Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Henry Troyat Lev Tolstoy Biyografisi-2

Risale Akademi

Henry Troyat Lev Tolstoy Biyografisi-2

e-Posta Yazdır PDF

Deha  Romancı Ortaya Çıkıyor

Edebiyat yolunda ilk çalışmasını  ünlü eleştirmen Nekrasov’a gönderir. Eser beğenilmiştir. “El yazmanızı ‘Çocukluk’u okudum. Devamını bilemediğimden  kesin olarak konuşamam, ama bana öyle geliyor ki  yazar yetenekli. Her koşulda yazarın fikirleri , konunun sadeliği  ve gerçekçiliği bu eserin tartışılmaz niteliklerini oluşturuyor. Size baş harflerin ardına gizlenmemenizi  ve derhal kendi adınızla yazmaya başlamanızı  tavsiye ederim. Yeter ki edebiyatta geçici bir  konuk olmayın.” (136) Tolstoy eşya ve nesnelere farklı baktığını ifade eder. “İnsanları ve eşyaları başkalarının kendisinden önce söyledikleri  şekilde  görmeyi  içgüdüsel olarak reddediyordu. Hiçbir şey okumamış, öğrenmemiş, her şeyi kendine keşfeden  biri olarak dünyayı ele alıyordu. Hoşa gitmek için değil, yaşamın farklı yönlerini  mümkün olduğunca  sadık ifade edebilmek  için yazıyordu.Dili yıpranmış metaforlardan temizliyerek, nesnelerden kalbe giden en kestirme yolu arıyordu. Kahramanları işlerken yeni teknikler kullanır. Entirikanın gelişimi sırasında  oraya buraya atılan küçük fırça  darbeleriyle  kahramanları  okura aşina kılmak  gerekiyordu.

İzlenimleri derinden hisseder. Dünyada ilerliyordu, gözleri faltaşı gibi açılmış kulağı kirişte, burun delikleri açık. Yaprakların titremesi , kımıldayan toprağın kokusu , eldeki camın serinliği , dilde eriyen bir meyvenin tadı,  köyde bir köpeğin havlaması bütün bu algılar canlı dalgalar halinde  vücudunda yankılanıyor  ve beynini tatlı tatlı sarsıyordu. Evren tanımlarında olduğu kadar pskikolojik notlarında da hakikatı dert ediyordu. Blok kişileri , tamamen aydınlık ve tamamen karanlık kişileri reddediyordu.Bir bireyi empresyonistler gibi  küçük lekeler halinde parçalıyordu.

Nekrasov’un yeteneğini kabul etmesinin arkasından, Turganyev, ona gönderdiği yazıda  “Haklısın çok yetenekli olduğu kesin. Onu yazmaya teşvik etmek için yaz ona. Onu ilgilendirir mi bilmiyorum ama ona söyle , onu kabul ettiğimi , selamladığımı ve alkışladığımı söyle. (140)Kitap okurlar arasında da  kısa sürede başarı kazandı  ve gazeteciler de  bu başarıyı iyice vurguladılar. Bütün basın dahiyi duyurdu. Tolstoy  avdayken ilk eleştiriler eline geçti. Onları bir kulubede mum ışığında okudu ve şiddetli sevinçle sarsıldı. Öykü anlatma ihtiyacı  öyle büyüktü ki kafasında dönüp duran fikirleri  tüketebilecek  kadar ömrü olup olmayacağını düşünüyordu. Tatyana halası da sevinir. “Seni edebiyatla ciddi olarak ilgilenmen için  teşvik etmemiş miydim ben? Bu tür eserlerde başarılı olacağın ı söylememiş miydim sana? Çünkü sende iyi bir yazar olmak iç in gereken her şey var, zeka, hayal gücü, yüksek duygular.” (143)
  
Edebi teorisi , eserlerini yazacağın zaman  kendini daima  en dar kafalı , kitaplarda  yalnızca cazip yanı arayan   okurun bakış açısını koy. En ilginç eserler yazarın kendi görüşünü  gizler gibi yaptığı ama yine de okuruna sadık kaldığı eserlerdir. Puşkin’i okurken kendinin deha olduğuna inanır. Farklı düşünür, “lakin insan  olarak benim  kadar  iyi tek bir insana  rastlamadım, benim gibi her koşulda iyilik peşinde koşan, benim g ibi bu ideal için  her şeyi feda etmeye  hazır birine  rastlamadım. Bu nedenle kendimi  rahat hissettiğim cemiyet bulamıyorum. “(147) Mizacı orta yerdedir. Göz açıp kapayana dek melekten hayvana geçmeye alışkındı. Kimi zaman yukarıda , kimi zaman aşağıda . Lev  Tolstoy’un fiziksel yapısı ona tam ortada olmayı yasaklıyordu. 

