Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Kainat: Güzel Sanatlar Galerisi

Risale Akademi

Kainat: Güzel Sanatlar Galerisi

e-Posta Yazdır PDF

Bediüzzaman insanın yeryüzündeki faaliyetini çok yönlü olarak değerlendirirken bir anlamda da, kainatı, yeryüzünü bir güzel sanatlar galerisi olarak gösterir. İnsanın bu estetik görevi, sanat eserlerini seyretmek, değerlendirmeler yapmak ve onlarla Allah arasındaki dini, ilmi, sanatsal bağlantılar kurmaktır. Yeryüzünü ve kainatı ruh sahiplerinin meskeni, menşei, fabrikası, meşheri ve mahşeri olarak  gösterir. Canlılar ve ruh sahipleri yeryüzünde otururlar, oradan çıkmışlardır, kainat onları bir fabrika gibi üretmiştir, bu varlıklar orada insanların nazarına arzedilirler, galeridirler, orada ortaya çıkarlar. Bu dünya Allah’ın manevi cemalini göstermek için bir meşher, bir teşhir yeri, bir sanat galerisi olarak açılmıştır. Ta ki insanlar orada gördükleri sanat eserlerinden Cemal sahibi bir azametli ilahın güzelliklerini, perde arkasındaki manevi güzelliklerini görsünler, hissetsinler.
Bu teşhir yeri daha  önceden tasarlanmıştır. Dünya bir teşhir yeri olarak düzenlenmiş, her şey yerli yerine konmuş ve insana bu sergi ve temaşa yerindeki eserleri gören bir göz, yorumlayan bir akıl, dokunan bir el, hisseden bir dünya vermiştir. Dünya seyredilmek, insan ise görmek için bir sanat galerisi tarzında yapılmıştır. Sanat galerileri sanattan anlayanlar tarafından, yine sanattan anlayan insanlara göre düzenlenmiştir. Yani evrenin biçimsel tasarımı daha önceden bir seyir yeri şeklinde oluşturulmuştur. Renkler, biçim, tat, varlık geometrisi, uyum gibi bütün estetik öğeler bu gören gözün arkasına yorumlamak için yüklenmiştir. Kendi deyimiyle Bediüzzaman kainata “Bir meşher-ı sun-ı Rabbani” olarak bakar ve bakmayı örgütler. Rabbani sanatlar galerisidir bu kainat. Bu yüzden Bediüzzaman’ın hayatında seyretmek, bakmak, yorumlamak en önemli bir faaliyettir. Yaratıcı. varlıklarına yine Bediüzzaman’ın deyimi ile; “Ademden  çıkıp meşhergah-ı sanatıma geliniz” der. Yokluktan  sanatımı teşhir ettiğim galeriye geliniz, orada da boş durmayın, eserlerimi yorumlayın, onlarla benim aramda empatiler ve rabıtalar kurun. Mesela çiçekler için “Halık ile mahluk arasında vesile-i tearüftür” der. Yani insan çiçeğe bakıp Allah ile arasında bir marifet, ilim ve tanıma gibi durumlar ortaya çıkarmak içindir.




Mahlukatın bolca ortaya çıkması da bu teşhirgahda ve bu bayram yerinde kendilerini insanların ve Allah’ın gerçek sanat sahibine arzetmek ve görünmek içindir. Mütemadiyen kainattaki gelip gitmeler kendilerini arzetmek isteyen canlıların gayretidir. Bu yüzden canlılar Allah’tan gelmek için yardım isterler: “Sana ibadet etmek için bize tevfik ver, yardım et, meşhergah-ı arzın, yeryüzü teşhirgahının her tarafında senin eserlerini gösterelim.”





Galerideki bütün her şey onun insanı acze düşüren sanatlarının teşhir yeridir: “Mucizat-ı sanatının meşheridir.”





Bu güzel sanatlar galerisinin birinci seyircisi bizzat eseri yaratan ve takip eden yaratıcıdır, çünkü bütün mahlukattaki güzelliklerin varlığı onun tasarım gücü ve biçimlendirmesi, renklendirmesi ile oluşmaktadır. Onları yaratan onlardan en büyük kendine has zevki alandır. Sonra insanlar eğitimleri oranında o eserleri yorumlarlar. Bediüzzaman seyirden hayatının en ciddi zevkini alır. Gördüğü güzelliklere benim olsun demez, “Temaşası benim olsun, mülkiyeti kime ait olur olsun” der. Ressam Sezan, paytonundan renkleri seyrederken o kadar onlar ile empati kurar ki şaşkınlık ve hayrete düşer, paytoncusu da onun hayretine hayret eder.





Bu büyük sanat galerisinin bir de lambası vardır haliyle. Çünkü eserlerin görünmesi için ışığa ihtiyaç vardır. Elektrik fenninin ölçüsü ile güneş büyük bir aydınlatma ve varlığın görünmesine hizmet eden bir lambadır. Hem onun sanatına verdiği önemi, hem de “Münevvir” aydınlatan isminin özelliğini gösterir. Bu teşhirgah, dünyadaki müzeler ve sanat eserleri galerisi gibi sabit ve bir bakımlık değildir, sürekli değişir, sürekli farklı boyut ve renklere girer. Seyredilen meşherler mazinin arşivine gönderilir, seyredenlerin seyrettikleri ahval de arşivlenir ve bakışlar başka bir aleme kıymet belirlenmek üzere gönderilir. Her dakika değişir galeri, gelen gider, giden gelmez. Burada seyredilen durumlar ve yorumlar daha güzel bir alemin tasarımında kullanılır. “Hem bir meşher-i azamda  daimi gösterilecek. Demek şu geçici, kararsız vaziyetler, sabit suretler, baki meyveler veriyorlar. Demek bu ihtifalat bir saadet-i uzma  bir mahkeme-i Kübra bilmediğimiz ulvi gayeler içindir.” (Sözler, 58)





Bu dünya Sani’in sanayi-i garibe-i sultaniyesinin meşheridir. Allah yarattığı ve seyre açtığı sanat eserlerini garipleştirir, yani sıradanlıktan çıkarır. Sıradanlık onun hiçbir eserinde yoktur. Sıradan bir şey sanat eseri özelliği de alamaz. En bilmedik, gereksiz gördüğümüz yerlerde bile onun sanat eserlerini sanatın bütün estetik kurallarına göre yapıldığını görürüz. Çünkü bir büyük sanatkar sanatına söz getirecek sıradanlıklar, yüzeysellikler yapmaz. Baudelaire, “güzel her zaman gariptir” (Afşar Timuçin, Estetik s 11) derken, sıradan olmadığını söyler. Bu teşhir edilen sanat eserlerinin en güzeli bahardır, ona, “zinetli mahşer” der büyük sanatçı Bediüzzaman. Meşher hem garip, hem de aciptir. Şaşırtıcı ve hayret ettiricidir. Hayret hissi insana Allah’ın garip ve acib sanatları karşısında hissetmek için verilmiştir. Batı sanatı bakmasını öğretir, Bediüzzaman da sanatın bakmak, görmek, düşünmek ve değerlendirmek gibi eylemlerini eserlerinde anlatır.





Bu dünya güzel sanatlar galerisine her mahluk özel olarak hazırlanır. Bir ağacın hazırlanış  sürecini anlatır. “Bahar mevsiminde Cennet hurileri tarzında bütün ağaçları sündüs misal libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassatıyla süslendirip, hizmetkar ederek, onların latif elleri olan dallarıyla çeşit çeşit, tatlı en musanna meyveleri bize takdim etmek.” (Sözler, 82) Bir ağacı melek gibi süslü elbiselerle giydirip, sonra onu nakışlamak,onu süslü bir garsona, hizmetkara çevirmek, ellerinde çeşit çeşit tatlı ve sanatlı meyveleri sunmak. Güzellik kainatın temel sorunu, her şey güzelleştirilip geliyor ve hizmetçiler bile güzel, çiçekler, ağaçlar, hayvanlar, bulutlar hep hizmetçi ailesi ama onlar da süslü ve sanatlı. Ne kadar tümel bir güzellik felsefesine göre biçimlendirilmiş kainat ve yüryüzü. Ah kötü insanlar olmasa.





Kur’an dahi bu sanat galerisindeki eserlerin Allah’ın tarif ettiği anlamda okuma kılavuzudur. Kendisine gelinceye kadar insanlar ve beşeri dinler yanlış okumalar yüzünden kainatın ritmini ve ahengini, insanın  manasını bozmuşlar. Kur’an gelerek bütün bu yanlış okumaları düzeltmiş. Kur’an, okuma kılavuzu güzel sanatlar galerisinin. Buluta, yağmura, gezeğenlere, güneşe en ideal tarifnameleri, bakışları Allah gerçekleştirmiş, beşeri o cansız şuursuz şeylere tapmaktan, zahmetten ve ateşten kurtarmış.






Bu sanatlar galerisindeki seyirciler de eserler gibi sabit değildir, seyir süresi kısadır. Bediüzzaman dünyaya “muvakkat bir han” ve “bir gece” olarak bakar, insan orada kısa bir süre ve bir gecelik ömre sahiptir. Çünkü orası “ muvakkat dünya meşheridir”. Varlıklar içinde seyre ve görmeye gönderilen en önemli seyirci ve yorumcu insandır. “İmtiyazlı  ve memuriyet sıfatı ile bu meşher-i kainata” gönderilmiştir. Memurdur, amirinin istekleri doğrultusunda görevini yapar, diğer canlılara göre imtiyazlı, özel yapılmış, özel cihazlarla donatılmıştır.






Bediüzzaman’ın şahaseri Ayetü’l-Kübra, büyük deliller galerisidir. Onun girişinde bütün sanat ve edebiyat mekteplerinin dünyaya ve kainata bakışını içine alan farklı bakışlar ve perspektifler kullanılmıştır.






“Evet bu dünya memleketine  ve misafirhanesine  gelen her bir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkarane bir ziyafetgah ve gayet sanatkarane bir teşhirgah ve gayet haşmetkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane ve şevkengizane bir seyrangah ve temaşagah ve gayet manidarane ve hikmetperverane  bir mütalagah olan bu güzel misafirhane” (Şualar, 102)
Ziyafetgah
Teşhirgah
Ordugah
Talimgah
Seyrangah
Temaşagah
Mütalaagah

Burada teşhirgahın sanatkarane düzenlendiğini söylemiştir. Yani bu kainat denilen güzel sanatlar galerisini sanatçısı, sanat kurallarına göre düzenlemiş ve biz insanları o sanatları okuyacak birçok cihazlarla, kriterlerle yüklemiştir.     





Kainatın bir teşhirgah olması, bir güzel sanatlar galerisi olmasından sonra ikinci bir sorun geliyor. Güzel sanatlar galerisinde güzelliğin fark edilmesi ve yorumlanması. Bediüzzaman’ın ifade dünyasında kapılar birbiri ardına açılan bir kolay düzen içinde verilmemiştir. Onun kapıları içine dalabilen insanlara açılır. Yani sanatkarane sanatı bilen, varlıkları sanatlı bir şekilde yaratan Allah, güzel sanatlar galerisini, teşhirgahı sanatkarane düzenlenmiştir. Güzel Allah kainatı güzel yaratmış, insanı da o güzellikleri okuyacak ve yorumlayacak hassas estetik ölçülerle donatmıştır. “Sanat da ölçüler belirlemiştir yorumlamak için. Ressam ve heykeltıraş  Leon Batissa Alberti, müzisyen ve mimardır da. Rönesans ressamlarının kuralı olarak kendini çabucak dayatan perspektif kurallarının tanımını ona borçludur sanat dünyası. Alberti, kendini resme ve heykele adamak isteyen kişinin matematik eğitiminden geçmesinin önemi üzerinde ısrar eder.” (Marc Jimenez. Estetik Nedir? s 28) Bediüzzaman eşyaya, olaylara tanrısal bakışın yanında bakmasını da öğretir. Risale-i Nur derinlikli düşünenler için bir sanat mektebidir. Çünkü kendisi de yüksek bir matematik uzmanıdır Bediüzzaman’ın. Nasıl bir resim sergisine, bir heykel sergisine giden insanlar resim ve heykelden az da olsa bir şeyler bilmeleri gerekir, çünkü sergi sanatkarane düzenlenmiştir. Hem teşhirgah/galeri sanatlı, hem de onu seyreden sanattan anlayandır.   





Güzeli yorumlayan kişinin bir hakem, güzellik eleştirmeni olması gerekir. Bediüzzaman seyirci kelimesini, temaşager olarak kullanır, ikisi de sanat terimidir. Seyirci takdir, yeni terimle beğeni kurallarına göre eserlere bakar. İnsan “Eşyanın yaratılışında ve masnuatın  sanatındaki latif incelik ve nazenin güzellikleri temaşa ile tenzih makamında”dır. ( Sözler, 120) Yani bir seyircidir, latif incelikleri ve nazenin güzellikleri beğeni kurallarına göre değerlendiren bir sanatçı seyirci. İnsanın dünyadaki seyirci tavrı ile sanatçının veya eleştirmenin sanat eserine karşı tavrı ikiz bir tavırdır. “Ancak beğeniyi eğitip geliştirmek ve ölçütler yardımı ile ona yasallık kazandırmak da gerekmektedir. Bu da önce hakim, güzel bir deyişle sanat hakemi daha sonra da eleştirmen olarak adlandırılanın işi olacaktır.” (Marc Jimenez, Estetik Nedir ? s 35) Bu şekilde Bediüzzaman güzel sanatlara bakan ve onları değerlendiren yorumlayan bir lahuti beşeri sanat eleştirmeni, bir takdir ve tahsin uzmanıdır. Talebesinin arabada giderken Cevşen okumasına karşı “onu ertele, kainat kitabını oku” demesi de insanı bir gören, seyreden, değerlendiren sanatçı olarak görmesindedir.






Pisagor bir evrendoğum uzmanıdır, alemin var oluşunu matematik kurallara göre yorumlar. “Rönesans sanatçıları o dönemin belgelerinde sık sık geçen Pisagor’un öğretisinden ders çıkarırlar, evrendoğum bilimine, -kozmoloji veya astronomi- büyük bir hayranlık gösterirler.” (Marc Jimenez, Estetik Nedir? s 37) Bediüzzaman eserlerinde en çok astronomiden hareketle matematikten doğan bir yorum düzeni içinde olayları yorumlar: “Kainatın envaını  hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hacatına kemal-i intizam ve inayet ile koşturmak.” (Sözler, 10) İnsanın etrafındaki ona hizmet eden bütün nevileri, türleri, hikmet dairesinde toplamak matematik bir düzenle olur. Çünkü insana hizmet eden her şey insan ile arasında bir faydalı uzaklıkla, geometrik ve matematik nisbetle dururlar. İşte bu evrenin matematik düzenidir. Bu matematik düzen estetiktir aslında. Güzel de matematik ve geometrinin simetrisidir. Bediüzzaman ona tenasüb der.






Başka bir örnek yine geometriye göre düzenlenen halı örneğidir: “Evet şems ve kameri, anasır ve maadini, nebatat ve hayvanatı, bir  nakşı azamın, büyük bir nakşın atkı ipleri gibi o binbir isimlerin şualarıyla tanzim eden ve hayata hadim eden” (Sözler 11) kimdir?  Eşyanın vücudunda önemli olan altı şeyi saymış, güneş ve ay, elementler, madenler, bitkiler ve hayvanlar. Bütün bunları bir halıyı düzenleyen halıcı gibi geometrik ve estetik bir düzenle  biçimlendiren Allah’tır. Veya sanatçı. Bu düzenli halının desenlerinin oluşumunda bu altı şeyi ölçü ve mizan içinde yapmak büyük bir matematiktir. Yine Pisagor’a göre  “Şeylerin düzeni  evren, aritmetiğe ve geometriye indirgenebilir.” (Marc Jimenez. Estetik Nedir? s 36) Bediüzzaman bilim dilinin soğukluğunu dini yorumlarla birleştirir ve herkesin anlayacağı örnekler verir. Halı örneği gibi. Sanatçılar ancak ileri düzeyde sanat eğitimi alan insanlara hitap eder, Bediüzzaman ise herkese bu eğitimi verir.






Bediüzzaman tabiattaki güzellikler konusundaki yorumlara yeni yorum düzenleri getirmiştir. Ondan önce de tabiattaki güzellikler değerlendirilmiştir. Pascal şöyle diyordu, “Doğanın Tanrı’nın imgesi olduğunu ortaya koyacak yetkinlikleri ve Tanrı’nın bir imgesinden başka bir şey olmadığını ortaya koyacak eksiklikleri vardır.” Aziz Dionyisios da şöyle der. “Gerçekte görünür şeyler görünmez şeylerin imgesidir. -Bediüzzaman bunlara remiz der, o da sembol demektir- Bu görüşe göre Tanrı bir takım örneklerden ya da idealardan giderek bu dünyadaki nesneleri yaratmıştır, dolayısıyla bu dünyadaki nesnelerden tanrısala ulaşabilmek gerekir” (Afşar Timuçin, Estetik s 127) Bediüzzaman bunu şöyle anlatır: “Senin fıtratına vazedilen cihazatın anahtarlarıyla Esma-i Kudsiye-i İlahiyenin gizli definelerini açmaktır.” (Sözler, 123) Allah’ın isimlerinin yansıdığı yer, kainat ve yeryüzüdür. İnsan kendisindeki estetik değer ölçüleriyle onları yorumlar, onlarla Allah’ın isimleri arasında bağlar kurar. Bu şekli ile bütün Risale-i Nur estetik metinlerdir.





Bediüzzaman en çok “bak” fiilini kullanır. Çünkü bakmasını öğretmeden hiçbir şey olmaz, sanat da aynı şeyi yapar. “Doğa bakmayı bilen için sonsuz bir kaynak, ilgisiz biri için de basit görünümler ortamıdır.” (Afşar Timuçin, Estetik, 127) İnsanı bir sanat eserleri galerisinde dolaştırır demiştik Bediüzzaman. Nasıl dolaştığını da anlatır. “Sani-i Zülcelal’in –haşmetli sanatlı yaratıcı- kendi sanatının latiflerini, harikalarını, antikalarını, sergilerde teşhirgah-ı enamda neşrine -insanların nazarına göstermesine- karşı Maşallah deyip takdir ederek, Ne güzel yapılmış deyip istihsan ederek -beğenerek- Barekallah deyip müşahade etmek, amenna deyip şehadet etmek geliniz bakınız hayran olarak hayyalelfelah deyip herkesi şahit tutmakla mukabele ettiler.” (Sözler, 121) Bu eylem sıralaması bir sanat galerisinde dolaşan insanı, sanatseveri anlatır. O sanat galerisi kainattır, yeryüzüdür. Nasıl ki sanattan anlayan ve anlamayan insanlar vardır, bu iki sınıftır. Yeryüzü galerisine giren insanlar da iki sınıftır. Kainat sarayının tarifçisi seyircilere hitap eder. Teşrifatçı, tarifçi; “ona ve o makama  münasip sözleri seyircilere söyler.” (Sözler, 117) Sonra giren ahali ikiye ayrılırlar. Biri anlayanlar, diğeri ise anlamayanlardır.





Bütün Risale-i Nur bu galeri imajından bakarak yorumlanabilir. O kadar iç ahengi ve düzeni olan bir metindir.





Kaynaklar:
Afşar, Timuçin, Estetik, Bulut y.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sözler Y. 2005
Bediüzzaman Said Nursi, Şualar. İst 2005
Büyük Ressamlar, Ankara 2008
Marc Jimenez, Estetik Nedir, Doruk, 2008
Sanat Terimleri Sözlüğü, Ankara 2008

Son Güncelleme ( Perşembe, 26 Mayıs 2011 19:56 )  

Yorumlar  

 
# Ulaş 2011-05-27 06:02 Hocam, Bediüzzamanın ruh iklimine o kadar girmişsiniz ki kendi yazılarınızmış gibi risale hakikatlerini yorumlamışsınız . Himmet hocanın batılı düşünürlerin fikrileri ile Risale-i Nur haikatlerini birlikte yorumlaması harika bir sentez oluşturmuş. Hocamın fikir mukayeselerinde n şüphesi olanlar lütfen benimle irtibata geçsin.Özellikle estetik yorumlar hakkında tereddütleri olan kardeşler ile mutaala yapabiliriz. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# seyithan 2011-05-29 03:49 Üstadın bizlere öğretmeye çalıştığı en büyük derslerden biri kainatı okuma dersidir. Yani kainatı okuyarak ALLAH'ı bulma… Hocamız Üstadımızın dizlerinde yetişmiş biri gibi. Sanki Erek dağında,Çam dağında vs Üstadla gezmiş… Onun yazıları ile ufkumuz açılıyor,Nurlar dan nasıl istifade edeceğimizi öğreniyoruz. Lütfen yazmaya devam edin. ALLAH razı olsun. selamlar… Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 60 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter