Deha Romancı Ortaya Çıkıyor
Edebiyat yolunda ilk çalışmasını ünlü eleştirmen Nekrasov’a gönderir. Eser beğenilmiştir. “El yazmanızı ‘Çocukluk’u okudum. Devamını bilemediğimden kesin olarak konuşamam, ama bana öyle geliyor ki yazar yetenekli. Her koşulda yazarın fikirleri , konunun sadeliği ve gerçekçiliği bu eserin tartışılmaz niteliklerini oluşturuyor. Size baş harflerin ardına gizlenmemenizi ve derhal kendi adınızla yazmaya başlamanızı tavsiye ederim. Yeter ki edebiyatta geçici bir konuk olmayın.” (136) Tolstoy eşya ve nesnelere farklı baktığını ifade eder. “İnsanları ve eşyaları başkalarının kendisinden önce söyledikleri şekilde görmeyi içgüdüsel olarak reddediyordu. Hiçbir şey okumamış, öğrenmemiş, her şeyi kendine keşfeden biri olarak dünyayı ele alıyordu. Hoşa gitmek için değil, yaşamın farklı yönlerini mümkün olduğunca sadık ifade edebilmek için yazıyordu.Dili yıpranmış metaforlardan temizliyerek, nesnelerden kalbe giden en kestirme yolu arıyordu. Kahramanları işlerken yeni teknikler kullanır. Entirikanın gelişimi sırasında oraya buraya atılan küçük fırça darbeleriyle kahramanları okura aşina kılmak gerekiyordu.
İzlenimleri derinden hisseder. Dünyada ilerliyordu, gözleri faltaşı gibi açılmış kulağı kirişte, burun delikleri açık. Yaprakların titremesi , kımıldayan toprağın kokusu , eldeki camın serinliği , dilde eriyen bir meyvenin tadı, köyde bir köpeğin havlaması bütün bu algılar canlı dalgalar halinde vücudunda yankılanıyor ve beynini tatlı tatlı sarsıyordu. Evren tanımlarında olduğu kadar pskikolojik notlarında da hakikatı dert ediyordu. Blok kişileri , tamamen aydınlık ve tamamen karanlık kişileri reddediyordu.Bir bireyi empresyonistler gibi küçük lekeler halinde parçalıyordu.
Nekrasov’un yeteneğini kabul etmesinin arkasından, Turganyev, ona gönderdiği yazıda “Haklısın çok yetenekli olduğu kesin. Onu yazmaya teşvik etmek için yaz ona. Onu ilgilendirir mi bilmiyorum ama ona söyle , onu kabul ettiğimi , selamladığımı ve alkışladığımı söyle. (140)Kitap okurlar arasında da kısa sürede başarı kazandı ve gazeteciler de bu başarıyı iyice vurguladılar. Bütün basın dahiyi duyurdu. Tolstoy avdayken ilk eleştiriler eline geçti. Onları bir kulubede mum ışığında okudu ve şiddetli sevinçle sarsıldı. Öykü anlatma ihtiyacı öyle büyüktü ki kafasında dönüp duran fikirleri tüketebilecek kadar ömrü olup olmayacağını düşünüyordu. Tatyana halası da sevinir. “Seni edebiyatla ciddi olarak ilgilenmen için teşvik etmemiş miydim ben? Bu tür eserlerde başarılı olacağın ı söylememiş miydim sana? Çünkü sende iyi bir yazar olmak iç in gereken her şey var, zeka, hayal gücü, yüksek duygular.” (143)
Edebi teorisi , eserlerini yazacağın zaman kendini daima en dar kafalı , kitaplarda yalnızca cazip yanı arayan okurun bakış açısını koy. En ilginç eserler yazarın kendi görüşünü gizler gibi yaptığı ama yine de okuruna sadık kaldığı eserlerdir. Puşkin’i okurken kendinin deha olduğuna inanır. Farklı düşünür, “lakin insan olarak benim kadar iyi tek bir insana rastlamadım, benim gibi her koşulda iyilik peşinde koşan, benim g ibi bu ideal için her şeyi feda etmeye hazır birine rastlamadım. Bu nedenle kendimi rahat hissettiğim cemiyet bulamıyorum. “(147) Mizacı orta yerdedir. Göz açıp kapayana dek melekten hayvana geçmeye alışkındı. Kimi zaman yukarıda , kimi zaman aşağıda . Lev Tolstoy’un fiziksel yapısı ona tam ortada olmayı yasaklıyordu.
Kafkasya’da zaman yitirmemiştir. El yazması yığınları bavullar dolusudur. O gerçek mutluluğu özel çıkarları genel çıkarlara feda etmekte görür. Sanatın dünyanın manzarası karşısında naifliğini görür. Tuna ordusuna katılmak ister , niyeti oradan zenginleştirici deneyimlerle dönmektir. Cephede görevlidir , yine kendini eğitir.” Mümkün olduğunca sık hatırlaman gereken bir şey var. Thackerey otuz yaşındayken ilk romanını yazmaya hazırlanıyordu. Alexandre Dumas haftada iki roman yazdı. Tecrübelerini yazıya geçmek yazarlık felsefesidir. “Bir yazar korkudan bile yarar sağlayabilir.” der.Başarı için cesur kararlı ve soğukkanlı olmayı kendine salıklar.
Türk Rus savaşında cephededir. Tüfek atışı geceleyin yoğunlaşıyordu, çünkü Türkler Rusların siper açmaya devam etmelerini engellemek istiyorlardı. (156) Sanatı yine gündemdedir. “Bir işten önceki zaman en nahoş zamandır”(157) Kendini kıyasıya eleştirir ve tanır. “kimim ben , emekli bir yarbayın dört oğlundan biri , yedi yaşında öksüz kalmış, kadınlar ve yabancılar tarafından yetiştirilmiş, ne sosyete eğitimi ne de bilimsel eğitim almadan on yedi yaşında sosyeteye girmiş biri , büyük iyilik yapmadı, toplumda iyi bir konumu da yok, özellikle ilkesiz, işlerini son sınırına dek tehlikeye atmış bu adam , yaşamının en iyi yıllarını hedefsiz, zevksiz geçirdi, sonuçta borçlarından ve özellikle alışkanlıklarından kaçmak için Kafkasları terk etti ve oradan da vaktiyle babası ile ordu komutanı arasındaki ilişkileri kullanarak Tuna’daki birliklere katıldı, yirmi altı yaşında bir deniz teğmenidir, neredeyse beş parasız, maaşı hariç, koruyucusu yoktur, becerisini yoktur, meslek bilmez,yeteneksizdir, ama ölçüsüz bir öz saygısı vardır. Evet benim toplumsal konumum böyle.
Şimdi de kişiliğime bakalım. Çirkinim, beceriksizim, pisim ve sözcüğün sosyetik anlamında kötü eğitim almış biriyim. Tez öfkelenirim , başkalarının canını sıkıyorum, mütavazi değilim, hoşgörüsüzüm, bir çocuk gibi utangacım. Hödüğün teki olduğum bile söylenebilir. Bildiklerimi kendi kendime öğrendim, kötü kırıntılar halinde, bağlantısız, düzensiz, hatta pek az.” (160)
Kırım’a savaşa gider, niyeti savaşı yakından görmektir. Özellikle vatanseverlik niyeti de vardır.” Ben savaşma şansını bir kez bile bulamadım, ama bu insanları görmeme ve bu muzaffer dönemde yaşamama izin verdiği için Tanrı’ya şükürler olsun “(165) Toplumu tanıyınca radikal çözümler düşünür. “ Bu yolculuk sırasında Rusya’nın ya çökmesi gerektiğine ya da bütünüyle yenilenmesi gerektiğine kesinlikle inandım” (166)
Gelecekteki öğretisini belirlemiştir. “Kilisenin doğmalarına boyun eğmemek , İncil’den esinlenen ilkel bir Hıristiyanlığa geri dönmek, maddi mutlulukla ahlaki yetkinliği birlikte aramak” (170)
Bir Bilardocunun Anıları isimli eseri eleştirmenlerden sıcak bir kabul görür. Dergiler övücü sözler söyler. Savaşın arka planındadır, ona göre bir sanatçının biraz geride durmaya ihtiyacı vardır.
Dua onun vazgeçilmez tutkusudur. “Yüce Tanrım beni sürekli himaye ettiğin için sana şükran borçluyum . Beni terk etseydin ne kadar boş olurdum. Bana yardım et, işe yaramaz özlemlerimi karşılamak için değil , bilmediğim ama bilincine vardığım varlığın bütün ezeli hedefine erişmemi sağlamak için yardım et.” (173)
Kalede Çağdaş için hikayeler yazar. Gerçekten de ilk gerçek savaş muhabiridir. Stendhal’in üzerindeki etkisini inkar etmez. Herkesten çok ona minnettar olduğunu söyler. Savaşı tanımayı ona borçludur. Parma Manastırı’ndaki Waterloo Savaşı hikayesi, ondan önce savaşı böyle yani gerçekte olduğu gibi tarif eden var mı idi ? Waterloo savaşında yalnızca savaş Fabrice’nin gözünden anlatılır, oysa ki Sıvastopol hikayesinde Tolstoy bu tarzı genişleterek her bir şahsiyetin içine girip aynı muharebeyi farklı bakışlardan veriyordu. Çar ll Alexsandr Aralık ayında Sıvastopol’un prova baskılarını okuyunca duygulanmış, yazarın tehlikeden uzaklaştırılmasını emretmişti. (175)Bu hikaye ile Rusya tarihinde ilk kez okuryazar kitle savaşın acımasız gerçeğiyle karşılaşır. Sanatçılar onun savaştan sağ salim kurtulması için dua ederler. Bir başka yazar “ bu küçük subay hepimizi cebinden çıkarır”der. (177) Turganyev okumuş, ağlamış ve hurra diye bağırmıştır. Hayran kalan Çar hikayenin Fransızca’ya çevrilmesini ve Kuzey gazetesinde yayımlanmasını emreder. Çariçe de ağlar. Toltsoy gerçekten tanınmaya başladığını kabul eder. Nekresov” Edebiyatımıza soktuğunuz biçimi ile hakikat kesinlikle yeni türde bir şey.” (177) Yazar artık yazmaktan başka ideali olmadığını söyler. “Benim işim harflerle, yazmak, yazmak. Yarından tezi yok, ömrüm boyunca çalışacağım “(180) Artık Tolstoy yolunu bulmuş, kendini organize etmenin, hedefinin adamı olmuştur.
Turganyev ve Tolstoy
Turganyev ile Tolstoy iki büyük romancı başlangıçta sadece yapılan eleştirilerle tanışırlar, bu tanışma tek yönlüdür. Turganyev, Tolstoy’un hikayelerini okur ve takdirlerini ortaya koyar.Tolstoy 1855 ‘de Saint Petersburg’a varır, o zaman askerdir. Aniçkov köprüsü üzerinde bulunan Turganyev’in evine koşturur. Kendinden onbeş yaş büyük olan Turganyev bir büyük senyör ve büyük bir yazardır. Bir Avcının Hikayeleri isimli eseri ile entelektüel seçkinleri fethetmiştir. Tolstoy kitabı okuduğunda “ondan sonra yazmak güç sanırım” der. (181)1850 yılında aşık olduğu şarkıcı Pauline Viardot’un peşinde çoğu zaman yurt dışında yaşayan Turganyev annesini son günlerinde yanında bulunmak ve mirastan payına düşeni alabilmek için Rusya’ya dönmüştü. İki yıl sonra Gogol’un ölümü üzerine yazdığı makalede liberal eğilimlerin bulunması üzerine İmparator l Nikoloy onu bir ay hapis cezasından sonra topraklarından sürmüştü. Tolstoy’un biyografisini yazan Henri Troyat da Tolstoy ile bir terazinin iki kefesi gibidirler. Kitap çok büyük bir gayret ve derinlikli bir araştırmanın sonunda meydana çıkmış abide bir biyografidir. Edebiyat geleneğinin gelişmesi ne kadar bir milleti yüceltir. Bizim henüz romanımız yokken Ruslar büyük eserlerini verir.
Bu görüşmeyi daha bugün gibi cereyan etmiş bir vaka gibi anlatır Henri Troyat. Tolstoy’un biyografisi bir büyük roman gibi yazılmıştır. Roman dense yeridir. Biyografik romandır aslında bu eser. “George Sand’ın Merimee’nin, Musset’in, Chopin’in, Gounod’un dostu olan Turganyev’in ruhunda ve kişiliğinde Avrupai bir zerafet vardı.” (182) Tolstoy onunla karşılaşınca bir roman kişisi gibi bir portre ortaya koyar. Eserin metninden belki de bu tasvir Troyat’ındır. Dipnotlarda Tolstoy olmadığına göre ikinci hüküm daha doğrudur. “Çalışma odasının eşiğini aşan Lev Tolstoy kocaman, yumuşak ve tatlı suratlı, berrak mavi gözlü, favorileri özenle kesilmiş, kocaman zayıf elli, omuzlarının düşüklüğünden belli bir bıkkınlık okunan bir dev buldu karşısında . Kadın gözlü bir atlet. İki adam coşku ile kucaklaştılar.” (182) Bizim edebiyatımızın Nefi, Nedim, Naili, Baki ve daha nice devleri vardı, bunların İstanbul hayatlarını bir roman gibi anlatan bir romancı gözü neden olmadı, insan bunları okurken sadece , doğumu, ölümü, eserlerine hapsolmuş olan, edebiyat ve biyografi anlayışımızı sorgulamamak elde değil.
Buluşmaya Nekrasov da gelir. Tolstoy kendisine yapılan iltifatlardan dolayı adeta başı döner. Meslektaşları arasında istisnai bir yol açmıştır. Üzerinde bir sevgi ve hayranlık oluşmuştur. O da Turganyev’in muhteşem biri olarak yorumlar, Nekrasov ise ilginçtir,” onda fazlasiyle iyi şeyler var”(182) der Tolstoy. Bana göre Tolstoy doğallığın, realizm ile otomotlaşan gerçekçiliğin değil, yeni bir gerçekçiliğin, köyün, kırın, temsilcisi idi. Turganyev’in bir arkadaşına gönderdiği ifadeler bunu gösterir. “Bu adamın ne kadar zarif ve dikkat çekici olduğunu hayal edemezsin, öyle ki vahşi cesareti ve manda inadıyla , ona mağara adamı lakabını verdim “(183)Biçimsel bir üniversite tahsilini terk edip Yasnaya Polyana’ya dönmesi de onun farklılığını gösterir. O kendi tabiatı ile tabiatın kucağının adamıdır. Zerafet tabir edilen aristokratik incelikten kaçar, o salonlarda değil mutluluğunu tabiatın kucağında bulan bir dehadır. Onun arkadaşları kitaplar,içindeki beni , Yasnaya Polyana’nın tabiatı, ağaçları, çiçekleri ve kaderine terk edilmiş, sefalet içindeki Mujiklerdir. Köylülerini kurtarmak fikrini taşır. “Tanrı sizleri kurtarma fikrini ruhuma işledi” der. Ancak kölelerin ve mujiklerin kölelikten çıkacak anlayışları yoktu. “Yüz yıl bunlara anlatsak yine de köleliğin kötülüğünü anlamazlar” der.
Yasnaya Polyana’nın anılardan arınmış duvarları arasında Tolstoy kendini memleketinden olmuş , yabancı bir konutta gibi hissediyordu. Ağabeyileri , kız kardeşleri uzaktaydı. Zaman geçirmek için Kazaklar’yı yazıyor, Gençlik’i düzeltiyor, Puşkin, Gogol okuyordu.
Turganyev’i daha farklı değerlendirir. Zevksizdir ona göre, güzel kostümleri, parfümü, kadınlarla konuşmasındaki yapmacık tarz, hoşa gitme arzusu, bilimin geleceğine duyduğu inanç, incelikle yemekleri. Bin ruble verip köle bir aşçı satın almıştı ve önüne gelene onun yeteneklerini övüyordu.
Zaman zaman Turganyev’i ziyaret eder. Yakınlarındaki mülküne gider. Gittiğinde evde yoktur. Adamın köklerinin neler olduğunu görür, gördükleri ona çok şey anlatır ve onunla uzlaştırır.Turganyev gelince sevinç gözyaşları, kucaklaşmalar, sitemler, kahvaltı, gezinti, gevezelik ve şekerleme yapmak. Turganyev 1856 Ağustos ayında Fransa’ya gider. Tolstoy onu özler, iki varlık arasında yokluğun güçlendirdiği esrarengiz bir bağ vardır. Hüzünlü bir iyi niyetle Turganyev üstünlüğünü uzaktan daha da tartışmasız kabul ettiği bu adamı analiz ediyordu. Onun yeteneğini bilmiyor değildi. Onun üslubunun bütün Rusya’nın en zarif üslubu olduğu kanısındaydı. Bakışlarından kıvılcımlar saçan bu genç hödük onu tamamen gölgede mi bırakacaktı? Bunu hissediyordu, melankoli duyuyordu. Ama gelecek kuşakların yargısına isyan etmiyordu. Entelektüel dürüstlük gereği Lev Tolstoy’a içini açmak gereği duydu. “Siz anlaşmazlık içinde olduğum tek insansınız” diye yazdı Fransa’dan . Bunun nedeni özellikle sizinle basitçe bir dostluk içinde kendimi sınırlandırmamak istemememdir, daha öteye ve daha derine gitmek istemiştim.Ama bunu ihtiyatsızca yaptım , sizi incittim, endişelendirdim ve hatamı fark ederek , belki biraz fazla ani şekilde geri çekildim. Bu nedenle aramızda bir uçurum açıldı. Üstelik ben sizden daha yaşlıyım, ben başka bir yol izledim. Sizin tüm yaşamınız geleceğe yönelik ,benim ki geçmiş üzerine inşa edilmiş. Siz hiç kimsenin öğrencisi olmayacak kadar sağlam bir şekilde kendi ayaklarınız üzerinde duruyorsunuz. Sizde çok sayıda içsel karışıklık saptadım, ama asla kötü niyet göremedim.Biz asla Rousseau ‘nun anladığı anlamda dost olamayacağız, ama birbirimizi hep seveceğiz, birbirimizin başarılarından zevk alacağız. (204)
Turganyev bir başka mektubunda Tolstoy’a “artık beni incelemenize gerek yok. Ben bir geçiş dönemi yazarıyım, kendileri geçiş halinde bulunan kişiler için değer taşıyorum.” Bu mektuptaki hakikat telakkisi harika bir tesbittir Turganyev’in.” Tanrı ufkunuzu her gün daha da genişletsin. Yalnızca bütün hakikatı kavramayıp da kuyruğundan yakalamak isteyenler sistemlere bağlanırlar, sistem hakikatin kuyruğu gibidir, ama hakikat bir kertenkeleye benzer , kuyruğunu elleriniz arasında bırakıp kaçar , kısa sürede yeni bir kuyruğu çıkacağını gayet iyi bilmektedir. “(204)
Tolstoy yüksek sosyeteden nefret eder. Sosyetenin hareketliliği en güzel, en saf, en dürüst düşünceleri öldürür. Bir aşk deneyimi geçiren Tolstoy sevmiş gibi olduğu bayanın mutluluk anlayışını eleştirir. “Ona göre mutluluk balolardı, çıplak omuzlar, gezinti arabaları ,mücevherler, meclisteki centilmenlerle ve yaverlerle ilişkilerdi”(216) Bazı mektuplarında sevgiyi anlatır ona. “Tanrı’ya şükür kumrum beni sevin, bütün dünyayı da sevin . Tanrı’nın dünyasını, insanları, doğayı, şiiri, olağanüstü her şeyi aşka layık şeyleri anlayabilmek için zekanızı geliştirin . Kadının genel eğilimi eş olmaktan ibaretse, temel eğilimi de döl yatağı değil anne olmaktır.” (217) Yazar zerafeti de yorumlar. Başka bir zerafet biçimi vardır. Mütevazi bir zerafet, göz alıcı ve zırva olan her şeyden uzakdır. (217) Aşkta yanlışlardan biri birbirine hep uygun yanları gösterip, karakterin kötü yanlarını gizlemektir.Aşk kıvılcımı büyümez” Bizbirimizden çok uzağız. Aşk ve evlilik bize yalnız ıstırap verir, oysa ki dostluk, bunu hissediyorum, ikimize de gerekli . Ayrıca ben de aile yaşamına uygun biri olmadığımı hissediyorum” (218)
X
Askerlik mesleğinden bezmiş olsa da tek bir gece bile nöbet tutmamış, tek bir arkadaşının bile yanında öldürüldüğünü görmemişti.
Tolstoy’da genel kanıya karşı çıkmak bir karakter özelliği olmuştur.Sürekli itiraz ederek sanki kendi varlığını isbat ediyordu. Şunu der gibi idi, “Başkalarının tersine düşünüyorum o halde varım” (186)Aydınların düşüncelerinin özünü birbirinden saklamasına inanç denmesini yanlış bulur.Turganyev onun yerinin kendi araları olmadığını, başka yerde bulunması gerektiğini söyler. Tolstoy onların derin inançlara dair konuşmalarını gevezeler olarak niteler.Turganyev, Tolstoy’un eleştirilerine dayanamaz “artık dayanamıyorum” der. Nekrasov ise her iki insanı da kaybetmek istememektedir, ihtiyatlı davranır. Nekrasov’un evindeki bir yemekte Turganyev’in hayran olduğu George Sand’ın romanlarındaki kahramanlarını gerçekten var olmadığını öne sürer. Turganyev, Tolstoy’un eleştirilerini alçakça bulur.
Tolstoy Shakespeare’i beğenmez, Homeros’a “lafazan” der. Batıcılardan uzak durur, Slavcıları da çok dar ve hayattan uzak görür. İkisini de ruhsuz bir dinin rahipleri olarak görür. (188) O entelektüel deneyimlerden değil kitaplardan beslenmiştir.Turganyev’in evinden taşınır. Onun kadınsı duyarlılığı , giyim kuşam zevki, düzenden hoşlanması ve gurmelik iddiaları sonunda Tolstoy’da hırpani bir şekilde yaşama ve ekşi lahana yeme arzusu uyanmıştı. Ona her rastladığında yine hırpalar. Ona aldanmak istemeyen adamın zınba bakışı ile bakıp rahatsız ediyordu. Turganyev de onu dostlarına eleştirir. “Onda tek bir doğal söz, davranış yok, hep poz kesiyor ve bahtsız kontluk sıfatının bu gülünç gururunu onun gibi zeki bir insanda nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Bir Rus subayını üç gün boyunca çamaşır kazanında kaynatabilirsiniz ama ondaki bu köylü soylusu ya da junker böbürlenmesini ortadan kaldıramazsınız, böyle bir kişi hangi eğitim cilasıyla kaplanmaya ç alışırsa çalışsın, içindeki hödüklük daima kendini gösterecektir” (189)
Tatyana halaya Turganyev ile tartışsa da onu fazlasıyla sevdiğini yazar. Uzlaşmayı da tartışmayı da zorunlu bulur. Diplomasiyi kendi işi olarak görmez, dalkavuk değildir. Onu olduğu gibi kabul etmeliydiler. Tavırları onu sinir etse de sanatının etkisi altındaydılar. Eserlerinin hiçbirini selamlamayan iltifatlarında yanlış bir nota yoktu. Boy ölçüşecek düşmanı bulma umudu yoktu. Hukuk diplomasını alınca Saint Petersburg’a gitmişti, yararlı olmak için iş arıyordu. Dostları köylüler, hac ılar ve keşişlerdi. O yaşamının hiçbir olayını edebiyata taşımaktan geri durmaz.
Paris’e Turganyev’i görmeye gidecektir. Onunla yediği akşam yemeğinde onu kasıntılı ve çapsız olarak görür. Hiçbir şeye inanmıyor, işte onun felaketi bu. Sevmiyor sevmeyi seviyor. Turganyev can sıkıcı, yazık hiç kimse onu sevmedi. Sanatta zeki ve zararsız. Ne zekaya, ne insanlara inanıyor, hiçbir şeye inanmıyor. (233) Turganyev’e veda etmeğe gittiğinde nefret ettiği meslektaşının önünde sevgi gözyaşlarını tutamadı. Onunla vedalaşıp ayrıldıktan sonra ağlar. Onu çok seviyorum , beni başka bir insan yaptı ve yapmaya devam ediyor. İsviçre’ye gittiğinde Turganyev’e kötülüğün başkenti olan Paris’ten kaçması yolunda mektup gönderir.
Ruso’nun Yeni Heloise eserinin geçtiği Clarens köyüne gider. On beş yaşına kadar gömleğinin altında Ruso’nun resminin bulunduğu bir madalyonu boynunda taşımıştı, artık idolünün yaşadığı dekoru görme şansını bulmuştu. Clarens de Balzac, Proudhon, Les Cases ‘in anılarını, İncil okudu.İngilizleri beğenmez. Onların sohbetlerini dinlemiş, onlarla konuşmuş ama bir kez olsun yaşayan bir kelime duymamıştır onlardan.
Ara sıra, Troista manastırında Pelegiya Yuşkov halasını ziyaret eder. Orada rahibelik yapmaktadır. Ona hükmeden duygular, aşk pişmanlık melenkolisi, evlilik arzusu ve doğa duygusudur.
Yeni eserleri beğenilmekle birlikte eleştirileri de yapılır. Eleştirilerine önem verdiği Drujinin, bazı bölümlerin fazla uzatıldığını, yazarın analiz yapma eğiliminden vebadan kaçar gibi kaçması gerektiğini, metninin hafiflemesini isterler. Eleştirileri haklı görür, ama farklı şeyler yapması gerektiğini düşünür. Varlıkların ve şeyleri hakikatinin en yakınına varmak arzusuydu ve bu da dilde belagata önem vermesini engelliyordu.
Avrupa gezisinde gördüğü milletleri özellikle Fransız’ları yorumlar. Fransızları aşırıya kaçan eğlencelerinde çok tuhaf ve çok hoş bulur.Paris’de güzel sanatlardan büyük zevk alır. Tiyatroya gider, gördüklerini not alır. Dünyada hiç kimsenin Fransızlar kadar güzel Beethoven çalmadığını söyler. Mona Lisa ve Rembrand tabloları arasında seçim yapmakta zorlanır. Louvre Müzesini dolaşır. Versailles sarayını, Ulusal Kütüphaneyi gezer, ağzına kadar okuyucu doludur, etkilenir. Napoleon’un mezarında öfkelenir. Moskova’yı kirleten Rusya’nın işgalcisine karşı içindeki eski milli kinin uyandığını hisseder. (230) Barışın, özgürlüğün ve sağduyunun dostu olduğunu iddia eden bir halk nasıl olmuştu da Avrupa’yı kana bulamış adamı kızıl somakiden bir oyma mezara layık görebilmişti. Bir suçlunun tanrılaştırılması konkunçtu. İngilizce, İtalyan’ca özel dersler alır. Madam Bovary davasının yol açtığı büyük yankı onu heyecanlandırıyordu. Parisli kadınlar onu radikal düşüncelere iter. “Aslında kadınlar sanki dünyaya erkekleri hayvanca davranmaya teşvik etmek ve ardından mutlu olmalarını engellemek için gelmişti”(232)
Tolstoy seyirden doğan düşünce ağırlıklı yaşamı hayatının bir parçası yapmıştır. “Yıldızlı serin gece ona insanları unutturuyordu. Başını göğe kaldırıyor ve kendini, mistik bir esrimeye bırakıyordu. Güzel olan her şey ona kendini ve Tanrı’yı sorgulamaya itiyordu. Mükemmel bir gece, o halde bu kadar şiddetli istediğim ne ? Bilmiyorum. Bu fani dünyanın nimetleri değil kesinlikle. İnsan kendi ruhunda sınırsız bir büyüklük hissederken , nasıl ruhun ölümsüzlüğüne inanmasın? Karanlık, boşluklar, aydınlık. Bu öldürücü! Tanrım Tanrım Ben neyim? Nereye gidiyorum? Neredeyim?” (246) Tabiattan etkilenir. Halasına hitap eder. “Babuşka ilkbahar bu ,yiğit insanlar ve hatta benim benim gibi insanlar için dünyada olmak güzel şey. Doğa, hava, her şey umut, gelecek, olağanüstü bir gelecek yüklü. İlkbahar üzerimde öyle büyük bir etki yapıyor ki bazen diğer birçok bitkinin arasında henüz açmış ve yüce Tanrı’nın bu toprağında sabırla, neşeyle büyümeye başlayacak bir bitki olduğumu hayal ederken kendimi bulmak beni şaşırtıyor. O zaman içimde yaşamayan birinin asla anlayamayacağı bir mayalanma, arınma, orkestrasyon meydana geliyor. Meydan artık tomurcukları patlayan ve ilkbaharda büyüyen bitkinin.” (260) Tabiatla bir karşılıklı empati halindedir.
Akşamları Lev Tolstoy uzun süre terasta oturup kırların sesini dinliyor ya da bülbülleri çekmek için piyano çalıyordu.”Ben çalmayı bırakınca onlar susuyor, yeniden başladığımda onlar da başlıyor, Yaklaşık üç saati bu işle geçirdim, teras ılık geceye açık, kurbağalar kendi işleriyle meşgul, gece bekçisi kendisininkiyle Ne harika” (261)
Rusya’daki sahte ve değersiz yaşamdan tiksinir. İnsanların yoksulluğu, hayvanların acısı , köylülerin maruz kaldığı zulümler onu düşündürür.Ataerkil barbarlık, hırsızlık ve zorbalık sürmektedir. Kurtuluşu manevi şeylerde bulur. “Ne mutlu ki kurtuluş var, manevi dünya , sanat , şiir aşk dünyası , orada kimse beni rahatsız etmiyor. İlyada okuyorum, ben de kadınlar ve erkekler meydana getiriyor, onlarla yaşıyorum, yazıyorum “(252)
Önceki eserlerinden sonra ondan büyük bir patlama olacak eser bekliyordu, sanatçılar ve okuyucular. Gözlemlerine göre olayların binlerce kez doğruladığı gibi , Rus halkı artık daha ciddi metinler istiyor.Saltıkov ona arık edebiyatın zamanının geçtiğini ve Avrupa’da artık ne Goethe’nin ne de Homeros’un okunacağını söyledi. O edebiyatı Walter Scot’un dediği gibi koltuk değneği yapmak fikrinde değildir. Eserlerinin siyasi propogandanın bir silahı durumuna gelmesini istemiyordu. Ona göre sanatcı anın meseleleri ile değil ebedi meselelere eğilmeliydi.Güzellik bu dünyadaki tek tartışılmaz iyidir.
Tolstoy etkileyicidir. Madam Sitin anılarında anlatır. “ Çok heybetliydi , çirkinliğinde bile heybetli bir şey vardı. Gözleri hayat enerji doluydu . Önemsiz konularda bile , yüksek ve net duyulur bir sesle tutkulu konuşurdu. O geldiğinden her şey aniden aydınlanırdı.” (258)
Dindarlık krizleri başlar, “Bu şiddetli ve anlatılmaz dindarlık krizi sık sık tekrar ediyordu ve Tanrısal gizem karşısında ne hissettiğini anlamamıza izin vermiyordu. Git gide resmi klisenin Tanrı’yı insan beyinlerince anlaşılır kılmayı deneyerek küçülttüğünü ve saygınlığını azalttığını düşünüyordu. Dua ve hizmet edebileceğimiz bir Tanrı ruhsal zayıflığımızın ifadesidir. O tam da tüm varlığını gözümün önüne getiremediğim için Tanrı’dır. Tanrı aklın alamayacağı bir şey olduğundan onu kalple anlamak gerekirdi. Yaradana yaklaşmanın en iyi yolu doğada erimekti” (262)
İbadetlerine düşkün Babuşka’sı onun Ortodoks inancından uzaklaşmasına üzülüyordu. Tolstoy cevap veriyordu. “Merak etmeyin Babuşka, Hıristiyan inancını en yüksek düzeyde içimde taşıyorum, benim için çok değerli, doğru bir Hıristiyanlık inancına sahibim. Bu hakikat ve güzellik duygusudur. İncil de baktım ne Tanrı’yı ne İsa’yı ne ayinleri bulabildim, hiçbiri yok. Kuşkusuz dini seviyor ve ona saygı duyuyorum, o olmadan insanın iyi ve mutlu olamayacağını düşünüyorum. Doğa dinin aracısıdır. Evet artık hayvanlara ve bitkilere karışarak büyük gizeme daldığına yaradılışın basamaklarını inerek göğe yaklaşacağına, zekayı reddederek ışığa kavuşacağına emindi. Hayran olmak zaten dua etmekti. Güzel iyiye götürüyordu, iyi Tanrı’ya götürüyordu.” (263) “Mutluluk ve güzellik tüm evrenin birliğinde bir uyum görür.” (263)
Bazen kötümserleşir. “Kendini ve dünyayı hedef alan yoğun bir hoşnutsuzluk aniden onu sarıyordu.Bazan octave Feuillet’in kendinden daha üstün bir yazar olduğunu düşünüyordu. İhtiyaç duyduğum tek şey çalışmak ve unutmak. Kendime kızıyorum. Hayatım yokuş aşağı gidiyor. Arı sanatın ve hatta toplumsal sanatın canı cehenneme.” (270)
Yirmi çocuktan ibaret bir okul açar. Öğrencilerine yazım kuralları, aritmetik, din tarihi, tarih coğrafya öğretir.
X
Çocuklar, Mariya ve diğerlerini ve Akçiğer hastalıkları uzmanı Profesör Traube’ye muayene ettirmek için Berlin’e gider. Saygın yabancının bronşlarında en ufak bir tüberkiloz belirtisi yoktu. Okulları dolaşır. Leipzig’de, Dresden’de her yerde öğrenimde aynı biçimcilikle, doğru yolu göstermede ayın kabalıkla karşılaşıyordu.Kral için dua, yumruklar baştan sona ezbere, korkmuş ve sersemlemiş çocuklar.
Kendisi ile aynı pedegoji anlayışına sahip Karaormanın Köy Sahneleri yazarı Alman romancı Berthold Auerbach ‘a büyük bir hayranlık duyuyordu. Bir sabah Auerbach bodur sakalı, çalı gibi kaşlarının altında çelik gözleri olan bir yabancıyı salonuna kabul etti. Adam onu selamladı ve kendini tanıttı”Ben Eugene Baumann. Bu yazarın roman kişilerinden birinin adıydı. Karşısındaki bu dik kafalı adamın kendisini bir hakaret davasıyla tehdid etmek istediğini düşünen Auerbach’ı bir korku aldı. Ama ziyaretçinin kalın duduklarında bir gülümseme belirdi ve ekledi “ismimle değil ama karakterimle Eugene Baumann’ım. Ardından adını söyledi Kont Lev Tolstoy. Roman yazarı ve ilkokul öğretmeni.






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.