Kafkasya’da zaman yitirmemiştir. El yazması yığınları bavullar dolusudur. O gerçek mutluluğu özel çıkarları genel çıkarlara feda etmekte görür. Sanatın dünyanın manzarası karşısında naifliğini görür. Tuna ordusuna katılmak ister , niyeti oradan  zenginleştirici deneyimlerle dönmektir. Cephede görevlidir , yine  kendini eğitir.” Mümkün olduğunca  sık hatırlaman gereken bir şey var. Thackerey otuz yaşındayken  ilk romanını yazmaya hazırlanıyordu. Alexandre  Dumas  haftada iki roman yazdı. Tecrübelerini yazıya  geçmek  yazarlık felsefesidir. “Bir yazar korkudan bile yarar sağlayabilir.” der.Başarı için cesur kararlı ve soğukkanlı olmayı kendine salıklar.

Türk  Rus savaşında cephededir. Tüfek atışı geceleyin yoğunlaşıyordu, çünkü Türkler Rusların  siper açmaya devam etmelerini  engellemek istiyorlardı. (156) Sanatı yine gündemdedir. “Bir işten önceki zaman en nahoş zamandır”(157) Kendini kıyasıya eleştirir ve tanır. “kimim ben , emekli bir yarbayın dört oğlundan biri , yedi yaşında öksüz kalmış, kadınlar ve yabancılar tarafından yetiştirilmiş, ne sosyete eğitimi  ne de bilimsel eğitim almadan  on yedi yaşında sosyeteye girmiş biri , büyük iyilik yapmadı, toplumda iyi bir konumu da yok, özellikle ilkesiz, işlerini son sınırına dek  tehlikeye atmış bu adam  , yaşamının en iyi yıllarını  hedefsiz, zevksiz geçirdi, sonuçta borçlarından   ve özellikle alışkanlıklarından  kaçmak için Kafkasları terk etti ve oradan da  vaktiyle babası ile  ordu komutanı arasındaki ilişkileri kullanarak  Tuna’daki birliklere katıldı, yirmi altı yaşında bir deniz teğmenidir, neredeyse beş parasız, maaşı hariç, koruyucusu yoktur, becerisini yoktur, meslek bilmez,yeteneksizdir, ama ölçüsüz bir  öz saygısı vardır. Evet benim toplumsal konumum böyle.

Şimdi de kişiliğime bakalım. Çirkinim, beceriksizim, pisim ve sözcüğün sosyetik  anlamında   kötü  eğitim almış biriyim. Tez öfkelenirim , başkalarının canını sıkıyorum, mütavazi değilim, hoşgörüsüzüm, bir çocuk gibi utangacım. Hödüğün teki olduğum bile söylenebilir. Bildiklerimi kendi kendime öğrendim, kötü kırıntılar halinde, bağlantısız, düzensiz, hatta pek az.” (160)

Kırım’a savaşa gider, niyeti savaşı yakından görmektir. Özellikle vatanseverlik niyeti de vardır.” Ben savaşma şansını bir kez bile bulamadım, ama bu insanları görmeme ve bu muzaffer dönemde  yaşamama izin verdiği için Tanrı’ya şükürler olsun “(165) Toplumu  tanıyınca radikal çözümler düşünür. “ Bu yolculuk sırasında  Rusya’nın ya çökmesi  gerektiğine  ya da bütünüyle yenilenmesi gerektiğine  kesinlikle inandım” (166)
   
Gelecekteki öğretisini belirlemiştir. “Kilisenin doğmalarına boyun eğmemek , İncil’den esinlenen  ilkel bir Hıristiyanlığa geri dönmek, maddi mutlulukla ahlaki yetkinliği birlikte aramak” (170)

Bir Bilardocunun Anıları isimli eseri eleştirmenlerden sıcak bir kabul görür.  Dergiler övücü sözler söyler. Savaşın arka planındadır, ona göre bir sanatçının  biraz geride durmaya ihtiyacı vardır.

 Dua onun vazgeçilmez tutkusudur. “Yüce Tanrım beni sürekli himaye ettiğin için   sana şükran borçluyum . Beni terk etseydin ne kadar boş olurdum. Bana yardım et, işe yaramaz özlemlerimi karşılamak için  değil , bilmediğim ama bilincine vardığım  varlığın bütün ezeli hedefine  erişmemi  sağlamak için yardım et.” (173)

