Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Hakperestlik Üzerine

Risale Akademi

Hakperestlik Üzerine

e-Posta Yazdır PDF

Mehmet Akif, büyük şair kelimelerinin ifade edemediği bir hak perest şöyle ifade eder:





Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim
Adam aldırmada geç diyemem aldırırım
Çiğnerim çiğnenirim Hakk’ı tutar kaldırırım
Biri ecdadıma saldırsa hatta boğarım
Boğamazsın ki hiç olmazsa yanımdan kovarım
Hele Hak namına haksızlığa ölsem tapamam
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam

Mehmet Akif hayatında bu mısralardaki gibi yaşamıştır. Hak hissinin toplumu denetleyemez duruma gelip birilerinin elinde zulüm elbisesini giymiş bir hak telakkisine dönüşünce mecburen , haksızlığın hak olduğu yerden uzaklaşmıştır.





Peygamberimiz namazda  iken üzerine hayvan leşi konur, Hz Fatıma’ya haber verirler, küçük kız koşarak gelir, babasının halini görünce ağlar, “Baba baba sana neler yapıyorlar?” “Aldırma yavrum, bize Allah yeter” der. Orada bir hakperest insan yoktur, babasının yardımına ancak kızı koşar. Habeşi’yi ölümüne döverler, kimse koşmaz, büyük Hakperest, Muhammed perest  Hz Ebubekir koşar gelir, zulmün rejisörü ile pazarlık eder, köleyi satın alır ona hürriyetini verir.





Sokakta ağlayan çocuğu gören Peygamberi Zişan neden ağladığını sorar. “Ben bir köleyim efendim, bir şeyler almam için bana para verdiler, parayı kaybettim, şimdi ne yapacağım” der. Peygamberi Alişan onu pazara götürür istediklerini alır, efendisinin yanına götürür. Efendisi Nebiyi Muhterem hatırına köleyi Salı verir. Her derdi yüreğinde hisseden bir peygamber.






Bitlis’te savaş sırasında ermeni kadın, çocuk ve ihtiyarlarını cepheden Ermenilere gönderen Bediüzzaman-ı Sahibüzzaman “Çocuğun, yaşlının, kadının  Ermenisi Türkü olmaz” der. Okyanus gibi empatilerini gösterir. Tevfik Fikret için “Fena ve fani bir adamın güzel ve baki şöyle bir sözü var:





Zulmün topu var güllesi var kalası varsa
Hakkın da bükülmez kolu dönmez yüzü vardır





Gerçekten Fikret Hakperest bir adamdır. Yanlışı da hakperestliği yanlış anlamaktandır. Galatasaray’da bir küçük çocuğun dövüleceğini hissedince ona arka çıkar ve dövülmekten kurtarır.





Muallim Naci;





Hakperestim arzı ihlas eylediğim dergah bir
Bir nefes tevhidden ayrılmadım Allah bir

diyerek, kıblesi kavak gibi dik olan insanın yüreğinin de hakperest olması lazım geldiğini söyler. Demek ki menfaat perestin kıblesi menfaatidir. 15 yaşımdan beri hakperest insan  çok az gördüm şöyle bulanık su gibi. Doçentlik sınavımda Önder Göçkün hocam olmasaydı ben de zulmün kurbanı olup gitmiştim, o bir hakperesttir. Yalanla karartılan zulüm hak suretinde görünün menfaat perestin gözüne.





Erzurum’da okurken üç tane baş örtülü kız geldi üniversiteye, bize havale ettiler, onlara kız yurdunda yer bulmak görevini, onları bir odaya alıncaya kadar neler çektik, cüzzamlı gibiydiler. Baş örtüsü zulmü devam ederken, soruşturma ali heyetine bizi de dahil ettiler. Baş örtülü kızlar bana geldi “Senin eşinde baş örtülü hocam, niye bizi sorguluyorsun” dediler. Dedim: “Dekan yukarıdan geliyor diyor, rektör yukarıdan geliyor diyor.” Bir yukarı doğru gidiş var ama gizli özne gibi bir şey, o sırada düştüm kolum çıktı kızların ahı tuttu beni. Kızlarla oturduk ağladık, zulmün önünde.






Bediüzzaman bir gün yana yakıla gider gelir, Zübeyr Gündüzalp alp dağları kadar gündüz adam, “Üstadım bir durum mu var. Zübeyir, Hüseyin Cahit Yalçın halet-i nezde, can veriyor. Allah’a yakarıyorum, ona imanla gitsin.”  Ben bu sözü yıllar sonra anladım.” Hüseyin Cahit baskıcı bir denetimle Osmanlıca’nın ve Türkçe’nin kuşa döndürülmeye çalışmasına ve yapılan haksızlıklara karşı çıkar, ilerlemiş yaşına rağmen, sürgün edilir. Tecer, onun Beyrut’taki Unesco toplantısında Unesco’ya hakim olan tavizin nasıl zamanla bütün kurumları işgal edeceğini söyler. Herkes tarafından antipatik karşılanır. Tecer, “Sonradan zaman onu haklı çıkardı” der. Hüseyin Cahit böyle hakperest bir adamdır, güzel ve haklı olan hiçbir şeyin gözünden kaçmadığı Bediüzzaman onun ahirete imanla gitmesine dua eder. Biz de hem kendimize, hem de merdane tavırlı Nuray Hanım’a dua edelim. Bu yapılan büyük bir olaydır. Hakperestlik çok değişik bir duygudur, bunun nerede ne zaman kimden tezahür edeceği bilinmez.






Montaigne’in Denemeler kitabına baktım, Hakperstlik üstüne bir yazı yoktu. Ama Ruh Eşitliği diye bir bahis vardı. “İmparatorlarla kunduracıların ruhları eş kalıptan çıkmadır.” (D 118) Başörtülüsü de örtüsüzü de aynı ruhları taşırlar. Kurum’un yayınladığı denemeler seçkisine baktım, hakperestlik üstüne bir şey yok. Böll’ün denemelerine baktım, yine böyle bir konu yok. Bedri Rahmi’nin Denemeler’ine baktım göremedim. Anladım ki hakperestlik bir göz ve kalp meselesi. Sanatın en ince ayrıntısına deneme var ama hakperestlik  konusunda yok. Tanpınar’ın Yaşadığım Gibi kitabında yaşadıkları vardır, hakperestlik üzerine bir şey yok.





Peygamberimizin bir hadisi aklıma geldi: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Demek bir dönem ne kadar çok insan dilsiz şeytandır. Üç maymunu oynamış şeytanlar ordusu.





Dostoyevski’nin Ezilenler romanı 1861’de yazılmıştır. Roman, toplumda hep aşağılanan ve hor görülen insanların, nüfuzlu kimselerin bencilce hesapları arasında ezilişini ve sarsılışını işler. Dostoyevski, seçtiği sıradan ama olağanüstü yaşantıları ile bizi şaşırtan karakterleri ile okuru ürpertiyle karışık bir merakın içinde bırakmıştır. Bizim ezilenlerimiz B ö ş  ö r t ü l ü l e r. Bizim Bir Dostoyevski’miz yok. Olsaydı yüz elli yıldır ezilen, horlanın din ve dindarların romanı yazmalı idi. Aslında bu roman bir bakıma Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’udur, insanların neden ezildiğini, neden ezilmemesi gerektiğini, ezilmeyen ve  başı dik yaşamanın mantığını anlatır. Dostoyevski ve Bediüzzaman iki ezilen, biri Barla sürgününde, diğeri ise Kuzey Rusya’da. İkisi de hakperest insanlar, ikisi de Rusya’da sürgün görmüş. Ama büyük eserlerle insanlığı  uyandırmışlar.

 

Yorumlar  

 
# seyithan.dentist21 2011-06-05 03:40 Haşrin, mahkeme-i kübranın kurulmasının, bu asırda en büyük hücceti, mazlum başörtülülerin zalimlerden hakkını isteyeceği bir yerin gerekliliğidir… Hakperestlik davası kıyamete kadar sürecektir… Zafer elbet bir gün hakperestlerin olacaktır. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 57 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter