Cumhuriyet ve Bediüzzaman 1
Aynı tarihte yazdığı Hakikat yazısında ise cumhuriyeti tarif eder. “Cumhuriyet ki adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. “(Külliyat 2/1930) der. Ancak onu batı menşeli göstermeyi eleştirir. “On üç asır evvel şeriat-ı garra teessüs ettiğinden ahkamda Avrupa’ya dilencilik etmek dini islama büyük bir cinayettir. Şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. ‘(aynı yer)
1911 de yazdığı Münazarat isimli eserde yani ilk bahsettiğinden onyedi yıl sonra o dönemin tiplerini çizerken cumhuriyet isteği olanları eleştirir. “Hem de beylik ve tavaif-i müluk mukaddemesi olan muhtariyet veya istibdad-ı mutlak manasıyla bir cumhuriyet gibi gayr-i makul fikirlerde bulunan “(Külliyat 2/1940) Bu fikirler İkinci meşrutiyet ortamında bazı kimseler tarafından öne sürülmüş ve sürülmesi tasarlanmış olabilir. Bediüzzaman onların farkındadır, Jön Türkler’in de buna yakın fikirleri vardır. Ta Namık Kemal ‘den beri parlementerizm istenir ama mevsim henüz kıştır, böyle bir demokrasi ve cumhuriyet idaresi ancak düşüncelerde yaşayabilir.
Bediüzzaman cumhuriyet muhalifi gösteren kesimin bir de menfi milliyetci görenlere tarihi bir mukabelede bulunur. Cumhuriyet dinlere, inançlara, ırklara eşit uzaklıkta durması gerekirken Bediüzzaman’a sürekli farklı muamele edilmiştir, bu da eşitlikci cumhuriyet fikrine uygun değildir.“ Adalet noktasında tarafgirlik fikrini verip, adaletin mahiyetini zulme çeviren hakkımda sarfedilen bir tabirdir ki Isparta’da ve burada bazı isticvablarda benim ismim Said Nursi iken , her tekrarında Said Kürdi ve Kürttür diye beni öyle yad ediyorlar. Bununla ahiret hem kardeşlerimin hamiyet-i milliyelerine ilişip aleyhime bir his uyandırmak , hem mahkeme ve adaletin mahiyetine bütün bütün zıt ve muhalif bir cereyan vermektir. Evet hakim ve mahkeme tarafgirlik şaibesinden müberra ve gayet bitarafane bakması birinci şart-ı adalet olduğuna dair binler vukuat-ı tarihiyeden Hazret-i Ali Radiyallahuanhun hilafeti zamanında bir Yahudi ile beraber bir mahkemede oturmaları ve çok padişahların adi adamlar ile mahkeme-i adalette görülmesi gibi çok hadisat-ı tarihiye varken, benim hakkımda bir yabanilik hissini veren ve nazar-ı adaleti şaşırtmak isteyen adamlara derim.
E fe n d i l e r
Ben her şeyden evvel müslümanım ve Kürdistan’da dünyaya geldim. Fakat bu Türklere hizmet ettim. Ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetin Türklere olmuş, ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sadık ve en halis kardeşlerim Türklerden çıkmış. Ve İslamiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan meslek ve hizmet-i Kur’an’iyem cihetinde her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsi hizmetimin muktezası olduğundan bana kürt diye ve kendini milliyetperver gösteren adamların bini kadar Türk milletini hizmet ettiğimi hakiki ve civanmert bin Türk gençlerini işhad edebilirim. Hem heyet-i hakimenin ellerinde bulunan otuz kırk kitaplarımı hususan İktisad ve İhtiyarlar ve Hastalar risalelerini işhad ediyorum ki Türk milletinin beşten dört kısmını teşkil eden müsibet zede, fakirler ve hastalar ve ihtiyarlar ve dindar müttakiler taifelerine bin Türkçü kadar hizmet eden o kitaplar Kürtlerin ellerinde değil belki Türk gencinin ellerindedirler. Heyet-i Hakimenin müsaadesi ile bizi bu belaya sokan ve hükümetin bazı mühim erkanını iğfal eden ve milliyetperverlik perdesi altında entirikaları çeviren müfrit zalimlere derim.
Ey Efendiler
Benim hakkımda tesbit edilmeyen ve tesbit edilse dahi bir suç teşkil etmeyen ve suç olsa bile yalnız beni mesul eden bir madde yüzünden kırktan fazla Türkün en kıymettar gençlerini ve en muhterem ihtiyarlarını büyük bir c inayet işlemişler gibi bu belala atmak milletperverlik midir. Evet sebebsiz böyle işkenceli tevkife düşünler içinde Türk gençlerinin medarı iftiharı olacak bir kısım zatlar var ki uzaktan kıymetini hissedip ona yalnız bir selam veya bir imani risale göndermemle onu bir cani gibi çoluk ve çocukları içinden alıp bu belaya atmak milliyetcilik midir? Ben ki sizin nazarınızda yabani millettenim diyorum. Bu mevkuf olan civanmerd ve muhterem Türk gençleri ve ihtiyarları içinde öyleleri var ki onların bir tanesini kendi milletimden yüz adama da değiştirmem ve onların içinde öyleleri var ki on sene bana zulmeden memurlara beş seneden beri onların hatırları için o zalimlere bedduayı bıraktım. Ve onların içinde öyleleri var ki ali seciyelerin en halis nümunelerini kemal-ı hayret ve takdirler gördüm. Ve Türk milletinin sırr-ı tefevvukunu onlarla anladım. Ben vicdanımla ve çok emarelerle temin ederim ki eğer bu masum mevkuflar adedince vücutlarım olsaydı veyahut onların umumuna gelen her nevi meşakkatlerini alabilseydim. Kasem ederim ki müftehirane o kıymettar zatlara bedel çekmek isterdim. Benim bunlara karşı bu hissim onların kıymet-ı zatiyeleri içindir, yoksa şahsıma karşı faydaları dokunmaları için değildir. Çünkü bir kısmını yeni görüyorum , bir kısmı belki o benden fayda görmüş ben ondan zarar görmüşüm , fakat binler zarar görsem yine onların kıymeti nazarımda tenzil etmez.
İşte ey Türkçülük dava eden mülhid zalimler, Türk milletinin medarı iftiharları olabilecek gayet adi ve ehemmiyetsiz bahanelerle sizin tabiriniz ile benim gibi bir kürt yüzünden perişan etmek tezlil etmek milliyetcilik midir, Türkçülük müdür? Vatanperverlik midir? Haydi o insafsız vicdanınıza havale ediyorum. “(Külliyat 2/2156)
Bediüzzaman, yirminci yüzyılın başında İstanbul’daki meşrutiyet, mutlakiyet, meşveret, kanunıesasi, cumhuriyet gibi tartışmalarda , cumhuriyetin Kur’an’da ve Peygamberimizin hayatında mevcut olduğunu anlatır. Dört halifeden örnekler verir. Daha sonraki yıllarda 1922 den sonraki hayatında ise mahkemelerde rejim karşıtı ve cumhuriyet aleyhtarı gösterilmek istenmesine yine savunmaları ile cevap verir. Tarihi etüdler yapar, her savunmada yeni bilgiler kullanır. “Beni rejimin aleyhindedir diye itham etmişler. Buna cevaben deriz ki . Her hükümette muhalifler bulunur, asayişe emniyete ilişmemek şartı ile herkes vicdanı ile kalbiyle kabul ettiği bikr metodu , bir fikri ile mesul olamaz. Çünkü dininde en mutaassıp ve cebbar bir hükümet olan İngilizlerin yüz sene hakimiyeti altında bulunan yüz milyondan ziyade Müslümanlar, İngilizlerin küfri rejimlerini Kur’an ile reddettikleri ve kabul etmedikleri halde, İngiliz mahkemeleri şimdiye kadar onlara o cihette ilişmemişler. Hem bu millette ve hükümet-i islamiye içinde eskiden beri bulunan Yahudiler ve Nasraniler bu milletin dinine ve kudsi rejimlerine muhalif ve zıt ve muteriz oldukları halde, hiçbir zaman mahkeme kanunlarıyla onlara o cihette ilişmemişler.
Hem Hazreti Ömer (RA) hilafeti zamanında bir adi Hristiyanla mahkemede beraber muhakeme olmuşlar. Halbuki o adi Hristiyan, Müslümanların hem mukaddes rejimlerine, hem dinlerine, hem kanunlarına muhalif iken, o mahkemede onun hali nazara alınmaması gösteriyor ki mahkeme hiçbir cereyana alet olamaz, hiçbir tarafgirlik içine giremez ki Halife-i Ruy-ı Zemin, adi bir kafirle muhakeme olmuştur.
İşte ben de yüzer Ayat-ı Kur’an’iyeye istinaden Kur’an’ın kudsi kanunlarının yerine medeniyetin bozuk kısmından anarşilik hesabına ve bir nevi Bolşeviklik namına istibdad-ı mutlak manasında Cumhuriyeti hürriyet perdesi altında dindarlar hakkında eşedd-i zulme alet olabilen muvakkat bir rejime değil yalnız ben belki bütün ehl-i vicdan muhaliftir, hiçbir hükümette bu suç sayılmıyor. “(Külliyat 2/1876)
Bediüzzaman kendine ve talebelerine, eserlerine yapılan eziyetten çok mutazarrır olmuştur. Bu yüzden üç devlet makamına bir dilekçe göndererek cumhuriyetin prensiplerine uyulmasını ve korunmasını istemiştir.Ya kendinin korunmasını ya da kalemine hürriyet verilmesini ister. Haberleşmemesi için postahanelere emir verilmiştir. Su ve ekmeğini getiren bir çocuktan başka kimseyle görüştürülmemiştir. Üstad yapılan zulme karşı “Daha sabır ve tahammülüm kalmadı" der. “Hürriyetin en geniş suretini veren cumhuriyet hükümetinde her bir hürriyetten men edilmekle beraber, düşmanlarım, benim aleyhime her cihetle serbest olarak beni eziyorlar. Hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikr-i ilmiyeyi temin eden cumhuriyet hükümeti, ya beni tam himaye edip, garazkar evhamlı düşmanlarımı sustursun veyahut bana düşmanlarım gibi hürriyet-i kalem verip müdafaatıma yasak demesin” (Külliyat 2/1686)
Namık Kemal Hürriyet Kasidesinde hürriyete kaside sunarak zulümleri anlatır. Bediüzzaman ise cumhuriyete, ideal cumhuriyete kasidei nesriyesini yazar. “Hürriyet-i vicdanı esas tutan hükümet-i cumhuriyenin elbette bu milletin milyarlar ecdadının ruhları bağlandığı bir hakikate ve onun yolunda dünyaya meydan okudukları ve iman-ı tahkikiyi galibane felsefeye karşı ispat eden bir eseri ve hadimlerini himaye etmek ehemmiyetli bir vasifesidir. Yoksa o zayıf hadimin ellerini bağlayıp binler düşmanlarını ona saldırtmaya hiçbir vecihle o cumhuriyetin düsturları müsaade etmez. Cumhuriyet beni dinleyecek diye şekvamı yazdım, evet Hasbünallahuvenimel vekil derim." (Aynı eser aynı yer)
Bediüzzaman bir ayetin cifri izahında kendi metodunu izah eder. O her zaman şartlar ne olursa olsun müsbet hareket etmeyi sistemle kavga etmemeyi şiar edinmiştir. Osmanlıdan sonra yeni devletin kuruluş yıllarına tekabül eden bu yorumu şöyledir. “O tarihte dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahade-i diniyeye ve din için silaha cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-ı esasi , bir düstur-ı siyasi oluyor ve hükümet laik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil m a n e v i b i r c i h a d - ı d i n, i m a n –ı t a h k i k i k ı l ı c ı y l a o l a c a k . Çünkü dindeki rüşd-i irşad ve hak ve hakikatı gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip teybin ve tebeyyün eden bir nur-ı Kur’an diye haber verip bir lema-ı icazı gösterir." (Külliyat 1/984) O cumhuriyeti kuran şahıslara herhangi bir tavır almaz, çünkü cumhuriyet alternatifi olmayan bir idare tarzıdır. Onun eleştirileri uygulamadaki ve komitelerin ifsadıyla yapılan yanlışlar ve Müslümanlara saldırıdır. Çünkü cumhuriyetin ilanı tam zamanında ve yerinde Sevr’in ilanını lehimize çeviren bir harekettir. “Sevr muahedesinde Kur’an’ın zararına gayet ağır şeraitle kafirane fikirlerini yine icra etmek olan planlarını akim bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilanla mukabeleye çalışmışlardır”( Külliyat 1/844) Onun düşüncesinin genişliğini, ufkunun mütealliğini anlamak çok da kolay değil.
Bediüzzaman daha on dört yaşlarında Karıncalara dağıttığı çorba tanelerinden hareketle onları cumhuriyet perver diyerek, cumhuriyet farklılığını ortaya koyar. Osmanlı döneminde , Meşrutiyet İttihat Terakki dönemlerinde cumhuriyeti, meşvereti, kanunıesasiyi savunur. Bunlara Kur’an’dan Peygamberimizin hayatından örnekler gösterir. Bugün Türkiye’de demokrasi sancısız yürüyorsa Bediüzzaman’ın radikal yolları Müslümanlara kurtuluş çaresi göstermemesi yüzündendir, ülkedeki radikal hareketler dahi onun metodunun büyüklüğüne sığınmışlardır. Bediüzzaman Cumhuriyet döneminde yine cumhuriyeti rencide etmeyecek şekilde, uygulamanın ve kendisine yapılan zulümlerin cumhuriyet şemsiyesi altında olmasına karşı çıkar, cumhuriyet adına uygulanan cumhuriyet uygulamalarını eleştirir.
Cumhuriyet ve Bediüzzaman-3