Kalede Çağdaş için hikayeler yazar. Gerçekten de ilk gerçek savaş muhabiridir. Stendhal’in üzerindeki  etkisini inkar etmez. Herkesten çok ona minnettar olduğunu söyler. Savaşı tanımayı ona borçludur. Parma Manastırı’ndaki  Waterloo Savaşı hikayesi, ondan önce savaşı böyle  yani gerçekte olduğu  gibi tarif eden var mı idi ? Waterloo savaşında  yalnızca savaş  Fabrice’nin gözünden anlatılır, oysa ki Sıvastopol hikayesinde  Tolstoy bu tarzı genişleterek  her bir şahsiyetin  içine girip  aynı muharebeyi  farklı bakışlardan veriyordu.  Çar  ll Alexsandr Aralık ayında  Sıvastopol’un prova baskılarını okuyunca  duygulanmış, yazarın tehlikeden uzaklaştırılmasını emretmişti. (175)Bu hikaye ile Rusya tarihinde  ilk kez okuryazar kitle savaşın acımasız gerçeğiyle  karşılaşır. Sanatçılar onun savaştan sağ salim kurtulması için dua ederler. Bir başka yazar “ bu küçük subay hepimizi cebinden çıkarır”der. (177) Turganyev okumuş, ağlamış ve hurra diye bağırmıştır. Hayran kalan Çar  hikayenin  Fransızca’ya çevrilmesini  ve Kuzey gazetesinde yayımlanmasını emreder. Çariçe de ağlar. Toltsoy  gerçekten tanınmaya başladığını kabul eder.  Nekresov” Edebiyatımıza soktuğunuz biçimi ile  hakikat kesinlikle yeni türde bir şey.” (177) Yazar artık yazmaktan başka ideali olmadığını söyler. “Benim işim harflerle, yazmak, yazmak. Yarından tezi yok, ömrüm boyunca çalışacağım “(180) Artık Tolstoy yolunu bulmuş, kendini organize etmenin, hedefinin adamı olmuştur.

Turganyev  ve Tolstoy

Turganyev ile Tolstoy iki  büyük romancı başlangıçta  sadece yapılan eleştirilerle tanışırlar, bu  tanışma tek yönlüdür. Turganyev, Tolstoy’un  hikayelerini okur ve takdirlerini ortaya koyar.Tolstoy  1855 ‘de Saint Petersburg’a varır, o zaman askerdir. Aniçkov  köprüsü üzerinde bulunan Turganyev’in evine koşturur. Kendinden onbeş yaş büyük olan  Turganyev bir büyük senyör ve büyük bir yazardır.  Bir Avcının Hikayeleri isimli eseri ile  entelektüel seçkinleri fethetmiştir. Tolstoy kitabı okuduğunda “ondan sonra yazmak güç sanırım” der. (181)1850 yılında aşık olduğu  şarkıcı Pauline Viardot’un peşinde  çoğu zaman yurt dışında  yaşayan  Turganyev  annesini son günlerinde yanında bulunmak  ve mirastan payına düşeni alabilmek için  Rusya’ya dönmüştü. İki yıl sonra Gogol’un ölümü üzerine  yazdığı  makalede liberal eğilimlerin bulunması üzerine  İmparator  l Nikoloy onu bir ay hapis cezasından sonra  topraklarından  sürmüştü. Tolstoy’un biyografisini yazan Henri Troyat da Tolstoy ile bir terazinin iki kefesi gibidirler. Kitap çok büyük bir gayret ve derinlikli bir araştırmanın sonunda meydana çıkmış abide bir biyografidir. Edebiyat geleneğinin gelişmesi ne kadar bir milleti yüceltir. Bizim henüz romanımız yokken Ruslar  büyük eserlerini verir.

Bu görüşmeyi daha bugün gibi cereyan etmiş bir vaka gibi anlatır Henri Troyat. Tolstoy’un biyografisi bir büyük roman gibi yazılmıştır. Roman dense yeridir. Biyografik romandır aslında bu eser. “George Sand’ın  Merimee’nin,  Musset’in, Chopin’in, Gounod’un  dostu olan  Turganyev’in ruhunda  ve kişiliğinde  Avrupai bir zerafet vardı.” (182) Tolstoy onunla karşılaşınca bir roman kişisi gibi bir portre ortaya koyar. Eserin metninden belki de bu tasvir Troyat’ındır. Dipnotlarda Tolstoy olmadığına göre ikinci hüküm daha doğrudur.  “Çalışma odasının eşiğini aşan  Lev Tolstoy kocaman, yumuşak ve tatlı suratlı, berrak mavi gözlü, favorileri özenle kesilmiş, kocaman zayıf elli, omuzlarının düşüklüğünden belli bir bıkkınlık okunan  bir dev buldu karşısında . Kadın gözlü bir atlet. İki adam coşku ile kucaklaştılar.” (182) Bizim edebiyatımızın Nefi, Nedim, Naili, Baki ve daha nice devleri vardı, bunların İstanbul hayatlarını bir roman gibi anlatan bir romancı gözü neden olmadı, insan bunları okurken sadece , doğumu, ölümü, eserlerine hapsolmuş olan, edebiyat  ve biyografi anlayışımızı sorgulamamak elde değil.

