Sayın Doçent, Alkan “Eleştiri bir sanattır, ilim değildir ama ilme genişlik getirir, sahasını büyütür” demiş ünlü bir eleştirmen. “Bir şey eleştirilmeyince değeri ortaya çıkmaz demiş” Thomas Stearn Eliot. Dünyanın büyük eserlerinin büyüklüğünün bir önemli noktası, onların eleştirilemez değil, eleştiriye kendini muktedir görecek insan olmayışından dolayıdır.
Kur’an nazil olduğunda Arapların edebiyat dahileri onu eleştirmek istediler. Ama güçleri yetmedi, Arap edebiyatı o devirde çok ileri gitmiş bir edebiyattı, ama buna rağmen kimse onun çok yönlü eleştirisini yapamadı, tarih de nakletmiyor. Kur’an, Mütekellim-i Ezeli kendi eserini insanların eleştirmesi için onlara çok yönlü çağrıda bulundu, eğer eleştiremezlerse din ve namuslarının tehlikede olduğunu söyledi, bu edip millete bu kadar büyük çağrı yapıldığı halde kimse eleştirme iktidarını gösteremedi ve Bediüzzaman’ın naklettiğine göre, Lebid ‘in kızı Kabe’nin duvarındaki şiiri indirdi ve; “Ayata karşı bunun bir kıymeti kalmadı.” dedi. Allah mukayese ve benzer metinler talep etti ama kimse yapamadı, çünkü Allah’ın kozmik sanat eserleri nasıl insanlarınkine benzemiyorsa, kelamı da benzemez ve taklid edilemez. İnsan naylondan çiçek yapar, Allah ise çiçeği yaratır, Yirmi santimlik bir bağla toprağa bağlanan çiçek o yirmi santimlik boy ve kök ile toprağı öyle bir eler ki o kaba toprak yirmi santimlik büyük bir fabrika ameliyesinden sonra latif, ipeksi yapraklara dönüşür. Bir çiçeğin benzerini yapamayan insan nerden Kelam-i İlahiyi yapsın?
Abdülhak Hamit bizim felsefi şiirimizin piridir, kimse onu taklid edememiştir, biraz Faik Ali yapmışsa da o da suni kalmıştır. Şimdi Bediüzzaman bizim edebiyatımızın ulaşılmaz bir Everest tepesidir. Tanzimat’tan günümüze onun el attığı konularda kimse çok şey söylememiş. O dini, edebi ve estetik bir boyutta anlatmıştır, kullandığı kalıpların tamamı müfessirlerin değil, üdebanın kullandığı edebiyat tarzlarıdır. Bir kere o üsluplarda ve tarzlarda bu tür konuları bizde kimse ele almamıştır. Bir de Bediüzzaman ilim ile dini sentezlemiş, aynen elma gibi, gıda ile vitamını bir arada vermiştir, kimse elma yerken vitamin aldığını bilmez, ama ona vitaminler yüklenmiş ve meyve yerken insanlar vitaminlerini de alırlar. Ama ilaçlar sadece ilaçtır, ne kadar iyi ambalaj yapılsa da insanlar ilaç aldıklarını bilir ve tiksinirler.
Mesela bir Onuncu söz isimli eserini kim eleştirebilir? İbn-i Sina ve Marks bu konularda susmuşlar, İslam alimleri naslarda kalmışlar, ilim zaten ona kapı kapalı. Bediüzzaman İbn-i Sina’nın gidemediği yolda büyük bir cadde açmış, kitap hem üslub, hem tasnif, hem ikna ediciliği, hem inkarı yavaş yavaş eritmesi, hem sonuç, hem taalluk ettiği meseleler, hem evrenden verdiği misaller ve gözlemler itibari ile büyük bir eserdir. Bunu kim eleştirebilir? Yazıldığından bu güne bir asra yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen, ancak istifade edilen ve hayran olunan, ama eleştirmeye kimsenin iktidarı olmayan bir eserdir.
Kader bahsi İslam itikadının girdabıdır, bu bahiste ülema ancak çok yüksek alimlere has bazı yorumlar yapmışsa da avama, herkese hitap eden bir kader yorumu yapılmamıştır. Allah ile yarattığı alem arasında insanlara pencereler açan Pencereler Risalesi binlerce gözlemden itikada giden pencerelerdir. Bunlar örneği olmayan bakış açıları ve tevhid yorumlarıdır. Sonra bedii yani benzeri olmayan kalıplarda yazılmışlardır, sıradan alimlerin sıravari düşüncesi değil, dehaların geometrisi ortaya konamayan şekli ile kaleme alınmışlardır. Kader ile zaman arasında bağlantı kurmak kimsenin kârı değilken, bu iki müşkül meseleyi, birlikte kaderi anlatmada kullanmıştır.
Tevhid bahsi ki, Bediüzzaman’ın şahaseridir. O kadar çok yönlü perspektiflerden ve kanallardan Allah’a, O’nun sıfatlarına, esmasına, fiillerine gider ve onlarla insanın fiilleri arasında bağlantılar kurar ki, bu, bu güne dek ülema tarafından başarılmış şeyler değildir. Ayetü’l-Kübra isimli eseri, bir tevhidi seyahat suretinde kaleme alınmıştır, bütün evrenin, İslam itikadının önemli meseleleri bu seyahatın güzergahında görülmüş ve onlardan Allah’a giden yollar insanın itikadına açılmıştır. O kadar önemli bir eser ki, Hazret-i Ali bu kitaptan asırlar önce bahsetmiştir. Niçe ve daha birçok nihilist filozofun inkar temalarını bu kitap yerle bir etmiştir, kimse Bediüzzaman kadar son üç yüz yılın küfri temalarını bilmediği için böyle bir eser kaleme alamaz, alsaydı zaten ortaya çıkardı.
Mucizat-ı Ahmediye benzersiz bir risaledir, on iki saatte yazılmıştır, yüzlerce isim, yer, olay anlatılır, onları bu kadar kısa sürede kitapsız, müracaatsız yazmak, bir ulaşılmaz dahinin eseridir. Mucizat-ı Kur’aniye bin yıldır mülhidler, insi ve cini şeytanlar ve fen alimleri tarafından eleştirilen ve hikmeti anlaşılamayan ayetleri anlatmış, bugün en iyi bilenin yüzde onuna ancak muhatab olacağı bir eserdir. Muhakemat isimli eseri bugün medrese ve edebiyat alimlerinin ancak çok azını anlayabileceği büyük bir eserdir.
Demek istiyorum ki, güzelliği ve çirkinliği fark edilen eserler eleştirilir, noksanı ortaya konur. Bediüzzaman eleştirilebilecek bir metin ortaya koymamış, çünkü benzersiz ve dahiyane. Bu yüzden eleştirilemez değil, eleştirecek muktedir kimselerin olmadığından dolayıdır. Dünyada bazı eserleri eleştirmek iyi karşılanmamış, çünkü müellif ile münekkid denk değilse veya münekkidin ufku müellifi aşıyorsa eleştiri yapabilir, yoksa dağa taş ile saldırmak gibidir. Joyce’in Ulysses’i Dante’nin İlahi Komedyası Mevlana’nın Mesnevisi büyük eserlerdir, kimse eleştirmeye kendini yeterli görmediği için bilmecburiye hayranlık noktasında kalmıştır. Risale-i Nur ise öyle değil, çok daha başkadır.






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.