Bediüzzaman kapılar açan adam, insanların itikad dünyasını genişleten, felalaket ve inkar asrının insanlarının tıkanan itikadlarını genişleten ve onlara kapılar pencereler açarak itikadlarını güçlendiren bir büyük yazar, bir Kur’an yorumcusu.
Kapı ve bab kelimesi onun eserlerinde önemli roller üstelenen ve günlük hayatta karşılaştığımız anlamlarından daha büyük içerik sahibi kelimeler haline dönüşmüştür. Büyük eserlerinde b a b kelimesi onun tasarım dehasının ana kelimesidir. Ayetü’l-Kübra’da birinci bab, birinci kapı on dokuz duraklı bir büyük itikad malikanesi, bir görsel seyahattir. On dokuz değişik duraktır, durakların her biri son derece büyük manalar yüklenmiş ve gittikçe büyüyen ve kendilerinden sonraki durakların kazanımlarına birbirine ekleyen geniş ve derin ve yüksek duraklardır. Kainattan Halıkını soran bu Bediüzzaman her duraktan marifet yüklü olarak diğer duraklara geçer ve sonunda öyle geniş bir itikad elde eder ki kendini dinleyelim: “Sonra dünyaya gelen ve dünyanın Yaratanı’nı arayan ve on sekiz adet mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mirac-ı imani ile gaibane marifetten hazırane ve muhatabane bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu adam.” (Tarihçe-i Hayat, 362) On dokuz basamaklı bir iman merdiveni ile hakikatın arşına çıkar ve aradığına muhatab olur. Yolcu nasıl bir adamdır, m e r a k l ı ve y o l c u a d a m'dır. Bediüzzaman’ın peşinden giden merakını boş yere sarfedemez, meraklı ve yolcudur.
Bab kelimesi Haşir denen hakikati anlatırken daha değişik bir mana yüklenir. Haşir ulaşılması güç bir imani hakikat. Bütün İslam üleması kapıları olmayan bu büyük itikad sarayanın önünde saraya nasıl gireceklerini düşünürler, öte yanda filozoflar o sarayın bir başka yerinde yine o saraya nüfuz etmenin yolunu düşünürlerken, birden bu bin yıllık naslara dayanan hakikati çözen adam uzaktan görünür ve çözümsüz bu iki grubun yanına gelir ne düşündüklerini onlara sorar, onlar da; “Öldükten sonra dirilme bir akli mesele değildir, naklidir akıl bu yolda gidemez.” derler Bediüzzaman Haşir risalesini yazar ve onlar ve onlar gibi düşünenlerin eline verir. Abdullah Cevdet haşri inkar edecek bir eser yazmak ister, onun İstanbul’daki ilk baskısını okur ve “Adam gözle görür gibi yazmış.” der ve vazgeçer.
Bu büyük itikad malikanesine Bediüzzaman Allah’ın isim ve fiillerinden seçtikleri on iki kapı ile girer ve girdirir insanları. Bunlar Rububiyet ve Saltanat, Kerem ve Rahmet, Hikmet ve Adalet, Cud ve Cemal, Şefkat ve Ubudiyet, Haşmet ve Sermediyet, Hıfz ve Hafıziyet, Vaad ve Vaid, Hikmet, İnayet, Rahmet ve Adalet, İnsaniyet gibi fiiller ve bunların doğduğu isimler ve sonunda Risalet ve Tenzil kapısı.
Bediüzzaman bu kapıları saydıkları ile sınırlı görmez. Onun buradaki kapıları Allah’ın isimlerinden girilen kapılar ve tekvini ayetler dediği kainat kitabının şekil ve hacim giymiş ayetleridir. Haşir bu iki unsurun harmanlanmasından doğmuştur. İsimler ve filler ile gözlemler birleştirilmiş ortaya Haşrin hakikatı çıkmıştır. Bu yüzden delillerin anlattıkları ile sınırlı olmadıklarını söyler: “Hem sakın zannetme ki Haşri iktiza eden Esma-i İlahiye bahsettiğimiz gibi yalnız Hakim, Kerim, Rahim, Adil, Hafız isimlerine münhasırdır. Hayır belki kainatın tedbirinde tecelli eden bütün Esma-i İlahiye ahireti iktiza eder, belki istilzam eder.” (Sözler, 137)
Sıra tabiatta görülen ayetlerdir, onlar da sınırsızdır. “Hem z a n n e t m e k i, Haşre delalet eden a y a t –ı T e k v i n i y e y i şu geçen bahsettiğimize münhasırdır. Hayır belki ekser mevcudatta sağa sola açılır perdeler gibi v e c i h ve keyfiyetleri vardır ki bir vechi Sanie şehadet ettiği gibi diğer vechi de Haşre işaret eder. Mesela insanın Ahsen-i takvimdeki hüsn-ü masnuiyeti Sanii gösterdiği gibi, o Ahsen-i takvimdeki kabiliyet-i camiasıyla kısa bir zamanda zeval bulması haşri gösterir.” (Sözler, 137) Demek Allah’ın sanatlı yaratığı her şeyden iki perdeden biri açılınca Allah bilinir, diğeri açılınca ahiret görülür. Eğer Bediüzzaman her isimden, fiilden ve her kozmik ayetten, varlıklardan açılan kapıları izah etseydi Haşir risalesi sonsuza dek uzanan bir eser olurdu.
İnsan şuuru başında, gözü semada olduğunda yüksek gayeler ve maksatlar için yaratılmış bu koca kainatı görür, bu Allah’ın Rububiyet ve Uluhiyeti’nin tezahürüdür. Onu kabullenirse, kabulün karşılığı mükafattır ve ahrettir. Reddederse ne olsun.
Allah eserleri ile nihayetsiz ikram ediciliğini, nihayetsiz rahmetini, sonsuz izzetini ve nihayetsiz gayretini gösteriyor. Sınırlı ikram hakkı verilirse sonsuz ikrama dönüşecektir, işte bir kapı, nihayetsiz ikram kapısı, ama dünyadaki dar evde sınırlı ikram, ta ki sonsuz ikrama liyakat kazanılsın, bunun hakkını veren daha büyük ikrama hak kazansın. Bütün bu ikramları görmezlikten gelen ve ibadetle kendini sevdirmeyen ne olsun.. Haşrin iki kapısı var biri Cennet’e açılan biri de Cehennem’e
Hikmet, intizam, adalet ve mizan, çok geniş ve çok hassas bir kapı. Birbiri içinde birbirini tamamlayan intizamı olmayan bir şeyin hikmeti, gayesi olamaz. Düzenli bir yapıdan hikmet çıkar, intizam tek başına bir şey ise, iki intizamlı şey arasında hikmeti sağlayan bir denge gerekir, o da adalet ve mizan birbirini tamamlayan dört eylem. Adalet bir şeyi meydana getiren cüzler ve parçalar arasında eşitlikçi durum, mizan da onlar arasında hikmeti bozmayan denge. İnsan vücudunda her şey intizamlı, o intizamlı şeyler arasında bir adalet, her şeye ihtiyacı olanı verme ve ondan sonra o şeyler yani bedenin bütün cüzleri arasında birbirini işini ve fonksiyonunu bozmayan bir denge, bütün bu eylemler birbirini tamamlıyor. Hikmet” Görmüyor musun ki insanda bütün aza, kemikler ve damarlarda hatta bedenin hüceyratında, her yerinde, her cüzünde faideler ve hikmetlerin gözetilmesi.” (Sözler, 104) Bediüzzaman fizyoloji ilmi ile hikmet arasında bağlantı kuruyor ve insan bedeninin fonksiyonelliğini nazara veriyor. İşte ayat-ı kevniye dediği bu fizyoloji ilmi. İnsanın her uzvuna bu kadar fonksiyonlar yükleyen bir ilah o büyük makinayı toprağa gömmez, onun önüne hikmet ve adalet, mizan ve intizam çıkar yok olmaz der. İşte Bediüzzaman haşirsizlik eylemine Allah’ın isimleri ve fiillerinin müsaade etmeyeceğini ifade eder, aradaki paradoksu ve zıtlığını nazara veriyor. Bütün haşir risalesi eylem ile isimler arasındaki dengeyi kurarak haşri zorunlu kılıyor.
Cud ve Cemal kapısından ahirete giden yol. Şu tasvir ile şu kevni ayet ile konuşur: “Dünya yüzünü bu kadar müzeyyen masnuatıyla süslendirmek, ay ile güneşi lamba yapmak, yeryüzünü bir sofra-i nimet ederek mat’umatın en güzel çeşitleriyle doldurmak, meyveli ağaçları birer kap yapmak, her mevsimde bir çok defalar tecdid etmek, hadsiz bir cud ve sehaveti gösterir.” (Sözler, 106) Böyle bir güzellik ve bolluk sahibi bütün bu kurgunun en mükemmel istifade edeni olan insanı toprağa gömerse bu ihsan ve cömertliğin ne anlamı kalır?
Dua ve isteklere cevap veren bir şefkat sahibi en büyük kulu olan ve kendine muhatab ettiği peygamberinin, “en sevgili mahlukunun, en büyük hacatı olan ebediyeti “ ona vermesin, dolayısı ile bütün insanlara… O’nun şefkati böyle bir eylemi yapmaz.
Bütün mevcudatı, güneşlerden, ağaçlardan, zerrelere kadar emrine itaat ettiren bir haşmetin sahibi bu dünyada geçici bir süre yaşayan en harika yaratığını sınırlı bir haşmet dairesinden daimi haşmet dairesine dahil etmesin. Haşmeti böyle bir küçüklüğü kabul etmez. Çünkü haşmet ve azamet sıradanlığı kabul etmez. Hıfz ve Hafıziyetten açılan kapıdan muhafazaya ve muhasebeye geçer, her şeyi kişiliğini koruyan, a’malini koruyan elbette bu korumayı bir muhafaza ve muhasebe için yapacaktır, muhasebe yeri de ahrettir. En küçük bir bitkinin amalini muhafaza, edip ikinci bir baharda muhasebe neticesi amali ile dirilten, insanın büyük amallerini zayi etmez. Vaad ve Vaid kapısından kullarının güzel isteklerine cevap veren, kötülüklerini de cezalandırmalıdır. Güzellik ancak cezalandırma ile güzelliktir. İhya ve imate kapısından bütün mahlukatı sürekli yaratan ve öldüren, öldürüp diriltmekle kainatın büyük sahnesinde oyunları ve gösterilerini tazeleyen Allah elbette en büyük gösteri olan ahireti buradaki rollere göre inşa edecektir. Burada roller biçilmiş ve oynanıyor, rollerini güzel oynayanlara mükafat ve ödül, oynamayanlara ise ceza vermek mantıklı değil mi? Bu dünya bekasız, sebatsız ama burada okyanus gibi hikmetler görülüyor, açık inayet görülüyor, kahredici bir adalet görülüyor, vasi bir merhamet görülüyor. Bunlar ile sebatsızlık, devamsızlık, bekasızlık arasındaki dengesizlik sabit, daimi ve baki bir ahireti gerektirir.
Bediüzzaman, insaniyet ile İsm-i Hak arasında bir bağlantı kurar. İnsanı yirmi değişik yönden tarif ederek onun harika ve olağanüstü kimliğini tahlil eder, bu kadar büyük özellikler ile kainatın odağına yerleştirilmiş bir canlıyı, kendinin en büyük sanat eserini, ressamın ezeli tablosunu, muhatabını, mütefekkirini, esmasının aynasını, bütün isimlerinin ve ism-i azamının en büyük yansımasını, onu en güzel bir surette yaratmasını, onun en güzel kudretin mucizesi olmasını, rahmet hazinesinde ne varsa tartacak ve tanıyacak alet ve mizanlarla yüklü müdakkik canlısını, kabiliyeti en yüksek, mahiyeti en büyük canlısı olan insanı burada toprağa gömsün mümkün mü? Ona burada tattırdığı saadetin süreklisini orada vermesin. Bu ince ve çok yönlü yapı ahireti gerektirir. Mimar Sinan, Selimiyeyi yaptıktan sonra toprağa gömer mi, Mikelanj Musa heykelini toprağa gömer veya çekiçle dağıtır mı, Picasso Guernicaa’sını hiç yakar mı? Bediüzzaman’ın bu kadar harika eserleri ahiret olmasa bir anla silinip gitmez mi? O büyük adam boşa kürek sallamış olmaz mı?
Büyük bir kapı açılmış ahirete, bir yol keşfedilmiş ebedi hayata, küşad edilmiş bir Cennet kapısı, kim tarafından? Bütün peygamberler mucizeleri ile, evliyalar keşif ve kerametleri ile, bütün asfiya muhakkik alimler araştırmaları ile, Cenab-ı Peygamber bin mucizesi ile, kırk vecihle mucize olan Kur’an’ı azimüşşan bu yolu, kapıyı ebedi hayatın yolunu ve kapısını açmışlar. Sinek kanadı kadar gücü olmayan vehimler bu b ü y ü k k a p ı y ı nasıl kapatabilir.
İşte büyük hakikatlere kapılar açan büyük fatih Bediüzzaman’ın kapılarından bazıları … Yazıklar olsun bu kapıları görüp de insanları o kapılara kadar getirmeyenlere…






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.