Buluşmaya  Nekrasov da gelir. Tolstoy  kendisine yapılan iltifatlardan dolayı adeta  başı döner. Meslektaşları arasında istisnai bir yol açmıştır. Üzerinde bir sevgi ve hayranlık oluşmuştur. O da Turganyev’in muhteşem biri olarak yorumlar, Nekrasov ise ilginçtir,” onda fazlasiyle iyi şeyler var”(182) der Tolstoy.  Bana göre Tolstoy  doğallığın, realizm ile otomotlaşan gerçekçiliğin değil, yeni bir gerçekçiliğin, köyün, kırın, temsilcisi idi. Turganyev’in bir  arkadaşına gönderdiği ifadeler bunu gösterir. “Bu adamın ne kadar zarif  ve dikkat çekici olduğunu hayal edemezsin, öyle ki vahşi cesareti  ve manda inadıyla , ona mağara adamı lakabını verdim “(183)Biçimsel bir üniversite tahsilini terk edip Yasnaya  Polyana’ya dönmesi de onun farklılığını gösterir. O kendi tabiatı ile tabiatın kucağının adamıdır. Zerafet tabir edilen aristokratik incelikten kaçar, o salonlarda  değil  mutluluğunu tabiatın kucağında bulan bir dehadır. Onun arkadaşları kitaplar,içindeki beni , Yasnaya Polyana’nın tabiatı, ağaçları, çiçekleri ve kaderine terk edilmiş, sefalet içindeki Mujiklerdir. Köylülerini kurtarmak fikrini taşır. “Tanrı sizleri kurtarma fikrini ruhuma işledi” der. Ancak kölelerin ve mujiklerin kölelikten çıkacak anlayışları yoktu. “Yüz yıl bunlara anlatsak yine de köleliğin kötülüğünü anlamazlar” der.

Yasnaya Polyana’nın anılardan arınmış duvarları arasında  Tolstoy kendini memleketinden  olmuş , yabancı bir konutta gibi  hissediyordu. Ağabeyileri , kız kardeşleri uzaktaydı. Zaman geçirmek için Kazaklar’yı yazıyor, Gençlik’i düzeltiyor, Puşkin, Gogol okuyordu.

Turganyev’i daha farklı  değerlendirir. Zevksizdir ona göre, güzel kostümleri, parfümü, kadınlarla konuşmasındaki yapmacık tarz, hoşa gitme arzusu, bilimin geleceğine duyduğu inanç, incelikle yemekleri. Bin ruble verip  köle bir aşçı satın almıştı ve önüne gelene onun yeteneklerini övüyordu.

Zaman zaman Turganyev’i  ziyaret eder. Yakınlarındaki mülküne gider. Gittiğinde evde yoktur. Adamın köklerinin neler olduğunu görür, gördükleri ona çok şey anlatır ve onunla uzlaştırır.Turganyev gelince sevinç gözyaşları, kucaklaşmalar, sitemler, kahvaltı, gezinti, gevezelik ve şekerleme yapmak. Turganyev 1856 Ağustos ayında  Fransa’ya gider. Tolstoy onu özler, iki varlık arasında yokluğun güçlendirdiği esrarengiz bir bağ vardır. Hüzünlü bir iyi niyetle Turganyev üstünlüğünü uzaktan daha da tartışmasız kabul ettiği  bu adamı analiz ediyordu. Onun yeteneğini bilmiyor değildi. Onun üslubunun bütün Rusya’nın  en zarif üslubu olduğu kanısındaydı. Bakışlarından kıvılcımlar saçan bu genç hödük onu tamamen gölgede mi bırakacaktı? Bunu hissediyordu, melankoli duyuyordu. Ama gelecek kuşakların  yargısına  isyan etmiyordu. Entelektüel dürüstlük gereği Lev Tolstoy’a içini açmak gereği duydu. “Siz anlaşmazlık içinde olduğum  tek insansınız” diye yazdı Fransa’dan . Bunun nedeni özellikle sizinle basitçe bir dostluk içinde  kendimi sınırlandırmamak istemememdir, daha öteye ve daha derine gitmek istemiştim.Ama bunu ihtiyatsızca yaptım , sizi incittim, endişelendirdim ve hatamı fark ederek , belki biraz fazla  ani şekilde geri çekildim. Bu nedenle aramızda bir uçurum açıldı. Üstelik ben sizden daha yaşlıyım, ben başka bir yol izledim. Sizin tüm yaşamınız geleceğe yönelik ,benim ki geçmiş üzerine inşa edilmiş. Siz hiç kimsenin öğrencisi olmayacak kadar  sağlam bir şekilde kendi ayaklarınız üzerinde duruyorsunuz. Sizde çok sayıda içsel karışıklık saptadım, ama asla kötü niyet göremedim.Biz asla Rousseau ‘nun anladığı anlamda dost olamayacağız, ama birbirimizi hep seveceğiz, birbirimizin başarılarından zevk alacağız. (204)

Turganyev bir başka mektubunda Tolstoy’a “artık beni incelemenize gerek yok. Ben bir geçiş dönemi yazarıyım, kendileri geçiş halinde bulunan kişiler için değer taşıyorum.” Bu mektuptaki hakikat telakkisi harika bir tesbittir Turganyev’in.” Tanrı ufkunuzu  her gün  daha da genişletsin. Yalnızca bütün hakikatı  kavramayıp da  kuyruğundan yakalamak isteyenler  sistemlere bağlanırlar, sistem hakikatin kuyruğu gibidir, ama hakikat bir kertenkeleye benzer , kuyruğunu elleriniz arasında bırakıp kaçar , kısa sürede   yeni bir kuyruğu çıkacağını  gayet iyi bilmektedir. “(204)

Tolstoy yüksek sosyeteden nefret eder.  Sosyetenin hareketliliği  en güzel, en saf, en dürüst düşünceleri öldürür. Bir aşk deneyimi geçiren Tolstoy sevmiş gibi olduğu bayanın mutluluk anlayışını eleştirir. “Ona göre mutluluk  balolardı, çıplak omuzlar, gezinti arabaları ,mücevherler, meclisteki centilmenlerle  ve yaverlerle ilişkilerdi”(216) Bazı mektuplarında sevgiyi anlatır ona. “Tanrı’ya şükür kumrum beni sevin, bütün dünyayı da sevin . Tanrı’nın dünyasını, insanları, doğayı, şiiri, olağanüstü her şeyi  aşka layık şeyleri anlayabilmek için  zekanızı geliştirin . Kadının genel eğilimi eş olmaktan ibaretse, temel eğilimi de  döl yatağı değil anne olmaktır.” (217) Yazar zerafeti de yorumlar. Başka bir zerafet biçimi vardır. Mütevazi bir zerafet, göz alıcı ve zırva olan her şeyden uzakdır. (217) Aşkta yanlışlardan biri birbirine hep uygun yanları gösterip, karakterin kötü yanlarını gizlemektir.Aşk kıvılcımı büyümez” Bizbirimizden çok uzağız. Aşk ve evlilik bize yalnız ıstırap verir, oysa ki dostluk, bunu hissediyorum, ikimize de gerekli . Ayrıca ben de aile yaşamına uygun biri olmadığımı hissediyorum” (218)
 
                                                                        X

Askerlik mesleğinden  bezmiş olsa da  tek bir gece bile nöbet tutmamış, tek bir arkadaşının bile yanında öldürüldüğünü  görmemişti.

Tolstoy’da genel kanıya karşı çıkmak bir karakter özelliği olmuştur.Sürekli itiraz ederek sanki kendi varlığını isbat ediyordu. Şunu der gibi idi, “Başkalarının tersine düşünüyorum  o halde varım” (186)Aydınların düşüncelerinin özünü birbirinden saklamasına inanç denmesini yanlış bulur.Turganyev onun yerinin kendi araları olmadığını, başka yerde bulunması gerektiğini söyler. Tolstoy onların derin inançlara dair konuşmalarını  gevezeler olarak niteler.Turganyev, Tolstoy’un eleştirilerine dayanamaz “artık dayanamıyorum” der. Nekrasov ise her iki insanı da kaybetmek istememektedir, ihtiyatlı davranır. Nekrasov’un evindeki bir yemekte Turganyev’in hayran olduğu George Sand’ın romanlarındaki kahramanlarını gerçekten var olmadığını öne sürer. Turganyev, Tolstoy’un eleştirilerini alçakça bulur.

Tolstoy Shakespeare’i beğenmez, Homeros’a  “lafazan” der. Batıcılardan uzak durur, Slavcıları da çok dar ve hayattan uzak görür. İkisini de ruhsuz bir dinin rahipleri olarak görür. (188) O entelektüel deneyimlerden değil kitaplardan beslenmiştir.Turganyev’in evinden taşınır. Onun kadınsı duyarlılığı , giyim kuşam zevki, düzenden hoşlanması ve gurmelik  iddiaları sonunda  Tolstoy’da hırpani bir şekilde yaşama  ve ekşi lahana yeme arzusu uyanmıştı. Ona her rastladığında yine hırpalar. Ona aldanmak istemeyen adamın zınba bakışı ile bakıp rahatsız ediyordu. Turganyev de onu dostlarına eleştirir. “Onda tek bir doğal söz, davranış yok, hep poz kesiyor ve bahtsız kontluk sıfatının  bu gülünç gururunu  onun gibi zeki bir insanda nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Bir Rus subayını  üç gün boyunca çamaşır kazanında  kaynatabilirsiniz ama ondaki bu köylü soylusu ya da junker  böbürlenmesini  ortadan kaldıramazsınız, böyle bir kişi hangi eğitim cilasıyla kaplanmaya ç alışırsa çalışsın, içindeki hödüklük daima  kendini gösterecektir” (189)

Tatyana halaya Turganyev ile tartışsa da onu fazlasıyla sevdiğini yazar. Uzlaşmayı da tartışmayı da zorunlu bulur. Diplomasiyi kendi işi olarak görmez, dalkavuk değildir. Onu olduğu gibi kabul etmeliydiler. Tavırları onu sinir etse de sanatının etkisi altındaydılar. Eserlerinin hiçbirini selamlamayan  iltifatlarında yanlış  bir nota yoktu. Boy ölçüşecek düşmanı bulma  umudu yoktu. Hukuk diplomasını alınca Saint Petersburg’a gitmişti, yararlı olmak için iş arıyordu. Dostları köylüler, hac ılar ve keşişlerdi. O yaşamının hiçbir olayını edebiyata taşımaktan geri durmaz.

Paris’e Turganyev’i görmeye gidecektir. Onunla yediği akşam yemeğinde onu  kasıntılı ve çapsız olarak görür. Hiçbir şeye inanmıyor, işte onun felaketi bu. Sevmiyor sevmeyi seviyor.  Turganyev can sıkıcı, yazık hiç kimse onu sevmedi. Sanatta zeki ve zararsız. Ne zekaya, ne insanlara inanıyor, hiçbir şeye inanmıyor. (233) Turganyev’e veda etmeğe gittiğinde  nefret ettiği meslektaşının önünde  sevgi gözyaşlarını tutamadı. Onunla vedalaşıp ayrıldıktan sonra ağlar. Onu çok seviyorum , beni başka bir insan yaptı  ve yapmaya devam ediyor. İsviçre’ye gittiğinde Turganyev’e  kötülüğün başkenti olan Paris’ten kaçması yolunda mektup gönderir.
  
Ruso’nun Yeni Heloise eserinin geçtiği  Clarens köyüne gider. On beş yaşına kadar gömleğinin altında  Ruso’nun  resminin bulunduğu  bir madalyonu  boynunda taşımıştı, artık idolünün yaşadığı dekoru görme şansını  bulmuştu. Clarens de Balzac, Proudhon, Les Cases ‘in anılarını, İncil okudu.İngilizleri beğenmez. Onların sohbetlerini dinlemiş, onlarla konuşmuş  ama bir kez olsun yaşayan bir kelime duymamıştır onlardan.
 
Ara sıra, Troista manastırında  Pelegiya  Yuşkov  halasını ziyaret eder. Orada rahibelik yapmaktadır. Ona hükmeden duygular, aşk pişmanlık melenkolisi, evlilik arzusu ve doğa duygusudur.

Yeni eserleri beğenilmekle birlikte eleştirileri  de yapılır. Eleştirilerine önem verdiği Drujinin, bazı bölümlerin fazla uzatıldığını, yazarın analiz yapma eğiliminden vebadan kaçar gibi kaçması gerektiğini, metninin hafiflemesini isterler. Eleştirileri haklı görür, ama farklı şeyler yapması gerektiğini  düşünür. Varlıkların ve şeyleri hakikatinin  en yakınına varmak arzusuydu  ve bu da dilde belagata önem vermesini engelliyordu.

Avrupa gezisinde gördüğü milletleri özellikle Fransız’ları yorumlar.  Fransızları aşırıya kaçan eğlencelerinde  çok tuhaf ve çok hoş bulur.Paris’de güzel sanatlardan büyük zevk alır. Tiyatroya gider, gördüklerini not alır. Dünyada hiç kimsenin Fransızlar kadar güzel Beethoven çalmadığını söyler. Mona Lisa ve Rembrand tabloları arasında seçim yapmakta zorlanır. Louvre Müzesini  dolaşır. Versailles sarayını, Ulusal Kütüphaneyi gezer, ağzına kadar okuyucu doludur, etkilenir. Napoleon’un mezarında öfkelenir. Moskova’yı  kirleten Rusya’nın işgalcisine karşı içindeki  eski milli kinin uyandığını hisseder. (230) Barışın, özgürlüğün  ve sağduyunun  dostu olduğunu iddia eden bir halk nasıl olmuştu da Avrupa’yı kana bulamış adamı kızıl somakiden bir oyma mezara  layık görebilmişti. Bir suçlunun tanrılaştırılması konkunçtu. İngilizce, İtalyan’ca özel dersler alır. Madam Bovary davasının  yol açtığı büyük yankı onu heyecanlandırıyordu. Parisli kadınlar onu radikal düşüncelere iter. “Aslında kadınlar  sanki dünyaya erkekleri hayvanca  davranmaya teşvik  etmek ve ardından mutlu olmalarını engellemek  için gelmişti”(232)
  
Tolstoy seyirden doğan  düşünce ağırlıklı  yaşamı hayatının bir parçası yapmıştır. “Yıldızlı serin gece ona insanları unutturuyordu. Başını göğe kaldırıyor ve kendini, mistik bir esrimeye bırakıyordu. Güzel olan  her şey ona kendini ve Tanrı’yı sorgulamaya itiyordu. Mükemmel bir gece, o halde bu kadar şiddetli istediğim ne ? Bilmiyorum. Bu fani dünyanın nimetleri değil kesinlikle. İnsan kendi ruhunda  sınırsız bir büyüklük  hissederken , nasıl ruhun ölümsüzlüğüne inanmasın? Karanlık, boşluklar, aydınlık. Bu öldürücü! Tanrım Tanrım Ben  neyim? Nereye gidiyorum? Neredeyim?” (246)  Tabiattan etkilenir. Halasına hitap eder. “Babuşka  ilkbahar bu ,yiğit insanlar ve hatta benim  benim gibi insanlar için  dünyada olmak güzel şey. Doğa, hava, her şey umut, gelecek, olağanüstü bir gelecek yüklü. İlkbahar üzerimde öyle büyük bir etki yapıyor ki  bazen diğer birçok  bitkinin  arasında henüz açmış ve yüce Tanrı’nın  bu toprağında  sabırla, neşeyle büyümeye  başlayacak  bir bitki olduğumu hayal ederken  kendimi bulmak beni şaşırtıyor. O zaman içimde  yaşamayan  birinin asla anlayamayacağı bir mayalanma, arınma, orkestrasyon meydana geliyor. Meydan artık tomurcukları patlayan ve ilkbaharda büyüyen bitkinin.” (260) Tabiatla bir karşılıklı empati halindedir.

Akşamları Lev Tolstoy  uzun süre terasta oturup  kırların sesini dinliyor ya da bülbülleri  çekmek için piyano  çalıyordu.”Ben çalmayı bırakınca onlar  susuyor, yeniden başladığımda  onlar da başlıyor, Yaklaşık üç saati bu işle geçirdim, teras ılık geceye açık, kurbağalar kendi işleriyle meşgul, gece bekçisi kendisininkiyle  Ne harika” (261)

Rusya’daki sahte ve değersiz yaşamdan tiksinir. İnsanların yoksulluğu, hayvanların acısı , köylülerin maruz kaldığı zulümler onu düşündürür.Ataerkil barbarlık, hırsızlık ve zorbalık sürmektedir. Kurtuluşu manevi şeylerde bulur. “Ne mutlu ki kurtuluş var, manevi dünya , sanat , şiir aşk dünyası , orada kimse beni rahatsız etmiyor. İlyada okuyorum, ben de kadınlar ve erkekler meydana getiriyor, onlarla yaşıyorum, yazıyorum “(252)

Önceki eserlerinden sonra ondan büyük bir patlama olacak eser bekliyordu, sanatçılar ve okuyucular. Gözlemlerine  göre olayların binlerce kez doğruladığı gibi , Rus halkı artık daha ciddi metinler istiyor.Saltıkov ona arık edebiyatın  zamanının geçtiğini  ve Avrupa’da artık ne Goethe’nin  ne de Homeros’un okunacağını söyledi. O edebiyatı Walter Scot’un dediği gibi  koltuk değneği yapmak fikrinde değildir. Eserlerinin  siyasi propogandanın bir silahı durumuna gelmesini istemiyordu. Ona göre sanatcı anın meseleleri ile değil  ebedi meselelere eğilmeliydi.Güzellik bu dünyadaki tek tartışılmaz iyidir.

Tolstoy etkileyicidir. Madam Sitin anılarında anlatır. “ Çok heybetliydi , çirkinliğinde bile heybetli bir şey  vardı. Gözleri hayat enerji doluydu . Önemsiz konularda bile , yüksek ve net duyulur bir sesle tutkulu konuşurdu. O geldiğinden her şey aniden aydınlanırdı.” (258)

Dindarlık krizleri başlar, “Bu şiddetli  ve anlatılmaz  dindarlık krizi  sık sık tekrar ediyordu ve Tanrısal gizem karşısında  ne hissettiğini anlamamıza  izin vermiyordu. Git gide  resmi klisenin  Tanrı’yı insan beyinlerince  anlaşılır kılmayı deneyerek küçülttüğünü  ve saygınlığını azalttığını düşünüyordu. Dua ve hizmet edebileceğimiz  bir  Tanrı  ruhsal zayıflığımızın ifadesidir. O tam da tüm varlığını  gözümün önüne getiremediğim için  Tanrı’dır. Tanrı aklın alamayacağı bir şey olduğundan  onu kalple anlamak gerekirdi.  Yaradana yaklaşmanın en iyi yolu  doğada erimekti” (262)

İbadetlerine düşkün Babuşka’sı onun  Ortodoks inancından uzaklaşmasına üzülüyordu. Tolstoy cevap veriyordu. “Merak etmeyin Babuşka, Hıristiyan inancını en yüksek düzeyde içimde  taşıyorum, benim için çok değerli, doğru bir Hıristiyanlık inancına sahibim. Bu hakikat ve güzellik duygusudur. İncil de baktım ne Tanrı’yı ne İsa’yı ne ayinleri bulabildim, hiçbiri yok. Kuşkusuz dini seviyor ve ona saygı duyuyorum, o olmadan  insanın iyi  ve mutlu olamayacağını düşünüyorum. Doğa dinin aracısıdır. Evet artık hayvanlara ve bitkilere karışarak büyük gizeme daldığına yaradılışın basamaklarını inerek göğe yaklaşacağına, zekayı reddederek  ışığa kavuşacağına emindi. Hayran olmak zaten dua etmekti. Güzel iyiye götürüyordu, iyi Tanrı’ya götürüyordu.” (263)  “Mutluluk ve güzellik tüm evrenin  birliğinde  bir uyum görür.” (263)

Bazen  kötümserleşir. “Kendini ve dünyayı hedef alan yoğun  bir hoşnutsuzluk aniden onu sarıyordu.Bazan octave Feuillet’in kendinden  daha üstün bir yazar olduğunu düşünüyordu. İhtiyaç duyduğum tek şey çalışmak ve unutmak. Kendime kızıyorum. Hayatım yokuş aşağı gidiyor. Arı sanatın ve hatta toplumsal sanatın canı cehenneme.” (270)

Yirmi çocuktan ibaret bir okul açar. Öğrencilerine yazım kuralları, aritmetik, din tarihi, tarih coğrafya öğretir.
                                                                   X

Çocuklar, Mariya ve diğerlerini ve Akçiğer hastalıkları uzmanı Profesör Traube’ye  muayene ettirmek  için  Berlin’e gider. Saygın yabancının bronşlarında en ufak bir tüberkiloz belirtisi yoktu. Okulları dolaşır. Leipzig’de, Dresden’de  her yerde öğrenimde aynı biçimcilikle, doğru yolu göstermede ayın kabalıkla karşılaşıyordu.Kral için dua, yumruklar  baştan sona ezbere, korkmuş ve sersemlemiş çocuklar.

Kendisi ile aynı pedegoji anlayışına sahip Karaormanın Köy Sahneleri  yazarı Alman romancı Berthold Auerbach ‘a büyük bir hayranlık duyuyordu. Bir sabah Auerbach bodur sakalı, çalı gibi kaşlarının altında çelik gözleri olan bir yabancıyı salonuna kabul etti. Adam onu selamladı ve kendini tanıttı”Ben Eugene Baumann. Bu yazarın roman kişilerinden birinin adıydı. Karşısındaki bu dik kafalı adamın  kendisini bir hakaret davasıyla  tehdid etmek istediğini düşünen Auerbach’ı bir korku aldı. Ama ziyaretçinin kalın duduklarında  bir gülümseme belirdi  ve ekledi “ismimle değil ama karakterimle Eugene Baumann’ım. Ardından  adını söyledi Kont Lev Tolstoy. Roman yazarı ve ilkokul öğretmeni.
 

Son Güncelleme ( Perşembe, 27 Ocak 2011 00:04 )  

Yorumlar  

 
# A Nebil soyer 2011-01-28 05:41 Tolstoy bir dönem Rusya'da yasak edilmiş, klise onu afaroz etmiş, hala da öyle. Onun afaroz edilmesi ile Bediüazzaman'ın yüz yıllık afarozu birbirine benziyor, ikisi de tevhid adına mücadele etmişler ve şimdi Risale-i Nur Rusya'da yasaklanmaya çalışılıyor. İkisinin hayatı birbirine birçok yönden simetrik çocukluktan, insani ve beşeri ilişkilerden, tabiata bakıştan, din konusunda daha birçok konu, özellikle çalışma konusunda. Onun da defninde olaylar çıkmış Bediüzzaman'ın da onun da çevresindekiler takib edilmiş, sürülmüş, ama o yılmamış ve devam etmiş. Onlar iki farklı coğrafyada birbirinin takipcisi gibi. Böyle bir trans kritiği ben yazıyorum, ama bundan önce iki şahsın hayatını kıyaslayacak trans krtik örnekleri yarışması yapalım, Kojin Karatani Marks ile Kant'ı trans kritik yapmış, biz de Üstad ile Tolstoy'u yapalım, Diriliş romanı ile Haşir, bir memurun ölümünü anlatan ölüm romanı ile. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# A Nebil soyer 2011-01-28 05:42 Bediüzzaman'ın ölüm konusundaki yorumları daha birçok konu. Akademi böyle bir yarışma açsın sonra değerlendirip yarışmayı kamuya açalım ve değerlendirelim . Selamlar. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# a n soyer 2011-01-28 09:41 Bir Hür Adam filmi Bediüzzaman'ın çevresindekiler in nasıl çok mütecanis olmayan farklı farklı düşünen, bir noktaya vurmayan bir manzara arzettiğini göstermiyor mu,beğenenler hayranlığından, beğenmeyenler beğenmişlikleri nden, ortada eserlerinde dört bin tane sanat ve sanat menşeli kelime kullanan, tahmini iki yüz kelime ve türevleri, böyle bir adamı hala belli bir skolastik içinde gören, onu kafasına hapsetmiş, onun kafasındaki Bediüzzaman dan farklı birini görünce canı sıkılıyor, sanki azatlısı kaçmış gibi feryad ediyor. Ey harika adam, bak hele. Bediüzzaman'ı anlatmak gerçekten çok zor bir mesele, Fethullah Hoca muhteremi vitrine koyanlar, onu kamuya açanlar ve biz, bizim malımız ortada tezgahtarlığımı z ordada, sonuçlara bakıp kendimize kızmamız gerekirken, onu anlatmak için çok büyük bilimsel alanlara bilimlere dalmak gerekir, yoksa elimizdeki kısır bakış açısı dondu kaldı, sağdan bak aynı soldan bak aynı. Dön dön yine banan gel Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2011-01-28 22:19 Hocamızın samimi duygularla özetle verdiği bu mukayeseler(tra nk-kritik) ciddi anlamlar, önemler taşıyor. Teklif güzel. Bediüzzaman ve Ölüm çok önemli. Bozdur bozdur harca, bitmez tükenmez bir servet. Bizi de ahfadımızı da ihya eder. Memnun oluruz. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 59 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter