi ihtar eder.” (91) Bunlar hareket noktaları olayların odağıdır, oralardan hareketle şuunat ve in’amatı düşünür insan. Bu zaman birimleri içindeki Allah’ın işleri ve yine aynı zaman içinde Allah’ın nimetlerini hatırlatır. Ahir zaman peygamberinin hayatı ulvi macerası üzerinde tefekküre götürür zihni ikindi namazı. Onun gelişinin beşere ne büyük bir nimet olduğunu hatırlatır insana. Bu ne kadar yoğun bir tefekkür sahnesi ve anı. İşte Bediüzzaman’ın namazının bizim hissettiğimiz muhteşem anları.






Bediüzzaman orta zamanda Hazret-i Adem’in geldiğini, ama ikindi vaktinde Hazret-i Peygamberin geldiğini söyler. Evrenin olgunlaşması insanın gelmesini, dinlerin olgunlaşması ise Peygamberimizin gelmesini doğurmuştur. İnsanın gelmesi için uzun bir dönem evren hazırlanmış, Peygamberimizin ve din-i mübinin gelmesi için yine uzun bir süre olayların olgunlaşması beklenmiştir. Demek olgunlaşma süreçlerini nazara alarak Allah kâinatı ve insanı, dini ve peygamberleri yeryüzüne göndermiştir. Kozmik ve manevi sebeblere riayet ederek. Namazın içine ne kadar büyük hakikatler, ilmi gerçekler yüklemiştir Bediüzzaman.







Akşam’ın Bediüzzaman’a namazda iken çağrıştırdığı olaylar ”Güz mevsiminin ahirinde pek çok mahlukatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet iptidasındaki harabiyetini ihtar ile tecelliyat-ı Celaliyeyi  ifham ile beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder.” (92) Buradaki üç olay grubu “tecelliyat-ı Celaliye”dir. Akşam vakti hem mevsimler zincirinin kıyameti, hem insanın ölümü olan küçük kıyameti, hem de kıyamet öncesi dünyanın harabiyetidir. Allah’ın Celal ismi mevsimleri, insanı ve âlemi sona hazırlar. Bütün bunları düşünen insan “gaflet uykusundan uyanma” yolunda düşünür, kendini ikaz eder. İnsan hayatının ve evrenin hayatının bütün safhaları namaza yüklenmiştir, insanın onları hatırlaması için. Yirmi dört saat ve büyük saat, namaz saatinden seyredilen bir ilahi sinema gibidir. Bediüzzaman onları seyreder ve seyrettirir.







İşa, yatsı vakti ise ölümün  tahattur edildiği vakittir. Gece, gündüz âleminin bütün izlerini siyah kefeni ile örter, kışın beyaz kefeni ölmüş yer yüzünü örter, vefat etmiş insanın eserlerinin geri kalanları da unutulmak perdesinin altında kalır. Ve bu dünya denilen imtihan yerinin bütün bütün kapatılması hatırlatılır. Özellikle Bediüzzaman üç ölünün perde, kefen altına girmelerini sanatlı şekilde ifade eder. Gecenin kefeni siyahtır, kışın kefeni beyazdır, insanın ki ise nisyan perdesidir. Ne kadar zengin bir imaj dünyası vardır Bediüzzaman’ın, sanatla dini bu kadar uzlaştıran, sanatlı imajlarla namazı bu kadar güzel anlatan bir harika yorumcu Bediüzzaman. Akşam vaktinde tecelliyat-ı celaliyedir, yatsı vaktinde ise Kahhar-ı Zülcelaldir. Kullanılan isimler ve fiiller ne kadar tedrici ve mantıkidir. Bütün bunlar ihtar ve ilan ile ifade edilir. “Bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhar-ı Zülcelal’in Celalli tasarrufatını ilan eder.” (92)







Artık gece vakti  gelmiştir. Gece hem kışı hem kabri, hem de âlem-i berzahı hatırlatır, ifham eder. İfham etmek anlatmak, düşündürmektir. Geceleyin kılınan namazların hatırlatacağıdır. Kabir hayatını düşündürmek elbette oradaki şahsın “ne derece rahmet-i rahmana muhtaç olduğu” ölenlerin değil yaşayanların fikr etmesi gereken bir hakikattir. Bediüzzaman akşamı berzaha, geceyi ise kabre benzetir. Berzah bir perde, ara âlemdir. Gece kabirse akşam vakti ise berzahtır. Bu yüzden benzetme çok yerinde yapılmıştır. Kabir ve berzah hayatının teferruatı dinde yapılmıştır. Orada olacaklar için Bediüzzaman namaz kılanı rahmet-i rahmana muhtaç görür, onları düşünmesini hem ifham, hem de hatırlatır. Kabirde kişinin başına gelenler düşünülerek “rahmet-i rahmana muhtaç” cümlesine vurgu yapılmıştır. Bediüzzaman bu şekilde okuyucunun berzah ve kabir hayatı ile de bilgilerinin olması gerektiğine işaret eder.







Gecede kılınan teheccüd namazı daha tekâmül etmiş bir gece ibadetidir. Âlimlere göre gece namazı bir korumadır. Bediüzzaman Nur talebelerinin inayet altında olduğunu ancak gecelerde ibadet şartının gerekliliğini de anlatır. Teheccüd namazı; “kabir gecesinde ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışıktır.” (92) Lüzumlu bir ışıksa insanı ona ikaz eder. Bu cümle ise topyekün bir hatırlatma ve ilandır: “Ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün’im-i Hakikinin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ve senaya müstahak olduğunu ilan eder.“ (92)







İkinci sabah ise yine insan ömründen hareketle haşir sabahını hatırlatır: ”Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı ne kadar makul ve lazım ve kat’i ise haşrin sabahı da berzahın baharı da o katiyettedir.” (93)







Son cümle bütün bahsi özetleyen harika camiiyette, Bediüzzaman’ın bu ünvana ne kadar layık olduğunu gösteren fevkalade bir düşüncedir. O çok zaman sonuç cümlelerini “D e m e k“ ile bitirir: “Demek şu beş vaktin her biri bir mühim inkılab başı olduğu ve büyük inkılapları ihtar ettiği gibi Kudret-i Samedaniyenin  tasarrufat-ı azime-i yevmiyesinin işaretiyle hem senevi, hem asri, hem dehri Kudretin mucizatını ve Rahmetin hedeyasını hatırlatır. “ (93) İhtar ve hatırlatma bütün bahsin anahtar kelimesi ve namazın bu boyutunun adesesidir. Namaz kılanın hatırlamak için hazırlıklı olması gerekir. Namaza girmeden ve çıktıktan sonra bir insan bu hatırlamalarla bir başka dünyadan bir başka dünyaya girmiş ve yine beşeri dünyasına ama ağırlıklı bir fikri sirkülasyondan geçtikten sonra dönmüştür.








Sonra en son cümleyi almadan edemeyiz. Yine Demek ile bitirir söz sultanı: “Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubudiyet ve kati borç olan farz namaz şu vakitlere layıktır ve ensebdir.“ (93) Son cümleden namazın zarureti anlatılır. O fıtratın vazifesidir yani insanın yaratılışı ile kainatın yaratılışı arasındaki iletişim köprüsüdür. O ubudiyetin esasıdır, bütün ibadetler onunla değer kazanır. Temeldir, esastır çünkü. O kat’i borçtur, borcun kat’iyeti yorum götürmez. Namaz tamam ise büyük oranda din tamamdır. Nebi-i Zişan dünyayı cinana terk ederken en son cümlesi; “Namaz namaz namaz.” dır. Bediüzzaman onun için paradoksal bir cümle kullanır. “Namaz ne kadar kıymettar ve mühim ve hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır.” Hem ucuz, hem de önemli ve kıymettarlık bir tezattır. Bu yüzden önemi büyük ama masrafı azdır. Namazın ne masrafı vardır? Kazanılması ne kadar kolaydır. Ama önemi namaz konusundaki bütün vahyî ve hadsî teşvikler kadar önemlidir. Bir mühim ve kıymettar kelimesine kitaplar sığar, Aman Allah’ım ne insan bu Bediüzzaman.

Son Güncelleme ( Salı, 02 Kasım 2010 22:36 )  

Yorumlar  

 
# gülcan gencer 2010-11-02 17:46 Bin Maaşallah!Aziz Üstadımıza ve Kıymetli talebelerine.
Bizlere heyecan veren bu altından pusula gibi olan yazıları için Sayın Soyer Hocamıza minnettarız.
Aziz Üstadımız yarım asır önce büyük bir hakikat dillendirmiş:"Bana ifade nimeti, size istifade nimeti vermiş",buyurmuştu.Yarım asır önce söylenen bu söz, o gün nekadar isabetliyse bugün de aynı tazeliktedir. Sadece Hz Mevlananın deyimiyle küçük bir pencere açarsak:"Buğday ekip de arpa biçen yoktur" mütenevvi manalar içeren bu vecizeyle ektiği başaklardan Hocamızın kıymetini anlayabilir,kat reden hareketle denizi bulabiliriz. Saygı ve hürmetle selamlarım…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-23 00:55 Literatüre 'Bediüzzaman(ın) Namazı'nın girme vakti. Onu görüp tanıyanlar, arkasında ve yanında saf tutan bir kaç bahtiyar. Arkasında nasıl bir iman çağlar? Kur'an'da namaz var. Peygamber asv yürüyen, konuşan bir Kur'an. Yaşayan bir Namaz. Bizim de namazımız var. Var mı? Ne kadar? Miktar kemmiyet. Öz de ona göre. Günde yüz ve bin kılan var. Kaç yiğit, kaç yürek, kaç bilek, kaç ayak gece kalkar. Kıyam durur, kalır. Orada Kim Var? İnsan böyle nefes alır. Nefessiz yaşayamaz. Namaza su kadar, hava kadar ihtiyaç var. Yüz yere sürmek, baş yere koymak, kendini sıfırlamak. Dünyada maiyyet-i hassaya varmak. Namaz(ın)da ruhunda bir mağma kaynar, çağlar(dı). Bir güveç kabı gibi. Pay ve nasiblerimizin, hisselerimizin artması niyazıyla. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 59 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter