Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Turgenyev, Babalar ve Oğullar; Bediüzzaman, Atom ve Tabiat Risalesi

Risale Akademi

Turgenyev, Babalar ve Oğullar; Bediüzzaman, Atom ve Tabiat Risalesi

e-Posta Yazdır PDF

Babalar ve Oğullar, İvan Turgenyev’in ülkemizde ilk tercüme edilen romanlardan biri. Roman 1941’de Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel zamanında çevrilmiş, sayın bakan esere bir giriş yapmış, yeni baskısı İş Bankası yayınları arasından üçüncü baskısı 2010 Nisan’ında yapılmış. Roman iki Rus aristokrat aile reisleri yani babalar ile onların oğulları arasındaki hayata bakış tarzını ve insanın evreni yorumlama estetiği üzerine kurulmuş. Nikolay Pedroviç, Arkadiy isimli gencin babasıdır, roman onun tahsilini bitirip eve dönmesi ile başlar. Romanın açılışı openingi böyle bir giriştir. Arkadiy arkadaşı Bazarov’u da misafir olarak getirmiştir evine. Baba oğluna yine bir oda ve at hazırlamıştır. “Öyle bir harika at hazırladım ki sana, göreceksin, odaları duvarları da kâğıt kaplandı” dedi. (10) Bazarov’u Arkadiy babası ile tanıştırır. Bazarov, doğal bilimler ve tıp fakültesi tahsili yapmıştır, doktora çalışmaları yapmayı tasarlamaktadır. 19. yüzyıl Avrupa’sının dünyaya, nesnelere, olaylara bakış açısını değiştiren doğal bilimlerdir. Doğal bilimler yüzyıl Avrupa’sının adeta girdabı olmuş, ilim adamları ile materyalist ve idealist filozofların kavga nedeni, kilise ile natüralist ve materyalistlerin çekişme sebebi olmuştur.





Bediüzzaman materyalizmin itikadını bozduğu son yüzyılların insanının inancını korumak için en büyük feryattır. Ama o klasik bir feryad değil, batı felsefesi ve biliminin heba ettiği insanları kurtarmak için batı bilimini derinden derine bilen ve bilimin silahi ile onu evreni yorumlamada etkisiz hale getiren bir feryattır. Bazarov, bir fizyolojist, kimya, fizik hayranıdır. Dünyayı bir laboratuvar gibi görür. Bunun dışında inandığı bir şey yoktur. Bediüzzaman da dünyayı bir laboratuvar gibi görür. Ama ikisi farklıdır; biri inancın laboratuarı, diğeri ise dinsizliğin laboratuvarı.




Roman Arkadiy ve Bazarov’un tahsilleri süresince edinmiş oldukları yeni evren yorumu ile babalarının gelenekten gelen dini ve romantik evren telakkisinin çatışmasıdır. Romanda en önemli sorun ç a t ı ş m a’dır. Bu çatışma iki felsefi ve ilmi, kısmen dini görüşün çatışmasıdır. Yoksa realist romanlardaki gibi hislerin ve arzuların çatışması değildir. Roman bir başka perspektiften Rusya’nın yeni bir tüketim ve üretim ilişkilerini arayıştır. Baba işlerinde ideali bulamamaktadır. Nikolay Petroviç, köylüler ile başı dertte, işçileri de onların tahriklerine kapılmakta ve sorun olmaktadırlar. Bir iktisadi çözülme varsa da asıl romanın sorunu o değil, nesiller arasındaki çatışmadır. Yakup Kadri’nin Kiralık Konak romanında dede, oğul ve torunlar arasındaki kavgalardan farklıdır, Babalar ve Oğullar’ın çatışması. Romanda atlı arabalarla seyahat romanın vaka örgüsünde önemli bir yer işgal eder. Arabalardan tabiat manzaraları yansır roman kahramanlarının dünyasına. Turgenyev daha çok Fransa, Paris’te kalmış olduğundan tasvirlerinde içten gelen bir orantısızlık vardır. Geri kalmış bir ülkenin derbeder tabiatıdır görülenler. Asım’daki Akif’in tasvirlerine benzer. Romanın çatışma ortamını besler bu tasvirler. Simgesel niteliklidir denebilir. Bizde de diğer doğulu milletlerle de batıya karşı bir özenme ve onun karşısında kendini küçük görme psikolojisi, marazı vardır. Fikret’in Promete şiirinde bu mukayese çok net olarak görülür. Sadece Yahya Kemal, perişan dönemlerimizde de mazinin ihtişamı ile nefes alır. Yere düşmekle kıymetini kaybetmez elmas. Ama o elması birinin yerden kaldırıp layık olduğu yere koyması gerekir. Biri gelsin bu milletin makus talihini yerde sürünmekten kaldırsın.





Turgenyev’in tasvirleri derin ruhsal empatilere dayanan etkileyici gözlem harikalarıdır. “Uşaklar beyleri karşılamak için kapıya koşmamıştı, kapıda yalnızca on iki yaşlarında bir kız çocuk vardı. Onun arkasından da armalı beyaz düğmeli gri uşak ceketiyle Pavel Petroviç Kirsanov’un uşağı Pyortr’a çok benzeyen bir genç çıkmıştı evden. Bir şey söylemeden açtı faytonun kapısını sonra yaylının tentesini çekti. Nikolas Petroviç, oğlu ve Bazarov ile birlikte kapı aralığında genç bir bayan yüzünün bir an görünüp kaybolduğu loş handiyse boş salonun önünden geçip yeni stil döşeli konuk salonuna yürüdü.” (17)






Bazarov’un konuşması klasik bir dünyanın, romantik dünyanın bütün sanat ve değerlerini eleştirir. “Arkaik bir fenomen. Ama baban harika biri. Şiirler okumasına gelince, boş şey bu” (21) Rusya da Osmanlı da romantizm ve realizm, inkâr ve kabulün kavgalarını vermişlerdir.







Bazarov, Arkadiy’in babası ve amcası gibileri “eski zaman romantikleri”  olarak niteler: “Bu eski zaman romantikleri pek ilginç oluyorlar! İyice dağıtıncaya kadar bozarlar sinir sistemini. Dengelerini altüst ederler.” (21)







Bazarov bizim Beşir Fuat'a benzer, Beşir Fuat yaşamış bir örnek, Bazarov ise bir fiktif kişiliktir.






Bazarov, gayretli, çalışkan, tenbellikten hoşlanmayan, sürekli araştıran bir zekâ ve insandır. Sabahları erken kalkar, araştırmalar yapar. Arkadiy'lerin çiftliğinin civarında kurbağa toplar. "Bazarov birkaç dakikada bahçenin bütün yollarını dolaşmış, ahıra, tavlaya girip çıkmış, uşakların çocuklarından ikisiyle karşılaşmış, onlarla hemen dost olmuş ve onlarla birlikte çiftlikten bir versta ötedeki küçük bataklığa kurbağa yakalamaya gitmişti.  Çocuklardan biri sormuştu ona;




-Kurbağaları ne yapacaksınız efendim?







Kendinden aşağı düzeyde insanlara hiçbir zaman yüz vermemesine ve umursamaz davranmasına karşın onların güvenini kazanmakta özel bir yeteneği olan Bazarov,




-Bak ne yapacağım, dedi. Kurbağanın karnını yarıp içinde ne var bakacağım. Kurbağalar da senin benim gibi canlıdırlar, biz onlardan farklı olarak ayaklarımızın üzerinde yüzüyoruz yalnızca, yani bizim içimizde de ne var olduğunu öğrenmiş olacağım. (24)






Romanın dönüm noktası Arkadiy'in Bazarov'u amcasına tanıttığı cümlelerdir. "Senin Bazarov ne iş yapar?" Arkadiy gülümsedi;




-Ne iş mi yapar benim Bazarov? Size onun ne iş yaptığını söylememi ister misiniz amcacığım?





-Lütfen sevgili yeğenim.




-Nihilisttir.



-Nasıl? diye sordu Nikolay Petroviç.




Pavel Petroviç ise ucunda bir yağ olan bıçağını havaya kaldırmış, öyle kalakalmıştı.





-Nihilisttir diye tekrarladı Arkadiy. Nikolay Petroviç mırıldandı;




-Nihilist.





-Anladığım kadarıyla, Latince nihil, yani hiç sözünden geliyor bu… Herhalde bu sözcük hiçbir şeyi... tanımayan insan anlamında değil mi? Arkadiy,



-Her şeye eleştirel açıdan yaklaşan... dedi. Pavel Petroviç;



-Hepsi aynı şey değil mi? diye sordu.



-Hayır değil nihilist hiçbir otorite karşısında eğilmeyen, ne denli saygın olursa olsun, hiçbir prensibi eleştirmeden benimsemeyen insandır. (28)








Pavel Petroviç, babalardan biridir kendi dünyasını anlatır:





-Ama bize ters gelir böyle şeyler. Biz eski kafalı insanlarız, bize göre prensipler, evet toplumca kabul edilmiş, senin deyiminle benimsenmiş prensipler olmadan bir adım atamazsın. Vouz avez change tout cela (Bunların tümünü değiştirdiniz) Tanrı sağlık versin size, general rütbesi versin. Bizler yalnızca gurur duyarak izleyeceğiz sizi bay... neydi o dediğin? Arkadiy üstüne basa basa





-Nihilistler, dedi



-Evet. Başlangıçta  Hegel'ciler vardı, şimdi de nihilistler. Boşlukta havasız bir ortamda  varlığınızı nasıl  sürdüreceksiniz göreceğiz.. (28)






Turganyev, batı felsefesinin romanına nasıl yansıdığı konusunda ipuçları ile konuşur. "Başlangıçta Hegel'ciler vardı, şimdi de nihilistler." Hegel'in felsefesi Hıristiyan geleneğine uygun düşünce sistemi. Ama Marks, "Ben Hegel'i ayakları üstüne kaldırdım" der. Marks Hegel'in sistemini aslında ayakları üstüne değil de ters çevirmiş ondan nihilizmi çıkarmıştır. Doktorası nihilizmin ilk beyannamesidir Marks’ın Demokritos ve Epiküros'un Felsefelerinde Tabiat Fikri. Bu tezi kabul edilir ama kiliseye ve muhafazakâr Hegel'cilere uymadığından Marks üniversiteden atılır. O da o hızla orman işçilerinin sorunları ile ilgili yazılar yazmaya başlar. O sırada bir Hıristiyan fikir adamı İsa’nın Hayatı diye eser yayımlar. Marks buna kızar ve ateist bir dergi çıkarmak ister. Ateizm ve nihilizm birbirine benzeyen şeyler. Nihilizm bir yerde Hegel'den sonra ama onun felsefesi üzerinde düşünenler tarafından varlığı vücut kazanmıştır.







Arkadiy ile Bazarov fizik ve doğal bilimlerle ilgilenirler. Pavel petroviç;





-Sizin özel ilgi alanınız fizik, öyle mi? diye sordu.





-Evet fizik ve genel olarak da doğal bilimler.





-Dediklerine göre son zamanlarda Cermenler bu alanda hayli ilerleme kaydetmişler. Bazarov umursamaz bir tavırla karşılık verdi:






-Evet Almanlar bu konuda bizim öğretmenimiz sayılırlar."  (31)







Bazarov, Almanlardan bahsederken, fikir dünyasının bir başka şubesini açıklar. Pavel Petroviç, Almanların önceki ve sonraki yetiştirdiği insanları karşılaştırır.




-Eskiden birşeyleri vardı. Söz gelimi Schiller, Goethe falan. Kardeşim pek bayılır onlara. Şimdilerdeyse yalnız kimyacı ve müteryalist çıkarıyorlar. Bazarov sözünü kesti Pavel Petroviç'in;





-İyi bir kimyacı her türlü ozandan yirmi kat daha yararlıdır. Petroviç,





-Demek öyle, diye mırıldandı. Anlaşılan siz sanatı da tanımıyorsunuz? (33)







Bazarov, yavaş yavaş açılan bir nesne gibi, fikir dünyasını bize verir. Belki de Turgenyev kahramanını bize tedrici, yavaş yavaş bir seyirle vermek ister. 




-Daha önce söylediğim gibi, hiçbir şeye inanmıyorum hem bilim nedir ki? Nasıl ki çeşitli meslekler, zanaatlar vardır, öyle bilimler de vardır. Ama genel olarak bilim yoktur." (33)






Bazarov, aşka da inanmaz: "Kadınla erkek arasındaki gizemli ilişki neyin nesidir? Bu ilişkinin ne olduğunu biz fizyolojistler iyi biliriz. Gözün anatomisini incele bakalım, gizemli bakış dediğin şey nereden geliyor. Bütün bunlar romantizm saçmalık, çürümüşlük, sanat yapma hevesi. İyisi mi gel seninle şu böceğe bakalım. Bu son bulduğu böcektir. (41)






Bazarov, kayıtsız tavırlı ve kaba ve dik konuşmalıdır: "Evde herkes ona kayıtsız tavırlarına kaba ve dik konuşmasına alışmıştı."      







Bazarov, aşk ve kadın hususunda da inkârcıdır.  Geleneksel toplumsal görüş, idealist görüş ve romantik görüşlerin dışında, hatta dinlere aykırı "kadınları büyüleyici bir melankolik olarak görür." (40) Bir kadının arkasında hayatın heba edilmesini şiddetle eleştirir: "Tüm hayatını bir kadının aşkına yatıran, kaybedince de çöken, artık hiçbir işe yaramayacak kadar kendini bırakan, hayata küsen bir erkek, erkek değildir." (41) Bu fikirler Arkadiy'in babası kastedilerek söylenmiştir. O Galignani'yi okur, her ay bir köylüyü kırbaçlatmaktan kurtardığı için kendini mutlu hisseder. (41) Kadınla erkek arasındaki esrarengiz ilişkiyi de gözün âşıkane bakışını da kabul edemez: "Kadınla erkek arasındaki gizemli ilişki neyin nesidir? Bu ilişkinin ne olduğunu biz fizyolojistler iyi biliriz. Gözün anatomisini incele bakalım, gizemli bakış dediğin şey nerden geliyormuş? Bütün bunlar romantizm, saçmalık, çürümüşlük, sanat yapma hevesi. İyisi mi gel seninle şu böceğe bakalım" (41)







Bazarov nikâhı dikkate alan arkadaşı Arkadiy'i eleştirir: "Aman ne yüce gönüllüymüşsün öyle! Demek nikâhı hala önemsiyorsun; bunu senden hiç beklemezdim." (53) Namık Kemal de Vatan Makalesi'nde bolşeviklerin, materyalistlerin görüşlerini özetlerken "nikâha esaret" demelerini eleştirir.







Romanın ilk bölümlerinde yer yer Bazarov'un nihilist bakış açısı verilir. O tabiatı romantik hiç bir yönü olmayan bir kütle olarak görür. “Arkadiy, batmak üzere olan güneşin pek güzel ve yumuşacık aydınlattığı uzaklardaki rengârenk tarlalara dalgınlıkla bakarak,




-Peki doğa da mı zırva? diye mırıldandı.



-Senin anladığın anlamda doğa da (fasa fiso tapınak değil, bir işyeridir doğa, insan da işçidir orada. (54)






Descartes, Fichte, Schelling gibi idealist batılı filozoflar tabiatı bir sanat galerisi gibi görürler. Descartes, askere giderken, "Kâinat kitabını okumaya gidiyorum" der. Dinler tabiatı ilahi bir mabed olarak görürler. Tasavvuf bütün âlemi ilahi sanatlar galerisi bilir. Ama materyalizm bütün bu görüşleri alaya alır. Bazarov musikiyi de küçümser. "Tam o anda evden doğru bir viyolonsel sesi geldi. Birisi acemice ama gayet içtenlikle Schubert'in 'Bekleyiş'ini çalıyor ve ezgi yumuşakça yayılıyordu havaya. Bazarov şaşırmış;




-Nedir bu? diye sordu.

-Babam.


-Baban viyolonsel mi çalıyor?


-Evet.


-Peki kaç yaşında baban?


-Kırk dört.



Bir kahkaha attı Bazarov.



-Neden gülüyorsun?



-İnsaf. Kırk dört yaşında bir pater familias... ilinde viyolonsel çalıyor!






Bazarov kahkaha ile gülmeyi sürdürdü. (54)







Arkadiy’lerin çiftliği Maryino'da herkes hayatına devam ederken, Bazarov fizik ve kimya deneyleri yapar, yanındaki mikroskopla saatlerce uğraşır. Onun inandığı şey bu mikroskopla, kimya, fizik ve fizyoloji, canlılar dünyası idi. Onun dışında bir şeye inanmaz. Sabahları çok erken kalkar uzaklara gider, amaçsız dolaşmayı sevmediğinden çeşitli otlar ve böcekler toplar.






Bazarov marazi derecede açık sözlüdür.  Hiçbir nezaket ve zerafet kuralı tanımaz. Arkadiy'e;




-Baban çok iyi biri, ama geri kafalının teki. Öylelerin günü çoktan geçti. Önceki gün baktım Puşkin okuyor. Bunun işe yaramaz bir uğraş olduğunu anlat ona lütfen. Öyle ya çocuk değil artık. Bu saçmalıkları bırakması gerek. Günümüzde romantizmin yeri yok. Doğru dürüst bir şey ver eline okusun.





-Ne vereyim? diye sordu Arkadiy.




-Bana sorarsan önce Büchner'in Stoff und  Kraft'ını -Madde ve Kuvvet- ver. (57)




Madde ve Kuvvet isimli kitap bizim ülkemizde de Beşir Fuat, Baha Tevfik ve arkadaşlarının savunduğu bir kitaptır. Bu kitap maddenin ve kuvvetin ezeli olduğunu ifade eden, dinlerin madde ve kuvvetin Allah'tan bağımsız olmadığı fikrini kabul etmeyen materyalistlerin kutsal kitabı gibidir. Ama şuursuz ve akılsız maddenin evreni ve varlıkları kendi başına ilimsiz, tasarımsız, iradesiz biçimlendirmesini bu kitap yadırgar. Felsefe ve düşünce tarihinde çok eleştirilmiş yerden yere vurulmuş bir kitaptır. Ama büyük tahribe neden olmuş ateizmin, nihilizmin, materyalizmin önemli kitabıdır. Bazarov'un şiire ve şairlere karşı çıkması edebiyatımızda Nabizade Nazım'ın ünlü Şairiyet makalesini hatırlatır. Nabizade'de orada fen adamlarını şairlerden önde tutar, romantik şiiri suçlar, fenni şiiri alkışlar. Demek gerek bizde gerek Rusya'da benzer münakaşalar yaşanmıştır. Turgenyev, Nabizade, Beşir Fuat Fransız nihilistleri ve materyalistlerinden etkilenmişlerdir.






Bediüzzaman maddenin ezeli ve ebedi olduğu kanaatini benimseyen bu Madde ve Kuvvet isimli kitap ile ismini vermeden mücadele etmiştir. Bazarov’u ve benzerlerini batıran madde, kuvvet, tabiattır. Bediüzzaman aslında bütün ülkelerin fen fakültelerine giriş metni olarak okutulacak bu büyük eserinde tabiat fikrini ibtal için örnekler verir. Bir kısmını alalım. Bu kısım Turgenyev ve Bazarov ve Beşir Fuat gibilerin battığı bataklığın bir kısmıdır. Bediüzzaman, Türk ordusunun Yunan’a galebesi hengâmında tabiiyyun fikrinin, natüralistlerin fikrinin nasıl ülkemize girdiğini müşahade eder. O bu fikri bir ejderha olarak görür, bu ejderha sadece bize girmiş bir ejderha değil, batı dünyasını iki yüz yıldır yemiş bitirmiş bir ejderhadır. Bu “gayet müdhiş bir zındıka fikri”dir. (157) Turgenyev’i Bazarov’u, Fikret’i, Beşir Fuat’ı daha nice isimsiz insanları bu fikir ve bu ejderha bitirmiştir. İşte hangi millete mensup olduğu tartışılan Bediüzzaman bu kadar köklü bir köksüzlüğü ülkemizden ve dünyadan kovmaya azmetmiş ve başarmış bir anlatılmaz büyük adamdır. Tabiat Risalesi 15 sahifelik bir eserdir, ama bütün dünyada büyük yankılar uyandıracak ve tabiat ve madde fikrini çürüten bir eserdir. Buradan bir kısmı alıyoruz: “Ebed ve ezelin Sultanı’nın hadsiz cünudundan, askerlerinden mahteşem bir kışlası olan şu âleme ve bütün zamanların, ezeli Mabudu, ibadet edilenin muntazam mescidi olan şu kâinata tabiat fikrini taşıyan bir münkir giriyor. O ezeli Sultan’ın hikmetinden gelen kainatın nizamlarının manevi kanunlarını birer maddi madde tasavvur ederek ve Rububiyet, terbiye etmek saltanatının itibari kanunları, yani nasıl terbiye ettiğini kanunlaştırmış olanın kanunları ve o ezeli Mabud’un büyük fıtri kanunlarını, şeriatını, manevi ve yalnız ilmi vücudu bulunan hükümlerini, kanunlarını ve düsturlarını, birer harici varlık ve maddi birer madde gibi hayal ederek, ezeli Kudretin yerine, o ilim ve kelamdan gelen ve yalnız ilmi vücudu bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icad vermek, sonra da onlara  t a b i a t  namını takmak ve yalnız bir Rabbani Kudretin bir kısmı, bir cilvesi olan kuvveti kudret sahibi ve müstakil, bağımsız bir kadir yaratıcı telakki etmek, inanmak misaldeki vahşiden bin defa aşağı  bir vahşettir.” (167)











Bu ifadeler Büchner denilen filozofun Madde ve Kuvvet kitabına cevaptır. Maddeyi ve kuvveti bağımsız görmek,  kâinatı yönetmek için birbiri içinde birbiriyle çatışmayan kanunları varlığı yaratmadan önce yanlışsız planlayan bir gücün ve mantığın, büyük bir aklın yerine maddenin kendisine bu bütün harika özellikleri vermek, bir vahşettir, bir canavarlıktır. Bediüzzaman’ın bütün ömrü bu ve buna benzer canavarları yok etmekle geçmiştir. Bazarov’un mukaddes bir kitap gibi Madde ve Kuvvet isimli kitabı eserin birçok yerinde tavsiye etmesi, o canavara mağlub olmuş bir garibânân tavırlarıdır. Bediüzzaman tabiatı bağımsız bir hakikat değil, ancak birinin biçimlendirmesi olduğunu anlatır: “Tabiiyyunların, natüralsitlerin mevhum ve hakikatsız, tabiat dedikleri şey olsa olsa ve harici bir hakikat sahibi ise ancak bir sanat olabilir. Yani varlığı meydana getiren cüzler, öğeler birisi tarafından bir arada bir sanat eserine dönüştürülmüş ve kâinat meydana gelmiştir. Yoksa bu koca kâinatta bu kadar sayısız nesne nasıl bir araya anlamlı ve maksatlı biçimde gelebilir. Buna Bazarov da Büchner de harika bir hakikatmış gibi inanmışlardır. Bu harika saçmalığa. Sanattır Sani olamaz, bir sanat eseri bir sanatcının eli ile meydana gelir ama kendisi kendini tasarlayamaz, o sanat eseridir. Bir nakıştır, nakış bir sanat ifadesidir, itina ile yapılmıştır. Âlemde her şey bir bütün olarak sanatlı olduğu, nakışlı olduğu gibi birlikte de nakışlıdırlar. Bu nakışlar bir nakkaş tarafından yapılabilir. Yoksa nakış kendini tasarlayamaz, mesela insan gözü bir nakıştır biri tarafından nakşedilmiştir. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şeye bir yere hükmetmek bir takım kanunlarla düzenlemelerle olabilir, düzenlemeyi hükmeden belirler, kanunları yapar, yoksa kanunlar kendilerini ve düzenledikleri şeyleri tasarlayamazlar. Yaratılışın kanunlarıdır, kanunları yaratan değildir. Mahlûk Allah’ın sanatıdır, bir perdedir, onun arkasında onu tasarlayan biçimlendiren güç vardır, yoksa perde bir şeyi düzenleyemez. Nasıl sanat eseri ustasına, sanatçısına perde ise onu gösterirse, o değilse varlık da Allah için öyledir. Fiili kabul eden, işlemeyi kabul eden bir yaratılıştır. Mesela toprak fiili kabul eder, fiili kendi icad edemez, bütün varlık böyledir. Kanundur, kanunları yöneten kudret değildir, kanunu icad eden onlarla varlığı yönetir, yoksa kanun kendisi yönetmez, kanun kendine var olamaz, kanun varlık içindeki yerini belirleyemez, kanun diğer kanunlarla sürtüşmemek için büyük boyutlu bir gözlem sahibi değildir, Tabiat bir cetveldir, ölçüdür, ölçü bir icad için nisbettir, kendisi icad edilmiştir, icad edemez." (167)


Babalar ise Bazarov ve Arkadiy’in tavrından sonra kendilerini eleştirirler, onların Bazarov ve Arkadiy'e karşı çıkacak bir gelişmiş dini, ilmi ve felsefi boyutları yoktur. Gerek Müslüman toplum, gerek Hıristiyan toplum batının bilimlerin gelişmesinden sonra doğan bilim ve din çatışmasını sağlıklı yorumlayan insanlar olmamıştır veya çok az olmuştur. John Belamy Forster, materyalizm ve tabiatçılık karşısında kilise menşeyli filozofların ateistlere karşı çıktığını onların da bir yere kadar gittiklerini anlatır. Bizde Ahmet Mithat Efendi maddiyyun dalalet, mesleğini akıl ve fen karşısında mahkeme eder, bu yolda bir eser yayımlar.







Bazarov babalarla bir münakaşa esnasında aristokrasi, liberalizm, ilerleme ve prensipleri kabul etmez. Her türlü soyut şeyden, tarih, şiir ve sanattan uzak durduğunu ve bunların cemiyete yararlarının olmadığını söyler. Her şeyi inkâr eder. Nikolay Petroviç ona şöyle der. "Ama izninizle sorabilir miyim, sizler her şeyi yadsıyor musunuz, yoksa daha açıkcası, her şeyi yıkıyor musunuz?" (62) Rus halkının gelenek ve görenekleri kutsal bilmesini, muhafazaklığını bir değer olarak bilmez.







Peygamberlerin evrenin yorumundaki dini yerini kabul etmez.  Bazarov ve Arkadiy her şeye maddi bir gözle baktıklarından madde ile ruh ve mana arasındaki geçişlere sentezleri yapacak nitelikte değillerdir.







İlim ile din arasındaki kavganın Avrupa'daki yansımalarına örnekler vardır, romanda: "Roma'daki sanatçılar Vatikan'a uğramamaktadırlar. Rafael'i bir budala sayıyorlarmış. Bazarov Rafael'i beş para etmez" diye niteler.







Bediüzzaman tabiat ile ilgili fikirlerini Tabiat risalesinde geometrik bir şekilde ifade eder. Ayetü'l-Kübra' da ise âlemdeki tabiatın üyelerini konuşturur, onlar var olmanın kendi hadleri olmadığını ona anlatır ve Allah’ı gösterirler. Peygamberimiz vefat ederken “Refik-i Alaya” diyerek elini yukarı kaldırır ve asıl âleme göçer. Bediüzzaman’ın eserleri de Refik-i Ala’yı büyük dostu, büyük yaratıcıyı ellerini yukarı kaldırarak gösterirler. Bediüzzaman ilim ile din arasındaki bin yıllık kavgayı yatıştıran adamdır. İşte Turgenyev, Büchner, Beşir Fuat örneği. Mesele mevzi bir örnek değil bütün dünyayı, ilgilendiren bir örnektir. Niçe, Marks, Holbach ve daha nice materyalistler fikirleri ile insanları zehirlemişlerdir. Risale-i Nurlar dünyanın inançsızlığa karşı ilacıdır. Bediüzzaman evrensel düşünen bir insandır. Onun bu fikirleri yayan filozoflara da sözü vardır: “Onun için birden bire bu kadar zahir ve aşikâre bir hurafeyi nasıl bu meşhur âkıl feylesoflar kabul etmişler, o yolda gidiyorlar? Hatıra geliyor. Evet onlar mesleklerinin iç yüzünü görememişler.”(156)







Babalar ve oğullar romanının bir tartışma, bir dünya görüşü çatışması olduğunu görmekteyiz. Turgenyev, derinliğine düşünmeden bilim sarhoşu gibi bu iki tipini dünya roman tipleri arasına sokmuştur.  Turgenyev'in bu kitabı komünizmin ayak sesleridir, ateizmin, nihilizmin beyannamesidir. Ama Turgenyev tipini anlatırken başarılı bir duruma getirmemiş, ancak ona bütün zehiri kusturmuştur. Turgenyev ne felsefeden, ne geleneksel Rus Ortodoks fikrinden bir şey alamamış şaşkın bir yazardır. Bazarov’un öldürülmesi de yazarın fikirlerinin bir kararlılık göstermediğini ortaya koyar. Bazarov öldükten sonra babalar ve Arkadiy yine klasik romantik yapılarını devam ettirirler.







Her iki taraf da gerek babalar, gerek oğullar da bir oturmuşluk, yorum derinliği yoktur. Aradan bir sentez çıkmayacaktır. Roman genellikle bir tartışmadır. Bitip tükenmeyen çatışmalar zinciridir. George Sand ile Emerson’u eşit tutan bir arkadaşını eleştirir. Tıpkı Nabizade'nin fenni şiir konusunda yaptığı gibi. Nabizade de bir divan şairi ile bir bilim adamını karşılaştırır.







George Sand’a duyulan ilgiyi Bazarov tenkid eder: “O kadından başka bir şey değildir. Emerson ile nasıl bir tutabilirsiniz onu? Eğitimle fizyolojiyle de hiçbir şeyle ilgili bir fikri yok. Embriyolojinin adını bile duymadığına eminim, oysa günümüzde böyle şeyleri bilmeden ne yapabiliriz?" (84) Bunlar yanlış kıyaslar. Turgenyev kurşun askerler gibi güdümlü kahramanlar kullanır, onların arkasında yıkıcı hiçbir derinliği olmayan Holbach gibi üçüncü dördüncü sınıf filozofların fikirleri vardır. Aynı şey Fikret için de geçerlidir, sağlıklı bir batılı fikir ve felsefe adamına rastlamamıştır bunlar.







Tolstoy’un eserleri Rusya’da bir dönem yasak edilmiştir. Daha sonra bugün Bediüzzaman’ın eserleri de yasak edilmiştir. Turgenyev'in okunduğu, Marks’ın ateizminin olduğu bir ülkede Bediüzzaman ve Risale-i Nur yayılır. Çünkü böyle karanlık fikirler Rus insanını iki yüz yılı aşkın bir süre karanlıkta bırakmıştır. Bugün Rusya'daki Nur talebeleri bu ışığı görerek Müslüman olmuş Ahmet ve Mehmet isimleri almışlar ve bir zamanlar Türkiye’de olduğu gibi tohumluk özelliklerini güçlendirmek için baskı toprağının altında kalıp bir gün sönmez bir şekilde devam edeceklerdir.






Bu fikirlerinde katı olan iki genç zamanla hayat ile fikirleri arasındaki zıtlıklardan dolayı huzursuz olmaya başlarlar. "Bazarov'da daha önceleri hiç görülmeyen bir huzursuzluk görülmeye başlamıştı. Hemen kızıveriyor pek isteksiz konuşuyor, çevresine öfke ile bakıyor, içi sıkılıyor gibi, bir yerde uzun uzun oturamıyordu. Odintsova’ya artık sırılsıklam âşık olduğuna karar vermiş olan Arkadiy’se derin bir hüzne kaptırmıştı kendini." (113) Bazarov ve onun yarım ağız takipcisi Arkadiy insan doğasını soğuk bir bilimsellik ile yorumlamanın farkında olmadan sevgi ve aşkın içlerinde doğduğunu görünce fikirleri ile hisleri arasında huzursuzluk başlar. İnsanı ve canlıları sadece fizyolojik yorumlamak ile onları izah etmenin imkânsızlığını olaylarla anlamaya başlarlar. Bazarov'daki bu çatışmayı yazar anlatır: "Bütün bu yeniliklerin gerçek nedeni Odintsova'nın Bazarov üzerinde yarattığı duyguydu. Bazarov’a acı veriyordu, bu duygu, ona biri ruhunda olup bitenden ima yollu bile söz edecek olsaydı, öfkelenir, alaycı bir kahkaha ve aşağılamalarla öyle bir şeyin olmadığını söylerdi. Kadınlara ve kadın güzelliğine pek düşkündü. Bazarov ama ideal veya onun deyimiyle romantik anlamda aşkın bir saçmalık aptallık olduğunu söyler, kahramanlık duygularını bir çeşit sakatlık ve hastalık sayardı." (114) İnsan tabiatının madde ve mananın, ruh ve duygunun, maddenin bir karışımı olduğunu farkedemeyen, fikirlerini hayatla karşı karşıya getiremeyen Bazarov yavaş yavaş kanaatlerini sorgulamaya başlar. Müziğe ve sanata inanmayan iki arkadaş birbirlerindeki değişikliği yorumsuz naklederler. "Arkadiy'i yazı masasının başında elinde bir kitapla ceketinin önü ta yakasına kadar ilikli oturur buldu. Canı sıkılmış gibi,




-Hâlâ yatmadın mı? diye sordu, Arkadiy onun sorusuna cevap vermeden;


-Anna Sergeyevna 'nın yanında çok kaldın bugün dedi.



-Evet siz Katya Sergeyevna’yla piyano çaldığınız sürece ben de onun yanında oturdum.



-Ben çalmıyordum ... diye başladı Arkadiy ama hemen sustu. Gözlerinden yaşlar süzüleceğini hissetmişti ve alaycı arkadaşının karşısında ağlamak istemiyordu." (124)






Bazarov, yüreğindeki sevgi ihtiyacını görmezlikten gelmek isteyerek bahisleri değiştirir, ama ikircikli davrandığı her halinden belli olur. Odintsova onunla onunla önceki duygusal konuşmalarının arkasını getirmek ister. O ise bahsi fizikle ilgili kitaplara çeker:



-Neydi o kitabın adı?




-Pelouse ve Fremy’in Notions Generales…  dedi Bazarov Ganot’un Traite elemtaire de physique experimentale 



-Deneysel Fiziğin Temelleri kitabını da öneririm. (126)





Asıl bahis mutluluk ve müziktir, bir önceki gün iki arkadaş bu konuda birliktedirler. Ama Bazarov şiddetli yorumlarının arkasından hayata geçmek istemez,  aklı ile kalbi kavgadadır. Ham teoride kalan iki arkadaş, yüreklerinin uzantılarını görmek istemezler, ihtilafa düşerler. Bazarov, Arkadiy’i aptallıkla suçlar. Bazarov’un yorumları açıkça mantık düzeninden mahrum bir hale gelmiştir. (138)






Böyle bir konuyu Mithat Efendi, Felsefe-i Zenan isimli eserinde işlemiştir. Orada sadece aşkı inkâr eden bir felsefe vardır. Arkadiy ve Bazarov’un kısmen benzeridirler bu iki kız kardeş. Bu konular Fransa’dan yansımıştır Rusya’ya ve İstanbul’a. Üdebalar benzer konuları işlerler. Belki de Mithat Efendi Babalar ve Oğullar’ı okumuştur. Çünkü kurgu ve anlatım çok benzerlik gösterir.







Pavel Petroviç ile Bazarov arasında kıskançlık yüzünden bir düello yaşanır.  Petroviç yaralanır. Bu düelli meselesi romana yabancı bir cisim gibi girmiştir, konu ile vaka örgüsü ile ilgisi neredeyse yoktur. Romanın fikri çatışma havası içinde, gerçek bir çatışmadır, ama fikirlerin uzantısı olmadan ziyade duygusal niteliklidir.






Bazarov, romanların sonunda ortaya çıkan bir aydınlanma hali ile uyanışını Anna Sergeyevna’ya anlatır. Geçmişte yaptıklarını eleştirir, bir olgunluk noktasına varmıştır: "Karşınızda çoktandır aklını başına toplamış ve yaptığı aptallıkları başkalarının da unutmasını isteyen bir insan var.” (215)






Bazarov, Maryino’yu terk edip baba yurduna döner. “Yaşlı Bazarovlar hiç beklemedikleri bir anda oğullarını karşılarında görünce çok sevindiler.” (229) Bazarov, ilk zamanlar sıkılırsa da daha sonra bölgede doktorluk yapar. Tifodan ölen bir hastanın vücudunda inceleme yapmak isteyen tabiblere katılır, böyle bir pratikten hoşlanır. Bölge doktoru ile çalışırken elini kesmiştir Bazarov. Mikrop kapmıştır Bazarov artık ölümle yüz yüzedir. “Bölge doktoru geldi ve hastayı muayene ettikten sonra her şeye hazırlıklı olmalarını söyledi.” (239) Ölüm anında Anne Sergeyevna’ya aşkını itiraf eder, artık inatçı Bazarov yoktur. Ölümü yorumlar: 'Çok eski bir gerçektir ölüm, ama herkese yeni gelir.' (244) Ölürken Peder Aleksey başucunda son duasını okuyordu” (246)






Romanın finali, closingi bir mezarlık sahnesi ile sona erer. "Rusya’nın uzak köşelerinden birinde küçük bir köy mezarlığı vardır. Bütün mezarlıklarımız gibi bu mezarlık da hüzünlü görünür. Çevresindeki hendekleri uzun zamandır ot bürümüş, gri tahta haçları eğilmiş, bir zamanlar boyalı olan başlıklarının altında çürümektedir. Mezar taşları, birileri onları alttan itip devirmiş gibi yerlerinden oynamıştır, yaprakları yolunmuş birkaç ağacın cılız gölgesi düşer yere, mezarların arasında serbestçe dolaşırlar koyunlar...  Ama aralarında insan elinin dokunmadığı, hiçbir hayvanın üzerine basmadığı bir mezar da vardır. Yalnızca kuşlar konar üzerine, şafak vakti şarkılarını söylerler. Demir bir parmaklıkla çevrilidir bu mezar, ayakucu ile başucunda birer çam ağacı vardır, Yergeniy Bazarov orada yatmaktadır. Yakındaki küçük köyden tiridi çıkmış iki ihtiyar…  bir karı koca gelir ona sık sık. Birbirlerine destek olarak yavaş yavaş yürür, demir parmaklığa yaklaşıp yere diz çökerler, uzun uzun ağlar, altında oğullarının yattığı dilsiz mezar taşına gözlerini ayırmadan, uzun uzun bakarlar. Bir iki sözcük ederler aralarında, mezar taşının üzerindeki tozu temizlerler, çam ağacının dalını düzeltirler, sonra tekrar dua eder, oğullarına, onun anılarına en yakın oldukları bu yerden uzun süre ayrılamazlar… Boşuna mıdır dersiniz onların ettikleri dualar? Sevgi kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? Ah evet! Bu mezarda yine ne denli tutkulu, günahkâr, isyankâr bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize; Yalnızca ebedi huzurdan doğanın kayıtsız büyük huzurundan değil, ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler...” (252)






Beşir Fuat ölümünü bir bilimsel deney gibi seyrederek, kayıtlarını tutarak hayata veda eder. Bazarov ise bir deney aşkı ile yakalandığı bulaşıcı hastalık ile dünyadan göçer. Her iki bilim aşıkı, ama evrenle Allah ile münasebetlerini kuramamış, batının dinle kavgalı ilim zihniyeti ile heba olmuşlardır. Bu durum dünyada 19. ve 20. yüzyılda birçok aydının kaderidir. Ortaçağın Tanrısal ve romantik dünyası yerini bilimin soğuk dünyasına terk ederken arada, ikisi arasında bağı kuramayan bilim âşıkı insanlar heba olmuştur. Bunlar o tiplerin bir ilk örneğidir, prototipi.







Bediüzzaman Turgenyev ve benzeri Avrupa üdebasının fikirlerini çürüten büyük eserler yazmıştır. Risale-i Nur bütün dinlerin çıkmazlarını açan bir büyük eser külliyatıdır. Babalar ve Oğullar'daki bozulmanın özünde felsefe vardır, Turgenyev bir felsefeyi bir şahsa yüklemiştir. Bediüzzaman Tabiat Risalesi’nde dokuz kurmaca hikemi hikâye ile tabiat fikrini dirilmeyecek şekilde öldürür. Birinci yolda, âlemdeki sebeblerin bir araya gelmesi ile varlığın vücuda gelmesini bir eczahane misali ile, ikincisi birbirine müdahale eden sebebler ile, üçüncüsü bir elde edilmiş bir birliğin birleştirme özelliği olan birisi kanalıyla olacağını anlatır. İkincide kendi kendine teşekkül etmenin imkânsızlığını üç misal ile anlatır. Üçüncüde tabiatın gereğidir ki oluyor fikrini yine üç misal ile ibtal eder. Tabiat Risalesi bütün dünyanın lise ve üniversitelerinde okutulacak bir varlık ontolojisi ve yaratılışın Bediüzzaman yorumu ile felsefesidir.






Bediüzzaman’ın dünya edebiyatına göndermelerde bulunan eserlerinin bir örneğini verdik. Bediüzzaman ve dünya edebiyatı diye bir sempozyum olsa ne kadar harika trans kritikler yapılacağı görülecektir. Yeter ki bu işin ve bu adamın sevdalıları olsun.






Kaynaklar
Ahmet Mithat, Felsefe-i Zenan, istanbul, 1307
Forster, John Belamy, Marksın Ekolojisi, İstanbul, 2002
Harre, Rom, Felsefenin Bin Yılı, İzdüşüm, İstanbul, 2008
İvan Sergeyeviç Turgenyev, Babalar ve Oğullar, İş Bankası Yayınları,  İstanbul, Nisan 2010
Kantarcıoğlu, Sevim, Türk ve Dünya Romanlarında Modernizm, Paradigma, Aralık 2007
Marks, Karl, Felsefe Yazıları, Hiv Yayınları, İstanbul, 2003
Okay, Orhan, Beşir Fuat, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2000
Okay, Orhan, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, Erzurum, 1980
Uç, Himmet, Nabizade Nazım Bey, Biyografi, Kitabevi, İstanbul, 2007
Troyat, Henry, Lev Tolstoy, İletişim, İstanbul, 2010
 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 20 Aralık 2010 23:48 )  

Yorumlar  

 
# welat 2010-12-22 15:00 Uzun ve akademik bir dille yazılmış olduğundan makaleyi bütünüyle dikkat ve teenni ile okumak müşkil. Ama makale konusu itibariyle harika… İslam tefekkürü ile nihilizmi karşılaştırmak belki de anlaşılmak konusunda bazı zorlukları beraberinde getirmektedir. 'fiktif' kelimesiyle ilk defa karşılaşıyorum…lügatte, 'itibari' anlamındadır. "şahsın uslubü beyanı şahsın timsali şahsiyetidir" diyor Bediüzzaman. Bunun için uslüp farklılığını hoş görmek gerek…Yazar sayesinde yeni bir kelime öğrendim… Akademi zemininde dolaşırken lügatlere sarılmak kaçınılmazdır herhalde. Ama okuyucunun zihnini okşamak, zor olanı kolaylaştırmak prensip olamlıdır diye düşünüyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# hewi 2011-11-19 18:32 Evet hakikat şudur ki, küre-i arzdaki her nakış nakaşını tüm dedilleri ile sunar. Üstad Bediüzzaman bunu Allah'ın izni ile çok güzel açıklamış felsefenin ve tabiiyyunun yapı taşını ziruzeber etmiştir. Mantıken bizi yartan Rahmanı delilleri ile tanıtmış, bizim anlamakta güçlük çektiğimiz Kur'an'ı azimi açıklamış. Allah ona rahmet etsin … Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 60 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter